ERDAL EREN
(1961-1980)
Sultan Özer (Evrensel)
Sadece Türkiye
tarihine değil, dünya tarihine de kara bir leke olarak geçen 12
Eylül askeri cuntası, 17 yaşında idam sehpasına yolladığı Erdal Eren
adıyla da lanetlenmeye devam ediliyor. Zekeriya Önge adında bir
askeri öldürdüğü iddiasıyla, “jet hızıyla” yapılan göstermelik
yargılama sonucu idam edilen Erdal Eren, idamının 21’inci yılında
sevenleri, mücadele arkadaşları, insan hakları savunucuları
tarafından anılıyor.
Erdal Eren’i
idam sehpasına kadar götüren süreç, Yurtsever Devrimci Gençlik
Derneği (YDGD) üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in, 30 Ocak 1980’de
katledilmesiyle başladı. Ankara’nın Yukarı Ayrancı semtinde yazılama
yapan Sinan Suner, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman
Ezendemir’in kurşunlarıyla öldürüldü. Suner’i vurmakla yetinmeyen
Ezendemir, arabaya aldığı Suner’i başkent sokaklarında dolaştırdı,
işkence etti. Öldüğüne emin olunca da hastane kapısına attı Suner’in
cesedini.
Olayın duyulmasının ardından, 2 Şubat 1980’de Sinan Suner’in öldürüldüğü yerde
protesto gösterisi yapıldı. Gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler
arasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken, Erdal Eren’le birlikte 24
kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. 2
Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, tarihin en hızlı yargılamasının ardından,
19 Mart 1980’de idama mahkum edildi. Henüz 17 yaşındaydı Erdal Eren. Ne yaşına
bakıldı, ne avukatlarının sunduğu delil ve tanıklara. Dünyanın dört bir
tarafında idama karşı tepkiler yükseldi, imzalar toplandı. Ancak karar mahkeme
öncesinden verildiğinden, yargıçlara sadece emri uygulamak düştü. Asmayalım da besleyelim mi?Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin, önce “delillerin noksanlığı” nedeniyle esastan,
ardından da, idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren “TCK’nın 59’uncu
maddesinin uygulanmaması” nedeniyle usulden bozmasına rağmen, Daireler Kurulu
iki kararı da reddetti. Red kararlarıyla yargılamanın yeniden yapılmasının yolu
kapatılırken, Eren’in avukatı Nihat Toktay, kararı, “Yargıtay içinde bitirildi”
diye değerlendirdi. Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında
yürütülen “İdamı engelleyelim-Erdal Eren idam edilemez” kampanyasına rağmen 13
Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edilirken, faşist cuntanın başı
Kenan Evren’in, “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleri zihniyetlerini özetledi.
Erdal Eren’in avukatı
Nihat Toktay, Erdal’ın “dönemin yükselen gençlik hareketinin
intikamını almak” kastıyla idam edildiğini söyledi. Toktay
yayımlanan bir söyleşisinde, 1994 yılında, Zekariya Önge’ye, iddia
edildiği gibi arkasından değil karşısından ateş ettiğine ilişkin iki
tanığın ortaya çıktığına, olayın geçtiği Hoşdere Caddesi’nde oturan
Ruhat Canveren ile kuaförlük yapan Haydar Arzuman’ın gördüklerini
ATV’de yayınlanmak üzere hazırlanan “Son Celse” isimli bir programın
“Erdal Eren Dosyası” bölümü için anlattıklarına dikkat çekti.
Programda ayrıca, kararı bir kez esastan, bir kez de usulden bozan Askeri
Yargıtay 3. Dairesi Üyesi ve emekli hakim Ahmet Turan’ın, idam kararının adli
hata olduğunu itiraf ettiğini ve dosyada Erdal Eren’in eri öldürdüğüne dair
yeterli delilin olmadığını söylediğini de aktaran Toktay, Turan’ın, “Benim
vicdani kanaatim bu delillerle idam kararı verilemeyeceğiydi. Arkadaşlarımı bu
yönde ikna ederek kararı bozduk. Ancak başsavcılık itiraz etti, ikinci kez
bozduk, en sonunda daireler kurulu idam kararını onadı. Yani sorumluluk onlara
aittir” sözlerine dikkat çekti. Adli süreç işletilmedi
Dava sürecinde, olay
yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için
kemik incelemesi istediklerini, ancak yerine getirilmediğini
belirten Toktay, ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde
yakalanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediği, ölen askerin
üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi.
Toktay, “kurşunun mesafesine ilişkin bir inceleme yapılmadı ve yakın
mesafe atışlarında meydana gelen etteki yanığa açıklama getirilmedi,
olay yerinde kullanıldığı iddia edilen silahlar ile askerlerin
silahlarının balistik incelemesi yapılmadı, tanık olarak dinlenen
askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler giderilmedi” dedi. Toktay,
Erdal’ın üzerinde bulunduğu 3.5 metrelik yükseklik ile Önge’yi
öldüren kurşunun giriş açısı ve yönünün çeliştiğini belirterek,
otopsisin Oktay Çetinsoy isimli bir stajyere yaptırıldığını, ancak
bu isimde birinin varlığını tespit edemediklerini söyledi.
Aradan geçen onca zamana karşın devletin zihniyetinde bir değişiklik olmadığını,
idamın ceza değil, siyasal iktidarın “intikam” almasının bir biçimi olduğunu
vurgulayan Toktay, “İdam özünde insanlık suçudur. TCK’nın 450/1’inci maddesi
‘planlayarak adam öldürme’yle ilgilidir. Ama hiçbir ‘taammüden adam öldürme’,
Erdal Eren olayında görüldüğü gibi, devlet kadar planlı yapılamaz.” dedi. Erdal’ın idamının ardından, pankart asarak, idama tepkisini dile getirmek
isteyen Ercan Koca, gözaltına alındı. Ercan, iki gün boyunca gördüğü yoğun
işkence sonucu yaşamını yitirdi. Böylece Sinan, Erdal, Ercan artık birlikte
anılır oldu her 13 Aralık’ta...