KÜTÜPHANE | ZINOVYEV

Komünist Enternasyonal belgelerinden....

(Komünist Enternasyonal’in Balkan ve Tuna Ülkeleri Proletaryasına, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan ve Türkiye Komünist Partilerine Mesajı/5 Mart 1920)

Rusya proletaryasının izinde

Komünist Enternasyonal, Balkan ülkelerindeki komünist hareketi sevinçle selamlar. Bulgaristan Komünist Partisinin Sobranye seçimlerinde kazandığı parlak zafer, işçilerin son günlerde tüm Bulgaristan’ı saran ve çoğu kez askeri birliklerle kanlı çatışmalara yol açan kitle grevleri ve gösterileri; Romanya’da bir yıldır süregelen iktisadi ve siyasi ayaklanmalar dalgası; Bükreş proletaryasının 1918 Aralık ayında giriştiği ve onlarca işçinin vurularak ölmesiyle son bulan eylemler; Sırbistan Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Üçüncü Enternasyonal’e resmen katılması, işte bütün bu olaylar, Balkan proletaryasının Rusya proletaryasının izinden gitme ve kendi diktatörlüğünü kurma isteğini ve devrimci yönelişini açıkça gözler önüne seriyor.

Rus Beyaz Muhafızlarının kesin yenilgiye uğratılması, Kolçak’ın tutsak edilmesi, Judeniç’in ordusunun tamamen yok edilmesi, Denikin’in yenilgisi, Rus-Ukrayna Kızıl Ordusunun Dinyester nehrine yaklaşması, Almanya’da devrimci hareketin yükselmesi ve kapitalist devletlerin saflarında gittikçe daha çok kendini duyuran parçalanma, işte bütün bunlar, Balkan yarımadasındaki proleter komünist hareketin yeni bir hızla gelişmesine hizmet ediyor.

Balkan halkları için proletarya devriminden başka çıkar yol yoktur

Zafer, komünistlerin olmalıdır. Bu düşünceyi Balkan ülkelerinin sadece proletaryasının bilincine değil, aynı zamanda emekçi köylülüğünün de bilincine derinlemesine yerleştirmeliyiz. Bunun için Balkan ve Tuna ülkelerinin komünist partileri ve örgütleri, işçilerin, köylülerin kurtuluşuna karşı olanların bizim programımız hakkında yaymaya çalıştıkları tüm yanlış fikirleri silmelidirler. Öncelikle de, güya Balkan ülkeleri iktisadi bakımdan geri oldukları için proletarya devriminin dışında kalacaklardır şeklindeki o pek sevilen iddiayı çürütmek gerekir. Balkanların komünist partileri ve örgütleri, bu malum iddianın karşısına, savaş sırasında ve savaştan sonra Balkan ülkelerinde gelişen iktisadi-siyasi koşulların tahlilini çıkarmalıdırlar. Çünkü bu koşullar, Balkan ve Tuna ülkelerinin emekçi kitlelerinin, içinde bulundukları güç durumdan kurtulmak için, proletarya devriminden başka çıkar yolları olmadığını kesin bir açıklıkla kanıtlamaktadır.

Rusya proletaryasının, üç devrim yılı boyunca, ağır ve kanlı deneylerin süzgecinden geçirerek oluşturduğu program ve mücadele yöntemleri, tüm ülkelerdeki, bu arada Balkan ve Tuna ülkelerindeki, proletarya kitlelerinin çıkarlarına uygundur.

Balkanlar: Emperyalist haydutların kapışma alanı

Balkan ve Tuna ülkeleri, coğrafi ve iktisadi konumları dolayısıyla çoktandır emperyalist devletlerin çıkar alanları içine çekilmiş bulunuyorlar. Kapitalist Çarlık Rusyasının Akdeniz’e inme tutkusu; emperyalist Avusturya ve Almanya’nın Ege Denizi kıyılarına, Anadolu ve Mezopotamya’ya yayılma tutkuları; İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Akdeniz’de, Mısır’da, Mezopotamya’da üstünlüğü kapmak için çekişmeleri; işte bütün bunlar, Güney’e, Orta Doğu’ya ve Uzak Doğu’ya giden yolların düğüm noktasını oluşturan Balkan yarımadasında çakışmakta ve iç içe girmektedir.

Balkanlarda üstünlüğü ele geçirmek için haydutların verdiği kanlı mücadele on yıllarca sürmüştür. Ne zaman ki haydutlar artık bitkin düşüp savaşmaktan vazgeçtiler, o zaman da onların Balkan ülkelerindeki ajanları ve uşakları durumuna gelmiş olan hakim sınıflar, bu savaşı kendi aralarında sürdürmeye başladılar. Son “büyük” emperyalist savaş Balkanlarda patlak vermiştir. Bu savaşın perde öncesini ise, 1912-1913 Balkan Harbi oluşturuyordu. Balkan Harbi, taraflardan herhangi birinin kesin zaferiyle sonuçlanmadığı için, emperyalist büyük devletlerin, Balkan yarımadasında kimin hakim olacağı, Asya ve Akdeniz’e giden büyük yollara kimin hükmedeceği sorununu kesin çözüme bağlamak için 1914 savaşına girmelerine yol açmıştı.

Emperyalistler tarafından kullanılan yerli egemen sınıflar

Emperyalist efendiler, Balkan devletlerini birbirlerine karşı savaşa sokabilmek için, bu ülkeler burjuvazilerinin toprak fethetme hırsından yararlanmışlar ve “Büyük Bulgaristan”, “Büyük Sırbistan”, “Büyük Romanya” gibi hayallerle akıllarını çelmişlerdir. Emperyalistler, değişik milliyetleri birbirlerine karşı kışkırtmış, silahlanmaları için onlara para vermiş, zenginlik kaynakları olan madenlerine, limanlarına ve hammaddelerine haciz koyarak, onları fiilen kendi sömürgeleri durumuna getirmişlerdir.

Savaş, Müttefiklerin zaferi ile son buldu. Romanya, Sırbistan ve Yunanistan, savaştan önce sahip oldukları toprakların üç-dört katından da fazla, muazzam ölçüde toprak kazandılar. Bulgaristan’ın bir kısmı, haydut komşuları tarafından bölüşüldü. Türkiye’yi bekleyen şey, tamamen parçalanma, Türkiye halkını bekleyen ise, Yahudi kavminin kaderi, yani kendi toprağı olmayan bir halka dönüşmektir.

Savaştan muzaffer çıkan ülkelere gelince, onlar Müttefiklerin kendilerine sağladığı desteğin bedelini, iktisadi ve siyasi bağımsızlıklarının fiilen yok edilmesiyle ödüyorlar. Savaşı yürütebilmek için almak zorunda kaldıkları milyarların dışında, Türkiye ve Avusturya-Macaristan’ın borçlarından kendilerine düşen pay nedeniyle devlet borçları daha da büyümüştür. İngiliz, Amerikan ve Fransız borsacıları, paralarını ve hisse senetlerinin garantiye alabilmek için, Versay ve Saint-Germain antlaşmalarıyla Romanya’nın ve Sırbistan’ın demiryolu ve gümrük işlerini denetleme ve bunlara müdahale etme hakkını elde etmişlerdir. Paris Yüksek Konseyi, bir yandan Sırp askeri kliğine, Romen toprak sahipleri sınıfına ve Romanya’nın yoz bürokrasisine milyonlarca yabancıyı -Bulgarları, Arnavutları, Macarları, Almanları, Ukraynalıları ve Rusları- neredeyse çiğ çiğ yemesi için bırakırken, öte yandan da her türlü iktisadi ve siyasi ayrıcalık elde etmek amacıyla, beş “büyük devlete” milli azınlıkları, gerektiğinde Sırbistan, Romanya ve Yunanistan üzerinde bir baskı aracı olarak kullanma hakkını tanımıştır.

Emperyalist savaşın yarattığı yıkım ve sefalet

Aslına bakılırsa, muzaffer ülkelerdeki halk kitlelerinin de iktisadi ve siyasi durumu, yenik ülkelerdeki kadar kötüdür. Ellerinde ne varsa savaş için harcamış, tüm iktisadi olanaklarını yitirmiş ve sanayi ile tarımı mahvetmiş olan Balkan ve Tuna boyu ülkelerinin kapitalist hükümetleri, halk kitlelerini sefalete itmişler, ölüme terketmişler, bir yandan işçi ücretlerinin düşürmüş, diğer yandan da besin maddelerinin ve mamul malların fiyatını fahiş derecede yükseltmişlerdir.

İşte bütün bunlar, ister istemez, halkın en alt tabakalarının direnmesine yol açtı ve ayaklanmalar başgösterdi. Topraklarını ve halklarını, hiç direnmeksizin yabancı boyunduruğuna terketmiş olan yenik Balkan devletlerinin, ülkede en zalimce baskı yöntemleriyle “huzur ve nizam” sağlama umutları boşa çıktı. Aynı şekilde Romanya, Yunanistan ve Sırbistan savaşta sundukları hizmetler karşısında “Müttefikleri”nden yardım almayı boşuna hayal edip durdular. Çünkü İngiliz ve Fransız kapitalistleri daha kendi ülkelerindeki çöküntüye bir çare bulmaktan acizdirler, kendi ülkelerindeki sanayi ve ulaşımı yeniden kuramamışlardır ve dolasıyla Balkan ülkelerine herhangi bir yardımda bulunmaları mümkün değildir. Tam tersine, bu ülkelere gelecekte daha da fazla bir hammadde kaynağı ve gereksiz mallar pazarı gözüyle bakacaklardır. İster “düşman”ları, ister “müttefik”leri olsun, Balkan devletlerini soyup soğana çevirmeye daha da acımasızca devam edeceklerdir.

Nitekim Amerikan sermayesiyle İngiliz-Amerikan sermayesinin Romanya’nın petrol bölgelerini kapmak için sürdürdükleri mücadele, Müttefiklerin Balkanlar burjuvazisine, kazandığı zaferin meyvalarını toplamasına izin vermeye hiç de niyetleri olmadığını kanıtlamaktadır.

Çözüm: Federatif Sosyalist Balkan Sovyetleri Cumhuriyeti

İzledikleri talan siyaseti yüzünden, Balkan ülkelerini gelecekte bugünkünden de kötü şeyler bekliyor. Milletlerin Avusturya-Macaristan’ın yenilgisinden ve Bulgaristan’la Türkiye’nin parçalanmasından sonra ortaya çıkan yeni dağılımı, Balkan yarımadasında milliyetler meselesini, savaş öncesine göre, daha da karıştıracaktır. Yabancı milliyetlerden çok daha fazla sayıda unsur, muzaffer devletlerin hakimiyeti altına girmiştir. Ve izlenen milli baskı siyasetinin, doymak bilmeyen militarizm siyasetinin, kurtuluş için çok daha büyük bir istek uyandırması doğaldır. Dolayısıyla kurtuluş mücadelesi, daha da büyük boyutlara ulaşacaktır.

Bürokrat-toprak sahibi Sırp oligarşisinin hakimiyetine karşı Makedonyalı Bulgarlar, Arnavutlar, Karadağlılar, Hırvatlar ve Bosnalılar ayaklanıyor. Romen oligarşisine karşı mücadele edenler ise, sadece mülkleri Romanyalı toprak sahipleri tarafından talan edilen Eski ve Yeni Dobruca’daki Bulgar ve Türk çiftçilerinden ibaret olmayacak, bu mücadeleye Transilvanya’daki Macarlar ve Almanlar, Bukovina’daki Ruslar ve Ukranyalılar da katılacaktır. Yunan ticaret burjuvazisinin, vurguncu ve tefecilerin hakimiyetine karşı da, hem Epir bölgesindeki Arnavutlar, hem da Trakya’nın Türk ve Bulgar çiftçileri mücadeleye girişecektir.

Balkan ve Tuna halklarını bugün yeni bir amansız milliyetçi ajitasyon, milli kışkırtma ve milli-burjuva savaşlar dönemi tehdit ediyor. Ancak proletarya, zafer kazanarak yeni bir felaketi önleyebilir ve emekçi işçi ve köylü kitlelerini ekonomik ve milli baskıdan kurtarabilir. Ancak proletarya diktatörlüğünün zaferi, tüm halk kitlelerinin Federatif Sosyalist Balkanlar (ya da Balkanlar ve Tuna) Sovyetleri Cumhuriyetinde birleştirebilir ve onları hem kendi burjuvazilerinin, hem de yabancı burjuvazilerin feodal-kapitalist sömürüsünden, ayrıca sömürge boyunduruğundan ve milli didişmelerden kurtarabilir. Bu koşullar yüzünden komünist partisinin Balkan yarımadasında oynayacağı rol, milliyetler meselesinin sözkonusu olmadığı türden bir nüfusa sahip kapitalist ülkelerde oynayacağı rolden çok daha büyük olacaktır. İşte, Balkanlardaki komünist partileri, tüm çabalarını, komünizmin Balkan yarımadasındaki bu büyük tarihi rolünü gerçekleştirmeye yönelmelidirler.

Balkan komünistlerinin enternasyonal kenetlenmesi

Bugün içinde bulunduğumuz sosyalist devrime hazırlık döneminde Balkan komünist partileri, kendi ülkelerinde yürüttükleri çalışmanın yanısıra, Balkan partilerinin birbirleriyle bağlarını güçlendirmeye ve eylem birliği sağlamaya en büyük özeni göstermelidirler. Macaristan Sosyalist Cumhuriyeti’nin tecrübesi, Balkan partileri arasında en sıkı bir birlik sağlanmaksızın zafer kazanmanın olanaksız olduğunu açık seçik göstermelidir. Macaristan Sosyalist Cumhuriyeti, Romen, Güney Slav ve Çekoslovak işçilerinin desteğini alacak yerde, buralardaki beyaz hükümetlerin süngüsüyle karşılaştığı için yıkılmıştı.

Gene Sovyet Cumhuriyetlerinin tecrübelerinden çıkan ve Balkan ve Tuna ülkelerinin komünist partilerinin akıllarından hiç çıkarmamaları gereken ikinci ders ise, işçi kitlelerinin dışında geniş emekçi köylü tabakalarını, yoksul ve orta köylüleri komünist harekete kazanmanın zorunlu olduğudur. Romanya’da, Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Yunanistan’da, Türkiye’de, yani kısacası tüm Balkan ülkelerinde Sovyet iktidarının zafer kazanmasını ve sağlamlaştırılmasını belirleyecek olan şey, komünistlerin köylü kitleleri arasında Komünist Partinin etkisini ne derece yayabildikleri olacaktır. Balkan yarımadasında proletaryanın zaferini, Romen köylülerinin, Besarabyalı ve Bukovinalı köylülerin toprak sahiplerine karşı duydukları derin sınıf kini, Bosna ve Hırvat köylülerinin, Habsburglardan farksız olan Türk toprak sahiplerine besledikleri nefret, Bulgaristan’ın, Makedonya’nın ve Trakya’nın yoksul köylülerinin komünist partiye kazanılması belirleyecektir.

Balkan yarımadasında devrimin yakınlaştığını haber veren pek çok belirti var. Ama, Balkanlarda ve Tuna ülkelerinde proletaryanın iktidarı sadece ele geçirmesi yetmez, iktidarı elinde tutmasını da bilmelidir. Bütün ileri ülkelerdeki proleter komünist mücadelenin tecrübelerini iyi öğrenmeli, Rusya’daki işçi ve köylü devriminin tecrübesini aklından çıkarmamalıdır. Bu devrimin zafer kazanmasının nedeni, sadece Rusya’daki özel tarihi, coğrafi ve siyasi koşullar değil, bunun yanısıra Rusya Komünist Partisinin güçlü örgütlenmesi ve Çarlığa karşı on yıllarca hiç durmaksızın devrimci mücadele yürütmüş olan örgütlü Rus proletaryasının yüksek bilinç düzeyi ve sahip olduğu siyasi eğitimdir. Rusya proletaryası, ancak zafer için gerekli azami önkoşulları, bu zaferi korumak için gerekli azami önkoşulları hazırladıktan sonra iktidarı ele aldı. Balkan yarımadasında ise bu, ancak her Balkan ülkesindeki komünist partisi gerçekten proletaryanın örgütlü iradesini temsil ettiği zaman ve tüm Balkanlar ve Tuna ülkelerindeki komünist partileri tek bir devrimci birleşik cephe oluşturdukları zaman, mümkün olacaktır.

Yaşasın komünist Balkan partileri!
Yaşasın dünya devrimi!
Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu Başkanı

G. Zinovyev