KÜTÜPHANE | EKONOMI-POLITIK

4- İKRAZ SERMAYESİ. HİSSE SENETLİ ORTAKLIKLAR

İkraz Sermayesi ve Faiz

     
      Sermayenin devri sırasında yalnızca ticaret sermayesi değil">

KÜTÜPHANE | EKONOMI-POLITIK

4- İKRAZ SERMAYESİ. HİSSE SENETLİ ORTAKLIKLAR

İkraz Sermayesi ve Faiz

     
      Sermayenin devri sırasında yalnızca ticaret sermayesi değil, ikraz sermayesi (capital de prét) şekline giren para-sermaye de özel bir biçim alır. Kullanılabilir para-sermaye nereden gelir? Örneğin, sanayici, her ay, kullanıma hazır bir meta satıyor ve altı ayda bir hammaddeler satın alıyor, ayrıca elinde beş ay kullanabileceği para var. Kapitalist, bir yandan sabit sermayenin yıpranmış bölümlerinin yenilenmesine yönelik para biriktirirken, bir yandan da elinde hemen kullanabileceği para tutarları oluşur. Bu toplam paraları, ancak birkaç yıl sonra, yeni bir avadanlık satın almak için harcayacaktır.
      Bir başka zamanda da, kapitalist, paraya gereksinme duyuyor. Örneğin, kullanıma hazır metalarını satamadı ve hammaddeler satın alması gerekti.
      Buna göre, bir kapitalist geçici olarak fazladan para-sermayeye sahip, başka bir kapitalistin ise böyle bir sermayeye gereksinmesi var. Kullanıma hazır sermayenin sahibi olan kapitalist, bu paraları bir an için yararlanmak üzere öteki kapitalistlere verir. İkraz sermayesi, belirli bir vadeyle, faiz adı verilen bir gelir karşılığında, ödünç olarak verilen para-sermayedir. [sayfa 132]
      Faiz
, kendisine borç para verilen sanayici ya da tüccar kapitalist tarafından para sahibi kapitaliste verilen bir kazanç bölümüdür. Sanayici ya da tüccar kapitalist, kendisine verilen borç parayı üretime ya da ticarete yatırır. Bundan dolayıdır ki, ikraz sermayesinin ayırıcı özelliği, ikraz sermayesinin asıl sahibinden başka bir kapitalist tarafından kullanılmış olmasıdır. Sanayici, ikraz sermayesinin üretimde kullanılması sayesinde işçiler tutar, ve onlardan artı-değer sağlar. Bu artı-değerin bir bölümü, sanayici kapitalist tarafından, faiz şekli altında ikrazcıya ödenir. Böylece, borcun faizi, artı-değerin şekillerinden biridir.
      Sanayici kapitalist, örneğin, 100.000 dolar borç aldı. Ortalama %20 kârla, bu sermaye üzerinden kâr toplamı 20.000 dolara yükselecektir. Sanayici kapitalistin ikrazcı kapitaliste aktardığı kâr, bu 20.000 dolarlık kâr üzerindedir. 100.000 dolar karşılığı ikrazcıya ödenecek faiz derecesi, ya da faiz oranı (Faiz oranı, ikraz edilen sermaye ile, faizler toplamı arasındaki orandır.) 3 olursa, 20.000 dolarlık kârdan 3.000'i ikrazcıya devredilmiş demektir. Kârın geri kalan 17.000 dolarlık bölümüne ise, sanayici kapitalist tarafindan sahip çıkılır. Kârın bu kesimine işletmeci kazancı denir.
      İşletmeci kazancı ve faiz olarak bölüşülen ortalama kâr oranı, ikraz sermayesinin arz ve talebi arasındaki ilişkiye bağlıdır. Para-sermaye talebi arttıkça faiz oranı da yükselir ve para-sermaye talebi azaldıkça faiz oranı da düşer. Faiz, ortalama kârın ancak bir bölümü olduğundan, faiz oranı, ortalama kar oranını geçemez.
      Kapitalizmin gelişmesiyle faiz oranı düşme eğilimi gösterir. Bu, önce kâr oranının düşme eğilimi nedeniyle olur. İkinci olarak da, kapitalizmin gelişmesiyle ikraz sermayesinin quantum'u önemli şekilde artar. Sermaye arzı, talebe üstün gelir. İşte, ikraz faizi oranındaki düşmeyi belirleyen nedenler bunlardır. [sayfa 133]
     

Kapitalist Kredi Banka ve Bankacı Kârı

     
      İkraz sennayesinin hareketi, kredi şeklinde gerçekleşir. Kapitalist kredinin iki biçimi vardır: ticari kredi ve banka kredisi.
      Ticari kredi
, sanayici ve tüccar kapitalistler, birbirlerine kredili meta sattıkları ve karşılığında, belirli bir miktar parayı, belirli bir süre sonunda ödemek üzere, birbirlerini yükümlülük altına sokan bir borç senedi aldıkları durumlarda ortaya çıkar.
      Banka kredisi
, tüccar ve sanayicilere bankacılar tarafından verilen kredilerdir. Bankalarda toplanan emre hazır para-sermaye burada kullanılır.
      Kapitalist rejimde, banka, borç alanlarla (emprunteurs) kredi açanlar arasında aracı rol oynayan kapitalist bir işletmedir. Bankaların faaliyeti şundan ibarettir: bankalar, sermayeleri ve kullanılabilir ve faal olmayan gelirleri toplayarak, onları, kapitalistlerin ve hatta burjuva devletin emrine hazır tutar. Ayrıca bankacılar, doğrudan doğruya, sınai ve ticari işletmelere, kapitalist olarak, sermaye yatırımında da bulunurlar.
      Diğer kapitalist işletmelerde olduğu gibi, banka faaliyetinin amacı, kazanç sağlamaktır. Bir bankanın kâr kaynağı, üretimde yaratılan artı-değerdir. Banka kârını, ikraz toplamları için banka tarafından alınan faiz ile mevduatlar için bankanın ödediği faiz arasındaki fark oluşturur. Mevduat, kapitalistler, tüccarlar, toprak sahipleri ve nüfusun öteki tabakaları tarafından bankaya yatırılan, kullanılabilir parasal kaynaklardır. Mevduata ayrılan daha az bir faizle, ikrazlar toplamından peşin aldığı (daha yüksek) faiz arasındaki farkı, banka, kendine maleder. Banka işlemlerinin yürütülmesine bağlı giderler, bu toplamdan kapatılır. Kalan toplam ise, banka kazancını oluşturur. Kapitalist rekabet, bu kârı, kendiliğinden, bankanın kendi sermayesine göre ortalama kar oranı düzeyine indirir. Banka sermayelerinin en büyük [sayfa 134] bölümünü, mevduat yolu ile elde edilen, istikraz edilmiş sermaye meydana getirmiştir.
      Bankalar kredi işlemlerinde oynadıkları aracı rollerinden fazla olarak, kapitalistler arasındaki hesapları düzenler ve kapitalistlerin hesapları konusunda her çeşit mali işlemler yaparlar. Bundan dolayı, banka, birçok kapitalist için kasadar rolü oynar.
      Kapitalist rejimde, bankalar, ekonomi dalları arasında, para kaynaklarının kendiliğinden dağılımı için bir çeşit mekanizma oluştururlar. Bununla birlikte, bu dağılım, toplum yararına değil, kapitalistlerin yararına olmuştur. Çeşitli ekonomi dallarını, kendi aralarında sıkısıkıya bağlayan kapitalist kredi, emeğin toplumsallaşmaya itilmesine katkıda bulunur.
      Bununla birlikte, bu toplumsallaşma, üretim araçlarının özel mülkiyet temeli üzerinde olur. Kredi gelişmesi, bu arada, kapitalist üretim tarzına bağlı çelişkileri daha da keskinleştirir ve kapitalist üretimdeki anarşiyi artırır.
     

Hisse Senetli Ortaklık

     
      Kapitalizmin şafağında, fabrika ve işletmeler, bireysel işletmeciler tarafından kurulmuşlardı. Ama daha sonra, demiryolları, limanlar vb. gibi dev eserlere bireysel sermayenin gücü yetmez oldu. 19'uncu yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, sanayide, demiryolları yapımında ve banka kurmada, yaygın şekilde hisse senetli ortaklığa geçilmiştir. Hisse senetli ortaklık (la société par actions), sermayesi üyeleri tarafından yapılan ödemelerden oluşan, üyelerinin yatırdıkları meblağlar oranında hisse senedine sahip olduğu bir işletme şeklidir. Hisse senedi, sahibine, işletme gelirinden bir pay, yani bir temettü alma hakkını verir. Hisse senetleri, hisse senedi kuru denilen belirli bir fiyatla, değerler borsasında satılır ve alınırlar. Değerler borsası, değerlerin, her şeyden önce de hisse senetlerinin pazarıdır. Hisse senetlerinin alınıp satıldığı ve kurlarının takdir edildiği yer, borsadır.
      Kur
ya da hisse senetlerinin fiyatı iki etkene bağlıdır: [sayfa 135] 1) bankaların mevduat için ödedikleri faiz oranı, ve 2) her hisse senedinin getirdiği yıllık gelir. 100 dolarlık bir hisse senedi, yılda 10 dolar gelir sağlarsa, bu hisse senedi öyle bir para toplamına satılmalıdır ki, bu para bankaya yatırıldığında, faiz şeklinde gene yılda aynı 10 doları getirmiş olsun. Bankanın mevduat için yılda %5 ödediğini kabul edelim. Bu durumda, hisse senedi 200 dolara satılmış olacaktır, çünkü bankaya yatırılmış olan bu para, sahibine, yılda 10 dolara eşit bir gelir sağlayacaktır.
      Hisse senetli ortaklığın faaliyetini örgütlendirip yürütmek için hissedarlar genel kurulu, seçim yoluyla, yönetim kurulunu seçer ve yöneticiler ve imza sahiplerini atar. Genel kurulda oy sayısı hisse senetlerinin sayısına göredir. Ama hisse senetlerinin miktar bakımından çoğu, genel kural olarak, büyük kapitalistler azınlığının elinde bulunduğu için, pratikte de hisse senetli ortaklığın sahibi, bu azınlıktır. Deneyim, işletmenin mutlak sahibi olmak içim hisse senetlerinin yarısından daha azına sahip olmanın yettiğini göstermiştir. Bir tek kişi ya da birbirlerine bağlı kişiler grubu tarafından elde tutulmuş olan ve ortaklık içinde rakipsiz egemenlik kurmaya olanak veren hisse senedi sayısı, büyük hisse senetleri paketi adını alır.
      Değer şekli altında varolan (hisse senetleri, tahviller) ve elinde bulunduranlara bir gelir getiren sermayeye, itibari sermaye (capital fictif) denir. Senetlerin bu adı almaları, kendi başlarına bir değer taşımamalarından dolayıdır. Ancak, dolaylı olarak, gerçek (efektif) sermaye hareketini yansıtırlar.
      Hisse senetli ortaklıkların çoğalması, giderek, kapitalistleri, faiz ve temettüden kazanç sağlayan kimseler durumuna getirmiştir. Oysa, işletmelerin yönetimi, ücretli kişiler, yöneticiler ve müdürler tarafından yürütülür. Böylece de, kapitalist mülkiyetin asalak niteliği daima yeğinlik kazanır.
      Hisse senetleri bütün halk tabakaları arasına yayılıp yerleşmiştir. Bu durum, kapitalistlerin çıkarınadır: hisse senetleri alıcıları arttıkça, hisse senetli ortaklıkları yöneten [sayfa 136] büyük hisse sahiplerinin ellerinde toplanan sermaye de artar. Bu hisse senetlerinin bazı emekçi grupları tarafından satın alınması, burjuva ideologlarına "sermayenin demokratizasyonu" teorisini göklere çıkarma olanağını vermiştir. Bu "teori", hisse senetli işletmeler şeklinin gelişmesiyle kapitalizmin niteliğinin değiştiğini, her emekçinin, bir hisse senedi satın alarak hisse senetli ortaklığın ortak-sahibi olacağını ve yönetime katılabileceğini ileri sürer. Gerçekte, anonim ortaklıklar, tamamen büyük hisse senetleri paketini ellerinde bulunduran büyük kapitalistler tarafından yönetilir. Hisse-senedi-sermayenin bütün üstünlüklerinden yararlananlar, bu kapitalistlerdir. Senetlerin küçük bir bölümüne sahip olan emekçilerin, hisse senetli ortaklıkların yönetiminde bir rolleri ne vardır ve ne de olabilir.
      Daha yukarda, artı-değerin kâra nasıl dönüştüğünü ve sanayicilerin, tüccarların ve bankacıların onu nasıl elde ettiklerini saptamıştık. Ama, kapitalist rejimde bir sömürücü grup daha vardır. Bunlar, büyük toprak sahipleridir. Onlar da, kapitalist toprak rantı şekline giren artı-değerin bir bölümünden eşit olarak yararlanırlar.