KÜTÜPHANE |  DİMİTROV | Fasizme karsi Birlesik Cephe

BULGAR İŞÇİ PARTİSİ (KOMÜNİST) BEŞİNCİ KONGRESİNDE MERKEZ KOMİTESİNİN SUNDUĞU SİYASİ RAPOR
 

PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BASLICA DÖNEMLER

-I-
PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BASLICA DÖNEMLER
Partimizin bugünkü durumunu ve acil görevlerini incelemeden önce">

KÜTÜPHANE |  DİMİTROV | Fasizme karsi Birlesik Cephe

BULGAR İŞÇİ PARTİSİ (KOMÜNİST) BEŞİNCİ KONGRESİNDE MERKEZ KOMİTESİNİN SUNDUĞU SİYASİ RAPOR
 

PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BASLICA DÖNEMLER

-I-
PARTİNİN GELİŞİMİNDEKİ BASLICA DÖNEMLER
Partimizin bugünkü durumunu ve acil görevlerini incelemeden önce, kuruluşundan bugüne kadar olan gelişimine göz atmakta yarar vardır. Bu halkımız ve ülkemiz açısından oldugu kadar Parti açısından da tarihi ve siyasi bir önem tasımaktadır. Partinin geçmisiyle ilgili birtakim sorunları aydınlıga çıkarmak gereklidir.

Partimizin tarihçesi baslıca su dönemlere ayrılabilir:

1) 1891`de kurulusundan 1903`te oportünist Sosyalistlerden kopmasına kadar.
2) 1903`te isçi sınıfının Marksist bir partisi olarak olusumundan, Rus Devrimine ve 1919`da partinin Komünist Partisine dönüsmesine, ve onun Komünist Enternasyonalin kurulusunda yer almasına kadar.
3) 1919`dan Eylül 1923 Ayaklanmasına kadar.
4) Eylül 1923 ayaklanmasından 1940`ta II. Dünya Savasına kadar.
5) II. Dünya Savasından 9 Eylül 1944 Ayaklanmasına kadar.
6) 9 Eylül`den bugüne kadar.
Parti tarihindeki bu baslıca dönemlerin dogal olarak kendilerine özgü gelisme evreleri vardır.
Partimizin gelisimindeki bu dönemlerin en karakteristik özelliklerine kısaca göz atalım.

1. `SINIRLI` SOSYALİST DÖNEM

`Sınırlı` sosyalist dönemin analizine geçmeden önce, Partimizin 1891`den 1903`e kadar olan birinci dönemindeki belirgin özelligin, sosyalist görüslerin, giderek gelisen dirençli propagandası ve o zamankı gelismemis toplum kosullarında, sosyalist eylemin mümkün oldugunu kabul etmeyen burjuva ve küçük burjuva ideologlarına karsı sürekli mücadele oldugunu belirtmek isterim. Kapitalizm yoluna yeni yeni giren Bulgaristan`da, olusmaktaki isçi sınıfıyla belirlenecek sosyalizmin mümkün oldugu, gelecegin isçi sınıfının elinde bulundugu ve bu sınıfın kendi siyasi partisinin kurulması zorunlulugu kanıtlanmalıydı. Parti içinde Dimiter Blagoev`in yürüttügü devrimci Marksist akımla Yanko Sakuzov`un reformist-oportünist akımı arasında bu konular üzerinde giderek büyüyen bir mücadele ortaya çıktı. Bu uzun ideolojik çatısma küçük burjuva reformist sosyalistlere karsı devrimci Marksizmin zaferiyle sonuçlandı.


`Sınırlı` sosyalist dönemde Partinin olumlu tutumu, Marksizm`e, proleter sosyalizmine ve enternasyonalizme derin baglıgı, burjuvaziye ve onun reformist temsilcilerine karsı tavızsız bir sinifsal tavir, isçi sinifinin güçlerine ve gelecegine duyulan sarsilmaz inanç ve bilinçli demir disiplin oldu. `Sinirli` sosyalistler, Parti üyelerinin kisisel yasamlarinin, özel çikarlarinin ve bireysel isteklerinin, proleter partisinin çikar ve isteklerine bagli olmasi gerektigine kesinlikle inaniyorlardi. Partimiz bu nitelikleri sayesinde I. Dünya Savasi öncesindeki ve hemen sonrasindaki dönemde büyük basarilar elde etti. Bu nitelikler Partinin isçi sinifi mücadelesinde örgütçü ve lider duruma gelmesini, emek hareketinde reformizm kilit noktalardan söküp atmasini sagladi. Yine bu nitelikler, Partinin I. Dünya Savasi sirasinda tutarli bir enternasyonalist tavir almasina, Bolseviklere daha da yaklasmasina, Rus Devriminden ve Komünist Enternasyonalin kurulmasindan sonra da Partinin kendini Bolseviklestirme yolunda ilerlemesine yol açti.

`Sinirli` sosyalist dönemde, Partimiz saflarindaki reformistleri temizledi; isçi sinifinin ayri bir sinif olarak bagimsiz gelisimini sagladi ve egemen burjuvaziye karsi amansiz mücadeleye girdi. O dönemde Partinin slogani sinifa karsi sinifti. Parti, isçi ve emekçilerin sekiz saatlik is günü, sosyal güvenlik kanunu, yasama ve çalisma kosullarinin düzeltilmesi mücadelesinin basina geçti. Burjuvazinin gerici iç ve dis politikasina karsi bayrak açti. Parti, 1906`da Pernik`teki büyük madenciler grevini ve o yillardaki isçi sinifinin öteki kesimleri tarafindan yürütülen grevleri yönetti. Partinin liderliginde ya da en azindan Partinin etkisinde olmayan tek bir grev yoktu.

Parti, emekçi halka proleter enternasyonalizmi ruhunu asiladi. Sosyalist partilerinin bir Balkan Federasyonunun kurulmasinda insiyatifi ele aldi ve faal bir rol oynadi, ve Bulgar emekçi halki ile öteki Balkan ülkelerinin ve bütün dünyanin emekçi halki arasindaki dayanismayi pekistirmek için elinden geleni yapti.
`Sinirli` sosyalistlerin reformizme ve çesitli reformist hiziplere karsi esnek olmayan tutumlari emek hareketinde burjuva ajanlariyla yan yana bulunmayi reddedisleri, isçi sinifinin çikarlarini ve haklarini savunmaktaki militan mücadeleleri, onlari uluslararasi emek hareketinde ve Ikinci Enternasyonalde bütün sol sosyal demokrat akimlar içinde Bolsevizme en yakin devrimci Marksist egilim olarak belirlendi.

Ancak bu durum, `sinirli` sosyalizmin temel sorunlarda Bolsevizmden ayrilmamasi demek degildi. `Sinirli` sosyalizmin Bolsevizmin Bulgaristan`a özgü bir tarzi oldugu ve yapilacak tek isin yeni uluslararasi duruma ayak uydurmak olacagi yolundaki yanlis yorum, Partiye çetin ve tehlikeli günler geçirtti.
Alti çizilerek vurgulanmasi gerekir ki, Partiyi 19. yüzyil Marksizm`i çerçevesinde tutan ve Marksizm`i, emperyalist çaga -yani kapitalizmin son asamasi dönemine- uygulayan Lenin`in degerli katkilarindan yararlanmayi engelleyen iste Partinin ve özellikle Dimiter Blagoev`den baslayarak bütün liderlerin bu yanlis yorumu oldu. Bu yanlis kavram, Partimizin Bolseviklesmesini geciktirdi, liderlerin Vladaya olaylarindaki ve özellikle 9 Haziran 1923 askeri fasist darbesindeki yanlis tutumlarini dogurdu.

`Sinirli` sosyalizmin, özellikle taviz vermeyen sinifsal tutumu, Bulgar Mensevizmine karsi mücadelesi ve demir disiplini ile Bolsevizme yakin oldugu bir gerçektir. Ne var ki, birtakim temel ilke ve taktik sorunlarinda `sinirli` sosyalizmin Bolsevizm ve Leninizm`den ayrildigi da bir gerçektir.
`Sinirli` sosyalizm ile Bolsevizm arasindaki temel ayriliklar nelerdir?

`Sinirli` sosyalizm, proleter diktatörlügünü proleter devriminin temel bir niteligi olarak kabul etmiyordu. Bu sorun Parti programinda yer almamisti. Kapitalist gelisimin yeni bir evresini ortaya çikisindan, onun son evresi olarak, proleter devriminin esigine gelindiginden habersiz, burjuvazinin devrilmesinin bir araci olarak silahli ayaklanma ve iktidar sorununu somut olarak öne sürmüyordu.

`Sinirli` sosyalizm, Parti yapisi, örgütlenmesi ve disiplini açisindan Leninist parti doktrinine yaklasmasina ragmen, devrimde ve iktidar mücadelesinde isçi sinifinin militan öncüsü olarak Partinin rolü konusunda Leninist bir tavir almiyordu. Partimiz, kendini, emekçi halkin bütün öteki örgütlerini yönetecek, kitlelerle en yakin iliskiyi kuracak ve böylece basarili bir devrimci eylemi saglayacak güçte bir Bulgar isçi sinifi üst örgütü olarak görmüyordu.

`Sinirli` sosyalizm, isçi hareketi içinde kendiligindencilige belirli bir tapmadan henüz siyrilamamisti. Nesnel toplum kanunlarinin kendiliginden isleyecegini savunan sosyal demokrat görüsün etkisindeydi. Parti, baslica görevinin ajitasyon ve propaganda oldugunu, nesnel islevi olan toplumsal gelisme kanunlarini açiklamaktan, isçilere ve bütün çalisan halka sosyalizm ruhunu asilamaktan, isçilere sinif bilinci vermekten ve isçilerin güncel mücadelelerine yol göstermekten ibaret oldugunu kabul ediyor, kaçinilmaz sosyalist devrimin nesnel kosullarin olgunlasmasiyla kendiliginden gerçeklesecegi görüsünü sürdürüyordu. Parti, görevinin sadece emekçi halki örgütlemek, egitmek ve günlük mücadelelerini yönetmek, olaylari açiklamak olmayip, ayni zamanda devrimci eylemin yaratilmasi ve yönlendirilmesine katkida bulunmak, proleter devriminin hazirlanmasinda, örgütlenmesinde ve gelisiminde egemen unsur olma zorunlulugunu, kendisinin etkin bir güç oldugunu anlamiyordu. Bu nedenle de, sert sinif çatismalarinin yapildigi dönemde Parti bir hareketsizlige girdi ve ayaklanmis olan kitle bagnaz bir tutumla uzak kaldi.

`Sinirli` sosyalizmin Marksist görüsleri birer dogma niteligine sokmasi sonucu, Parti sekterlige kaydi ve genis kitlelerle iliski kurmasi zorlasti. Örnegin, burjuvaziye karsi bir sinif olarak tavizsiz politika izleyen, burjuva partileriyle çesitli seçim koalisyonlarina ve burjuva parlamentosunun `kurucu` yasama görevine hakli olarak karsi çikan Parti, bagimsiz eylemi dogmaya çevirdi, genel olarak ve çesitli özel kosullarda öteki toplumsal ve siyasi gruplarla ortak anlayisa varma imkanini reddetti ve böylelikle de kendini tecrit etmis oldu. Devrimci partilerin basarili mücadele vermek ve atilim yapmak için kabul etmek zorunda olduklari devrimci uzlasmalar konusundaki Leninist doktrin Partimiz için bilinmeyen bir görüstü.

Kapitalizme karsi mücadelede köylülerin isçi sinifinin müttefiki olma rolünü kavrayamayan parti, köylü sorunu konusunda Leninist olmayan Plekhanovist bir tutum takindi. Köylüleri ancak proletaryanin pozisyonlarindan yana geçtikleri sürece bayragi altina aldi. Oysa bilindigi gibi, Lenin, proletarya ile köylülerin ittifakina iliskin Marksist doktrini gelistirmis ve buna katkida bulunmustur. Çarliga ve burjuvaziye karsi mücadelede isçilerle köylüler arasinda militan bir ittifak kurulmasi görüsünü ortaya atmis, gelistirmis ve köylülerin tek tek ufak üretici nitelikleri içinde sosyalizmi benimseyecek duruma gelmeden önce, isçi sinifi tarafindan birer müttefik olarak kazanilabileceklerini ileri sürmüstür. Lenin, sosyalist devrimde oldugu kadar burjuva demokratik devriminde de köylülerin varolan devrimci potansiyellerini kullanmak olanagi buldugunu ortaya koymustur.

Bu göstermektedir ki, Partimiz, çalisan Bulgar halkina muazzam devrimci hizmetlerine ragmen, daha bir Bolsevik Marksist-Leninist parti, yeni tipte bir parti, Yoldas Stalin`in dedigi gibi -`devrimci bir durumun karmasik sorunlari arasinda yolunu bulacak kadar tecrübeli ve hedefinin önüne çikan bütün batik kayalara çarpmadan yolunda gidecek kadar esnek` degildi.

I. Dünya Savasindan önce, baslica görevin isçi sinifi güçlerini örgütlemek ve bunlara sinif bilinci asilamak oldugu günlerde, `sinirli` sosyalizmin eksikleri ve güçsüz yanlari henüz duyulmuyordu. Ama I. Dünya Savasi patlayip da, kapitalizmin devrilmesi pratik bir sorun haline gelince, bu eksiklikler gün isigina çikiverdi.

I. Dünya Savasi sirasinda ve özellikle Rus Devriminden sonra, Parti, askerler arasinda onlari `Rus kardeslerinin örnegini izlemeye,` yani devrime hazirlamak amaciyla yogun bir egitim ve propaganda kampanyasina giristi. Ama en gerekli ve kritik anda, cephedeki askerler süngülerini savas suçlularina çevirdikleri ve kitle halinde ayaklanip Sofya`ya yürüdükleri (yani Rus kardeslerinin örnegini izledikleri) sirada Parti görevini yerine getirmedi. Ayaklanmayi örgütlemeyi ve basariyla yönetmeyi, isçileri ve köylüleri de katarak ayaklanmaya ülke çapinda bir kapsam saglamayi ve bunu (Alman emperyalizminin baslica ajani olan) monarsiye ve talanci amaçlari için savasi kullanan egemen kapitalist klige karsi bir halk ayaklanmasina dönüstürmeyi basaramadi. O tarihte Parti, baris ve demokratik halk cumhuriyeti sloganini ortaya atarak köylü ve sehirli kitlelerini kuskusuz birlestirebilirdi. Partimiz ile Tarim Birligi arasinda kurulacak güç birligi ayaklanmanin basariya ulasmasini saglayabilirdi. 1918`de halk cumhuriyeti için elde edilecek böyle bir halk ayaklanmasi zaferi, ülkenin ve Balkanlarin gelisimini halkin yararina büyük ölçüde degistirebilirdi.

Partimizin 1918 sonbaharinda ayaklanan asker kitlelerinin yönetimini ele alamayisindaki baslica neden, doktriner egilimleri, Bolsevik-olmayan kavramlari ve yöntemleri, ve `sinirli` sosyalizm izlerinde yatiyordu.

Degisik ülkelerde devrimci sürecin kendine özgü yolda ilerleyecegi, demokrasi mücadelesi ile sosyalizm mücadelesi arasinda iliski ve organik baglanti oldugu yolundaki Leninist kavramdan yoksun bulunan Partimiz, sosyalist devrim çaginin geldigini ve bundan dolayi bir halk cumhuriyeti sloganinin özgün bir sosyalist slogan olmamasi nedeniyle Marksist bir parti tarafindan öne sürülemeyecegini savundu.

Isçi ve köylülerin militan ittifaki yolundaki Leninist kavramdan yoksun olan Partimiz, genellikle köylülerden olusan asker kitleleri Sovyet iktidari adina savasmaya hazir olmadiklari, bu yüzden de gerçek bir devrimci mücadele vermek gücünde bulunmadiklari için böyle düsünüyordu. Parti Marksizm`i böylesine doktriner yorumladigi için, asker ayaklanmasinin liderligini üstlenmedi ve bunu genel bir ayaklanmaya dönüstürmek için hiçbir çaba göstermedi. Bu davranisin sonucu olarak, gerektigi gibi yönetilmeyen ayaklanma kitlelerden kopuk kaldi ve bastirildi.

Böylece, `sinirli` sosyalizm, devrimci Marksist bir akimdi, ama Bolsevizmin Bulgaristan`a özgü bir türü degildi. Yeni bir tipte bir parti, Marksist-Leninist bir parti yapmak, bugün Kongrenin karsisina gururla çikmasi gibi, Partiyi bolseviklestirmek için uzun mücadele verilmesi gerekliydi.

2. KOMÜNIST ENTERNASYONAL`DE PARTIMIZIN YERI VE BOLSEVIKLESMENIN BASLANGICI
Partimiz, Rus Devrimini oybirligi ve coskuyla karsiladi, onun sloganlarini benimsedi ve emekçi halkimizi genç Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin savunusu için seferber etti.

Iç savas, emperyalist müdahale ve Volga bölgesindeki kitlik sirasinda, Partimiz etkili bir siyasi kampanya ile yardim kampanyasi yürüttü. Emekçi köylülerimizin az rastlanir bir cosku ve fedakarlikla Sovyet kardesleri için yiyecek topladiklari, Partinin komutasindaki isçi sinifinin 20,000 kisilik Wrangel ordusunu Bulgaristan`da bozguna ugratti. Churchill ile hempalarinin bu orduyu Sovyetler Birligi`ne karsi askeri müdahale için kullanmalarini engelledigi o tarihi aylari kim unutabilir?

Partimiz, 1919`daki Kongresinde Komünist Partisi adini aldi. Öteki ülkelerin çogundaki partilerin tersine, Partimiz bir bütün olarak Komünist Enternasyonale katildi. Dahasi, Bolsevik Partinin ve ölümsüz Lenin`in liderliginde, Komünist Enternasyonalin kurulmasinda faal bir rol oynadi. Yeni bir program kabul etti. Proleter devrimini artik uzun vadeli bir hedef olarak degil, ama, nesnel kosullarin olgunlasmis bulundugu ve gerçeklesmesinin öznel devrim unsurlarina, yani Partimizin devrimi örgütleme ve önderlik etme yetenegine bagli olan acil bir görev olarak benimsedi. Partimiz, 1921`deki Kongresinde, proletarya diktatörlügünün Sovyet biçiminin proleter devriminin temel bir unsuru oldugunu açikladi. Köylü sorunu konusundaki kararinda isçi sinifinin liderliginde varilacak bir isçi köylü ittifakinin, devrimin zaferi için vazgeçilmez bir zorunluluk oldugunu ilan etti. Lenin`in temel eserlerinin Bulgarca`ya çevrilmesiyle yayginlasan bu program maddelerinin kabulü yanisira, Parti Komünist Enternasyonalin çalismalarina da faal olarak katildi.
Parti ayni zamanda, illegal mücadele yöntemlerini de ilke olarak kabul etti, mücadelede ve devrimci propagandada legal olanaklarin yanisira bu yöntemlerin de parlamento, belediye ve il meclisleri gibi alanlarda tam olarak kullanilmasi görüsünü benimsedi.

Parti, kendi militan örgütünü kurmaya giristi, askerler arasinda etkin propaganda ve örgütleme hareketini baslatti ve kitleleri silahlandirmaya koyuldu. Felaketlerle dolu savasin baslangicinda emekçi halkin çetin mücadelesini, af kampanyalarini, pahaliliga, Bulgaristan`in SSCB`ni istila için kullanilacak bir üsse dönüstürülmesine karsi ve Sovyetler Birligi`nin taninmasi adina yürütülen kampanyalari yönetti. Parti ayni zamanda, belediyeleri birer baski, sömürü ve yagma araci olmaktan çikarip, emekçi halkin çikarina hizmet eden örgütler durumuna getirmek için kitlesel mücadeleye girdi. Birtakim önemli kasaba ve köy meclisleri Komünist Partisinin eline geçti. 1920`de 22 kasaba ve 65 köyde Komünist belediye örgütü kuruldu. Bu belediyelerin isçi sinifi ve öteki emekçilerin çikarlarini gözeten ekonomik ve kültürel politikalari, burjuvazinin ve merkez yetkililerinin dogal karsitligini üzerine çekti. O zamanlar komün olarak adlandirilan örgütlerin kurulmasi ve güçlenmesi için verilen uzun ve çetin mücadeleler, ülkemiz tarihinde hiç unutulmayan anilar olarak kalacaktir.
Partinin liderligindeki proletarya bütün alanlarda iktidari tamamen eline almadigi takdirde, bu komünler kisa ömürlü olmaya mahkumdu; nitekim burjuvazi bunlari teker teker yok etti.

Ancak, Partimiz liderliginde emekçi halkin belediyeleri ele geçirmek için verdigi mücadele, sömürücülere karsi mücadelede kitlelerin birlesmesine büyük katkida bulundu ve Partinin prestijini büyük ölçüde artirdi.

Partimiz emekçi halkin acil ihtiyaçlari için verdigi mücadele ile devrimin zaferi adina yapilacak çatismanin hazirligini birlestirdi. Emekçi halkin siyasi hak ve özgürlükleriyle ilgili önemli çikarlari tehlikeye düstügünde, Parti genel bir siyasi greve gitmekten çekinmedi ve 1919-20`deki ulasim isçileri grevi böyle olustu. Bunun yani sira kitle eylemlerine girisildi, hatta 1922`de gericilige ve fasizme karsi Tarim Hükümetiyle isbirligi bile yapildi. Böylelikle Parti sehir ve köylerden büyük yeni kitleleri çevresinde topladi.

Parti, Komünist Enternasyonale katilmasina ve I. Dünya Savasi sonrasindaki devrim ortaminda emekçi halkin sinifsal mücadelesinde lider olarak basariyla ortaya çikmasina ragmen, `sinirli` sosyalizmle Bolsevizm arasindaki temel ayriligi henüz kavramamis, liderleri bu ayriliga parmak basmamis ve sinirli sosyalizmin aksakliklarini yenmek, Partiyi Marksizm-Leninizm`le donatmak mücadelesi henüz baslamamisti.

Gerçi Parti kendi devrimci birikimini yapiyordu, ama parti içinde legalist, propagandist aliskanliklar sürüyor, Marksizm`i devrimci eylemin rehberi olmak yerine bir dogma biçiminde yorumlamak egilimi agir basiyordu.

Bu durum, `sinirli` sosyalist dogmatik egilim iyice agirlik kazandigi sirada 9 Haziran 1923`te Parti liderlerinin aldigi tavirla iyice belirginlesti. Parti liderlerinin ilan ettigi tarafsizlik politikasi, gerçege ve devrimci Marksizm`e tamamen aykiri, cansiz doktriner görüslerle desteklendi. Parti liderleri bu politikayi sürdürdüler; çünkü Tarim Hükümeti yanlis yönetimi yüzünden itibarini kaybetmisti. Kitleler fasist darbeye karsi bu hükümeti savunmadilar, köylüler ise bir isçi ve köylü hükümetine henüz hazir olmadiklarindan Komünist Partisinin fasizme karsi ayaklanma çagrisina uymadilar. Parti liderleri, Komünist Partisinin yaptigi mücadelelerle kitleler arasinda elde ettigi yetkinligi yeterince degerlendiremedi. Liderler, saray temsilcileri ile burjuva monarsist kliklerin halkta uyandirdigi ve Komünist partisinin de körükledigi fasizme ve banker-militarist oligarsiye karsi duyulan nefreti de yeterince degerlendiremedi. 1917 Eylülünde Kornilov`un darbe girisimi karsisinda Bolsevik Partisinin verdigi örnek izlenmis olsaydi, Parti Tarim Birligi içindeki zinde güçlerle birlesseydi ve fasist tertipçilere karsi açikça tavir alsaydi, fasist darbe hiç kuskusuz bastirilirdi.

Parti liderligi içinde hüküm süren Bolsevik-olmayan, `sinirli` sosyalist devrim anlayisi, 9 Haziran`da ve sonraki günlerde moral ve siyasi bir çöküntüye yol açti. Darbenin baslangicinda monarko-fasist güçleri altetmek, kapitalizme karsi sosyalizmin mücadelesinde önemli mevziler kazanmada muazzam bir firsat böylece kaçirmis oldu.

Kapitalizmin savas sonrasi krizi ve iktidar mücadelesi ile ortaya çikan yeni kosullarda, `sinirli` sosyalizm isçi sinifinin ideolojik ve politik bir silahi olarak tarihi sinavini geçemedi. Bu silahin ülkemizde proletarya zaferini saglamakta yetersiz oldugu açikça ortaya çikti.

Partimiz bunu kavramak, `sinirli` sosyalizmle Bolsevizm arasindaki ayrimi kendi devrimci deneyiminin isiginda görmek, bütün siyasi ve örgütsel çalismalarini Marksist-Leninist ruhla donatmak, olumsuz Sosyal-Demokrat görüslerden, aliskanliklardan ve yöntemlerden kesinlikle arinmak zorundaydi. `Sinirli` sosyalizmin olumlu Marksist gelenekleri, nitelikleri ve deneyimleri Bolsevik potasinda eritilmeliydi.

Partimiz bu yolda ilerlemeye baslamisti. Ne var ki, geçmisin olumsuz kalintilarindan arinma ve bolseviklesme süreci artik illegal kosullarda ve Eylül Ayaklanmasinin bastirilisini izleyen beyaz terör ortaminda düsmanin amansiz atesi altinda sürmek zorundaydi.

3. PARTININ BOLSEVIKLESMESINDEKI DÖNÜM NOKTASI. 1923 EYLÜL AYAKLANMASI
Bulgar Komünist Partisi tarafindan düzenlenen ve yönetilen 1923 Eylül anti-fasist halk ayaklanmasi, partinin `sinirli` sosyalizmden Bolsevizme gelisiminde dönüm noktasini belirler.

Parti, fasist darbenin yol açtigi kriz sirasinda yapmayi basaramadigi seyi, daha sonra fasist hükümet ülkeyi silahli Eylül ayaklanmasina neden olan krize sürükledigi zaman yapmaya giristi. 1923 Agustosunda, zinde Marksist çekirdek, Komünist Enternasyonalin yardimiyla Parti liderligi içinde agirligi ele geçirdi ve Partinin stratejisinde, taktiklerinde köklü bir degisim yapti. Parti, o zamana kadar sürdürdügü kitlelerden kopuk tutumunu birakti, bütün anti-fasist güçleri, köy ve sehir emekçi halkindan olusan genis bir cephede birlestirmeye ve kitleleri bir isçi-köylü hükümeti sloganiyla, silahli ayaklanma da dahil olmak üzere monarko-fasist diktatörlüge karsi genel mücadeleyi hazirlamaya giristi.

Parti izledigi bu yeni yolda, Tarim Birligiyle ortak mücadele için ittifak yapti, Makedonya`daki IMRO örgütünün liderleriyle anlasmaya vardi ve liderleri tarafindan (fasist ideolog) Tsankov`un arabasina kosulmus Sosyal-Demokrat Partiye ortak mücadele için elini uzatti. Parti, Tarim Birligiyle güç birligi yaparak, popüler 1923 Eylül Ayaklanmasinda liderligi üstlendi.

Bu ayaklanmanin yapildigi siradaki kosullar, Haziran`daki kadar elverisli olmaktan dogal olarak çikmisti. Insiyatif düsmanin eline geçmisti. Ama Eylülde bile ayaklanmanin zafere ulasmasi nesnel açidan olanakliydi. Hersey Komünist Partisi ile ayaklanan kitlelerin enerjisine, yigitligine ve beraberligine bagliydi. Daha önce de belirttigim gibi, Parti saflarindakilerin ve liderlerin 9 Haziran taktiklerinin yanlisligini ve zararini, ayrica Partinin yeterince Bolseviklesmemesini kavrayamayislari, Partinin Eylül 1923 ayaklanmasini düzenlemesini, yönetmesini ve basariya ulastirmasini engelledi.

Eylül olaylari gösterdi ki, pek çok yöresel ve merkez sube baskanlari ya fasizme karsi tavizsiz mücadele yolunu benimsememisler, ya da savas inanci ve istegi olmadan Partiyi böyle bir mücadeleye hazirlamak istemeden sadece kuru sözlerle bu yolu benimsemis görünmüslerdi. Bu tutumun sonucu olarak Partinin birçok subesi gafil avlandi. Ayaklanma sirasinda yerel liderlerden çogu fasist yöneticilere karsi eyleme giremedi veya girmeye yanasmadi. Ayaklanmanin basarisizlik nedeni iste budur.

Ne var ki, isçi sinifinin kurtulusu davasinin gelecekte zafere ulasmasina yardimci olan yenilgiler de vardir. Eylül 1923 ayaklanmasindaki yenilgi de bunlardan biriydi.
Partinin ayaklanmasinin liderligini üstlenmesi, 9 Hazirandaki bozguncu tutuma son vermesi ve fasist diktatörlüge karsi kararli mücadele yolunu seçmesi, Partinin kendi gelecegi ve Bulgar devrimci hareketinin gelecegi açisindan çok önemliydi.

Eylül ayaklanmasi, kitleler ve fasist burjuvazi arasinda kanli ve kapanmaz bir uçurum açti. Bunun sonucu olarak, ayaklanmayi izleyen yillarda fasizm istikrar saglayamadi ve genis bir toplumsal taban elde edemedi. Birlesik bir anti-fasist cephe kurulmasi için Partinin verdigi bencillikten uzak, dirençli ve yilmaz mücadele, Partiyi kitlelere daha yakinlastirdi, baglarini güçlendirdi ve demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde köylü, sehirli emekçi halkin gerçek lideri olarak Partinin benimsenmesi için gerekli kosullari yaratti.

Bunlar, Partimizin devrimci olusumuna kök salan büyük basarilardi.
Eylül ayaklanmasindan alinan kanli ders, Partinin bolseviklesme sürecini pekistirdi. Parti lideri Dimiter Blagoev`in 9 Haziran`daki yanlis tutumu açikça kabullenmesi ve Eylül ayaklanmasini onaylamasi, bolseviklesme sürecini kolaylastirdi ve hizlandirdi.

Ancak bu arada, Partinin ve kitlelerin ugradigi yenilgi ve agir kayiplar, Parti içindeki tasfiyeci sag ve sol-kanat akimlari ayakta tuttu. Her iki akim da Eylül ayaklanmasini suçlayarak, Partinin Eylül liderligine karsi bir mücadelede ilkesiz bir blok içinde birlestiler. Bu blokun son hedefi pratikte Komünist Partisini tasfiye etmekti.

Nikola Sakarov ve Ivan Klinçharov`un basinda bulundugu bir grup eski Komünist militan, Partiyi `tasfiye edilmis` olarak ilan ettiler ve `Bagimsiz Emek Partisi` adinda oportünist bir ölü dogmus örgüt kurdular. Isçiler bu hain `parti`yi hos karsilamadilar, Merkez Komitesi de tasfiyecileri partiden ihraç etti. Bu gelisim, Eylül ayaklanmasindaki yenilgiden sonra Partinin karsisina çikan ve kararli biçimde mücadele edilmesi gereken tehlikeyi ortaya koydu.
Eylül yenilgisinden ve fasist hükümetin partiyi kapatmasindan sonra Partinin gelisimindeki önemli olay, 1924 Nisaninda bölgelerin çogunlugundan gelen delegelerin katilmasiyla yapilan illegal Vitosa Konferansi oldu.

Vitosa Konferansi, söz konusu dönemde Partinin taktikleri ve olaylar konusunda Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesinin yaptigi degerlendirmeleri kabul etti. Konferans, 9 Haziran olaylarinda Partinin Birlesik Cephe taktiklerini gerektigince uygulamadigini ve 9 Haziran`da hayati bir yanlisa düstügünü kabul etti.

Konferans, Partinin Agustos basindan itibaren silahli ayaklanmaya yönelmesini onayladi, ama Eylül-öncesi ve sonrasinda Parti Konseyi ve Merkez Komitesinin çogunlugu tarafindan sürdürülen `9 Haziran taktiklerini` kinadi. Merkez Komitesinin bu yanlis tutumunu haklilastirmasi, Partinin silahli ayaklanmaya bilinçli bir tarzda yönelmesini oldukça biraz engelledi.

Konferans, Partinin halk kitleleri baslattigi `ayaklanmanin yönetimini üstlenmesini, amacini bir isçi-köylü hükümeti olarak saptamasini` ve `olaganüstü zor kosullarda` ayaklanmayi `örgütlemek, birlestirmek ve yaymak` için çaba göstermesini dogru karsiladi. Parti böylelikle `devrimci propaganda ve ajitasyondan devrimci eyleme geçebilecek yetenekte bulundugunu` ortaya koymus, kendisine düsen görevi, yani emekçi halki yeni bir silahli ayaklanmaya ve isçi-köylü hükümetini kurmaya hazirlamak ve yönetmek görevini geregince yerine getirebilecek `gerçek Komünist Partisi` oldugunu kanitlamisti.

Vitosa Konferansinin önemi, Partinin çok hayati bir aninda zinde güçleri Merkez Komitesinin Eylül çekirdegi çevresinde toplamasi, Partinin Komintern tarafindan onanan Eylül politikasi çevresinde birlestirmesidir. Ancak, Konferans kitleleri dogru Parti politikasi için seferber ederken ve sag sapmayla savasirken, ayni biçimde savasilmasi gereken sol sapma tehlikesi konusunda yeterince uyarida bulunmadi.

Eylül ayaklanmasini, Komünist Partisinin ve sinifsal isçi örgütlerinin kapatilmasini izleyen dönemdeki durumun özellikleri sunlardi:
1. Ülke, fasist hükümetin devrilmesi ve bir isçi-köylü hükümetinin kurulmasi için yapilacak yeni mücadelelerle karsi karsiyaydi. Komintern`in görüsüyle çakisan Partinin bu düsüncesi, 1923 Kasimindaki parlamento seçimlerinin sonucuyla kanitlandi. Seçim sonuçlari, fasist hükümetin karsisindaki Komünist Partisinden ve Tarim Birliginden olusan muhalefetin güçlü oldugunu ortaya koydu. Bu durum, kitlelerin öfkesinin büyük oldugunu ve kitlelerin fasist hükümeti devirmek mücadelesinde kararli bulundugunu gösteriyordu.

2. Komünistlerin ve Tarimcilarin seçimlere ortak listeyle katilmalari, onlarin geçmisten ders aldiklarini ve Birlesik Cephe taktiklerini benimsediklerini gösteriyordu. Komünist Partisi ile Tarim Birliginin ortak mücadelesi, seçimlerdeki zaferi saglayan, bir önem tasiyordu.

3. Fasist diktatörlük Partinin legal kitle çalismalarini engelledi. Bu arada yeni bir silahli savas ihtimali, Partiyi kitlelerin silahli egitimine egilmek zorunda birakti.
Bu ortamda, Parti içinde ve özellikle hükümetin terörüne karsi kendi gruplarini olusturan ve siddet eylemlerine girisen militan örgüt içinde, fasist hükümetin beyaz terörüyle harekete geçen bir asiri sol sapma tehlikesi belirdi.

Bu arada, 1924 sonlari ve 1925 baslari genel durumda bir degisime sahne oldu. Kapitalizmin Avrupa`da geçici ve yer yer olmak üzere istikrar saglamasi sonucunda, fasizmin ülke içindeki ve disindaki durumu güçlendi. Yeni bir silahli ayaklanma ihtimali kalmadi. 1925 Martinda Partinin dis ülkelerdeki temsilcileri, ülkenin ulusal ve uluslararasi durumunu yeniden degerlendirdiler ve silahli ayaklanma politikasini rafa kaldirmayi önerdiler. Ayaklanma yerine, kitle örgütleri kurmak ve günlük ihtiyaçlarin karsilanmasi için isçi ve köylülerin kitlesel mücadelesini yogunlastirmak yoluna gidilmesini ögütlediler. Bu yeni politika, Parti ve devrimci hareket için ölümcül olabilecek asiri sol sapma tehlikesini engellemek amacini güdüyordu. Oysa ülke içindeki Parti Yöneticisi, asiri sol sapmayla basa çikabilecek, silahli ayaklanma politikasindan vazgeçip, degisen kosullara uygun olarak Parti çalismalarini yeniden örgütleyebilecek yetenekte degildi.

Fasist hükümet terör politikasini daha da siddetlendirerek devam ettirdi. Partinin silahli örgütünün basindaki liderlerin umutsuz davranislarindan yararlanarak ve Sofya Katedraline bulunulan girisimi doruk noktasina çikararak, aktif Komünistlere, isçi ve köylü aktivistlere karsi kitlesel bir imha hareketine giristi.
16 Nisan 1925`te [2] Sofya Katedralindeki girisimi izleyen terör, bilindigi gibi Partiye çok ciddi bir darbe indirdi. Partinin lider kadrosu parçalandi. Eylül ayaklanmasindan sag çikmis olan Parti üyelerinin çogu öldürüldü, hapsedildi veya baska ülkelere iltica etmek zorunda birakildi. Yeralti çalismalarini sürdürmek olaganüstü zorlasti. Parti, iste bu kosullar altindayken emekçi halkin mücadelesine liderlik etmek ve fasizme karsi savasi sürdürmek zorundaydi. Parti bunun yani sira, 1923 ve 1925 yenilgilerinden ders almak, bu yenilgilerin temel nedenlerini bulup çikarmak ve Parti üyelerini Bolsevik bir temel üzerinde bir araya getirmek durumundaydi. Agir yenilgilere ugrayan, büyük ölçüde güç kaybeden ve en iyi liderlerinden yoksun kalan Parti, gelisiminin en çetin dönemini geçiriyordu.

Partinin geçmisi ve bolseviklesmesi sorunu, ilk olarak 1925`teki Moskova Konferansinda tartisildi. Bu Konferans, Partinin yurt disindaki liderleri tarafindan ve Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesinin onayi ile toplandi ve Konferansa 1923-25 olaylarindan sonra dis ülkelere iltica etmis bulunan Parti militanlari ile Merkez Komitesinden sag kalanlar katildilar. Bu Konferansta ileri sürülen ve Partinin `kapitalizmin organik gelisme döneminden çöküs dönemine agir agir, zahmetsizce, büyük iç krizlere düsmeden geçtigini, devrim çaginin özelliklerini kavrayip, kendini bunlara uydurdugunu` belirleyen görüs, abartmali bir görüstü ve gerçege tamamen uymuyordu. Deneyler göstermistir ki, Partinin `kapitalizmin organik gelisme döneminden çöküs dönemine geçisi` zorluklar, bocalamalar içinde olmus, 1918 Vladaya ayaklanmasi, 9 Haziran yanlis tutumu, 16 Nisan 1925`teki silahli örgütler liderlerinin asiri sol sapmalari yüzünden yapilan yanlislar gibi ciddi aksakliklarla olusmustu.

Devrim çaginin özelliklerini kavramak, genelde zor ve ciddi bir isti ve özellikle Partimizin çalisma alani olan Balkanlara özgü durumu kavrayabilmek daha da zordu. Konferans dogru bir görüsle, kendi devrim deneyimimiz ile Rus devrimini inceleyerek Marksizm-Leninizm`i eylemde yol gösterici olarak iyice ögrenmek zorunlulugu üzerinde durdu. Parti, özelestiri yaparak `her tarihi durumda gereken yolu bulabilecek, somut kosullari hesaba katabilecek, biçimde kendini yeniden egitmeli, kitlelerin savasini dünya devrimine yöneltmeliydi.`

1926`da Merkez Komitesinin Viyana`da yaptigi toplanti, Partinin bolseviklesmesi sorununda Moskova Konferansindan daha ileri bir noktaya ulasmadi. Gerçekten de, `Parti kitlelerini Leninizm temeli üzerinde Parti bayragi ve Komünist Enternasyonal çevresinde ideolojik olarak toplama` görevi üzerinde özellikle durdu.

Moskova Konferansi ile Viyana`daki Merkez Komitesinin genisletilmis Genel Kurulu, Partinin Leninizmin isiginda kendi deneyimini inceleyerek bolseviklesmesinin muazzam önemini belirtmesi de mutlak biçimde dogru idi. Ne var ki, Merkez Komitesinin genisletilmis Genel Kurulu ve Moskova Konferansi bolseviklesmeyi `sinirli` sosyalist dönemin Bolsevik-olmayan geleneklerini ortadan kaldirmak için mücadele olarak degil de, organik bir gelisme süreci olarak düsünmekle yanlis yapmisti.

Komünist Partisini Eylül Ayaklanmasi çevresinde bir araya getiren Vitosa Konferansindan sonra 1927 Aralik ayinin sonlari ile 1928 yili baslarinda Berlin`de toplanan Ikinci Parti Konferansi, Partinin 1923 sonrasi çalismalarini, taktiklerini, basarilarini, yanlislarini ve yenilgilerini özenle incelemeye giristi. Ikinci Konferans sirasinda, sag ve sol sapmalara karsi da çetin bir mücadele verilmesi gerekti.

Daha Moskova Konferansinda, Partinin yaptigi yanlislarin degerlendirilmesi konusunda ciddi karsitliklar ortaya çikmisti. 9 Haziran`daki bozguncu tutumu savunanlar ve Nisan 1925 olaylarindaki asiri sol sapmayi destekleyenler, Partinin Eylül ayaklanmasinin liderligini üstlenmesine karsi mücadelede birlestiler. Eylül politikasinin temsilcileri iki cephede birden savas vermek zorunda kaldilar. Bütün sorunlarin ayrintilariyla tartisilmasindan sonra, sag ve sol kanattan olanlar açtiklari bayraklari indirdiler ve Parti liderliginin önerdigi kararlari onayladilar.

Ne var ki, konferanstan sonra karsitliklar daha da alevlendi. Sag oportünistlerle sol sekterler, Eylüldeki Parti liderligine karsi ilkesiz bir blok olusturdular. Bu blok, Vitosa Parti Konferansinda kesinlikle gün isigina çikti.

Partinin örgütsel durumundaki karisikliklar sonucu, Konferansa örgüt temsilcilerinin pek azi katildi, onlarin katilmasi da büyük ölçüde bir rastlantiydi. Üstelik Parti içinde gizliden gizliye, bir avuç küçük-burjuva aydinindan olusan asiri sol sekter bir hizip kurulmustu. Bu hizip, kendi sekter görüslerini benimsetmek ve Parti liderligini ele geçirmek için el altindan yaptigi kiskirtmalarla, yapay bir çogunluk kazanmisti.

Uzun ve firtinali tartismalar sonunda, 9 Haziran oportünizmi ile sag-kanat bozgunculari kesinlikle açiga çikarildilar ve silahsiz birakildilar. Ama öteki Komünist Partilerinin bazilari içindeki Troçkist ve sol-kanat unsurlar tarafindan desteklenen asiri sol sekter hizip ise, Eylül liderliginin kararlari lehine oy vermesine ragmen silahlanmadi ve konferanstan hemen sonra hizipçi eylemlerine yeniden, üstelik daha da yogun biçimde basladi.

Konferans, Partinin geçmisi konusunda bir inceleme ve genel degerlendirme yapmak için gerçekten çaba gösterdi. `Sinirli` sosyalizmi Bolsevizme yakinlastiran unsurlari belirtti ve Partinin Bolsevizme yönelmesine yardimci oldu. Ayni zamanda `sinirli` sosyalizmin Bolsevizmden ayrildigi ve Partinin bolseviklesmesini engelleyen noktalari da belirtti. Ne var ki, Ikinci Parti Konferansi, büyük bir adim atmasina ragmen fazla ileri gidemedi, baslica devrim sorunlarinda Leninizm ile `sinirli` sosyalizm arasindaki temel ayrimi açik seçik ortaya koyamadi. Ikinci Konferans da, Partinin bolseviklesmesini, Parti içindeki Sosyal-Demokrat unsurlari ortadan kaldirmak ve Partinin Bolsevik (Marksist-Leninist) düzende yeniden silahlanmasi olarak degil, devrimci `sinirli` sosyalizmin yeni kosullara uydurulmasi olarak yorumluyordu. Savas sonrasi dönemde Partinin `genelde Bulgar proletaryasinin devrimci partisi olarak gelistigini ve islev yaptigini` vurgulayan Ikinci Parti Konferansi, Partinin giderek `kitlesel devrimci eylem yöntemlerini uygulamaya basladigini, devrimci çagin gereklerine ayak uydurdugunu, savas öncesi dönemin ajitasyon, propaganda ve ekonomik mücadele yöntemlerini yeni kosullara uyguladigini` belirtti. Gerçi Konferans, bu gelisimin `düz bir çizgi izlemedigini, zikzaklar ve bocalamalar içinde yürüdügünü, Partideki bolseviklesmenin Partiyi ileri iten Bolsevik egilimlerle geriye çeken Sosyal-Demokrat unsurlar arasindaki çatisma içinde olustugunu` belirtti. Ancak, ayni zamanda herhangi bir elestiri getirmeksizin `devrimci `sinirli` sosyalizm ile Eylül akiminin, iki temel ve sarsilmaz kök halinde kaynastigini ve bu köklerin Bulgar proletaryasinin Bolsevik Partisinin temelini olusturdugunu` da belirtti.

Ikinci Parti Konferansi, Eylül Ayaklanmasini `9 Haziran taktiklerinin kesinlikle inkar edilmesi` biçiminde ve Partinin bolseviklesme yolunda belirleyici bir adim olan `Sosyal Demokrat ve 9 Haziran unsurlariyla kesin kopmayi saglayan` önemli bir dönüm noktasi olarak niteledi.

Ikinci Parti Konferansi, `sinirli` sosyalist dönemi degerlendirirken, `sinirli` sosyalizmi Bolseviklik ile özdes kilmamakla birlikte, ikisi arasindaki benzerlikleri vurguladi ve farkliliklar üzerinde durmadi.

O dönemi özetlerken; bu kürsüden bir kez daha belirtmek isterim ki, Dimiter Blagoev`in en yakin çalisma arkadaslari olan bizler, onun ölümünden sonra, ne yazik ki Partinin devrimci geçmisini ve Bulgar proletaryasinin durumunu Marksist-Leninist açidan yeniden degerlendiremedik; `sinirli` sosyalist dönemin Bolsevik olmayan unsurlarini tamamen ortadan kaldirabilmek için, devrimci eylemin büyük birikimini geregince kavrayamadik.

Partinin ciddi illegal durumu yanisira, bu durum da lider kadrosuna sizan, hatta geçici olarak liderligi ele geçiren bir takim asiri sol unsurlar tarafindan kötüye kullanildi.

Devam