KÜTÜPHANE | ZHDANOV

Leninizm ve Edebiyat


Bu hataların ve eksikliklerin nedeni nedir?

Bunun nedeni adı geçen dergilerin yöneticilerinin, Sovyet edebiyat adamlarımızın, Leningrad’daki ideolojik cephemizin önderlerinin, Leninizmin edebiyata ilişkin bazı temel ilkelerini unutmuş olmalarıdır. Birçok yazar ve sorumlu yazıişleri müdürleri olarak görev yapan ya da Yazarlar Birliği’nde önemli mevkilerde olanlar, siyaseti, Hükümetin ya da Merkez Komitesinin işi olarak görmektedir. Edebiyat adamlarına gelince, siyasetle uğraşmak onların işi değildir. Eğer bir eser iyi yazılmışsa, sanat açısından güzelse, gençlerimizin kafasını bulandırabilecek zehirli unsurlar taşısa bile, yayınlanması gerekir.

Hem yazarlık yapan hem de edebiyat alanında önder durumda olan yoldaşlarımızdan, o olmadan Sovyet düzenimizin, yaşayamayacağı şeyi, yani siyaseti rehber edinmelerini istiyoruz; öyle ki gençlerimiz, her şeye boş verme ruhuyla değil de, iyimser ve devrimci bir ruhla yetişsinler.

Leninizmin, on dokuzuncu yüzyılın Rus devrimci demokratlarının en iyi geleneklerini bağrında topladığını ve Sovyet kültürümüzün, eleştirici bir gözle özümlenmiş olan geçmişin kültür mirasından kaynaklandığını ve beslendiğini biliyoruz.

Lenin ve Stalin’in ağzından Partimiz, Belinski, Dobrolyubov, Çernişevski, Saltikov-Şçedrin ve Plehanov gibi büyük Rus devrimci demokrat yazar ve eleştirmenlerin edebiyat alanındaki büyük önemlerini defalarca belirtmiştir. Belinski’den itibaren devrimci demokrat Rus aydınlarının en iyi temsilcileri “saf sanat” ve “sanat için sanat” görüşlerini reddetmişler ve sanatın eğitici ve toplumsal bir içerik taşıdığını savunarak halk için sanat anlayışının sözcülüğünü yapmışlardır. Sanat kendisini halkın kaderinden uzak tutamaz. Belinski’nin ünlü Gogol’e Mektup’unu hatırlayın; bu mektupta büyük eleştirmen, bütün içtenliği ve coşkusuyla, Gogol’ün halkın davasına ihanet ederek Çar’ın tarafına geçmeye kalkışmasını kınar. Lenin bu mektubun, sansür edilmemiş demokratik basının en iyi örneklerinden biri olduğunu ve büyük edebi önemini bugüne kadar koruduğunu sôylemişti.

Edebiyatın toplumsal öneminin o kadar güçlü bir şekilde ortaya konmuş olduğu Dobrolyubov’un yazılarını hatırlayın. Bütün Rus devrimci demokrat gazeteciliği Çarlık düzenine karşı derin bir nefret ve halkın temel çıkarları uğruna, onların karanlıktan kurtarılmaları, eğitilmeleri ve Çarlık düzeninin zincirlerinden kurtulmaları uğruna mücadele etmek soylu isteğiyle doludur. Halkın en yüce ülküleri uğruna savaşan militan bir sanat: İşte Rus edebiyatının büyük temsilcileri sanat ve edebiyatı böyle görüyorlardı.

Bütün hayalci sosyalistler içinde bilimsel sosyalizme en fazla yaklaşan ve eserleri, Lenin’in belirttiği gibi, “sınıf mücadelesi ruhunun belirtilerini taşıyan” Çernişevski, sanatın görevinin, hayat hakkında bilgi vermenin yanı sıra, insanlara toplumsal olayları doğru bir şekilde değerlendirmeyi öğretmek olduğunu söylüyordu. Onun silah arkadaşı ve en yakın dostu olan Dobrolyubov, “hayat edebiyatın ölçülerine değil, edebiyat hayatın akımlarına uyar” derdi; sanatın temelinin hayat olduğunu sanatsal yaratıcılığın o kaynağının hayat olduğunu belirten Dobrolyubov, edebiyatta gerçekçilik ve ulusal etken ilkelerinin kararlı savunucusu oldu. Ona göre, sanat toplumsal hayatta ve toplumsal bilincin şekillenmesinde etkin bir rol oynar; edebiyat da topluma hizmet etmeli, günün en acil sorularına cevaplar getirmeli ve çağının düşüncelerini izlemelidir.

Belinski, Çernişevski ve Dobrolyubov’un yüce geleneğini sürdüren Marksist edebiyat eleştirisi, her zaman, toplumsal içeriğe sahip gerçekçi bir sanattan yana olmuştur. Plehanov, sanat ve edebiyat konusundaki idealist ve bilimsel olmayan anlayışları açığa çıkarmak ve bize edebiyatın halka hizmet etmede bir araç olduğunu öğreten büyük Rus devrimci demokratlarının temel ilkelerini savunmak için çok çaba harcamıştır.

İleri toplumsal düşüncenin sanat ve edebiyata karşı nasıl bir tutum alması gerektiğini berrak bir biçimde ilk ortaya koyan Lenin olmuştur. 1905 yılının sonunda yazdığı “Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı” adlı ünlü makalesini hatırlatmama izin verin. Bu makalesinde Lenin, kendisine özgü güçlü dille, edebiyatın tarafsız olamayacağını ve proletarya davasının bütününün önemli bir parçası olduğunu ortaya koymuştu. Sovyet edebiyatımızın gelişmesinin dayandığı bütün ilkeleri bu makalede bulmak mümkündür.

“Edebiyat, parti edebiyatı olmalıdır” diye yazıyordu Lenin.


“Burjuva alışkanlıklarına karşı çıkmak için, tüccar burjuva basınına karşı çıkmak için, edebiyatta burjuva kariyerizmine ve kendi çıkarı peşinde koşmaya karşı çıkmak için ‘aristokrat anarşizmine’ ve kâr peşinde koşmaya karşı çıkmak için sosyalist proletarya Parti edebiyatı ilkesini öne sürmeli ve bu ilkeyi en zengin ve en bütünsel biçimde uygulamalı ve geliştirmelidir.

“Parti edebiyatı ilkesi ne demektir? Bu, yalnızca, edebiyatın sosyalist proletarya açısından, bireyler ya da gruplar için bir kâr aracı olmaması demek değildir; edebiyat hiçbir şekilde, proletaryanın genel davasından kopuk bireysel bir uğraş olamaz. Kahrolsun kendilerini üstün sanan insanlar sanan yazarlar! Kahrolsun tarafsız yazarlar! Edebiyat, proletaryanın genel davasının ayrılmaz bir parçası olmalıdır...”


Gene aynı makalede Lenin şöyle diyordu:


“Hem toplumda yaşayıp hem de ondan bağımsız olmak mümkün değildir. Burjuva yazarının, sanatçısının ya da aktörünün özgürlüğü, yalnızca maskelenmiş (belki de ikiyüzlü bir biçimde maskelenmiş) bir bağımlılıktır; para babalarına, rüşvete, harçlıklara olan bir bağımlılıktır.”


Leninizm, edebiyatımızın siyaset dışı olamayacağı, “sanat için sanat” anlayışını benimseyemeyeceği, tam tersine toplumsal hayatta önemli ve önder bir rol oynaması gerektiği ilkesinden hareket eder. Bundan da, Lenin’in edebiyat incelemesi konusundaki en önemli katkılarından biri olan, edebiyatın taraflı olması şeklindeki Leninist ilke doğar.

Dolayısıyla, Sovyet edebiyatının en iyi yönü, on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatının en iyi geleneklerini, büyük devrimci demokratlarımız Belinski, Dobrolyubov, Çernişevski ve Saltikov-Şçedrin’in başlattıkları, Plehanov’un sürdürdüğü ve Lenin ile Stalin’in bilimsel bir şekilde geliştirdikleri ve somutlaştırdıkları gelenekleri sürdürmesidir.

Nekrasov, şiirine ilham verenin “ıstırap ve öçmüzleri”* olduğunu söylüyordu. Çernişevski ve Dobrolyubov edebiyatı, halk için yapılan kutsal bir hizmet olarak görüyorlardı. Çarlık düzeninde Rus aydınlarının en iyi temsilcileri bu yüce ve soylu ülküler uğruna canlarını verdiler ya da sürgün ve zorla çalıştırma cezalarını gönüllü olarak göze aldılar.

Bu şanlı gelenekler nasıl unutulabilir? Bunları nasıl görmezlikten gelir de Ahmatova’ların, Zoşçenko’lann gerici “sanat için sanat” sloganını yaymalarına; tarafsızlık maskesi ardında Sovyet halkının ruhuna yabancı düşünceler aşılamalarını izin verebiliriz?

Leninizm, edebiyatımızı, toplumu değiştirmede çok önemli bir araç olarak görmektedir. Sovyet edebiyatı, büyük eğitici rolünde herhangi bir gerilemeye izin verecek olsaydı bunun sonucu bir geriye dönüş, “taş devrine dönüş” olurdu.

Stalin yoldaş yazarlarımıza, insan ruhunun mimarları adını vermiştir. Bu tanımın derin bir anlamı vardır. Sovyet yazarlarının taşıdığı büyük sorumluluğu; Sovyet gençliğini eğitmede, kötü edebiyat eserlerine göz yumulmaması konusunda taşıdıkları büyük sorumluluğu ortaya koymaktadır.

Bazıları Merkez Komitesinin edebiyat konusunda böylesine sert tedbirler almasını garip bulmaktadırlar. Bu bizim alışkın olduğumuz bir şey değildir. Sanayi üretiminde hatalar yapıldığında, tüketim maddelerinin üretim programında aksama olduğunda ya da kereste ikmali planlanan hedefin gerisinde kaldığında insanların açık eleştiriye tabi tutulması doğal karşılanmaktadır. Ama insan ruhunun etkilenmesi, gençlerin yetiştirilmesi konusunda hata yapıldığında buna göz yumulmaktadır. Oysa bu, bir üretim programının gerçekleştirilmemesinden ya da bir üretim görevinin yerine getirilmemesinden daha önemli değil midir? Merkez Komitesinin karan ideolojik cephenin, çalışmamızın bütün diğer kesimleriyle uygun adım yürümesini sağlama amacına yöneliktir.

Son zamanlarda ideolojik cephede ciddi boşluklar ve eksiklikler ortaya çıkmıştır. Zvezda ve Leningrad’da olup bitenler bir yana, sinema sanatımızın geriliğini ve tiyatrolarımızın repertuvarlarının kötü eserlerle dolu olmasını hatırlamak yeter. Merkez Komitesi soruna el koymak ve kararlı bir şekilde işleri düzene sokmak zorunda kalmıştır. Merkez Komitesi halka karşı, gençliğimizin yetiştirilmesine karşı görevlerini unutanlara yumuşak davranmak hakkına sahip değildir. Üyelerimizin dikkatini ideolojik çalışmaya ilişkin sorunlara çekmek ve bu alandaki işleri düzene sokmak istiyorsak, ideolojik çalışmada berrak bir çizgi geliştirmek istiyorsak, bu çalışmadaki hataları ve eksildikleri, Sovyet halkına; Bolşeviklere yaraşan bir biçimde amansızca eleştirmeliyiz. Ancak bu şekilde işleri düzene sokabiliriz.

Şöyle düşünen edebiyatçılar var:

Savaş sırasında çok az kitap basıldığı ve halk okumaya susamış olduğu için şimdi okuyucu, kötü de olsa her şeyi kapışacaktır. Bu baştan aşağı yanlıştır ve biz, yazarların, yayıncıların, yazıişleri müdürlerinin hiçbir ayrım yapmadan bize kakıştırdıkları eski eserleri kabul etmek zorunda değiliz. Sovyet halkı Sovyet yazarlarından, güvenilir bir ideolojik cihazlandırma, yeniden inşa planlarının gerçekleştirilmesini ve ülkemizin ulusal ekonomisinin gelişmesini ilerletmeye yardımcı olacak manevi bir besin kaynağı istemektedir. Sovyet halkı, kültürel ve ideolojik ihtiyaçlarının karşılanmasını istemekte ve edebiyatçılardan bunu talep etmektedir.

Savaş sırasında koşullar, bizi bu talepleri karşılamaktan alıkoydu. Ama halk günlük olayları kavramak istemektedir ve kültürel ve ideolojik düzeyi yükselmiş durumdadır, Ülkemizde ortaya çıkan sanat ve edebiyat eserlerinin niteliğinden çoğunlukla tatmin olmamaktadır. İdeolojik cephedeki bazı emekçiler bu durumu anlamamışlardır ve anlamak niyetinde de değillerdir.

Halkımızın zevkleri ve talepleri çok yüksek bir düzeye ulaşmıştır ve bu düzeye çıkamayanlar ya da çıkmak istemeyenler geri kalacaklardır. Edebiyatın görevi yalnızca halkın taleplerini karşılama düzeyinde kalmak değil, her zaman öncü olmaktır. Edebiyatın, halkın zevklerini geliştirmesi, taleplerini sürekli olarak yükseltmesi, halkı yeni fikirlerle donatarak onu ileri götürmesi gerekir. Halka ayak uyduramayan, onun gittikçe artan taleplerini karşılayamayan ve Sovyet kültürünü geliştirmek görevini başaramayanlar günün birinde mutlaka artık okunmaz olduklarını göreceklerdir.

Zvezda ile Leningrad’ın yöneticilerinin ideolojik: zaafları ikinci bir ciddi hataya yol açmıştır. Bazı sorumlular, çeşitli yazarlarla olan ilişkilerinde kişisel çıkarları, dostluk çıkarlarını Sovyet halkıl1ln siyasal eğitiminin ya da o yazarın siyasal eğiliminin üzerinde tutmuşlardır. İdeolojik bakımdan zararlı ve edebi açıdan da zayıf olan birçok eseri, yazıişleri sorumlularının, yazarları kırmamak için yayınladıkları söylenmektedir. Bu sorumluların gözünde, bir yazarı kırmaktansa halkın ve devletin çıkarlarından fedakarlık etmek yeğdir; Bu baştan aşağı yanlış ve siyasi bakımdan da tehlikeli bir anlayıştır. Bir kopekle bir milyon rubleyi değiştirmeye benzer.

Parti Merkez Komitesi, kararında, ilkelere dayanan ilişkilerin yerine kişisel dostluğa dayanan ilişkileri geçirmenin oluşturduğu tehlikeye işaret etmektedir. Bazı edebiyat adamlarımız arasında var olan ilkesiz kişisel dostluklar son derece olumsuz bir rol oynamış, birçok edebiyat eserinin ideolojik düzeyinin düşmesine ve bu alana Sovyet edebiyatının ruhuna yabancı olan insanların girmesinin kolaylaşmasına yol açmıştır. Leningrad’ın ideolojik cephesinin önderlerinin ya da Leningrad dergilerinin sorumlularının eleştiriyi bir yana bırakmaları büyük zarar vermiştir; ilkelere dayanan ilişkilerin yerine dostluk ilişkilerinin geçirilmesi, halkın çıkarları pahasına yapılmıştır.

Stalin yoldaş, bize, insan kaynaklarımızı korumak istiyorsak, halka önderlik ve öğretmenlik etmek istiyorsak, tek tek bireylerin kalbini kırmaktan korkmamamız ve cesur, açık, nesnel, eleştiriden çekinmememiz gerektiğini öğretiyor. Edebiyatla ilgili olsun olmasın her türlü örgüt, eleştiri olmaksızın yozlaşabilir ve gene eleştiri olmaksızın her türlü hastalık daha da artarak onulmaz bir hal alabilir. Yalnızca açık ve cesur eleştiri halkımızın çalışmadaki başarısızlıkların üstesinden gelmesine yardımcı olabilir. Eleştirinin olmadığı yerde durgunluk egemen olur ve ilerlemeye yer bırakmaz.

Stalin yoldaş, gelişmemizin en önemli koşullarından birinin, her Sovyet vatandaşının her akşam o günkü çalışmasının muhasebesini yapması, kendini korkusuzca değerlendirmesi, çalışmasını cesur bir şekilde tahlil etmesi, hatalarını ve başarısızlıklarını eleştirmesi ve daha iyi sonuçlar almak için ne yapılması gerektiği konusunda kafa yorarak sürekli olarak kendini geliştirmeye çalışmış olduğunu tekrar tekrar belirtmiştir. Bu sözler edebiyat adamları için de aynı derecede geçerlidir. Çalışmasının eleştirilmesinden çekinen bir kimse, halkın saygısına layık olmayan zavallı bir korkaktır.

Eleştirici olmayan bir tutum ve ilkelere dayanan ilişkilerin yerine kişisel dostluk ilişkilerinin geçirilmesi, Sovyet Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu’nda da egemendir. Yönetim Kurulu ve özellikle başkanı Tikhonov yoldaş, Zvezda ile Leningrad’da ortaya çıkan kötü durumdan sorumludurlar; onlar Zoşçenko, Ahmatova ve Sovyet düşmanı olan diğer yazarların zararlı etkisinin Sovyet edebiyatına sızmasını önlemek için bir şey yapmamakla kalmadılar, Sovyet edebiyatının ruhuna yabancı olan, eğilimlerin ve biçimlerin dergilerimizde yer almasına göz yumdular.

Leningrad dergilerinin başarısızlıklarına yol açan bir diğer etken de bu dergilerin yöneticileri arasında hüküm süren sorumsuzluk havasıdır. Öyle ki hiç kimse derginin genel sorumluluğunun ya da çeşitli bölümlerin sorumluluğunun kimde olduğunu bilmiyor ve dolayısıyla en basit bir düzen kurmak bile mümkün olmuyordu. Bu yüzden Merkez Komitesi, kararında, Zvezda’ya derginin siyasetinden, içeriğinin ideolojik düzeyinden ve edebi niteliğinden sorumlu olacak bir yazıişleri sorumlusu atamıştır.

Başka herhangi bir yerde olduğu gibi, edebiyat dergilerinin yayınında da düzensizlik ve anarşiye bundan böyle göz yumulmayacaktır. Dergilerin siyaseti ve içeriği konusunda sınırları belli olan açık seçik bir sorumluluğun gerçekleştirilmesi zorunludur.

Leningrad’ın ideolojik ve edebi cephesinin şanlı geleneklerini canlandırmalısınız. Her zaman en ileri fikirleri savunmuş olan Leningrad dergilerinin bayağılığı ve ideolojiye karşı kayıtsızlığı barındırdığını görmek çok acı bir şeydir. İleri bir ideolojik ve kültürel merkez olarak Leningrad’ın onuru yeniden sağlanmalıdır. Leningrad’ın Bolşevik Leninist örgütlerin beşiği olduğunu hatırlatmalıyız. Lenin ve Stalin’in, Bolşevik Partisinin, Bolşevik dünya görüşünün ve Bolşevik kültürünün temellerini attıkları yer burasıydı.

Bu şanlı gelenekleri canlandırmak ve daha da ileri götürmek Leningrad yazarları ve Parti üyeleri için bir onur sorunudur. Leningrad edebiyatından bayağılığı ve ideolojiye kayıtsızlığı sürüp atmak, Sovyet edebiyatının bayrağını yüksekte tutmak, ideolojik ve edebi gelişmeyi sağlamak için her fırsattan yararlanmak, günün sorunlarını işlemek, halkın taleplerine ayak uydurmak, kendi eksikliklerinin cesur bir biçimde eleştirilmesine, yaltaklanma ya da dostluk ve grup bağlılıklarına dayanmayan, gerçek, cesur, bağımsız, ideolojik, Bolşevik eleştiriyi her yolla özendirmek, Leningrad’ın ideolojik cephesinde çalışanların ve özellikle yazarların görevidir.

Leningrad Kenti Parti Komitesinin ve özellikle propaganda bölümünün ve ideolojik çalışmadan sorumlu olan, dolayısıyla da bu dergilerin hataları konusunda esas sorumluluğu taşıyan propaganda sekreteri Şirokov yoldaşın ne kadar ciddi bir hata işledikleri sanırım artık açıklığa kavuşmuştur.

Leningrad Parti Komitesi Haziran’ın sonunda, Zvezda’nın, Zoşçenko’nun da dahil olduğu yeni yazı kurulu konusundaki kararı onaylamakla ciddi bir siyasal hata işlemiştir. Kent Parti Komitesi Sekreteri Kapustin ve Kent Komitesi propaganda sekreteri Şirokov yoldaşların böylesine hatalı bir kararı onaylamaları, ancak onların siyasi körlükleriyle açıklanabilir. Tekrar ediyorum, Leningrad’ın Partimizin ideolojik hayatındaki yerini yeniden alabilmesi için bu hataların hızla ve kararlılıkla giderilmesi gerekmektedir.

Hepimiz, Partimizin bir öncü müfrezesi olarak Leningrad Parti örgütümüzü ve Leningrad’ı seviyoruz. Leningrad’ı kendi emelleri uğruna kullanmak isteyen edebiyat alanındaki maceracıların hiçbirinin orada sığınak bulamaması gerekir. Zoşçenko, Ahmatova ve benzerleri Sovyet Leningrad’ına hiçbir yakınlık duymamaktadırlar. Onların burada egemen olmasını istedikleri, başka bir toplumsal ve siyasal düzen, başka bir ideolojidir. Onların gözlerini kamaştıran görüntüler, simgesi Bronz Atlı heykeli olan eski St. Petersburg’un görüntüleridir. Biz ise tam tersine, Sovyet Leningrad’ını, Sovyet kültürünün ileri merkezi olan Leningrad’ı seviyoruz. Biz, Leningrad’ın büyük devrimci ve demokratlarının şanlı soyundan geliyoruz. Bugünkü Leningrad’ın şanlı gelenekleri, bu büyük devrimci-demokrat geleneklerin sürdürülmesidir ve biz onları dünyada hiçbir şeyle değiştirmeyiz.

Leningrad Parti üyeleri, hatalarını cesur bir şekilde, kıvırtmadan, kolayına kaçmadan tahlil etmeli ve böylece işleri en iyi ve en hızlı bir şekilde düzelterek ideolojik çalışmamızı daha ileri götürmelidirler. Leningrad Bolşevikleri bir kere daha, Sovyet ideolojisini ve Sovyet toplumsal bilincini şekillendirmede önderler safındaki yerlerini almalıdırlar.

Leningrad Parti Komitesi ideolojik cephede böyle bir durumun ortaya çıkmasına nasıl izin verebilmiştir? Komite, kentin yeniden inşası ve sanayisinin geliştirilmesi konusundaki günlük pratik çalışmaya öylesine batmıştır ki, ideolojik çalışmanın ve eğitim çalışmasının önemini unutmuştur.

Ama bu unutkanlık Leningrad örgütüne pahalıya mal olmuştur. İdeolojik çalışma unutulmamalıdır. Halkımızın manevi zenginliği, maddi zenginliğinden daha az önemli değildir. Ne maddi üretim alanında ne de ideoloji alanında, yarını düşünmeden, körler gibi yaşayamayız. Sovyet halkı artık kendisine yutturulmak istenen her türlü manevi gıdayı yutmayacak kadar gelişmiştir. Değişmeyi reddeden ve halkın gittikçe artan ihtiyaçlarını karşılayamayan sanat ve kültür emekçileri çok geçmeden halkın güvenini yitireceklerdir.

Sovyet edebiyatı, yalnızca, halkımızın ve ülkemizin çıkarları için yaşamalıdır. Edebiyat halkın sevdiği ve benimsediği bir uğraştır. Dolayısıyla halk, edebiyattaki her başarımızı, her önemli edebiyat eserini kendi zaferi olarak görmektedir. Bu yüzden her başarılı eser zaferle sonuçlanmış bir muharebe ile ya da ekonomi cephesinde kazanılan büyük bir zaferle karşılaştırılabilir. Aynı şekilde, Sovyet edebiyatının her başarısızlığı halkı, Partiyi ve devleti derinden yaralar. Merkez Komitesi bu kararı geçirirken işte bunu düşünüyordu; çünkü Merkez Komitesi halkın ve onun edebiyatının çıkarlarını gözetmekte ve Leningrad yazarları arasında hüküm süren durum konusunda büyük endişe duymaktadır.

Hiçbir ideolojik tutum, takınmayanlar, Sovyet edebiyat emekçilerinin Leningrad müfrezesini temelsiz bırakmak, eserlerinin ideolojik yönünü yıkmak ve bir toplumsal biçimlendirme aracı olarak bu eserlerin önemini ortadan kaldırmak isterler. Ne var ki, Merkez Komitesi, Leningradlı edebiyatçıların, Leningrad’ın edebiyat müfrezesini ve dergilerini ilkesizlik, bilinçsizlik ve ideolojiye karşı kayıtsızlık batağına sürükleme girişimlerine bir son verme gücünü kendilerinde mutlaka bulacaklarına inanmaktadır. Sizler ideolojik cephenin en ön safında bulunmaktasınız, büyük ve uluslararası öneme sahip görevlerle karşı karşıyasınız. Bu durum, her gerçek Sovyet yazarının halkına, devletine ve Partisine karşı duyduğu sorumluluğu ve omuzlarındaki görevin önemi konusundaki kavrayışını artırmalıdır.

İster ülkemizin sınırları içinde, ister uluslararası alanda olsun, burjuva dünyası, kazandığımız başarılardan tedirgin olmaktadır.

İkinci Dünya Savaşının sonucunda sosyalizmin durumu sağlamlaşmıştır. Sosyalizm, birçok Avrupa ülkesinde gündeme girmiştir. Bu durum her türden emperyalistleri hoşnutsuzluğa sürüklemektedir: Onlar sosyalizmden ve bütün ilerici insanlık için bir örnek oluşturan sosyalist ülkemizden korkuyorlar. Emperyalistler ve onların ideoloji alanındaki uşakları, yazarlar, gazeteciler, politikacılar ve diplomatlar, her yola başvurarak ülkemize iftira etmeye, onu olduğundan başka türlü göstermeye ve sosyalizmi karalamaya çalışıyorlar. Bu koşullar altında Sovyet edebiyatının görevi, yalnızca, bütün bu kötü niyetli iftiralara, Sovyet kültürüne ve sosyalizme yapılan bütün bu saldırılara karşılık vermek değil, aynı zamanda yoz ve çürümüş burjuva kültürüne karşı cepheden saldırıya geçmektir.

Amerika’daki ve Avrupa’daki çağdaş burjuva yazarlarının, film ve tiyatro yönetmenlerinin moda olan eserlerinin dış görünüşü ne kadar göz kamaştırıcı olursa olsun, onlar kendi burjuva kültürlerini ne kurtarabilirler ne de canlandırabilirler; çünkü burjuva kültürünün ahlaki temeli çürümüştür ve dağılmaktadır. Bu kültür; kapitalist özel mülkiyetin, burjuva toplumunun üst tabakasının bencil ve kendine dönük çıkarlarının hizmetine girmiştir. Bir burjuva yazarlar, film yönetmenleri ve tiyatro prodüktörleri güruhu, toplumun ilerici tabakasının dikkatini toplumsal ve siyasal mücadelenin can alıcı sorunlarından ayırmaya ve onları ucuz, anlamsız sanat ve edebiyat batağına; gangsterleri, varyete yıldızlarını konu alan, ahlaksızlığı göklere çıkaran, dolandırıcıların ve kumarbazların propagandasını yapan sanat ve edebiyat batağına çekmeye çalışmaktadır.

Sovyet yurtseverleri, ileri Sovyet kültürünün temsilcileri olan bizlere, burjuva kültürünün izleyicisi ya da hayranı olmak yaraşır mı? Her türlü burjuva-demokratik düzenden çok daha ileri bir düzeni ve burjuva kültüründen kat kat üstün bir kültürü yansıtan edebiyatımız, hiç kuşkusuz, başkalarına yeni evrensel değerleri öğretmek hakkına sahiptir.

Bizim ülkemiz ve halkımız gibi bir ülke ve halk başka nerede vardır? Sovyet halkının, Büyük yurtsever Savaş’ta ortaya koyduğu ve bugün de ekonomimizi barış içinde geliştirmek, maddi ve kültürel hayatı yeniden inşa etmek konusunda harcadığı çabalarda ifadesini bulan nitelikleri kadar göz kamaştırıcı nitelikler başka nerede bulunabilir? Halkımız her geçen gün daha ileri gidiyor. Artık 1917’den önceki Ruslar değiliz; ne Rusyamız ne de karakterimiz eskisi gibidir. Ülkemizin çehresini temelinden değiştiren büyük dönüşümlerle birlikte bizler de değiştik ve olgunlaştık.

Her bilinçli Sovyet yazarının görevi, bu soylu yeni nitelikleri dile getirmek, halkımızı yalnızca bugün olduğu gibi yansıtmakla kalmamak, aynı zamanda geleceği de görerek önlerindeki yolu aydınlatmaya yardımcı olmaktır. Bir yazar olayların peşinden sürüklenip gidemez; ona, halkın en ön saflarından yürümek ve gelişme yolunu aydınlatmak yaraşır. Yazar, sosyalist gerçekçilik yönetimini rehber alarak, hayatımızı dikkatle ve bilinçli bir şekilde inceleyerek ve gelişme süreçlerimiz konusunda daha derin bir kavrayış kazanmaya çalışarak halkımızı eğitmeli ve onu ideolojik bakımdan silahlandırmalıdır.

Sovyet insanının en iyi duygularını ve niteliklerini yansıtır ve geleceğini gösterirken, bir yandan da, halkımızın nasıl olmaması gerektiğini göstermeli ve Sovyet halkının ilerlemesini engelleyen geçmişin kalıntılarını da mahkum etmeliyiz. Sovyet yazarları, gençliğimizi iyimserlik ruhuyla, kendi gücüne güven ve hiçbir zorlukta yılmama ruhuyla eğitmede, halka, devlete ve Partiye yardımcı olmalıdırlar.

Burjuva politikacıları ve yazarları Sovyet düzeninin ve kültürünün başarılarını istedikleri kadar örtbas etmeye çalışsınlar, Sovyetler Birliği’nin gerçek durumunun dışarıya yansımasını önlemek için istedikleri kadar demir perdeler çekmeye uğraşsınlar, Sovyet kültürünün gerçek gelişmesini ve boyutlarını istedikleri kadar küçük göstermeye çabalasınlar, bütün bu çabaları başarısızlığa uğramaya mahkumdur. Biz, kültürümüzün gücünü ve olanaklarını çok iyi biliyoruz. Dışarıya yolladığımız kültür heyetlerinin, jimnastikçilerimizin vb. başarılarını hatırlamak yeter. Bütün yabancı şeyler önünde hayranlıkla eğilmek ya da pasif bir biçimde savunmada kalmak bize yaraşmaz.

Feodal düzen ve sonra da burjuvazi, yükselme dönemlerinde, yeni kurulan düzeni selamlayan ve öven bir sanat ve edebiyat yaratabildilerse, uygarlık ve kültür tarihindeki en iyi şeyleri bağrında toplayan yeni bir sosyalist düzen kurmakta olan bizlerin, geçmişteki en güzel eserleri geride bırakan, dünyanın en ileri edebiyatını yaratabilmemiz gerekir.

Merkez Komitesinin isteği ve dileği nedir?

Parti Merkez Komitesi, Leningrad Parti üyelerinin ve yazarların, ideolojik çalışmamızın düzeyini yükseltme zamanının artık geldiğini berrak bir biçimde kavramalarını istiyor. Genç Sovyet kuşağı sosyalist Sovyet düzeninin gücünü artırmak ve sağlamlaştırmak, maddi ve kültürel ilerlememizi geliştirmek için Sovyet toplumunun bütün itici güçlerinden sonuna kadar yararlanmak görevleriyle karşı karşıyadır. Bu büyük görevleri yerine getirebilmeleri için genç kuşağımızın, sağlam ve coşkulu bir biçimde, zorluklardan korkmayacak, zorlukları göğüsleyebilecek ve onların üstesinden gelebilecek bir biçimde yetiştirilmesi gerekir. Halkımız yüce ülküleri, yüksek zevkleri, gelişmiş ahlaki ve kültürel talepleri olan aydın bir halk olmalıdır. Bu amaçla, edebiyatımızın, dergilerimizin günün acil görevlerinden kopmamaları, tam tersine Partiye ve halka, gençliğimizi Sovyet düzenine tam bir bağlılık ve halka hizmet ruhuyla eğitme konusunda yardımcı olmaları gerekir.

Sovyet yazarları ve ideolojik çalışmada görev alan herkes, bugün, mücadelenin en ön cephesinde savaşmaktadır; çünkü barışçı gelişme koşullarında ideolojik cephedeki ve özellikle edebiyattaki görevlerimizin önemi azalmak şöyle dursun, daha bile artmıştır.

Halkımız, devletimiz ve Partimiz, edebiyatın günün sorunlarından uzaklaşmasını değil, tam tersine Sovyet hayatının her yönünü ele almasını istiyor. Bolşevikler edebiyata büyük değer verir ve halkın manevi ve siyasal birliğini pekiştirmede, halkı eğitmede ve saflarının sıklaştırılmasında edebiyatın oynadığı büyük tarihsel rolü çok iyi bilirler: Kültürel zenginliği gerçekleştirmenin sosyalizmin en önemli görevlerinden biri olduğunu kabul eden Merkez Komitesi, insan ruhunu gerektiği gibi beslememizi istiyor.

Parti Merkez Komitesi, Sovyet edebiyatının Leningrad müfrezesinin manevi ve siyasal açıdan sağlam olduğuna ve hızla hatalarının üstesinden gelerek Sovyet edebiyatı saflarında layık olduğu yeri alacağına inanmaktadır.

Merkez Komitesi, Leningrad yazarlarının çalışmasındaki hataların düzeltileceğine ve Leningrad Parti örgütünün ideolojik çalışmasını Partinin, halkın ve devletin çıkarlarının gerektirdiği düzeye hızla çıkarılacağına inanmaktadır.

* İlham Perileri (Ç.N.)