KÜTÜPHANE | İlkel, Köleci ve Feodal Toplum

İKİNCİ BÖLÜM
MADDÎ ÜRETİM


1. MADDÎ MALLARIN ÜRETİMİ VE TOPLUMSAL İLERLEME

      Çalışma faaliyetleri ve ilk aletlerin yapımı ile insan toplumu da ortaya çıkmaya başladı. Şimdi, insanların yaşamı köklü olarak değişmiş ve hayvanlarınkinden bambaşka bir durum almıştı. Hayvanların, yaşamlarını sürdürmek için, doğanın sunduğundan başka hiçbir malları yoktur. Emek, insanı bu bağımlılıktan kurtarmıştır. İnsan, aletleri ile daha önceleri kendisi için erişilmez olan şeyleri doğadan alabilir, ya da doğanın kendisine sunduğu malları kendi gereksinmelerine uyarlayarak dönüştürebilir. Taştan ve odundan yapılma aletler, tarih-öncesi insanlara, maddî malların tüketimini önemli ölçüde genişletmek olanağını sağlamıştır. İnsanların, artık, en büyük ve en güçlü hayvanlara üstün [sayfa 18] gelmesiyle, daha besleyici olan et bollaşıyor ve yiyecekleri zenginleşiyordu. Uygun biçimde işlenmiş büyük hayvanların postları, insana, bedenini soğuğa ve hava değişikliklerine karşı korumak olanağı sağlıyordu. Avadanlıkların yardımıyla, insan, kendisine barınaklar yapıyordu. Maddî malların üretimi, toplumsal yaşamın temeli oldu.
      Üretim arttığı ve insan, eylemiyle doğa üzerinde daha etkin bir hale geldiği ölçüde, kendi yarattığı mallarla, zorunlu gereksinmelerini, gittikçe daha iyi bir biçimde karşılıyordu. Ama maddî üretim, her zaman, temel iki öğeden, coğrafî ortam ile insan sayısından oluşmuş doğal bir çerçeve içinde gerçekleşir.

TOPLUMUN İLERLEMESİNDE COĞRAFÎ ORTAMIN ROLÜ

      İçinde bulunduğu coğrafî ortam, insan toplumunun ilerlemesinde büyük bir yer tutar. Doğa, insana, yaşaması ve çalışması için gerekli ilk maddeleri sağlar; ve doğa, üzerinde toplumsal yaşamın geliştiği alandır. Coğrafî ortam kavramı, insanı kuşatan doğayı, yani toprağı, iklimi, denizleri, nehirleri, hayvanlar ve bitkiler âlemini, yerin engebelerini, yararlı maden filizlerini vb. kapsar.
      Coğrafî ortam, sınaî faaliyetlerin zorunlu koşuludur. Bu sınaî faaliyetler, insanın yaşamını sürdürme araçlarını elde ettiği doğa ile ilişkileri dışında düşünülemez. Coğrafî ortamın, toplumun ilerlemesi üzerindeki etkisi değişebilir; eğer elverişli ise (ormanların ve akarsuların bolluğu, iyi bir iklim vb.) ilerleme hızlanır, tersi durumda, ilerleme dizginlenir. Ama toplumsal gelişmenin, yalnızca, tümüyle coğrafî ortamın ya da onu oluşturan çeşitli öğelerin (iklim, akarsuların bolluğu ve bunun gibi etkenlerin) işlevi olduğunu düşünmek, yanlış olur. Coğrafî ortamın evrimi, çok çok yavaştır. Bütün tarih boyunca, coğrafî ortam değişiklikleri, pek küçük olmuştur; oysa toplum, ilkel topluluktan başlayarak SSCB'nde komünizmin ve öteki sosyalist ülkelerde [sayfa 19] sosyalizmin kuruluşuna kadar, çok büyük ilerlemeleri gerçekleştirmiştir.
      Birbirine benzer coğrafî koşullar içinde bulunan komşu ülkelerin, başka başka toplumsal gelişme düzeylerinde bulunmaları ender değildir. Toplum yeni belirmekteyken, insan, doğa güçleri karşısında hemen hemen güçsüzken, coğrafî ortamın etkisi daha belirgindi. Ama üretici güçlerin gelişmesi ölçüsünde, insan, doğayı, kendi gereksinmelerine boyuneğmeye gittikçe daha çok zorluyor ve coğrafî ortamın toplumsal evrim üzerindeki etkisi azalıyordu.
      Üretim, coğrafî ortam kavramını, ona yeni öğeler katarak ve başka öğeleri dıştalayarak değiştirir. İlkel toplulukta, örneğin çevrenin hayvan ve bitki âlemi, insan için, maddî mallar elde etmenin tek kaynağı idi ve bu bakımdan çok büyük önemi vardı. Hayvan ve bitki yetiştirmenin gelişmesi ile, insan, kendi kullanımı için, coğrafî kaynaklardan çok, kendi özen ve çalışmasına dayanan bir hayvanlar topluluğu ve bir bitkiler topluluğu yaratmayı öğrendi. Üretimdeki ilerlemeler, iklimin, yerin engebelerinin, su kaynaklarının bolluğunun ve başka coğrafî etkenlerin, toplumsal ilerlemenin gidişi üzerindeki rolünü hissedilir ölçüde azalttı. Bugün için, çalışma ve doğanın biçim değiştirmesi, bütün koşullar altında ve her iklimde olanaklıdır. Teknik uygulamalar, doğanın karşımıza çıkardığı engellerin rahatça üstesinden gelmektedir.
      Gereksinmelerini karşılamak için, insanlık, maden zenginliklerini ve enerji kaynaklarını işleterek, coğrafî ortamın kaynaklarından fazlasıyla yararlanmaktadır. Ama bu, ancak üretimdeki ilerleme sayesinde olanaklı olmuştur.

NÜFUS HAREKETLERİNİN İLERLEYİŞİ
VE TOPLUMSAL GELİŞME

      Toplumun varlığı ve maddî malların üretimi, insanın sayıca düzenli üremesinden ayrı düşünülemez. Bu açıdan, [sayfa 20] nüfus, nüfusun çoğalması, hızla artışı, yoğunluğu, toplumu maddî yaşamının doğal bir koşulunu oluşturur ve toplumu ilerlemesi üzerinde kesin bir etki yapar. Örneğin, nüfus yoğunluğu az olan bölgelerde, ekonomik ilişkiler kurulmasındaki güçlükler bakımından toplumsal ilerleme duraksar, aynı şekilde, iş deneyiminin ve alışkanlıklarının yayılmaması yüzünden bu bölgelerde üretimin gelişmesi yavaşlar. Ensonu, yalnızca zayıf bir nüfus yoğunluğu, doğaya karşı savaşım verecek insan az olduğu için, toplum ilerlemesini dizginleyebilir. Çoğu kez, kol gücünün azlığı sonucudur ki, bir sulama sistemi kurulamamış ya da akarsuların gücü, maddî malların üretiminde kullanılamamıştır. Ama bu son söylediklerimizden, hiçbir zaman, nüfus yoğunluğunun, toplumsal ilerlemenin belirleyici etkeni olduğu sonucu çıkmaz. Nüfus yoğunluğu nispeten daha az olan bazı ülkeler, ekonomik ve toplumsal gelişmelerde, nüfus yoğunluğu daha fazla olan ülkeleri geçmişlerdir. Örneğin, SSCB'nde, nüfus yoğunluğu, bazı Batı Avrupa ülkelerinden çok daha azdır. Nüfus yoğunluğu ve nüfus hareketlerindeki hızlanış öğeleri, toplumun evrim dönemlerinin değişikliklerine göre değişen etkenlerdir. İnsan toplumunun şafağında, ilkel toplulukta; insanın doğa güçleri karşısında güçsüz olduğu ve üretimin, genellikle çabaların basit elbirliğine dayandığı, iş deneyimi ve alışkanlıklarının henüz önemsiz olduğu ve bu deneyim ve alışkanlıkların artıp eksilmelerinin, üretimin hızlanmasında büyük bir rol oynadığı zamanlarda, nüfus yoğunluğu, nispeten daha önemli bir etkendi. Ama sonraki dönemlerde, toplumsal ilerleme bakımından, değerini yavaş yavaş yitirdi. Nüfus yoğunluğu, ancak şu ya da bu maddî üretim temposu için elverişli koşulları hazırlayabilir. Buna karşılık, toplumsal ilerlemedeki ve maddî mallar üretimindeki hızlanış, nüfus durumunu önemli bir şekilde etkiler. [sayfa 21]

TOPLUMSAL YAŞAMIN TEMELİ OLARAK
MADDÎ MALLARIN ÜRETİMİ

      Toplumun yaşam düzeyi ve evrimi, maddî malların üretimiyle belirlenir. Bu üretim, hiçbir zaman duraklayıcı değildir; durmadan genişler, gelişir ve yetkinleşir. İnsanların, yaşamlarını sürdürmek için, durmaksızın her zaman artan bir miktarda, maddî mallar üretmeleri gerekir. Üretimin ilerlemesi, zorlayıcıdır, toplumsal yaşamın bir yasasıdır; bu ilerleme nesnel bir etmendir ve insanların isteğine ya da iradesine bağlı değildir. Onun kökeninde yatan şey, her şey den önce, durmadan artan gereksinmeler ve insanlığın nüfusunun sürekli artışıdır. İnsanlık bir kez hayvanlar âleminden kurtulduktan sonra, nitelik ve nicelik bakımından kendi gelişme seyrini izler, bu durum da, karşılıklı olarak, maddî malların miktarının daima artmasını zorunlu kılar.
     

2. MADDÎ ÜRETİMİN İLERLEMESİ

TOPLUMUN ÜRETİCİ GÜÇLERİ

      Maddî malları üretmek için, emek nesnelerine, yani insanın değiştirdiği maddelere, sonra emek araçlarına ya da, bir başka deyişle, iş aletlerine sahip olmak gerekir.
      İş alet ve nesneleri, üretim araçlarını oluştururlar. Ama iş alet ve nesneleri kendiliklerinden, insanlığa, maddî mallar sağlamazlar.
      Üretimi etkin biçimde oluşturan öğeler, emek-gücü, yani insanın sahip olduğu çalışma yetisi, insanın çalışma bilgi ve görgüleri, fizik ve manevî güçleridir ki, insan, bunlar sayesinde maddî malları üretebilir. Üretim araçlarım yaratan ve kullanıp işleten, emek-gücüdür.
      Şu halde, toplumun üretici güçleri, toplum tarafından yaratılan üretim araçları (en başta iş aletleri) ile bu aletleri kullanan ve böylece maddî malları üreten insanların [sayfa 22] tümünden başka bir şey değildir. Çalışan yığınlar, kesin ve en önemli üretici güçtür. Onlar olmasaydı, üretim araçları, ölü bir şey olmaktan ileri gidemezdi.
      Çalışma boyunca, alet ve avadanlıklar, durmadan yetkinleşirler, ve bu yetkinleşme, insanın doğaya olan bağımlılığını azaltır ve doğa üzerindeki gücünü ve egemenliğini güçlendirir. Alet ve avadanlıkların durmadan gelişmesi toplumsal evrimin başta gelen etkenidir. İş aletlerinin düzeyi, insanın doğa güçlerine gem vuruşunun, doğa güçlerini denetim altına alışının derecesini belirler.
      Maddî malların üretiminin ilerleyişi, üretici güçlerdeki değişiklikle, her şeyden önce, avadanlıkların yetkinleşmesi ile başlar. İnsanlığın çeşitli ekonomik çağlarını tanımlamak için, şu soruyu sormak gerekir: maddî mallar, nasıl ve hangi avadanlıklarla üretilmekteydi?
      Şu halde, insan toplumunun iktisadî tarihinin gelişimini iyi anlamak için, her şeyden önce, belirleyici kesin etkeni, maddî malların üretim düzeyini, iş aletlerinin evrim durumunu gözönünde bulundurmak gerekir.

ÜRETİM İLİŞKİLERİ

      Maddî üretimin oluşturduğu büyük eylemler birliğinin tümü, tek tek bireyler tarafından harekete geçirilemez. İnsan, benzerlerinin yardımı ve katılması olmadan, yaşamak için, kendisine gerekli olan şeylerin hepsini, hiçbir zaman, tek başına üretemezdi. Tek başına doğa güçlerine kafa tutamayacak, bu eşit olmayan savaşımda, eriyip gitmesi kaçınılmaz olacaktı. İnsanlar, ancak hep birlikte, ortaklık halinde, bir toplum halinde birleşerek, önceki kuşaklardan miras kalan deneyim ve teknik bilgilerden yararlanarak, maddî malları üretebilirler. Demek ki, sonuç olarak, çalışma, ancak toplumsal olabilir.
      Toplumun tarihsel ve iktisadî evrimini iyi anlamak için, üretici güçlerin gelişmesini incelemek yeterli değildir. Maddî [sayfa 23] malların üretimi sırasında ya da çalışmalarının ürünlerini birbirleriyle değiştirmeleri sırasında, insanların, kendi aralarında kurdukları bağları ve ilişkileri de iyi bilmek gerekir. Üretimde, toplumsal ilişkiler, maddî üretimin zorunlu bir öğesi olan ve üretim ilişkileri denilen şeyi oluştururlar.
      Emek ürünlerinin toplumun üyeleri arasında üleştirilmesi sistemini belirleyen, bu üretim ilişkileridir. Bu üleştirme, üretim ile tüketim arasındaki bağıntıyı oluşturur ve son tahlilde, üretim araçları mülkiyetinin ayırdedici özelliğine bağlıdır. Üretim ilişkileri, insanların iradesine bağlı değildir, çünkü insanlar, kendi üretici güçlerini seçmekte özgür değildirler. Her kuşağa, kendinden önceki kuşaklardan belirli bir üretici güçler düzeyi miras kalır ve bu kuşak, üretici güçlerin evrimi bu son üretim tarzım da eskitip yokedinceye değin kendisine miras kalan ve belirli üretici güçler düzeyine uygun düşen bir üretim biçiminin yasalarına boyuneğer.
      Üretici güçlerle buna uygun düşen üretim ilişkilerinin tümü, tarihsel bakımdan belirli bir üretim tarzı oluştururlar, ki bu da, toplumsal yaşamın maddî temelini oluşturur. Maddî malların üretim tarzı, toplumsal ilerlemenin belirleyici kesin etkenidir ve evriminin her döneminde toplumu niteler. İnsan yaşamının maddî temeli, üretim tarzı olduğuna göre, toplum tarihi de, üretim biçimlerinin gelişmesi ve düzenli olarak birbirlerini izleyişi tarihi olarak ele alınmalıdır. Böyle ele alınınca, toplum yaşamının her dönemi, o üretim tarzına uygun düşen üretim tarzı yasaları incelenmeksizin anlaşılamaz.