KÜTÜPHANE | ZHDANOV

Natüralizm


Şimdi de natüralist. çarpıtma konusuna gelelim. Müziğin sağlıklı ve doğal ölçütlerinden uzaklaşmanın çok sık görüldüğü ortadadır. Kaba natüralist etkenler gittikçe daha büyük ölçüde müziğimize sızmaktadır. Serov, doksan yıl önce, kaba natüralizm tutkusu konusunda şöyle uyarmıştı:

“Doğada, sonsuz sayıda birbirinden farklı ve çok çeşitli ses vardır. Bazı durumlarda onlara gürültü, gökgürültüsü, gümbürtü, çatırtı, su sesi, vızıltı, mırıltı, çınlama, inilti, gıcırtı, ıslık, konuşma, fısıltı, hışırtı, vb. adı verilir; bazı durumlarda da sözle ifade edilemezler. Bu seslerin her biri müzik dilinde ancak olağandışı durumlarda, örneğin, çanların çalması, zillerin birbirine vurması, çelik üçgenin çınlaması ya da davulların ve teflerin çalınması durumlarında kullanılır. Müziğin kendine özgü materyali, belli karakterlerdeki seslerdir.”


Müzik eserlerinde zillerin ve davulların olağandışı olması ve kural olmaması doğru bir şey değil midir? Müzik eserlerine her türlü doğal sesin alınmaması gerektiği açık değil midir? Oysa, amaç ne olursa olsun geri bir adımı ifade eden bu affedilmez kaba natüralizm tutkusu aramızda ne kadar da yaygındır!

Açık söylemek gerekirse çağdaş bestecilerin çoğunun eserleri natüralist seslerle öylesine doludur ki, insana dişçinin dolgu makinasını ya da deyimi mazur görün, bir müzik cinayetini hatırlatmaktadır. Ama bunların hiçbiri güçlü eserler değildir.

Bu, akılsal olanın, yalnızca normal insan duygularının değil aynı zamanda normal insan aklının da ötesine atılmış bir adımdır. Hastalıklı bir durumun daha yüksek bir düzey olduğunu, şizofrenlerin ve paranoyakların çılgınlık nöbetlerinde, sıradan bir insanın normal durumunda ulaşamayacağı ruhsal doruklara ulaşabileceklerini öne süren moda “teoriler” bulunduğu bir gerçektir. Bu “teoriler”in ortaya çıkması kuşkusuz bir rastlantı değildir. Bunlar burjuva kültürünün yozlaşma ve çürüme dönemine özgü teorilerdir. Böyle “deneyleri” çılgınlara bırakalım ve bestecilerimizden normal insani müzik yapmalarını isteyelim.

Müzik yaratıcılığının yasa ve ölçütlerinin bir yana bırakılmasının sonucu ne olmuştur? Müzik, ona kötürüm bırakmak isteyenlerden öç almıştır. Müzik, içerikten ve yüksek bir sanat değerinden yoksun kalır da kaba ve çirkin bir hale gelirse, kendi varlık nedeni olan gerekleri yerine getiremez ve müzik olmaktan çıkar.

Bolşevik Partisinin Merkez Komitesinin müzikte güzellik ve incelik araması sizleri şaşırtabilir. Evet, güzel ve uyumlu müzikten, Sovyet halkının sanat zevkini ve estetik ihtiyacını karşılayabilecek müzikten yana olduğumuzu ilan ediyoruz. Ve bu zevkler ve ihtiyaçlar olağanüstü derecede yükselmiştir. Halk, bir müzik eserini halkımızın ve çağımızın ruhunu derinlemesine yansıtıp yansıtmadığına ve geniş kitleler tarafından anlaşılabilme derecesine bakarak değerlendiriyor.

Müzikte dehanın kanıtı nedir? Yalnızca küçük bir estetikçiler grubu tarafından anlaşılabilmesi değildir; bir müzik eserinin deha eseri olması, içerik ve derinliğinin derecesi, ustalığı, onu beğenen insanların ve coşku verdiği insanların sayısı ile kanıtlanır. Hemen alkışlanan her şey bir deha eseri değildir; ama gerçek deha hemen alkışlanır ve deha ne kadar büyükse, geniş kitleler tarafından o kadar daha fazla anlaşılır.

A. N. Serav, “sanatlarındaki gerçek ve zamana meydan okuyan güzellik olmasaydı ne Homer, Dante ve Shakespeare, ne Rafael, Tizian ve Poussin, ne de Palestrina, Handel ve Gluck hayranlık toplayabilirdi” derken çok haklıydı.

Bir müzik eseri ne kadar büyükse hitap ettiği insan ruhunda da o kadar duyarlı titreşimler yaratır. Müziksel algılama açısından insan o kadar olağanüstü bir alıcı, binlerce dalgası olan bir alıcıdır ki, onun için bir tek nota, bir tek tel ya da bir tek duygu yeterli değildir. Çağdaş insan, özellikle Sovyet insanı öylesine karmaşık bir alıcıdır ki, yalnızca bir tek noktayı, birkaç teli çalmasını bilen bir besteci yetersiz kalır. Glinka, Çaykovski ve Serav, Rus halkının müzik açısından çok gelişmiş olduğunu yazıyorlardı ve üstelik bunu klasik müzik henüz halk arasında yaygınlık kazanmamışken söylüyorlardı. Sovyet iktidarı yıllarında halkın müzik kültürü olağanüstü bir düzeye ulaştı. Daha önce yalnızca müziğe yatkın olan halkımızın sanat zevki, klasik müziğin büyük ölçüde yaygınlaşması sonucunda son derece zenginleşti.

Müziğin yoksullaşmasına izin verirseniz ve Muradeli’nin operasında olduğu gibi orkestranın sunduğu bütün olanakları ve şarkıcıların olanca yeteneklerini sonuna kadar değerlendiremezseniz, dinleyicilerinizin müzik konusundaki taleplerini karşılayamazsınız. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Halkın anlamadığı eserler yazan besteciler, müziklerini halk bugün anlamasa bile yarın olgunlaştığı zaman anlar diye düşünmesinler. Halkın, anlamadığı müziğe ihtiyacı yoktur. Besteciler halka kızmayı bırakıp kendilerine kızmalıdırlar. Halkı neden memnun edemediklerini, neden onun beğenisini kazanamadıklarını anlamak ve halkın bu eserleri anlamasını ve

beğenmesini sağlamak için ne yapmaları gerektiğini bulmak için eserlerini eleştirici bir şekilde gözden geçirmelidirler. Yaratıcı çalışmalarını bu temel üzerinde yeniden düzenlemelidirler.