KÜTÜPHANE |  KOMINTERN

I KAPİTALİST DÜNYA SİSTEMİ, GELİŞİMİ VE ZORUNLU ÇÖKÜŞÜ

1. Kapitalizmin Genel Hareket Yasaları ve Sanayi Sermayesi Dönemi

Meta üretiminin gelişimi temelinde ortaya çıkan kapitalist toplum, kapitalistler ve toprak ağaları sınıfının en önemli ve belirleyici üretim araçları üzerindeki tekeliyle, -üretim araçlarından yoksun bırakılmış-, işgücünü satmak zorunda bulunan proleterler sınıfının ücretli emeğinin sömürülmesiyle karakterize edilir; kapitalist toplum, kar amacı güdülerek yapılan meta üretimiyle ve bir bütün olarak üretim sürecinin bütün bunlarla bağlantılı olan plansızlığı ve anarşisiyle karakterize edilir. Sömürü ilişkisi ve burjuvazinin ekonomik egemenliği, siyasal ifadesini, proletarya üzerindeki baskı aracı olarak sermayenin devlet örgütlenmesinde bulur.

Kapitalizmin tarihi, Marx'ın, kapitalist toplumun gelişim yasalarına ve bütün kapitalist sistemin çöküşüne yol açacak olan çelişkilerine ilişkin öğretisini tümüyle doğrulamıştır.

Kar peşinde koşması, burjuvaziyi, üretici güçleri gitgide artan ölçülerde geliştirmek ve kapitalist üretim ilişkilerinin egemenliğini sağlamlaştırmak ve genişletmek zorunda bıraktı. Kapitalizmin gelişimi, böylelikle, kapitalist sistemin bütün iç çelişkilerini, her şeyden önce emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel niteliği arasındaki, üretici güçlerin gelişmesi ile kapitalizmin üretim ilişkileri arasındaki temel çelişkiyi sürekli olarak daha üst düzeyde yeniden-üretti. Özel mülkiyetin üretim araçları üzerindeki egemenliği, bu üretimin anarşik-ilkel gidişi; üretimin sınırsız biçimde genişletilmesi eğilimi ile proleter yığınların kısıtlı tüketimi arasındaki karşıtlıkla (genel aşırı üretim) bağlantılı olarak, değişik üretim dalları arasındaki ekonomik dengenin bozulmasına yol açtı; bu, dönemsel olarak geri gelen, yıkıcı bunalımları ve kitlesel işsizliği beraberinde getirdi. Özel mülkiyetin egemenliği ifadesini başkaca, tek tek kapitalist ülkeler içindeki rekabet gibi, sürekli olarak genişleyen dünya pazarındaki rekabette de bulur. Kapitalistler arasındaki hasımlığın bu biçimi, kapitalist gelişimin ayrılmaz yan sonuçları olarak bir dizi savaşa yol açtı. Büyük işletmenin teknik ve ekonomik üstünlüğü, rekabet mücadelesinde kapitalizm-öncesi ekonomi biçimlerinin bastırılmasını ve ortadan kalkmasını getirdi ve sermayenin artan yoğunlaşmasına ve merkezileşmesine ­neden oldu. Yoğunlaşma ve merkezileşme yasası, sanayide, her şeyden önce küçük işletmelerin doğrudan doğruya çöküşlerinde ve kısmen onların büyük işletmelerin yardımcı organları konumuna düşürülmesinde ifadesini bulur. Toprak tekelinin ve mutlak rantların varlığı nedeniyle zorunlu olarak genel gelişme temposunun gerisinde kalan tarımda, yoğunlaşma ve merkezileşme yasası, sırf köylülüğün ayrışmasında ve geniş köylü tabakalarının proleterleşmesinde değil, her şeyden önce küçük köylü ekonomilerinin açık ve gizli biçimlerde büyük sermayenin diktatörlüğü altına sokulmasında da ifadesini bulur; bu sırada küçük işletme, bağımsız görüntüsünü ancak iş randımanını en üst noktaya kadar yükselterek ve sistemli biçimde düşük tüketime yönelerek ayakta tutabilir.

Artan makine kullanımı, tekniğin ilerleyen mükemmelleşmesi ve bu temel üzerinde sermayenin organik bileşiminin sürekli olarak yükselişine, işin giderek daha fazla bölünmesi, emeğin üretkenliğinin ve yoğunluğunun artışı eşlik etmiştir. Bu, kadın ve çocuk emeğinin gittikçe daha çok kullanılması sonucunu vermiş ve proleterleşen ve köylerden göçe zorlanan köylüler gibi kentlerin yoksullaşan küçük ve orta ­burjuvazisince de sayıca çoğaltılan, dev bir sınai yedekler ordusu yaratmıştır. Toplumun iki kampa bölünmesi: bir kutupta küçük bir büyük sermayeciler kümesinin, öteki kutupta dev proleter yığınların yer alması; işçi sınıfının sömürü oranının kesintisiz biçimde yükselmesi; kapitalizmin temel çelişkilerinin ve bunların sonuçlarının bir üst düzeyde yeniden -üretilmesi; gitgide büyüyen toplumsal eşitsizlik; bizzat kapitalist üretim mekanizmasının biraraya getirdiği ve eğittiği proletaryanın büyüyen isyanı bütün bunlar kapitalizmin temel direklerini kemirmiş ve onun yıkılış anını yaklaştırmıştır.

Aynı zamanda kapitalist toplumun sosyal ve kültürel hayatında da derin bir dönüşüm gerçekleşmiştir: burjuva rantiye tabakaların parazitler haline gelerek yozlaşmaları; kadının kitlesel biçimde toplumsal üretimin içine çekilmesi ile büyük ölçüde daha eski ekonomik evrelerden bugüne gelen ev ve aile hayatı biçimleri arasındaki büyüyen çelişkinin sonucu olarak genelde ailelerin bozulması; işin en uç noktalarına kadar uzmanlaştırılması temelinde, manevi ve kültürel hayatın giderek daha fazla bayağılaşması ve dumura uğraması, kent hayatının yozlaşması ve kırsal hayatın darlığı; burjuvazinin, doğal bilimlerdeki muazzam ilerlemelere rağmen bilimsel bir dünya görüşü sentezine ulaşmadaki yeteneksizliği; idealist, mistik ve dini batıl inançların çoğalması -bütün bu görüngüler kapitalist sistemin yaklaşan tarihi sonunu bildirmişlerdir.

2. Finans Kapital Dönemi (Emperyalizm)

Sanayi sermayesinin egemenlik dönemi özünde, bir "serbest rekabet" evresi, hala özgür kalmış sömürgelerin paylaşılması ve onların silah zoruyla istila edilmesi yoluyla, kapitalizmin bütün yerküre üzerinde görece düzenli bir gelişim ve genişleme gösterdiği evreydi. Bu arada kapitalizmin iç çelişkileri kesintisiz biçimde büyümekte ve bunların ağır yükü her şeyden önce sistemli biçimde yağmalanan, yıldırılan ve köleleştirilen sömürgeler periferisine yığılıyordu. Bu dönemi 20. yüzyılın başında emperyalizm, yani kapitalizmin sıçramalı, çelişki dolu gelişiminin, serbest rekabetin yerini hızla tekelciliğin aldığı dönem izledi. Daha önceki bütün "özgür" sömürgelerin artık paylaşılmış bulunduğu bu dönemde, sömürgelerin yeniden paylaşılması ve etki alanları için girişilen çatışmalar, giderek, daha çok bir silahlı savaş niteliğine bürünmüştür.

Böylece, kapitalizmin dünyayı saran çelişkileri, en berrak ifadelerini emperyalizm (finans-kapital) döneminde buldular. Emperyalizm, kapitalizmin tarihi bakımdan yeni bir biçimi, kapitalist dünya ekonomisinin değişik öğeleri arasında yeni bir ilişki ve kapitalist toplumun temel sınıfları arasındaki ilişkilerde bir biçim değişikliğidir.

Bu yeni tarihi dönem, kapitalist toplumun en önemli hareket yasaları temelinde gelişti, sanayi kapitalizminin gelişmesinden, onun tarihi devamı olarak doğdu. Emperyalizm, kapitalizmin bütün temel eğilimlerini ve hareket yasalarını, onun bütün temel çelişkilerini ve antagonizmalarını daha keskin biçimde öne çıkarttı. Sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi yasası, muazzam tekelci birliklerin (karteller, sendikalar, tröstler), kombine, bankalarca biraraya getirilen dev işletmelerin yeni bir biçiminin oluşmasına yol açtı. Sanayi sermayesinin banka sermayesiyle içiçe geçişi, büyük toprak sahipçiğinin kapitalist örgütler bütünü sisteminin içine çekilmesi ve kapitalizmin bu biçiminin tekelci niteliği, sanayi sermayesi dönemini finans-kapital dönemine çevirdi. Feodal tekel ve ticaret sermayesi tekelinin yerini almış olan sanayi sermayesi döneminin "serbest rekabet"i, şimdi finans-kapitalin tekeline dönüştü. Fakat kapitalist tekeller, içinde doğdukları serbest rekabeti ortadan kaldırmaz, onun üstünde ve yanında yer alırlar ki, bundan dolayı özellikle ağır ve derin köklü bir dizi çelişki, sürtüşme ve anlaşmazlık doğar.

Karmaşık makinelerin, kimyasal süreçlerin ve elektrik gücünün gitgide daha fazla kullanılması, bu temel üzerinde sermayenin organik bileşiminin yükselişi ve, bundan dolayı, en büyük tekelci birliğin yararına daha yüksek kartel fiyatları politikasıyla ancak bir zaman için durdurulabilen kar oranlarındaki düşüş, sömürgelerden elde edilecek aşırı-kar­-avını kamçılar ve dünyanın yeniden paylaşılması için girişilen mücadeleyi daha da sertleştirir. Standartlaştırılan kitlesel üretim yeni dış pazarları gerektirir. Artan hammadde ve yakıt maddeleri talebi, bunların kaynakları uğruna kızgın bir mücadeleye yol açmaktadır. Sermaye ihracı, meta ihracını güçleştiren ve ihraç edilmiş sermayeye aşırı-kar sağlayan yüksek himaye gümrükleri sistemiyle ayrıca teşvik edilmektedir. Bu yüzden sermaye ihracı, kapitalist dünya ekonomisinin tek tek öğeleri arasındaki ekonomik bağlantının temel, özgül biçimi haline geliyor. Nihayet, sömürge pazarları, hammadde kaynakları ve sermaye yatırımı alanları üzerindeki tekelci egemenlik, kapitalist gelişimin genel eşitsizliğini en uç noktalara vardırır ve finans-kapitalin "büyük güç"lerinin, sömürgelerin ve etki alanlarının yeniden paylaşılması uğruna düştükleri çatışmaları keskinleştirir.

Dünya ekonomisinin üretici güçlerinin büyümesi, böylece, ekonomik hayatın biraz daha uluslararasılaşmasına, ama aynı zamanda en güçlü finans-kapital devletleri arasında bölüşülen dünyanın yeniden paylaşılması için verilen mücadeleye yol açar. Bunlar arasındaki kavganın yöntemleri değişiyor ve Keskinleşiyor; fiyat düşürmenin yerini yavaş yavaş zora dayalı baskı (boykot, yüksek himaye gümrükleri politikası, gümrük savaşları, kelimenin gerçek anlamıyla savaşlar, vb.) almakta. Bu nedenle, boyutları ve yıkıcı etkileri bakımından tarihte örneği bulunmayan emperyalist savaşlar, zorunlu olarak kapitalizmin tekelci biçimine eşlik etmektedir.

3. Emperyalizmin Güçleri ve Devrim Güçleri

Kapitalizmin emperyalist biçimi, egemen sınıfın çeşitli fraksiyonlarını biraraya getirme ve geniş proleter yığınını, tekil girişimcinin değil, giderek bütün kapitalistler sınıfının ve onların devlet zorunun karşısına dikme eğilimindedir. Kapitalizmin bu biçimi, çok dar hale gelen ulusal devlet sınırlarını parçalar ve büyük kapitalist devletlerin egemen ulusunun siyasal iktidar alanını genişletir. Bu devletin karşısına, ulusal bakımdan ezilen halkların, küçük uluslar denen ulusların ve sömürge halkların milyonlardan oluşan yığınını çıkartır. Nihayet kapitalizmin bu biçimi, emperyalist devletler arasındaki çelişkileri had safhaya vardırır.

Finans-kapital oligarşisinin diktatörlüğü ve onun yoğunlaşmış iktidar gücünün ifadesi haline gelen devlet iktidarı, bu biçimde burjuvazi açısından özel bir önem kazanır. Bu emperyalist çok uluslu devletin işlevleri her yönde genişler. Dış pazardaki mücadele (ekonominin askeri amaçlarla seferber edilmesi) yanında işçi sınıfına karşı mücadeleyi de kolaylaştıran, devlet kapitalizmi biçimini geliştirir; militarizm (kara ordusu, deniz ve hava filosu, kimya ve bakteriyolojinin bu alanda kullanılması) dev boyutlarla büyümekte; emperyalist devletin işçi sınıfı üzerindeki baskısı (sömürünün artması ve bürokrat-reformist yukarı tabakalara sistemli biçimde rüşvet yedirme politikasıyla birlikte doğrudan baskı) artmakta -bütün bunlar, devlet iktidarının özgül ağırlığının aşırı ölçüde artmasının bir ifadesidir. Bu koşullar altında, proletaryanın önemli önemsiz her eylemi, devlet iktidarına karşı (girişilen) bir eylem, yani siyasal bir eylem olmaktadır.

Bu biçimde, kapitalizmin gelişimi öncelikle de onun emperyalist dönemi, kapitalizmin en temel çelişkilerini daha büyük boyutlarda yeniden üretiyor. Küçük kapitalistler arasındaki rekabet, sadece büyük kapitalistler arasındaki rekabete yer açmak için sona eriyor; büyük kapitalistler arasında rekabetin hafiflediği her yerde ise kapitalist para babalarının dev birlikleri ile devletler arasındaki rekabet alevlenmektedir; bunalımlar, yerel ve ulusal çapta olmaktan çıkıp, bir çok ülkeyi saran bunalımlar, sonunda da dünya bunalımları haline gelmektedir; yerel nitelikteki savaşların yerini (devletlerin oluşturduğu -ç) koalisyonların savaşları ve dünya savaşları almakta; sınıf mücadelesi, tekil işçi guruplarının birbirinden kopuk faaliyetleri olmaktan çıkıp ulusal sınıf mücadelesine ve nihayet dünya proletaryasının dünya burjuvazisine karşı verdiği uluslararası mücadeleye dönüşüyor. Finans kapitalin, kudretli bir biçimde biraraya gelen güçlerine karşı, sonuçta iki devrimci temel güç toplanmaktadır: kapitalist ülkelerin işçileri ve yabancı sermaye tarafından baskı altında tutulan sömürgelerdeki halk yığınları; bunlar, uluslararası devrimci proletarya hareketinin önderliği ve hegemonyası altında yürümektedirler.

Ancak Avrupa, Amerika ve Japonya proletaryasının belirli bölümlerinin emperyalist burjuvazi tarafından rüşvetle satın alınması ve sömürge, yarı-sömürge ülkelerin, devrimci hareket karşısında korkuya kapılan ulusal burjuvazisinin ihaneti yüzünden, bu temel devrimci eğilim bir zaman için felce uğramıştır. Emperyalist güçlerin burjuvazisi genelde dünya pazarındaki konumu nedeniyle (daha gelişkin teknik, kar oranının daha yüksek olduğu ülkelere sermaye ihracı vb.) ve sömürgelerle yarı-sömürgelerin yağmalanması sayesinde ilave (ekstra) karlar sağlamaktadır. O bu karları, "kendi" işçilerinin bir bölümünün iş ücretini yükseltmede ve böylece onları "kendi" anavatanlarındaki kapitalizmin gelişmesinden, sömürgelerin yağmalanmasından ve emperyalist devlete teslim olmaktan çıkar sağlar hale getirmede kullanmaktadır. Bu sistemli rüşvet verme (taktiği -ç), en güçlü emperyalist ülkelerde, özellikle büyük çapta sürdürülmektedir; bu, işçi aristokrasisinin ve işçi sınıfının bürokrat tabakalarının (yani proletarya içinde burjuva etkilerin doğrudan taşıyıcısı ve kapitalist düzenin en iyi dayanağı olduklarını kanıtlamış bulunan, sosyal demokrasinin ve bürokrasinin yönetici kadrolarının) ideolojisinde ve pratiğinde, göze batan bir biçimde yansımaktadır.

Fakat emperyalizm, işçi sınıfının rüşvet yiyen yukarı tabakasının büyümesine yol açıyorsa da sonuçta bu, yukarı tabakanın işçi sınıfı üzerindeki etkisini sarsmaktadır. Çünkü emperyalizmin çelişkilerinin keskinleşmesi, geniş işçi yığınlarının durumlarının bozulması ve proletaryanın işsizliği, savaşların getirdiği dev boyutlu fazla-harcamalar, belirli güçlerin dünya pazarındaki tekelci konumlarını yitirmeleri ve sonuç olarak sömürgelerin kaybedilmesi vb., sosyal emperyalizmin yığınlar arasındaki temellerini zayıflatmaktadır. Aynı şekilde, sömürge ve yarı sömürgelerdeki burjuvazinin çeşitli tabakalarının sistemli biçimde satın alınması, bunların ulusal devrimci harekete ihaneti ve emperyalist büyük güçlere yakınlaşması, devrimci bunalımın gelişimini bir dönem için felce uğratmaktadır. Sonuç olarak bu gelişme, emperyalist baskının artmasına, ulusal burjuvazinin halk yığınları üzerindeki etkisinin azalışına, devrimci bunalımın şiddetlenmesine, geniş köylü yığınlarının katılımıyla tarım devriminin zincirlerinden boşanmasına yol açıyor ve böylece sömürge halk kitlelerinin bağımsızlık ve tam ulusal kurtuluş uğruna verdiği mücadelelerde hegemonyayı proletaryanın almasının önkoşullarını yaratıyor.

4. Emperyalizm ve Kapitalizmin Yıkılışı

Emperyalizm, dünya kapitalizminin üretici güçlerini büyük ölçüde geliştirdi; toplumun sosyalist örgütlenmesi için gereken maddi önkoşulların yaratılmasını sağladı. Emperyalist savaşlar, dünya ekonomisinin üretici güçlerinin emperyalist devletlerin sınırlarını aşacak ölçüde gelişmiş bulunduğunu ve ekonominin, dünyayı bütünüyle kapsayan uluslararası çapta örgütlenmesini zorunlu kıldığını kanıtlamakta. Emperyalizm bu çelişkiyi bütün dünya ekonomisini örgütleyerek, devlet-kapitalizmini benimseyen tek bir dünya tröstüne giden yolu ateş ve kılıçla açarak çözmeye çalışıyor. Sosyal-Demokrat ideologlar, bu kanlı ütopyayı, yeni, "örgütlenmiş" kapitalizmin barışçıl bir yöntemi diye göklere çıkartıyorlar. Gerçekte bu ütopya öylesine büyük aşılmaz nesnel engellere çarpıyor ki, kapitalizm kendi özgün çelişkilerinin yükü altında, kesinkes çökmek zorunda bulunuyor. Emperyalist dönemle birlikte daha da keskinleşen kapitalizmin dengesiz gelişme yasası, emperyalist güçlerin kalıcı ve sağlam uluslararası birleşmelere gitmelerini imkansız kılıyor. Sermayenin son sınırına -dünya tröstü-­ kadar merkezîleşmesine giden yolu simgeleyen ve dünya savaşları haline gelen emperyalist savaşlar, öylesine yıkımlara yol açıyor, işçi sınıfının ve sömürgelerdeki milyonlarca proleter ve köylünün sırtına öylesine ağır yükler bindiriyor ki, kapitalizmin, proletarya devriminin darbeleri altında kaçınılmaz olarak çok daha erken yıkılması zorunlu oluyor.

Emperyalizm, kapitalist gelişimin bu en üst evresi, dünya ekonomisinin üretici güçlerini dev boyutlara ulaştırıyor, bütün dünyayı kendisine benzetecek tarzda biçimlendiriyor ve bütün sömürgeleri, bütün ırkları, bütün halkları, finans kapitalce sömürülmeye götüren akıntının içine çekiyor. Sermayenin tekelci biçimi aynı zamanda, giderek artan ölçüde, kapitalizmin parazitleşerek yozlaşmasının, çürümesinin ve çökmesinin öğelerini geliştiriyor. Tekelci sermaye, hareket ettirici güdü olarak rekabeti belirli bir dereceye kadar dışta bırakmakta, yüksek kartel fiyatları politikası izlemekte ve pazarlar üzerinde sınırsız hakimiyete sahip olmaktadır; bu arada, üretici güçlerin ilerki gelişmesini engellemek eğilimi göstermektedir. Emperyalizm, sömürgelerdeki milyonlarca işçi ve köylüyü ezip suyunu çıkartarak elde ettiği, dev boyutlardaki aşırı-karlardan oluşan ölçüsüz zenginlikleri istif etmektedir. Böylelikle o, çürüyen, parazit haline gelerek yozlaşan rantiye devlet modeli ile, kupon keserek yaşayan bütün bir asalaklar tabakasını yaratır.

Sosyalizmin maddi önkoşullarının yaratılması (üretim araçlarının yoğunlaşması, emeğin dev boyutlarda toplumsallaştırılması, işçi örgütlerinin güçlenmesi) sürecini tamamlayan emperyalizm dönemi, aynı zamanda "büyük güçler" arasındaki çelişkileri keskinleştirir ve birlik içindeki dünya ekonomisinin parçalanmasına yol açan savaşlara neden olur. Emperyalizm bu yüzden, çürüyen, ölen kapitalizmdir. O genelde kapitalizmin gelişiminin son evresi, sosyalist dünya devriminin şafağıdır.

Dolayısıyla uluslararası proletarya devrimi, genelde kapitalizmin, özelde onun emperyalist evresinin gelişim koşullarından doğar. Bir bütün olarak kapitalist sistem nihai çöküşüne yaklaşmaktadır. Finans-kapitalin diktatörlüğü yıkılmakta ve yerini proletaryanın diktatörlüğü almaktadır.

<< Önceki - Sonraki >>