KÜTÜPHANE | ZHDANOV

Eleştiri ve Özeleştiri—Eski ile Yeni Arasındaki Mücadelenin Özel Biçimi.


Felsefe cephesindeki önder işçilerden birçoğunun işlediği öznel hataların kökleri nelerdir? Eski kuşak filozoflarının temsilcileri niçin tartışma sırasında genç filozoflardan bazılarını haklı olarak erken bunama ile, militan ve mücadeleci bir tavır almamakla suçlamışlardır? Bu sorunun bir tek cevabı olabileceği açıktır: Marksizm-Leninizmin temelleri konusunda yetersiz bir bilgi ve burjuva ideolojisinin etkisinin kalıntılarının varlığı.

Bu, bu alandaki işçilerimizden birçoğunun, Marksizm-Leninizmin sürekli olarak gelişen, sosyalist inşa tecrübesi ve çağdaş doğa bilimlerinin başarıları temelinde kendini sürekli olarak zenginleştiren canlı, yaratıcı bir teori olduğunu hala kavramamalarında da yansımaktadır. Teorimizin bu yaşayan devrimci yönünün küçük görülmesinin, felsefenin ve felsefenin rolünün aşağılanmasına yol açması kaçınılmazdır.

Bazı filozoflarımızın kendilerini yeni sorunlara—bugünün sorunlarına, pratiğin her geçen gün ortaya çıkardığı ve felsefenin cevaplandırması gereken sorunların çözümüne— adamaktan korkmalarının nedenini de, işte bu militanlıktan ve mücadeleci ruhtan yoksunlukta aramalıyız. Sovyet toplumunun, Sovyet devletinin, çağdaş doğa bilimlerinin, ahlak ve estetiğin teorisini daha cesur bir biçimde geliştirmenin zamanıdır. Bolşevizme yabancı olan bu korkaklığa son vermek zorunludur. Teori alanında yerinde saymaya izin vermek, felsefemizi kurutmak, Onu en değerli özelliğinden; gelişme, gücünden yoksun bırakmak ve ölü, kısır bir dogmaya dönüştürmek demektir.

Bolşevik eleştiri ve özeleştiri sorunu, filozoflarımız için yalnızca pratik değil, aynı zamanda çok derin teorik bir sorundur.

Diyalektiğin bize öğrettiği gibi gelişme sürecinin içsel özü karşıtların mücadelesi, eski ile yeni, ölenle doğan, çürüyen ile gelişen arasındaki mücadele olduğuna göre, bizim Sovyet felsefemiz bu diyalektik yasasının sosyalist toplum koşullarında nasıl işlediğini, işleyişinin özgül niteliklerinin neler olduğunu ortaya koymalıdır. Sınıflı bir toplumda bu yasanın Sovyet toplumumuzdan farklı bir şekilde işlediğini biliyoruz. İşte geniş bir bilimsel araştırma alanı; oysa filozoflarımızdan hiçbiri bu alana el atmamıştır. Oysa Partimiz, sosyalist toplumun çelişmelerinin (bu çelişmeler vardır ve felsefe bu çelişmeleri ele almaktan kaçınamaz,) ortaya çıkarılması ve çözümlenmesinin, Sovyet toplumunda eski ile yeni, ölenle doğan arasındaki. mücadelenin eleştiri ve özeleştiri olarak bilinen o özel biçimini çoktan . keşfetmiş ve sosyalizmin hizmetine koymuştur.

Düşman sınıfların ortadan kaldırılmış olduğu Sovyet toplumumuzda, eski ile yeni arasındaki mücadele ve dolayısıyla daha aşağı düzeylerden daha yukarı düzeylere doğru gelişme, kapitalizmde olduğu gibi düşman sınıflar arasındaki mücadele ve büyük sarsıntılar biçimini değil, gelişmemizin gerçek itici gücü ve Partinin elindeki güçlü bir araç olan eleştiri-özeleştiri biçimini almaktadır. Bunun yeni bir hareket biçimi, yeni tip bir gelişme, yeni bir diyalektik yasa olduğu su götürmez.

Marx, geçmişte filozofların dünyayı açıklamakla yetinmiş olduklarını, bugün ise dünyayı değiştirmek gerektiğini söylemişti. Biz eski dünyayı değiştirmiş ve yeni bir dünya kurmuş bulunuyoruz; ama filozoflarımız maalesef ne bu yeni dünyayı yeterince açıklıyor, nede onun dönüştürülmesine yeterince katılıyorlar, Tartışma sırasında bu geriliğin nedenlerini sözüm ona “teorik” açıdan açıklamaya kalkışanlar oldu. Örneğin filozofların çok uzun bir süre yorumcu olarak çalıştıkları, bu nedenle özgün monografiler hazırlamaya zamanında geçemedikleri ileri sürüldü. Bu açıklama kulağa hoş gelebilir ama ikna edici değildir. Elbette filozoflar yaratıcı çalışmayı önplanda tutmalıdırlar ama bu, yorumculuk, daha doğrusu halka yayma çalışmasından vazgeçilmesi anlamına gelmez. Halkımız buna da aynı derecede ihtiyaç duymaktadır.