KÜTÜPHANE | ZHDANOV

Felsefe ve Doğa Bilimleri


Yazarın, felsefe tarihinin doğa bilimlerinin başarılarından kopuk olarak anlatılmasının felsefe tarihi bilimine doğrudan zarar vereceği dönemde, doğa bilimlerinin kaydettiği gelişmeyi anlatışı da yetersizdir. Aleksandrov yoldaş, bilimsel materyalizmin çağdaş doğa biliminin ürünlerinin oluşturduğu granitten temel üzerinde doğması ve gelişmesinin koşullarını açıklığa kavuşturamamaktadır.

Aleksandrov felsefe tarihini anlatırken, onu doğa bilimlerinin tarihinden koparmayı her nasılsa başarıyor. Kitabın temel hareket noktalarının açıklandığı girişin, felsefe ile doğa bilimleri arasındaki karşılıklı ilişkiden hiç söz etmemesi tipiktir. Yazar, bu konuda susmanın aslında olanaksız olduğu hallerde bile doğa bilimlerinin sözünü etmeden geçiyor. Örneğin 9. sayfada şöyle yazıyor:


“Lenin, eserlerinde ve özellikle Materyalizm ve Ampirio-Kritisizm’de, Marksist toplum teorisini bütün yönleriyle inceledi ve daha da geliştirdi.” Aleksandrov yoldaş, Materyalizm ve Ampirio-Kritisizm’den söz ederken doğa bilimlerinin sorunları ve felsefeyle ilişkisi konusunda hiçbir şey söylememeyi başarıyor.

Doğa bilimlerinin çeşitli dönemlerdeki durumu hakkındaki açıklamaların son derece kötü ve soyut olması göze batmaktadır. Örneğin eski Yunanlıların doğa bilimleri konusunda, “doğa bilimlerinin doğduğunu” öğreniyoruz. Skolastiğin ikinci dönemine (12.-13. yüzyıllar) ilişkin olarak ise “birçok kat ve teknik gelişmenin ortaya çıktığını” okuyoruz.

Yazar bu gibi belirsiz ifadeleri berraklaştırmaya kalktığında, yalnızca birtakım keşiflerin birbirinden kopuk olarak sıralandığını görüyoruz. Kaldı ki kitap, doğa bilimleri konusunda hayret verici bir cehaleti gözler önüne seren kaba hataları da içeriyor. Örneğin Rönesans dönemindeki bilimsel gelişmeyi anlatan şu bölüm ne gibi bir değer taşımaktadır acaba?


“Bilgin Guerricke ünlü pnömatik pompasını yapınca boşluk (vakum) kavramının yerini alan hava basıncının varlığı, ilkönce Magdeburg yarı-küreleri deneyi yoluyla, pratikte kanıtlanmış oldu. İnsanlar yüzyıllar boyunca evrenin merkezinin neresi olduğunu ve gezegenimizin merkez olup olmadığını tartıştılar. Derken ilkönce Kopernik, sonra da Galile, bilim sahnesine çıktılar, Galile, güneş lekelerinin varlığını ve yer değiştirdiklerini kanıtladı. O, bunu ve diğer bazı keşifleri, güneş sistemimizin merkezinin güneş olduğu yolundaki Kopernik öğretisinin kanıtı olarak gördü. Barometre insanlara havayı önceden kestirmeyi öğretti. Mikroskop en küçük organizmaların hayatı konusundaki varsayımlar sisteminin yerini aldı ve biyolojinin gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Pusula, Kolomb’un gezegenimizin küresel yapısını deneye dayanarak kanıtlamasına yardım etti.”


Bu cümlelerin hemen hepsi saçmadır. Hava basıncı boşluk kavramının yerini nasıl almış olabilir? Atmosferin varlığı, boşluğun varlığının tamamen yadsınması mı demektir? Güneş lekelerinin hareketi, Kopernik’in öğretisini nasıl kanıtlamıştır?

Barometrenin havayı önceden kestirmeye yaradığı fikri de aynı şekilde bilim dışıdır. Maalesef insanların bugün bile havayı önceden tam olarak kestirmeyi beceremediklerini, kendi Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün deneyi sayesinde hepiniz çok iyi biliyorsunuz.

Devam edelim. Mikroskop varsayım sistemlerinin yerini alabilir mi? . Ve nihayet, şu “gezegenimizin küresel yapısı” nedir acaba? Biz şimdiye kadar “küreselliğin” yalnızca bir biçim sorunu olduğunu sanıyorduk.

Aleksandrov’un kitabı böyle incilerle doludur.

Ama yazar daha da temel ilke hataları yapıyor. Doğa bilimlerinin “daha on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında” kaydettiği ilerlemelerin, diyalektik yöntemin doğuşunu hazırladığını söylüyor. Bu, Engels’in, diyalektik yöntemin doğuşunu organizmaların hücrelerden oluştuğunun keşfinin, enerjinin sakımı teorisinin ve Darwin teorisinin hazırladığı yolundaki ünlü tespitiyle tamamen çelişmektedir. Bütün bu keşifler on dokuzuncu yüzyılda gerçekleşmiştir. Oysa, yazar kendi yanılgısından hareketle on sekizinci yüzyılın keşiflerini sayıp dökmekte ve Falvani, Laplace ve Lyell’den uzun uzadıya söz etmekte, ancak Engels’in temel aldığı üç büyük keşif hakkında yalnızca şunları söylemektedir:


“Örneğin hücre teorisi ile enerjinin sakımı teorisi daha Feuerbach hayattayken oluşturulmuş bulunuyorlar ve türlerin doğal eleme yoluyla evrimine ilişkin Darwin teorisi ortaya çıkıyordu.”

Kitabın başlıca zaafları bunlardır. Rastlantısal ve ikincil zaaflardan söz etmeyeceğim gibi, tartışma sırasında ortaya çıkan, kitaba ilişkin değerli teorik ve pratik eleştirileri de tekrarlamayacağım.

Sonuç, ders kitabının kötü olduğu ve tepeden tırnağı değiştirilmesi gerektiğidir: Ama bu değişikliğin gerçekleştirilmesi, her şeyden önce en önde gelenleri de dahil filozoflarımız arasında yaygın olduğu açık olan yanlış ve karışık kavrayışların alt edilmesini gerektirmektedir. Şimdi ikinci soruna, felsefe cephemizdeki durum sorununa geçiyorum.