KÜTÜPHANE | ROBERT FISK

MASUMLARIN KATLEDİLMESİ  BUNUN İSLAMA KARŞI BİR SAVAŞ  OLDUĞUNU DESTEKLİYOR
Robert Fisk


Bağdat'ta bir füzemizle yeraltı sığınağındaki 300 insanı kızartarak ölüme göndermiştik. Kosova'da bombalarımızla bir göçmen konvoyunu parçalarına ayırmıştık. Şimdi ise Afganistan'da Karam adlı köy son katliam yerimiz oldu.

Tabii ki şimdi o eski kelimenin, "pişmanlık" kelimesinin zamanı yine. Bağdat'taki yeraltı sığınağında pişmandık. Kosova'daki göçmen katliamında çok, ama çok üzülmüştük. Şimdi de Cuma akşamı Kabil'de yanlış giden bombadan; dört BM mayın temizleme görevlisini ve Karam'da vurduğu herşeyi öldüren füzeden çok pişmanız.

Her zaman aynı hikaye. Gazetecilerimizin ve generallerimizin maharetlerinden bahsetmelerinin peşisıra "akıllı" silahlarımızla ateş etmeye başladık. Onların basın konferanslarında, hangarların hemen üzerinde parıldayan küçük deliklerle dolu olan renksiz havaalanı pistlerinin tek renkli fotoğrafları gösterilir. Sırbistan'ı bombaladıktan sonra bize hep "başarılı bir gece" diyorlardı.

Geçen hafta yine aynı şeyi söylediler, ve hiç kimse de --tabii ki biz sivillerin üstüne çamur sıçratana kadar-- savaşa girmenin masum insanları öldüreceğini öne sürmedi. Ama savaş bunu yapar. İşte bu nedenle askeriye iğrenç ve ahlaki olarak utanç verici bir terim olan "ikinci derece zarar" terimini icat etmiştir. Ve onlar her zaman yerdeki habercileri lekelemeye hazırlardır.

NATO Nisan 1999'da, ilk önce uçağının göçmen konvoyunu biçtiğini reddetti. Ama biz ABD işaretleri olan bomba parçalarını bulduğumuzda, o zaman nağmelerini değiştirdiler.

Yeni nağme şuna benzer bir şeydi: "Eğer sivilleri öldürmüşsek biz bundan pişmanız, ama haberciler neden kendilerini Sırp akıllarından "kurtararak" Kosova'nın geri kalanında olanlarla ilgilenmiyorlar?" Yine aynı soruya maruz kalabiliriz; şu anda tarihsel olarak Britanya'nın Dördüncü Afgan Savaşının içindeyiz. Biz gazeteciler Bay bin Laden ve gangsterlerine yardım ederek ne yapıyoruz.

Bu sefer önemli bir fark var. 1991'de, tarafımızda olan gerçek bir müslüman koalisyonuna sahiptik. 1999'da, Sırpları o kadar hayvanlaştırdık ki masum sivillerin ölümünü Sloban Miloseviç'in ellerine bırakabildik; ve zaten --en azından teoride-- Arnavut Müslümanları kurtarmaya uğraşıyorduk.

Bu sefer de aptal bir generalin çıkıp Karam'ın Taliban'ın hatası olduğunu söyleyeceğinden şüpheniz olmasın --aptal, çünkü bu Afganistan'a yaptığımız hava saldırılarında zor durumda kalan yüzbinlerce Müslümanın ortada olmasını onu temize çıkarmayacaktır.

İşte pürüz de burada. Tüm Orta Doğu ülkelerinde, hatta müsamahakar Lübnanda bile, bu savaşın İslamiyete karşı olduğuna dair şüpheler giderek artmakta.

İşte bu nedenle Arap liderlerinin çoğu oldukça sessiz ve işte bu nedenle Suudiler bize yardım etmek istemiyorlar. İşte bu nedenle kitle dün Amerikan güçlerince kullanılan bir Pakistan hava üssüne hücum ettiler.

Bu, Araplar arasında New York ve Washington'da insanlığa karşı işlenen suçlar hakkındaki düşüncelerin yerinden oynadığını ortaya koyuyor; Amerika'nın cevabına gönderme yapmadan Amerika'daki mezalimi kınamalarına --ve Atlantik'in öteki yakasındaki katliamı görmeden cevabı kınamalarına-- imkan veren rahatsız edici bir oynama.

Müslüman dünyası Batının Afganistan'a yaptığı hava saldırılarında ölen masum Müslümanları görüyor. Eğer Karam Taliban'ın iddia ettiği kadar korkunç ise, Bay Blair'in bütün konferansları ve bunun dini bir savaş olduğunu reddetmeleri boşa gidecek.

Başbakan şimdi ancak televizyon kutularını kıran ve video kasetlerini ağaçlardan sarkıtan bir cahiller [obscurantist] mezhebinin, artık kendi propagandasını yapmak için televizyonu ve video kasetlerini kullanmasındaki çelişkiyi düşünebilir.