KÜTÜPHANE |  DİMİTROV | English

PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BASLICA DÖNEMLER devam

4. PARTI IÇINDEKI SOL SEKTERLIKLE MÜCADELE VE BUNUN TASFIYESI

Komünist Enternasyonalin verdigi yetkiyi kötüye kullanan">

KÜTÜPHANE |  DİMİTROV | English

PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BASLICA DÖNEMLER devam

4. PARTI IÇINDEKI SOL SEKTERLIKLE MÜCADELE VE BUNUN TASFIYESI

Komünist Enternasyonalin verdigi yetkiyi kötüye kullanan, ülke içinde onun kararlarinin gerçek yorumcusu olarak kendini tanitan, illegal durumun zor kosullarini firsat bilen, ve ayrica Komünist Enternasyonal Merkez Komitesi içindeki örtülü düsman unsurlar tarafindan da desteklenen sol sekterlerden Iskrov, Georgi Lambrev ve Iliya Vassilev (Boiko) [3], örgütlü hizip çalismalariyla 1929 yazinda Merkez Komitesi`nin bir genel kurulunu toplamayi ve gerçekte, Parti liderligini ele geçirmeyi basardilar. Sol sekterler, Partiyi bolseviklestirmek kisvesi altinda, gerçekte anti-Bolsevik bir yol tutturdular. `Sinirli sosyalizmin kökünü kazimak` sloganini ortaya attilar, uzun yillar boyunca Partiye bagliliklari sinanmis üyelere ve Partinin devrimci geçmisine karsi mücadeleye giristiler, Partiyi kitlelerden koparan yola ittiler. Onlarin bu tutumu, ülke içinde bulunan ve o sirada Parti çalismalarindan çekilmis olan birtakim eski ve ünlü Parti militaninin pasif kalmasiyla daha da kolaylasti.

Sol sekter hizip, Partinin bolseviklesmesindeki baslica engel durumuna geldi. Fasist diktatörlügün Partimizi gözledigi ve onu içten yikmak, lider kadrosunu dagitip ezmek için firsat aradigi sirada, en yakin müttefiklerini sol sekter hizibin baslica liderleri arasinda buldu. Dahasi, sonradan, SSCB`de Bolsevik Parti ve öteki bazi Komünist Partileri içindeki düsman ajanlarin teshiri ile baglantili olarak, bazi bu sol sekter liderlerin bu ajanslarin hizmetinde oldugu ortaya çikarildi.
Ancak, sol sekter hizibin geçici basarisina ragmen, isçi hareketinin yeni bir ayaklanmada emekçi halkin mücadelesini yerel çerçevede yönetebilecek yeterli güçler Parti içinde bulunuyordu.

1923-25 yenilgilerinden sonra bütün isçi ve ilerici hareketi saran duraganlik giderek kayboluyordu. 1927`de Isçi Partisi, isçi sinifinin legal partisi olarak kuruldu, sendikalar yeniden olustu. Illegal Komünist Partisinin öncülügünde hareket eden Isçi Partisi, kisa zamanda kitleler içinde önemli bir yer kazandi. Kitlelerin yeni bir devrime ayaklanmaya girisme belirtileri ortaya çikti. Büyük grevler yapildi; önemli seçim zaferleri kazanildi ve legal olanaklar yaygin biçimde kullanilmaya baslandi. Parti büyüyor ve ilerliyordu. Sol sekter hizibin zararli etkileri olmasaydi, Partinin basarilari çok daha büyük olurdu. Örnegin Ikinci Genel Kurul toplantisinda, `sol` sekterler, çalismalarini Partinin yeni kitlesel militan ayaklanmalarin liderligini üstlenmesi sorunu üzerinde yogunlastiracaklari yerde, Partinin geçmisiyle ilgili skolastik sekter tartismalara daldilar ve hiçbir isçinin bastan sona okuyamayacagi sayfalar dolusu kararlar aldilar. Yine bu hizibin yanlislari yüzünden, gerek 1931 yazinda, gerekse 19 Mayis 1934 [4] darbesi sirasinda Partimiz fasist dikta cephesini yarma isini basarili sonuca ulastiramadi.

Gerçekte Troçkist bir politika olan sol sekter politikanin Komünist Enternasyonal`in çizgisiyle hiçbir ortak yani yoktu ve ona tamamen karsiydi.
1. Eylemdeki güçlerin somut Marksist analizi temeline dayanilarak durumun saglikli biçimde degerlendirilmesi ve yerine, Leninist-Stalinist strateji ve taktiklerin genel formülleri saptiriliyor ve öteki Komünist Partilerinin formülleri kendi somut kosullarimiz göz önünde tutulmaksizin mekanik olarak uygulaniyordu. Sol sekterler kendi liderliklerine ragmen Partinin elde ettigi basarilardan yararlaniyorlar ve güncel görevin Bulgaristan`da bir proletarya diktatörlügü kurmak oldugunu belirtiyorlardi.

2. Parti sloganlarinin yayilmasi, mücadele hazirligi ve kitlelerin seferberligi için isçi ve köylüler arasinda ciddi ve tutarli ajitasyon yapilmasi yerine, `devrimci` lafazanlik yapiliyor ve `devrimci` eylemlerde bulunmak için abartmali ve anlamsiz çagrilarda bulunuluyordu. Sol sekterlerin tipik sloganlari `Genel ve Açik Saldiri`, `Sokaklari Ele Geçirelim`, `Topraklari Isgal Edelim` ve benzeri türden `devrimci` safsatalardan olusuyordu.
Siyasi grev slogani sol sekterler tarafindan öylesine asagilaniyordu ki, Sendikalar Enternasyonali bu sloganin Bulgaristan`da kullanilmasini özellikle kinamak zorunda kaldi.

3. Parti üyelerinin ve kitle örgütlerinin, Parti karar ve talimatlarini bilinçli olarak uygulamalari demek olan gerçek liderlik, yerini mekanik ve kaba bir kumandaya birakti. Sol sekter liderlerin, Partimiz tarafindan kurulan legal Isçi Partisine karsi tutumlari yanlis ve alabildigine zararliydi. Isçi Partisinin üyeleri arasinda kitlesel çalismalarda deneyi olan pek çok isçi bulunmasina ve bu Parti, Komünist Partisinin etkisini kitlelere tasiyan bir aktarici olarak görev yapmasina ragmen, bu Partinin yerel kadrolarina ikinci sinif vatandas davranisi gösteriliyordu. 19 Mayis 1934 darbesinden sonra Isçi Partisi ve öteki kitle örgütleri kapatildigi zaman, sol sekter liderler buna karsi koymadilar ve alelacele Isçi Partisinin `kendi kendini feshettigini` ilan ettiler.

4. Sözde `bolseviklesme` kisvesi altinda, Partinin bütün `sinirli` sosyalist dönemi `Mensevik` ve `anti-Bolsevik` olmakla damgalandi. Eylül Ayaklanmasini savunmak kisvesi altinda ise, bu ayaklanmanin Troçkist bir `elestirisi` yayginlastirildi ve Partinin Eylül aktivistleri sürgün edildi. Sol sekter liderler, Leipzig durusmasi için yürütülen uluslararasi anti-fasist kampanyayi bile sabote edecek kadar isi ileriye vardirdilar.

5. Partinin iç liderligini geçici olarak ve yurtdisindaki Troçkist arkadaslarinin yardimiyla ele geçiren sol sekterler, parti içinde gizli bir Troçkist hizip olusturdular. Leninizm maskesi altinda ve Komünist Enternasyonalin otoritesini iki-yüzlüce kullanarak, Partinin temellerini sarsmaya ve devrimci hareketi gözden düsürmeye giristiler.

Partinin sol sekterligi asmak için yürüttügü mücadelesinde, Komünist Enternasyonalin ve Bolsevik Partisi`nin, özellikle Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi tarafindan reddedilen Merkez Komitesi Ikinci Genel Kurulunun zararli kararlarinin reddedilmesiyle ilgili gördügü destek sükranla anilmalidir.
Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi siyasi sekreterliginin 1930 Agustosunda aldigi karar, Partimiz açisindan son derece önemli rol oynadi. Bu karar, Bulgaristan`daki Komünist hareketin temel sorunlarini ele aliyor ve Parti içindeki zinde güçleri gerçek Marksist-Leninist politika üzerinde birlestirmede saglam bir temel olarak hizmet etti.

Bu karar açikça, Partinin reddetmemesi, ama `bilinçli öncüsü ve gelistiricisi` olmasi gereken `sinirli` sosyalist dönemdeki devrimci Marksist unsurlara isaret etti.

Ayni zamanda, proleter devrimin temel sorunlari üzerinde `sinirli` sosyalizmle Leninizm arasindaki ayriliklari da açikça ortaya koyuyordu. Bu karar, Eylül ayaklanmasini, Partinin bolseviklesmesinde kesin bir dönüm noktasi olarak, parti liderliginin Bolseviklige aykiri geleneklere ve sol çocukluk hastaligina karsi yetersiz ideolojik mücadelesiyle ortaya çikan eski ve yeni kadrolar arasindaki Bolsevik kristallesmenin baslangici olarak yorumluyordu.

Bu kararla Partiye bir çagrida bulunuluyor, tamamen ajitasyonal ve propagandist bir örgüt olmaktan iktidar mücadelesinde kitlelerin lideri ve örgütleyicisi olmaya, bas düsmana, yani sol sekterlik ve oportünizm, kisitlayicilik ve pasiflik ile mücadelede ortak bir platform çevresinde birlesmeye geçis dönemini aksatan `sinirli` sosyalist dönem unsurlarinin tamamen ortadan kaldirilmasi öneriliyordu.

Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi Siyasi Sekreterligi, Partiye hizipçilikle ve Partinin hiziplere bölünme tehlikesiyle mücadele etmesini bildirdi. Partiyi Komünist Enternasyonal platformu üzerinde birlestirme süreci, karari sözde kabul eden, ama bunu benimsemediklerini Partiden ve Komünist Enternasyonal`den gizleyen ve karari sol sekter bir ruhla degistirmek isteyen sol sekterler tarafindan aksatildi.

Partinin bizzat varligi ve gelisimi yeniden tehlikeye düstü. Partiyi kurtarmak için sol sekterleri tasfiye edip, Parti liderligini onlarin elinden alarak ve devrimci lafazanliktan gerçek Bolsevik kitle çalismasina ve mücadelesine kesinlikle dönüs yapacak bütün güçlerin seferber edilmesi gerekti. Ancak bütün çalisma alanlarinda sekter sapmalarin hizla ortadan kaldirilmasiyla, partinin kitlelerle yeniden iliski kurmasi ve askeri fasist diktatörlügü devirmek için birlesik bir anti-fasist halk cephesi kurmasi olanagi vardi.

Illegal durumun ve fasist terörün yarattigi ciddi zorluklara ragmen, Partimiz Komünist Enternasyonal`in yardimiyla bu önemli isin üstesinden gelmeyi basardi.

5. PARTININ YENI BOLSEVIK ÇIZGISI

Komünist Enternasyonalin Yedinci Kongresi, isçi sinifi ve emekçilerin, barisin ve halklarin özgürlügünün en büyük tehlikesi olarak fasizme karsi mücadeleyi temel ve güncel görev olarak belirlemekle Komünist Partilerin politikalarini degistirdi. Isçi sinifini bir araya getirmek ve bu temel üzerinde fasist saldiriyi durdurmak, fasizmi ezmek için güçlü bir anti-fasist halk cephesi kurmak gerekliydi. Birlesik Cephenin uygulamaya geçilmesi, Komünistlerin kendi içlerinde kök salmis bir bela durumundaki sekterligi yok etmelerini zorunlu kildi. Sekterler, kitlelerin devrimcilesme oranini oldugundan çok abartarak, emekçi halkin günlük çikar ve haklarinin savunmasi mücadelesini ise gerektiginden az önemseyerek, fasist saldiri karsisinda pasif tutuma yol açtilar. Kitle politikasi olarak soyut propaganda ve doktrinerciligi benimseyen, bütün ülkelerin sloganlarini ve taktiklerini aynen kopya eden, her ülkenin kendine özgü kosullarini hesaba katmayan sektercillk, Komünist Partilerin gelismesini geciktirdi, gerçek, bir kitle mücadelesini aksatti ve genis emekçi kitlelerinin Komünist Partilere yaklasmasini engelledi. Komünist Partilerin, Birlesik Cephe uygulamasiyla gelisme olanagi bulacak, sürecin kendiliginden gelismesini, otomatizmi savunacak, Partinin rolünü azaltacak ve en kritik anda bocalamalara yol açacak sag tehlikeye karsi da uyanik bulunmalari gerekiyordu.

Komünist Enternasyonalin Yedinci Kongresinin temel tezi buydu. Kongrenin aldigi kararlar, Partimizin kesin dönüs yapmasina ve Bolsevik bir yapi kazanmasina yardimci oldu. Komünist Enternasyonalin 19 Mayis 1934 olaylariyla baglantili olarak sol sekter liderlik için aldigi karar, partinin kesin dönüs yapmasini saglamaya yetersiz olan bu nevi sahsina münhasir liderligi degistirme sorununu kesinlikle ortaya koymus bulunuyordu. Bu degisiklik 1935 baslarinda tamamen gerçeklestirildi.

Yeni Parti liderligi, 1 Ekim 1935 tarihli Açik Mektubunda, 1934 Komünist Enternasyonalin kararlarina dayanarak, `birtakim küçük burjuva unsurlarin -doktrinerlerin, sekterlerin ve hizipçilerin Parti liderligini geçici olarak ele geçirdikleri ve kendi sol oportünist sekter politikalarini kabul ettirmeye çalistiklari` yillardaki sol oportünist sekter politikanin özünü açikça ortaya koydu. Komünist Enternasyonalin Yedinci Kongresi kararlarina dayanan Açik Mektup, Partinin temel görevlerini söyle belirledi: a) bir birlesik anti-fasist halk cephe kurmak, ve b) Partinin genelde güçlenmesiyle isçi sinifini örgütlemek.
1936 Subatinda yapilan Parti Altinci Genel Kurul Toplantisi, Yedinci Dünya Kongresi kararlari isiginda Partinin yeni Bolsevik çizgisinin dogru ve tutarli olarak belirlenmesini gerçeklestirdi. Bu çizgi söyle belirlendi:

1. Genel Kurul, temel güncel görev olarak, su istekler için verilecek mücadelede fasist olmayan bütün örgütlerden olusacak bir anti-fasist halk cephesi kurulmasini öngördü: Turnovo Anayasasinin yeniden yürürlüge konulmasi; eski seçim yasasina göre Ulusal Meclis seçimlerinin yapilmasi; anti-komünist kararnamelerin yürürlükten kaldirilmasi; bütün fasist örgütlerin dagitilmasi. Bütün zinde halk güçleri bu istekler için birleseceklerdi.
Bu arada, Parti temel ihtiyaçlarinin karsilanmasi için bütün emekçi halk örgütlerinin ortak mücadelede birlesmelerini önerdi. Parti, kitlelerin durumunu köklü biçimde düzeltmenin, halkin özgürlügünü en genis planda savunmanin, barisi ve ulusal bagimsizligi korumanin ancak Bulgaristan`da Sovyet Hükümeti kurulmasiyla olanak kazanacagi görüsünde olmasina ragmen, yukaridaki görevleri yerine getirecek bir anti-fasist halk cephesi hükümetini desteklemeye de hazir oldugunu belirtti.

2. Genel Kurul, sol sekter liderligin dagitilmasini ve Parti liderliginin yeni Bolsevik çizgisini destekleyenlere verilmesini tamamiyla kabul etti. Ayni zamanda, sol sekter politikanin anti-Leninist ve Troçkist karakterini herkesin gözleri önüne sermek için sertçe elestirilmesi geregini, yeni Parti çizgisinde -sözde kalmayip, uygulama alanina geçecek biçimde bilinçli birikimi saglayacak ayrintili ve sistematik egitim zorunlulugunu belirtti.

3. Genel Kurul, Partinin Marksist-Leninist bir temelde ve Merkez Komitesi çevresinde içtenlikli ve bilinçli olarak bütünlesmesi için, yasli-genç bütün parti kadrolarinin pratik çalismaya katilmalarini öngören ayrintili bir yönetmelik hazirladi.

Yeni Bolsevik çizgi sayesinde Parti, kitlelerle yeniden iliski kurmayi basardi ve ulusun siyasi yasamindaki rolü hizla büyüdü.

Her ne kadar zorluklar olduysa da, anti-fasist halk cephesi öteki fasist olmayan partilerin sagci liderleri tarafindan yapilan sabotajlara ve direnise ragmen gelisti. Halk cephesi ve özellikle Parti, parlamento ve belediye seçimlerinde büyük bir siyasi güç olarak ortaya çikti.

Anti-fasist halk cephesinin mücadele ettigi baslica iç düsmanlar, fasizme ön ayak olanlar, yani Çar Boris hükümeti ile Tsankov`un sözümona Sosyal Hareketiydi. Barisi ve Bulgaristan`in bagimsizligini tehdit eden baslica dis düsman ise Nazi Almanyasi ile fasist Italya idi. Anti-fasist halk cephesi bu ikili belaya karsi baris için savas kiskirticilariyla ve onlarin Bulgaristan`daki isbirlikçileriyle savasmak, Bulgaristan`in ulusal bagimsizligini korumak, bütün komsu ülkelerle dostluk iliskileri kurmak, savasa ve fasizme karsi baris ve demokrasi politikasi izleyen büyüklü küçüklü bütün demokratik ülkelerin toplumsal güvenligini ve ortak savunusunu saglamak üzere kitleleri seferber etti.

Nazi Almanyasinin yeni bir dünya savasi için hazirlanmasi, Hitler`in Avusturya ve Çekoslovakya`daki saldirganliga ve Bulgar monarko-fasizminin yardimiyla Alman emperyalistlerinin Bulgaristan`a egemen olmak ve Bulgaristan`i kendi `Lebensraum`larina katmak girisimleri, Almanya`nin Polonya`ya saldirisi üzerine II. Dünya Savasinin patlamasi, Bulgaristan`i ve Balkanlari da savasa katmak tehlikesini yaratti. Parti dogru bir seziyle Balkanlarda barisin korunmasi ve Balkan halklarinin bagimsizligi için tek güvencenin SSCB oldugunu kavradi.

Parti bu nedenle Bulgaristan dis politikasinin ilk görevi olarak, Sovyetler Birligi ile bir dostluk ve yardimlasma anlasmasi yapilmasini öngördü. Bulgaristan, kendisini savasa sokmak isteyecek taraflardan birinin saldirisina ve istilasina ugrayacak olursa, Bulgar halki Sovyetler Birligi`nin destegiyle özgürlüklerini ve bagimsizliklarini korumak için var güçleriyle savasacakti.

Bu kosullar altinda, parti çabalarini, bütün demokratik güçlerin baris ve ulusal bagimsizligi savunmak, kitlelerin özgürlüklerini ve temel ihtiyaçlarini korumak için savasa, gericilige ve kapitalist talana karsi birlesmesi sorununda yogunlastirdi.

1940 Aralik ayinda elçi Sobolev araciligiyla yaptigi, Bulgaristan`la bir dostluk ve yardimlasma pakti imzalamak önerisi, Partinin Sovyet yanlisi tutumunun dogru oldugunu kanitladi ve Partinin durumunu halk arasinda güçlendirdi. SSCB ile yapilacak dostluk pakti için girisilen güçlü halk hareketinin merkezi Parti oldu. Bu halk hareketinin disinda kalanlar -Alman ve Ingiliz yanlilari olmak üzere- her iki kampta yer alan ve SSCB ile Bolsevizme karsi duyduklari nefrette birlesen kapitalist ve gerici unsurlar oldu.

Ocak 1941`deki Parti Yedinci Genel Kurul Toplantisi, Bulgaristan`in zorla savasa sokulmasina karsi mücadele bayragi altinda yapildi. Parti, Çar Boris`in fasist hükümetinin Sovyet önerisini reddetmekle Bulgaristan`i Nazi Almanyasinin arabasina kostugunu kavradi. Bu durum, Bulgaristan`in savasa itilme tehlikesini artirmaktan baska bir anlam tasimiyordu. Bunun üzerine Parti, SSCB ile anlasma yapilmasi ve savasa katilmaya karsi mücadele edilmesi için kitleler arasinda daha güçlü propagandaya giristi.

Bunun sonucu olarak, pek çok yerde cepheye sürülmüs Bulgar askerleri arasinda olaylar patlak verdi, askerler subaylarin komutlarina uymayi reddettiler. Askerlerin evlerine dönmesi ve Bulgaristan`in Nazi Almanyasi yaninda savasmamasi için sloganlar ortaya atildi. Nazi isgal kuvvetleri ve onlarla isbirligi yapan hainler, Bulgaristan`in güvenilir bir geri cephe olmayacagini ve cani politikalarinin Bulgar halki tarafindan desteklenmeyecegini anladilar.
21 Haziran 1941`de Hitler`in SSCB`ne saldirisi, uluslararasi durumu degistirdi. Iki emperyalist kamp arasinda baslayan II. Dünya Savasi, Nazi saldirisina karsi, basta Sovyetler Birligi`nin bulundugu özgürlük sever halklarin savasi niteligine büründü. Savasin baslangicindan itibaren, Partimiz Nazi-fasist bloka ve onun Bulgar isbirlikçilerine karsi kesin tavir aldi. Daha 22 Haziran 1941`de Parti Merkez Komitesi, Bulgar halkina yayinladigi bir bildiride tavrini açikça ortaya koyuyordu.

Bildiride söyle deniyordu:

`Tarihin hiçbir döneminde, fasizmin SSCB`ne karsi açtigi savastan daha haydutça, daha karsi devrimci ve daha emperyalist bir savas olmamistir. Bu nedenle, Sovyet halkinin fasist istilaciya karsi sürdürdügü ve bütün ülkelerin kaderinin bagli bulundugu savastan daha hakli ve daha ilerici bir savas olamaz. Böylesine hakli bir savas, dünyadaki her dürüst ve ilerici insanin yakinlik destegini kazanir... Büyük çogunlugu ile kardes Sovyet halkina derin sevgi besleyen ve daha iyi bir gelecek umutlarini Sovyet halkina baglayan Bulgar halki, topraklarinin ve ordusunun Alman fasizminin haydutça amaçlari için kullanilmasini önlemek ödevi ile karsi karsiyadir...

`Uyanik davranin ve Hükümetin bizi savasa sokmak veya ülkemizi fasist haydutlarinin hizmetine vermek için her türlü girisimine kesinlikle karsi koyun! Alman fasistlerine ve talancilarina Bulgar bugdayinin tek bir tanesi, Bulgar ekmeginin tek bir somunu verilmeyecektir! Hiçbir Bulgar, onlarin hizmetine girmeyecektir!`
Merkez Komitesi ayni bildiride SSCB`ne karsi girisilen Nazi saldirisini `Hitler`in boynunu koparacak pervasiz bir serüven` olarak niteledi.
24 Haziran 1941`de Parti Politbürosu, Nazi isgal güçlerine ve onlarin isbirlikçisi yerli hainlere karsi Bulgar halkini silahli mücadeleye hazirlamaya giristi. Bu hazirligi yürütmek için özel bir askeri komisyon kuruldu. Alman ulasim yollarini kesmek, Nazilere hizmet eden fabrika ve depolari yikmak, üretimi sabote etmek için isçileri örgütlemek (bunun sonucu olarak birkaç fabrikanin üretimi % 40-50 düstü), köylüleri tarim ürünlerini saklamaya yöneltmek amaciyla bölücü ve sabotaj eylemleri yapacak silahli askeri birlikler olusturuldu. Alman birliklerine ve üslerine saldirmak, ülkede Almanlar ve yerli hainler için güvensiz bir ortam yaratmak, onlarin savasçi çabalarini bozmak slogani ileri sürüldü. Ayni zamanda Parti, `Dogu Cephesine Tek Asker Vermeyiz` slogani ile ordu içindeki çalismalarina hiz verdi. Yugoslavya`daki isgal kuvvetlerinde bulunan askerler arasinda ise, Yugoslav partizanlariyla kardeslik kurmak ve onlarin yanina geçmek slogani yayildi. Daha 1941`de, Razlog, Batak, Karlovo, Dogu Sredna Gora, Sevlievo, Gabrovo ve daha baska bölgelerde ilk partizan birlikleri ortaya çikti.

Bu kahramanca mücadele, pek çok fedakarligi ve çileyi gerektirdi: Düzinelerle savasçi daragaçlarinda sallandi ya da kursuna dizildi, partizanlarin gövdelerinden ayrilan kafalari kasaba ve köylerde dolastirildi, hapishaneler ve toplama kamplari tiklim tiklim doldu. Ama bu hayvanca teröre ragmen, mücadele giderek hiz kazandi. Dogu Cephesinde Sovyet zaferlerinin sonucu olarak Alman yenilgileri arttikça, Nazi Almanyasinin kesin yenilgiye ugrayacagi açikça belli olmaya basladiktan sonra bütün vatansever güçleri 1942 ortalarinda Partinin insiyatifiyle kurulan ve programi yayinlanan Anavatan Cephesinde toplamak daha büyük olanak kazanmaya basladi.

Anavatan Cephesi programi, Hitler`in dünya egemenligi planinin Nazi Almanyasinin yikilmasiyla son bulmaya mahkum oldugunu ve Bulgaristan`i Hitler`in kölesi durumuna sokan Çar Boris hükümeti politikasinin halka karsi oldugunu ve ülkeyi felakete sürükleyecegini açikça belirtiyordu. Programda, bu nedenle Bulgar halkinin, ordusunun ve vatansever aydinlarin en büyük ödevinin Bulgaristan`i kurtarmak için bütün Anavatan Cephesinde birlesmeleri oldugu da bildiriliyordu.

Program, Bulgaristan`in Nazi Almanya`si ile olan haydutça ittifakinin derhal bozulmasini, Alman isgalcilerinin Bulgaristan topraklarindan çikarilmasini, ulusal servet ve emegin yabanci saldirisindan korunmasini, fasist örgütlerin dagitilarak zararsiz duruma sokulmasini, emekçi halkin siyasi haklarinin yeniden taninmasini, bu haklarin genisletilmesini ve güçlendirilmesini, ordunun monarko-fasist kligin elinden kurtarilarak bir halk ordusuna dönüstürülmesini ve böylelikle Alman emperyalistlerinin kesin yenilgisini saglamak için halkimizin maddi, manevi bütün güçlerinin SSCB`nin liderligindeki öteki halklarin gücüne katilmasini öngörüyordu. Program, bütün anti-fasist güçlerin Anavatan Cephesinde birlesmelerini istiyor, öteki özgürlük sever ülkeler ve özellikle Sovyetler Birligiyle yakin iliskiler içinde özgür ve bagimsiz bir ulus olarak politik ve ekonomik kalkinmamizi saglayacak bir Anavatan Cephesi hükümetinin kurulmasi için çagrida bulunuyordu.

Parti, iç fasizmin yikilmasi için verilecek mücadelenin, emekçi halkin ve bütün ulusal yasamini ve gelecegini ilgilendiren bütün temel sorunlari içerdigi görüsündeydi. Fasist rejim ortadan kalkmadan ülke fasist kampin elinden kurtarilamaz, felaket, yokluk ve gerilemekten siyrilamazdi. Nazi Almanya`sinin kaçinilmaz sonu ne oranda belirginlestiyse, Bulgar halki da, kaderini Hitler`in köleci politikasiyla özdes kilan Bulgar fasist rejiminin derhal ortadan kaldirilmasi gereken tehlike oldugunu o oranda kavradi. Bulgaristan`in fasizmin zincirlerinden kurtarilmasi, iç ve dis durumun yarattigi bir zorunluluk olarak ortaya çikti ve isçi sinifinin, sehir ve köydeki emekçilerin, bütün gerçek demokratik ve vatansever güçlerin baslica ödevi oldu.

Ülkemizi fasizmden ve Alman isgalinden kurtarma savasi sirasinda Partimizin demokratik ve ulusal platformu bu durumdaydi. Partinin çagrisi büyük coskuyla karsilandi, halkin çogunlugu Anavatan Cephesi bayragi altinda toplandi ve ülkenin kurtarilmasi gerçek bir ulusal dava niteligi kazandi.

Parti, bu programin uygulanmasini, ülkenin köklü siyasi, ekonomik ve toplumsal degisimler yolunda ilerlemesi için kaçinilmaz ve belirleyici bir evre olarak görüyordu.

Bu militan programla silahlanan Parti, bütün gücünü, Anavatan Cephesini gerçek bir ulusal hareket durumuna getirmek, direnis hareketini genisletmek ve buna kitlesel bir hareket niteligi vermek çabasinda yogunlastirdi.

1942`nin ikinci yarisinda, kitlelerin Nazi isgal kuvvetlerine ve onlarin Bulgar masalarina karsi mücadelesi büyük hiz kazandi. Çesitli yerlerde sayica az partizan birlikleri örgütlendiler ve halkin destegini gördüler. 1942-43 kisinda Sredna Gora`daki (1941-44 arasinda partizan faaliyetlerinin önemli kesimlerinden biri olan Orta Bulgaristan`daki sira daglar) birlikler, 20,000 kadar jandarma ve askere karsi unutulmaz ve destansi savaslar verdiler. 1943 Mart-Nisan aylarinda Merkez Komitesinin karariyla, ülke birlesik askeri liderlik altinda 12 gerilla savas bölgesine ayrildi. Köy ve kasabalarda Almanlara ve hain otoritelere karsi partizan birliklerinin saldirilari, genellikle halk içinde yürütülen yaygin siyasi eylemle birlikte gidiyordu. Nazi haydutlarinin Dogu Cephesinde, özellikle Stalingrad bozgunundan sonra ugradiklari yenilgilerin sayisi arttikça, partizan mücadelesi de büyüyor, ülkenin dört bucagindan halk partizanlara katiliyordu.
1943 sonlari ve 1944 baslarinda, fasistlerin kumanda ettigi asker ve jandarmalardan olusan 100,000 kisilik ordu, partizan harekete karsi mücadeleyle görevlendirildi. Hitler`in ve Çar Boris`in Dogu Cephesine tek bir Bulgar askeri gönderemeyislerinin baslica nedeni, Bulgar ordusunun belli basli güçlerinin Bulgaristan ve Yugoslavya`da partizanlara karsi savasmakta olmasiydi.

Bu, gerçekten destansi dönem, ayni zamanda Partimiz ve Bulgar halki için gerçek bir sinav oldu. Güvenle söyleyebiliriz ki, çogunlukla Komünist gençlik tarafindan desteklenen Partimiz, ugradigi büyük kayiplara, hayvanca teröre ve birtakim Parti üyelerinin bocalamalarina ragmen bu sinavi onurla geçti. Bu dönem, Partinin Alman isgal kuvvetlerine ve Bulgar fasistlerine karsi örgütledigi ve yönettigi kadinli erkekli kahraman Partizanlariyla gurur duyacak, Partimizin ve halkimizin anilarina altin yaldizla kazindi.

Sovyet ordusunun ilerlemesi ve fasistlerin buna karsi koyamayisiyla kolaylasan Partizan hareketin yayilmasi, halki costurdu, onlarin son zafere inancini pekistirdi ve Anavatan Cephesindeki müttefiklerimizi harekete geçirdi.

Kitlelerin temel ihtiyaçlarinin karsilanmasi ve Bulgaristan`in Alman fasist emperyalistleri tarafindan köle edilmesinin önlenmesi için verilen mücadele boyunca Anavatan Cephesi büyüdü. Anavatan Cephesi kivilcimini tutusturan Partimiz oldu, ama öteki fasist olmayan partiler ile örgütler de Anavatan Cephesinin çalismalarina katildilar.

1944`te Alman haydutlarinin bütün cephelerde ugradigi onarilmaz yenilgiler, Sovyet ordularinin Almanya`ya karsi giristigi yildirim hareketi, fasist Italya`nin teslim olmasi, Üçüncü Ukrayna ordusunun Bulgar sinirlarina yaklasmasi, Nazi Almanya`sinin çöküsünü hizlandirdi. Panige kapilan isbirlikçi hainlerimiz ile monarko-fasist klik dagilmaya basladi. Bunlarin Partizan hareketini kanla bogmak girisimi ile Anavatan Cephesini bölme çabalari da bosa gitti. Monarko-fasistler , yaklasan halk ayaklanmasini önce Bagriyanov, sonra Muraviev-Giçev [5] hükümetleriyle engellemek istediler ve kayitsiz sartsiz teslim olmak önerisiyle Anglo-Amerikan kurmay heyetine yaklastilar. Bir Anglo-Amerikan isgali olursa, cezalanmaktan kurtulacaklarini ve monarko-kapitalist rejimin sarsak temellerini koruyabileceklerini umuyorlardi.

Ne var ki, Sovyet ordularinin hizla ilerlemesi ve Partimizin uyanik tutumu yüzünden bu plan suya düstü.
26 Agustos 1944`te, Partimiz Merkez Komitesi, bütün örgütlerine, yöneticilerine ve üyelerine, tarihi 4 numarali genelgeyi yayinlayarak, silahli ayaklanma yoluyla fasist kralligi ve Bagriyanov hükümetini devirmek, yerine Anavatan Cephesi hükümetini kurmak çagrisinda bulundu. Bu genelgede, daha baska sorunlarin yani sira sunlar belirtiliyordu:

`Bulgaristan için saat 12`yi vurmustur.
Bugün Bulgaristan`in kaderi sadece halkina ve vatansever ordusuna baglidir. Kendini zorla kabul ettiren krallik ve Alman yanlisi Bagriyanov hükümeti derhal devrilmez ve Almanya ile olan ittifak bozulmazsa, ülkemiz, ölüme mahkumdur.

Partiyi, Anavatan Cephesini, bütün Bulgar halkini ve ordusunu bekleyen görev, kararlilik içinde ve yigitçe bir genel silahli ayaklanmaya girismektir.
Ülkeyi, zaman kaybetmeksizin, yigitçe ve kararli eylemle kurtarabilecek tek siyasi güç Anavatan Cephesidir.`

Ayni gün Partizan Ordusu Genel Kurmayi su emri verdi:

`Genel saldiriya geçin ve Anavatan Cephesi yetkililerini yerel bir merkeze yerlestirin. Saldirinin ana darbelerini büyük merkezlere, özellikle belirli ordu birliklerinin desteginin saglanabilecegi yerlere yöneltin.` Proletaryanin basinda ve görevinin bilincinde olan Parti, geçmisteki militan deneylerinden, zafer ve yenilgilerden aldigi derslerden yararlanarak bütün güçlerini harekete geçirdi. Sovyet ordusunun yardimlarina güvenerek Bulgar halkinin Anavatan Cephesi içinde seferber edilmesi ve Bulgaristan`daki kapitalizm ile gericiligin en tehlikeli ve seytani kalesi olan monarko-fasist diktatörlügün devrilmesi için emir verdi.
8 Eylül`de Sovyet ordulari Bulgaristan topraklarina ayak bastiklarinda, silahli ayaklanma çoktan baslamisti. Plovdiv, Gabrovo ve Pernik madenlerinde grevler baslatildi. Sofya`da tramvay isçileri greve gittiler, halk gösteri yapti. Pleven, Varna ve Sliven zindanlarinin basilmasi, Partizan birliklerinin pek çok kasaba ve köyü isgaliyle ayri zamana denk getirildi. Sovyet ordularinin demir baskisi altinda, Alman haydutlari Bulgaristan`dan alelacele çekildiler. Bulgar askerleri subaylarinin emrine uymayarak Partizanlara katildilar.

Ayaklanmanin zafere ulasmasi kesindi. 9 Eylül`de, Partizan birlikleri ile devrimci görüslü asker ve subaylarin yardimiyla birlesmis yiginlarin indirdigi darbelerin altinda lanetlenmis monarko-fasist diktatörlük yikildi ve Bulgaristan`da ilk halk hükümeti -Anavatan Cephesi hükümeti- kuruldu.
Ama, 9 Eylül zaferinde ve ülkemizin Alman fasist boyundurugundan kurtulmasinda en büyük katki payi kahraman kardes Sovyet ordusunun ve onun uzak-görüslü önderi Generalismo Stalin`indir. Parti, isçi sinifi ve bütün emekçi halkimiz, bunu her zaman sükranla anacaklardir.

Onceki sayfa