KÜTÜPHANE | İlkel, Köleci ve Feodal Toplum

2. KÖLECİ TOPLUMUN EN YÜKSEK AŞAMASI

AKDENİZİN ROMALILAR TARAFINDAN FETHİ

      Köleci ilişkilerin gelişmesi ve bunun gibi egemen simin toprak sorununu, koloniler kurarak çözümleme isteği, Roma'yı, askerî bakımdan İtalya yarımadasının dışına yayılma siyasetine yöneltti. MÖ 3. yüzyılın ilk yarısının sonlarında, Roma, Kuzey Afrika'nın büyük bir köleci devleti olan Kartaca'ya karşı savaşa giriyor. Bunlar, Kartaca'nın çökmesi (MÖ 146) ve Batı Akdenize Roma egemenliğinin yerleşmesi ile sonuçlanan (birinci, ikinci, üçüncü) Kartaca savaşlarıdır. Aynı sıralarda, Romalılar, Balkan yarımadasını da ele geçirdiler. Daha sonra, egemenliklerini, Doğu Akdenize, Küçük Asya'ya, İzlanda'ya, bugünkü Belçika topraklarına, vb. değin genişlettiler. Ele geçirilen ülkeler, Roma eyaleti haline getiriliyor ve bu eyaletler, iktidarda bulunan sınıfın sürekli zenginleşme kaynağı oluyordu.
      Zaferle biten bu savaşlar, Roma'ya çok ucuz bir köle el emeği sağladı. Örneğin, Sardinya'ya yapılan tenkil (terleme) seferinden sonra, 80.000 kişi köleleştirildi; Yunan paleti Epir'in (MÖ 167'de) ele geçirilişi sırasında, 150.000 kişi satılmıştı. Köle akını, Roma devletinin ekonomisinde, ile emeği payının artmasına yardım etti.

KÖLE EMEĞİNİN AĞIR BASMASI

      Köle emeği, özgür yurttaşların emeğinin yerini alıyordu. Bir tarım ülkesi sözkonusu olduğu için, bu olgu, güçlü şekilde, tarımda kendini gösterdi. Yığın halinde köle el emeğine başvurulması, büyük toprak yurtluklarını, özellikle [sayfa 133] pazar için üretim yapmakta olan latifundiaları doğurdu. Büyük malikâneler, yalnız, köle sahiplerinin, latifundiacıların, "komünal" denen tarlaları kendilerine maletmelerinin değil, aynı zamanda küçük ve orta işletmelerin yıkılışının da sonucu oldu. Eski gelir kaynakları ellerinden giden köylüler, büyük toprak sahiplerinden aldıkları tarlanın yarıcısı haline dönüştüler ya da kentlere sürülmek zorunda kaldılar. Bazıları kentlerde zanaatçı oluyorlardı, ama çoğu düşkünleşiyor ve ancak iktidardaki sınıfın kendilerine attığı sadakalarla yaşayabilen alt-proletarya saflarına katılıyorlardı.
      Kent zanaatçıları, kölelerin de yavaş yavaş yerlerini aldıkları loncalar halinde birleşiyorlardı.
      MÖ 2. yüzyıl, köleci toplumda, bir dönüm noktası oldu. Bu andan başlayarak, köleler, gittikçe, maddî servetlerin başlıca üreticileri haline geldiler.

TİCARET VE TEFECİLİKTE HIZLANIŞ

      Köleci düzenin gelişmesi, gerçek bir köle alışverişi sisteminin kurulmasına vardı. Roma'da ve başka yerlerde, köle pazarları ortaya çıktı.
      Dış ticaret, iç ticarete üstün geliyordu. Tarım ürünleri ve lüks eşya, pek çok eyaletlerden, yani ele geçirilen ya da bağımlı ülkelerden Roma'ya akıyordu: Roma da, karşılık olarak, onlara, madenî eşyalar, şarap ve zeytinyağı veriyordu. İthalât, ihracata üstün geliyordu. Ama ihracat açığı, ele geçirilen ülkelerin yağma edilmesi ve özellikle büyük paraların Roma'ya akması ile kapatılıyordu. Gümüş ocaklarıyla, İspanya'nın ele geçirilmesi, Roma devletine para basmak için sürekli kaynak sağladı.
      Ticaretin ve para dolaşımının gelişmesi, tefeciliğin açılmasının, genişlemesinin nedeni oluyor; kesenek karşılığında vergi tahsilini üzerlerine alan ve aynı zamanda tefecilik yapan aşarcı-sarraf ortaklıklarının kurulduğu görülüyor. [sayfa 134]
      Roma'da, geniş bir sarraf dükkânları ağı vardı. Sarraflar, değiş-tokuş dışında, para saklama, onları transfer etme ve aynı zamanda faizle ödünç verme işlerini de görüyorlardı.
      Tacirler ve tefeciler, yavaş yavaş egemen sınıftan ayrı bir tabaka haline geliyor ve soylu şövalyeler kategorisini oluşturuyorlar.

ROMA TOPLUMUNDA ÇELİŞKİLERİN YEĞİNLEŞMESİ

      Kölelerin aşırı derecede sömürülmesi, köle sahipleri ile maddî malların doğrudan üreticisi köleler arasındaki temel çelişkileri gittikçe ağırlaştırıyordu. Kölelerin ayaklanmaları gün geçtikçe daha sık oluyordu.
      Bu isyanların en büyüğü Spartaküs isyanı oldu.
      Bir gladyatör olan Spartaküs, MÖ 74 yılında, Kapu (Capııe) kenti gladyatörleri arasında bir suikast düzenledi. Suikast açığa çıkarılınca, kentten, ancak birkaç düzine köle kaçabildi ve şefleri ile birlikte Vezüv yamacına varmayı başardılar. Bu bir avuç insanın çevresinde, İtalya'nın güneyinde ve kuzeyinde, kölecilerin birliklerini ezen 60.000 kişilik bir ordu toplandı. Ancak 71 yılında, Roma kölecileri, büyük çabalar harcayarak, isyanı bastırdılar. Kölelik düzeni henüz sağlamdı ve köleler bu düzeni yıkamayacak durumdaydı. Ama 74-71 ayaklanmasının tarihsel bir önemi oldu: o zamanın toplumsal düzenine korkunç bir darbe indirdi. Bu ayaklanmanın başka bir değeri de, özgürlük uğruna savaş geleneklerini güçlendirmiş olmasıdır. Spartaküs adı, sömürücülerin baskısına karşı, amansız savaşımın bir simgesi olarak kaldı.
      Bu arada, Roma ile eyaletleri arasındaki gerilim artıyordu. Köleleştirilmiş halkların isyanlarının biri bastırılmadan öteki alevleniyordu. Latifundiaların efendileri ile onların iflâsa sürükledikleri küçük özgür köylüler arasındaki çelişkiler şiddetleniyordu. Köleciler tarafından elkonulmuş [sayfa 135] topluluğa ait toprakların yeniden üleştirilmesini isteyen Roma plebinin toprak hareketi, MÖ 2. yüzyılın sonuna doğru, önemli bir genişlik kazandı.
      Ama toplumsal çelişkilerin bu genel derinleşmesi, henüz köleliğin rejim olarak bunalım içinde olduğu anlamına gelmiyordu. Eğer bir bunalım sözkonusu idiyse, bu, ancak Roma Cumhuriyetinin köleci devletinin içinde bulunduğu bunalımdı. Ama bu bunalım da, kölelerin emeği üzerine kurulu toplumsal sistemin gelecekteki parçalanışının bir belirtisinden başka bir şey değildi,

CUMHURİYETİN DÜŞÜŞÜ VE İMPARATORLUĞUN GELİŞİ

      Cumhuriyetin bunalımı, MÖ 1. yüzyılın yarısına doğru, egemen sınıfın başka başka gruplarını tehlikeye koyan gerçek bir iç savaşa doğru gitmeye başladı.
      Bu bunalım gösteriyordu ki, site-devletin geleneksel kuruluşlarını koruyan Roma Cumhuriyeti, artık, kurmuş olduğu koskoca koloniler imparatorluğu içinde, köle sahiplerinin egemenliğini sürdürecek güçte değildi. Bu yüzden, köle sahipleri, kendi durumlarını sağlamlaştırmak için bir askerî diktatörlükten başka çare göremiyorlardı. Bundan sonra, taşranın büyük toprak sahipleri de devlet yönetimine katıldılar, İmparatorluk, köleci devletin bu yeni biçimi, gerek Romalı, gerek taşralı köle sahipleri sınıfının egemenlik aracı olmaktan başka bir şey değildi.
      Roma devletinin yeni yapısı, genel çizgileri ile, Jül Sezar'ın (MÖ 1. yüzyılın ikinci yarısı) ve manevî oğlu ve resmî ardılı Oktavius Ogüstus'un (MÖ 1. yüzyıl) diktatörlüğünde ifadesini buldu. Gerçi biçimsel olarak, senato, devletin en yüksek gücü sayılmakta idiyse de, Oktavius, imparatorluğun biricik ve karşı konulmaz efendisi idi. Halkın koruyucusu olmak iktidarı yanında, Ogüstus, yüksek askerî iktidarı da kendi elinde topladı. İlk olarak Roma'da, zafer kazanmış bir generale, belirli bir süre için verilen imparator [sayfa 136] unvanı, Ogüstus'tan başlayarak Roma İmparatorluğunun şef hükümdarı tarafından taşınan bir unvan oldu.
      İmparatorların, desteğini kazanmaya çalıştıkları ordu, şimdi artık, büyük bir toplumsal ve siyasal güç olmuştu.
      İmparatora bağlı ve az sonra cumhuriyetçi kuruluşların yerini alacak olan bir yönetim aygıtının doğduğu görüldü.
      MS 1. yüzyılın ikinci yarısında ve bütün 2. yüzyılda, Roma İmparatorluğunun, kudret ve zenginliğinin doruğuna vardığı ve toprakların en büyük genişliğe ulaştığı görülür.