ŞEREF AYDIN
A. Selçuk
Geçen ay toprağa verdiğimiz Şeref Aydın yoldaş, Ocak-1951’de Amasya’da
doğdu. Öğrenimini 1950-60’lı yıllar boyunca doğduğu bölgedeki okullarda
sürdürdü. Bu dönemde dünyada sürüp giden mücadeleler, Vietnam savaşı ve
Türkiye’de büyük kentlerde işçiler ve üniversite öğrencileri arasındaki
uyanış Anadolu kentlerini de etkilemişti. Şeref Aydın, henüz çok genç
olmasına karşın, çevresi, ülkesi ve hatta dünya sorunları ile yakından
ilgiliydi; olup biten her şeyi ilgiliyle, üstelik kendi sorumluluklarını
dıştalamadan, onlarla özdeşleştirerek izliyordu. Nitekim Şeref yoldaş,
sonraki yaşamına yön verecek ve tüm varlığını adayacağı kararı, daha
genç bir öğretmen olarak hayata atıldığı ilk günlerde kesin biçimde
verecekti.
Buna karşın olaylar, birçok genç kişi gibi, Şeref Aydın’a da, devrimci
fikirleri derinlemesine inceleme ve özümseme olanağı tanımadı. Faşist
darbe ve bu darbeye dayanılarak kurulan yarı-askeri rejim, ülkede o güne
kadar görülmemiş bir terör dalgasına neden oldu. Kitle hareketinin
yenilgisi, devrimci akımların ezilmesi, tüm özgürlüklerin tasfiyesi ve
ülkenin baskı ve zorbalığın kol gezdiği bir işkencehaneye
dönüştürülmesi: 12 Mart muhtırası ile kurulan yarı-askeri faşist rejim
ve yenilginin sonuçları bunlardı. Kuşku yok ki, bunlar, aynı zamanda,
devrim ve sosyalizmden, örgüt ve örgütlü olmaktan, örgütlü çalışma ve
demokrasi mücadelesinden kaçışın bir dalga biçimini alması anlamına da
geliyordu.
Öte yandan, 12 Martçı rejim ülkenin üzerinden bir dozer gibi geçmiş olsa
ve devrim ve sosyalizmden, devrimci ve sosyalist örgüt oluşturmaktan
kaçış her ne kadar bir dalga biçimini almış bulunsa da, faşist cunta ve
hükümetinin, bir “kadir-i mutlak” olarak her şeyi tayin etmesi ve tüm
iradelere “hükmetmesi” olanaksızdı. Tüm örgütler ezildiği ve dağıtıldığı
halde, koşulları vardı ve cezaevlerinin yanı sıra, mücadele dışarıda da
sürüyordu.
Şeref Aydın, bu dönemde tutuklananlar arasında değildi ve bu dışarıda
mücadeleye devam edenler içinde yer alıyordu. Fakat onun mücadelesi,
sıradan, herhangi bir mücadele olarak kalmayacak; tüm örgütlerin
ezildiği ağır koşullar altında yaşanmasına karşın, örgütlü çalışma
boyutu da kazanan militan bir mücadele olarak şekillenecekti: legalite
koşulları yok olduğunda çalışmayı durdurma ve örgütü dağıtmanın
neredeyse “gelenek” haline geldiği bir ülkede, dağıtılmış devrimci bir
örgütü yeniden örgütlemek üzere, ağır koşullara rağmen başlatılan bir
çalışmaya sakınmasız bir biçimde katılmak, onun tüm eylemini değiştiren,
Şeref Aydın olarak mücadele etmesi ve tanınmasına yol açan ilk önemli
adım oldu.
Şeref Aydın’ın, benzeri herhangi bir örgüte değil de, THKO’na katılması
elbette bir rastlantı değildi. Devrimci mücadele çizgisi ve tavrı
yanında; hesapsız içtenlik, halka bağlılık ve yakınlık gibi hasletler,
Şeref yoldaş için özel bir önem taşıyordu ve 1960’lı yılların sonlarında
gençlik ve halk mücadeleleri içinde ön plana çıkan ve daha sonra THKO’nu
kuran Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının adanmışlık duyguları, tutkulu,
coşkulu devrim çağrıları ve hesapsız olduğu birçok olayda görülen halka
bağlılık ve yakınlıklarının yoldaşın dikkatini çekmemesi olanaksızdı.
Saflarına katılması ve 1971-72’de başlayan, sonraki yıllarda
genişleyerek gelişen “yeniden örgütlenme” mücadelesinin bir militanı
olmaya karar vermesi; çizgisinin çekiciliği yanında, kuşku yok ki,
THKO’nu diğer örgütlerden ayırt eden halkçı ve devrimci hasletlerinin,
Şeref yoldaş için “hayati değerde” olması ile doğrudan bağlıydı.
THKO’nun merkezileşmesi; maceracı mücadele çizgisi ve modern revizyonizm
karşısındaki tavrın eleştirisine dayanan özeleştiri süreci; hizipçi
akımlarla savaş ve parti inşa hareketine dönüşmeyi güvenceye alan 1978
Ekim Konferansı çalışmaları; başta Maocu etki ve eğilimler olmak üzere,
işçi sınıfı hareketi olarak yeniden kuruluşun önündeki tüm sınıf dışı
zaaflara karşı ve parti Kongresi uğruna yürütülen çok yönlü
mücadeleler.. Ve tabii ki, 12 Eylül cuntasının dışarısı ve içerisiyle
tüm ülkede yarattığı görülmemiş ağırlıktaki koşullar.. Şeref Aydın,
harekete katıldığı 1970’lerin başlarından 1980-81’lere gelen on yıl
içindeki bu çok yönlü mücadeleler içinde eğitim görmüş ve bu
mücadelelerin sınavından geçerek yetişmiş bir devrimciydi. Öte yandan bu
süreç, aynı zamanda, onun, genel olarak hareket içinde ve parti kitlesi
arasında tanınması ve daha ileri sorumluluklar için hazırlanması süreci
de olmuştu.
Pek çok çevrede ve kamuoyumuzda bilindiği gibi, Şeref yoldaş, sermaye ve
gericiliğin saldırıları, zorbalığı ve vaatleri karşısında, hiçbir zaman
sarsılmamış bilinçle, inançla, sebatla çalışmış ve her zaman boyun
eğmez, yiğit ve tutarlı bir tutumla mücadele etmiştir. Öte yandan, o,
hareketteki bu on yıl içindeki (teorik) dalgalanmalar sırasında ve
hizipçi çevrelerden gelen saldırılar karşısında, her durumda sağlam
durmuş ve partinin cephesinde yer almayı her adımda bilmiştir. İzlediği
bu çizgi ve tutumda, sahip olduğu teorik birikim ve kazandığı siyasal
deneyim, kuşku yok ki, büyük bir role sahiptir. Fakat, teorik ve siyasal
alandaki gelişmesine de yön veren ve çok daha önemli olan bir şey daha
vardır ki, bu, asla görmezden gelinemez bir olgudur: işçi ve halka olan
içtenlikli sevgisi, güveni; işçiler arasında yaşamaya, mevzilenmeye
ısrarla sarılması; ilerlemeyi, dinamizmi, diyalektiği ve diğer her şey
gibi, kendi gelişmesinin olanaklarını da onlar arasında araması,
bulması.. Şeref yoldaş, kuşku yok ki, bu açıdan da, hareket içinde en
önde yürüyenler arasındaydı ve onun herkesçe bilinen ve sözü edilen
gelişkin proleter güdüleri, sağlam, sade karakter ve kişilik
özellikleri, her şeyden ve tüm diğer etkenlerden daha çok, ancak işte ön
saflardaki bu yürüyüşüyle açıklanabilirdi.
Şeref yoldaş, beş yıllık cezaevi yaşamının ardından, 1986 yılı
sonlarında tahliye olmuştur. Bu dönem, 12 Eylül yenilgisinden ve
arkasından gelen Gorbaçovcu revizyonizmden güç alan tasfiyeci dalganın,
işçi ve emekçiler adına örgütlenmiş tüm siyasal akımları önüne katıp
savurduğu bir dönemidir. Tüm akımlar paramparça olmuş ve tasfiyeci
saldırılar almış yürümüştür. Mensubu olduğu ve sorumlulukla bağlı
bulunduğu TDKP dahi tasfiyeci saldırılar altında parçalanmış, mücadele
dışına düşmüş ve çalışamaz duruma gelmiştir. Bu durumda görevin ne
olacağı bellidir ve asla tartışılamazdır: partili ve parti birliğinden
yana olan güçlerin toplanması, örgütün, gündelik harekete katılma,
gündelik çalışma yürütme yeteneğine sahip bir örgüt olarak yeniden
kurulması ve genel olarak tasfiyeciliğin ve partiyle savaş içindeki
tasfiyeci akımların ezilmesi… Büyük çaplı olanaksızlıklara karşın, diğer
yoldaşları gibi Şeref Aydın yoldaş da, görevlere asla tereddüt etmeden
sarılmıştır. Olan şudur ki, Şeref yoldaş, harekete katılışından on beş
yıl sonra, tasfiye ve yıkım dönemlerinin sorun ve mücadeleleriyle bir
kez daha karşı karşıyadır: fakat bu kez, tabii ki, harekete yeni
katılmış bir militan olarak değil, merkez grubunun önde gelenleri
arasında yer alan olgunlaşmış bir kişilik olarak.. Nitekim o, görev ve
sorumluluklarını, bu dönemde de büyük küçük, önemli önemsiz demeden,
örnek alınacak bir olgunlukla üstlenecek ve ileri bir yetenekle yerine
getirecektir.
Parti örgütünün gündelik mücadelelere katılacak şekilde yeniden
örgütlenmesi ve tasfiyeci akımların ezilmesi süreci; gözler önünde
cereyan eden bir süreçtir ve bu süreçle ilgili olayların burada yeniden
ele alınması için bir neden yoktur. Buna karşın, şunlar gene de
belirtilmelidir: Partiden kopan tasfiyeci akımlar ezilmesine ve parti
örgütü yeniden kurulmasına karşın; tasfiyeci cereyan, aydın kamuoyu ve
ileri işçiler arasındaki etkisini artırıyor ve güçleniyordu. Toplumda
genişleyen bu liberal etkinin; tasfiyeciliğin kalıntısı olarak hala var
olan merkez kaç eğilimleri, sorumluluk ve iş disiplini yoksunluğunu
tahrik etmesi ve örgütün girişim ruhu ve enerjisini kemiren liberal
sorumsuzluğu, pratik oportünizmi durmaksızın yenilemesi ise, kaçınılamaz
ve tartışılamaz bir olguydu. Öte yandan, ülkedeki bu tasfiyeci liberal
ortamın; sınıf dışı bürokratik biçimci geleneğin bir ifadesi olarak
şekillenen ve kendini “liberal gevşekliğe karşı mücadele” adına
meşrulaştırarak yayılan “lafazan solculuğu” yenilemesi ve ona değişen
biçimler sunmasının önünde hiçbir engel yoktu. Başta liberal ve
tasfiyeci etki ve eğilimler olmak üzere, tüm bu etki ve eğilimlere ve
bunların örgütün yaşamındaki belirtilerine karşı kesintisiz bir
mücadele, parti için bir zorunluluktu.
Tüm bu etki ve eğilimler ve onların örgütün eylemi ve çalışmasındaki
görüntüleri, parti örgütü ile ileri işçi kitleleri arasında bir duvar
durumundaydılar, ve parti, bu gerici duvar karşısında asla kayıtsız
kalamazdı. Nitekim öyle de oldu: parti merkezi, tasfiyeciliğin tahrik
ettiği tüm bu etki ve eğilimlere ve bunların dışa vuran tüm
görüntülerine karşı, teori ve pratikte giderek güçlenen bir mücadeleye
girişti: Parti ve işçi sınıfı; işyeri ve yerleşim esasına göre (işçi ve
emekçiler arasında mevzilenme) örgütlenme; eleştiri özeleştiri, arınarak
ilerlemeye dayanan örgüt yaşamı; kitle yayın organları, politik ve
örgütsel çalışma; önderlik ve mücadele içindeki işçiye yardım; gündelik
hareket, günlük çalışma, sorumluluk ve iş disiplini; kitlelerden ve
yoldaşlardan öğrenerek gelişme; fedakarlık, profesyonellik, paylaşma,
adanmışlık gibi, artık kimsenin fazlaca yabancı olmadığı bir dizi
sorun.. Bu sorunlar üzerine bugün de hayati görevlerin olması ayrı bir
şey. Bulunulan bugünkü yerden bakan herkes görebilir: Eğer partide bu
sorunlar gündem olmasa ve bunlar karşısındaki tavır üzerinden yürüyen
bir eğitim ve arınma mücadelesinde ısrar edilmeseydi; işçi hareketine
yaklaşma, işçilerin kitlesel politik örgütünden söz etme bir yana,
örgütün ayakta kalması dahi olanaksız olurdu. Denilebilir ki, halkçı ve
devrimci bir çalışma tarzının inşası ve işçilerin kitlesel örgütüne
doğru bir mevziden yaklaşmanın önü, bu nitelikte mücadeleler içinde
açılmıştır.
1990’lı yılların ilk yarısı ve o yıllarda özellikle ön plana gelmiş olan
bu tür sorunlardan söz edildiğinde; Şeref Aydın’ın adını anmak, onu,
yukarıdakiler benzeri tüm diğer sorunlarla anmaktan çok daha zorunludur.
Zira bu yıllar, liberal piyasacılığın etkilerine karşı yürütülen
mücadelenin ve partimizin örgütsel çizgisi ve çalışma tarzında gençlik
hastalıkları olarak kalan kalıntıların ayıklanmasının özellikle
hızlandığı yıllardır. Gerek örgütsel sorunlar üzerine sahip olduğu bilgi
birikimi; gerekse işçi ve halk yaşamını gözleyen, bilen, yaşayan
deneyimli halk adamı özellikleriyle Şeref yoldaş; örgütsel çizginin
gelişmesinde ileri derecede rol oynadığı gibi, sınıf dışı alışkanlık ve
eğilimlere karşı pratik mücadelenin yönetimine de yetkinlikle
katılmıştır. Hareketin örgütsel çizgisinin gelişmesi; çalışma tarzı
deneyimlerinin ve kadrolarının özgün örgütçü niteliklerinin güçlenmesi;
onun gözlemleri, proleter ve halkçı bir mevziden yaptığı incelikli
eleştirileri ve yaratıcı eylemin ürünü önerilerinin hayati önemdeki
katkılarından bağımsız olarak asla açıklanamaz. Bu gerçeğin altı
özellikle çizilmeden, Şeref yoldaşın çalışmasının oynadığı rolün
anlaşılması olanaksız olur.
Gelinen bu noktada, şunlar kuşkusuz gözden kaçmayacaktır: Şeref
yoldaşın, genelde burada, örgütsel çizgi ve örgüt sorunlarıyla birlikte
anılması yanlış anlaşılmamalıdır. Zira o, salt örgütsel sorunlarla veya
daha çok yerel örgütsel teknik sorunlarla uğraşmış ya da (aslında
olanaksız bir şekilde) salt “örgütçü” özellikleri gelişmiş ve salt
“pratikçi” bir yoldaş değildir. Burada, onun daha çok örgütçü
yönlerinden söz edilmesinin nedeni, partinin son yirmi yıldır daha çok
örgüt ve çalışma tarzı sorunlarıyla uğraşmasıdır. Şeref yoldaş, teorik
ve siyasal yönden de gelişmiş, yetkin bir yoldaştır. Ki, esasen, teorik,
kültürel birikim ve yetkinlik ve siyasal gelişmişlik olmadan, gerçek bir
örgütçü olmak olanaksızdır ve yoldaş, hareket içindeki önde gelen
örgütçülerden biri olduğu gibi, yetkin ve usta bir propagandacıdır da.
Kaldı ki, sınıf mücadelesine ve örgütsel çalışmaya bağlanmayan bir teori
gelişmeyeceği gibi, örgütçü bir çalışma içinde olmayan bir kişinin,
teorik olarak gerçekten gelişmesi de olanaksızdır. Nitekim Şeref
yoldaşın, “örgütlerden gelerek bağımsız aydın olma”ya ve sorumlu
olmaktan kaçtıkları örgütlere “teori yapma”ya soyunan sözde “teorisyen”
ve “aydınlar”ı (yazılarında) bazen alay, bazen de öfke ile eleştirmesi,
son derece isabetli ve yerinde eleştiridir.
Bütün bunlar bir yana; Şeref yoldaşın hareketin teorik ve siyasal
çizgisinin ilerlemesi ve örgütün teorik, siyasal eğitimi ve kültürel
gelişmesine yaptığı katkıların değeri asla yadsınamaz. Çok yazan kişiler
arasında olmasa da, Şeref Aydın, teori, siyaset, kültür ve örgüt
sorunlarıyla ilgili çok sayıda makale, broşür yazmış, raporlar
hazırlamış bir kişidir. Öte yandan, hareket içindeki paylaşma nedeniyle;
yoldaşa ait ve çalışmanın tüm yönleriyle ilgili birçok görüş, tespit ve
eleştiri, başka yoldaşların yazılarında yayınlanmıştır. Hastalığı son
beş altı yıldır hızlanan bir şekilde ilerlemesine karşın; çalışmanın
hiçbir görevinden geri kalmayan yoldaşın başka bir çalışması daha vardır
ki, bundan söz etmemek olanaksızdır: Uluslararası Marksist ve sosyalist
kültürün Türkçede bulunmayan ve bugün kütüphane raflarından dahi atılmış
(bilim, sanat, tarih, politika ve kültürün diğer alanlarına ait) olan en
temel yazılı eserleri bulmak, çevirmek, çeviriye sunmak ve böylece
hareketin ideoloji ve kültür cephesiyle ilgili çizgisinin uluslararası
alandaki görevlerini enerjiyle ve şevkle yerine getirmek. Şeref Aydın
yoldaşın, genç kuşakların, önceki dönemlerin aksine, uluslararası
kültürün en değerli eserlerinden mahrum kalmadan yetişeceğini bilmenin
coşkusuyla üslendiği ve yürüttüğü bu çalışmanın, her zaman ve az çok
düşünen herkesçe minnetle anılmaması olanaksızdır.
Özet olarak vurgulanırsa: Şeref Aydın, işçi hareketinin ve partinin
çetin zorluklar ve mücadeleler içinde yetişmiş ve zor sınavlardan
geçerek olgunlaşmış militanlarından biriydi. Alçak gönüllü ve ağır
başlı, çapraşık sorunları dahi basitçe anlatabilen ve kendiliğinden
kolayca anlaşılan bir insan, aynı zamanda, sorunları önüne alma ve
üstesinden gelmede iddialı, kararlı bir kişilikti. Her bakımdan
güvenilir bir Marksist Leninist ve felaket sayılacak en ağır koşullarda
dahi soğukkanlılığı ve metaneti kaybetmeyen gerçek bir proleter
devrimciydi. Ölümü de, yaşamı gibi olmuştur; son günlerine kadar görevi
saydığı parti işleriyle uğraşan yoldaş, aramızdan, küçücük bir ürperti
bile göstermeden, adeta hissettirmeden ayrılmıştır.
Şeref Aydın yoldaşın genç yaştaki bu zamansız ölümü; kuşku yok ki, işçi
hareketi, komünist hareket ve parti için, yeri hemen ve kolayca
doldurulamayacak bir kayıptır. Buna karşın, bu kaybı yaşayanlara düşen,
acıya teslim olmak ve çöküntüye uğramak değildir. Acıyı bastırma; yasa,
yıkıntıya değil, öfkeye, anda ve mücadeleye dönüştürme.. Görev budur ve
yoldaşın on yıllarca birlikte mücadele ettiği arkadaşları ve kuruluşunu
coşkuyla desteklediği parti ve öteki kurumlar, kuşkusuz bu görevin
bilinciyle hareket etmişlerdir. Şeref yoldaşın naaşı başında ve diğer
yerlerde görülen ağırbaşlı, ama kararlı haykırışlar ve içtenlikle
verilen sözler, bu gerçeği açıklıkla göstermektedir. Olanaklı olsaydı
karşı çıkacağından emin olduğumuz bu yazı; yoldaş için yas tutulması
veya övülmesi (onun, bunlara, dün de, bugün bir ihtiyacının olmadığı,
olmayacağı anlaşılırdır) amacıyla değil, söz konusu slogan ve sözlerin
yaşama geçirilmesine yardım etmek amacıyla yazılmıştır. Zira, Şeref
yoldaşı anma ve mücadelelerde yaşatmanın başka bir biçimi ve yolu yoktur
ve onu anma ve mücadelelerde yaşatma sözü ve andı, ancak bu biçim içinde
ve yoldan bir anlam kazanabilir.
Şeref Aydın yoldaşın işçi sınıfı hareketi ve partinin ihtiyaçlarını
karşılamak üzere aşılması veya başarılmasını zorunlu gördüğü sorunlar
ortadadır: parti ve örgüte, sorumluluk ve iş disiplini ile bağlanma;
gündelik çalışmayı, düzenli ve kesintisiz gelişen gazete (yazma, okutma
dahil) dağıtımı temeline oturtarak yenileme; parti örgütleri ve örgüt
yaşamının dönüşmesini güvenceye alacak, onları işçi ve emekçiler
arasında yeniden kuracak diğer zorunlu adımları atma vs. vs.. Bugünün
acil örgütsel görevleri işte bunlardır ve bu görevler için başlatılmış
olan kampanya; “amca”nın naaşı başında atılan slogan ve verilen sözlerin
anlam bulması ve gerçeğe dönüşmesi için bir fırsat olarak kullanılmak
zorundadır.
Değerli arkadaşımız, sevgili dostumuz, birliğimizi hiçbir şeyin
sarsamadığı Şeref yoldaşımız, rahat uyu!. Denenmiş yoldaşlığımız ve
dostluğumuz adına tanığız: Oluşumuna en ileriden katıldığın ortak
idealler ve ortak çizgimiz hiçbir şekilde bozulmayacak ve gelişmesini
canla başla desteklediğin partimiz, hedeflerine sapmadan ilerleyecektir.
Yetişkin devrimci ögeler ve yetişen genç kuşaklarımız, bu önlenemez
gidişatın teminatıdır.
Özgürlük Dünyası >> Sayı :175
DÜNYADAN MESAJLAR
Yoldaşlar, Sevgili
Şeref Aydın yoldaşımızın ölümünü büyük bir üzüntü ve acı ile öğrenmiş
bulunuyoruz. Tüm yoldaşlarına ve ailesine en içten duygularımızla
başsağlığı dilemek istiyoruz. Yoldaşımızın ölümü, sadece Türkiyeli
yoldaşlar için değil, bizce dünyanın tüm komünistleri için önemli bir
kayıptır. Biz kendisini şahsen pek çok vesileyle tanıma onuruna sahip
olduk. İlkelere bağlılığını, doğru görüşleri sonuna kadar kararlılıkla
savunmasını, dostluk ve nezaketini, konuşkanlığını ve içtenliğini asla
unutmayacağız. Şeref yoldaş, yeri hiçbir zaman doldurulamayacak tipten
bir militandı. Kaybına ağlıyoruz (evet, komünistler de ağlar), ama onu
kendimize örnek alıyor ve ortak davamızın zaferi için bundan güç alıyor,
yumruklarımızı sıkıyoruz. Hatırası, yüreğimizde ve bilincimizde ebediyen
yaşayacaktır. Yoldaşımızın anısı ve partisi önünde saygıyla eğiliyoruz.
Şan olsun Şeref yoldaşa!
İspanya Komünist Örgütler Koordinasyonu adına
Raul Marco
Sevgili Yoldaşlar, Şeref Aydın yoldaşın, uzun süren bir hastalıktan
sonra ölüm haberini almış bulunuyoruz. Şeref yoldaş, Türkiye’de devrim
davasının zaferi için otuz yıldan fazla bir süre mücadelenin en ön
saflarında yer almış, kararlı bir komünistti. Henüz genç bir öğretmen
iken devrimci örgütün saflarında yer almış, Türkiye halklarının ve işçi
sınıfının örgütlenmesi, proletaryanın devrimci partisinin inşaasında rol
oynamıştır. Faşist diktatörlüğe karşı mücadelede bir örgütçü, ajitatör
ve eylemci olarak öne çıkmış, beş yılı aşkın süre cezaevinde kalmıştır.
Bu süreçte düşmanın tüm fiziki ve psikolojik baskı ve işkencelerini boşa
çıkarmıştır. Ekvadorlu komünistler, devrimciler ve emekçiler, Şeref
yoldaşın anısı önünde saygıyla eğilmektedir. Partisinin yönetimine ve
tüm militanlarına devrimci dayanışma duygularımızı ifade etmek
istiyoruz.
Ekvador Marksist Leninist Komünist Partisi adına
Pablo Miranda
Sevgili Yoldaşlar, Şeref Aydın yoldaşın ölümünü, büyük bir üzüntü ve
acıyla öğrenmiş bulunuyoruz. Kendi adıma ve Tunus’taki tüm yoldaşları
adına, siz yoldaşlarına ve ailesine en içten dayanışma duygularımızı ve
başsağlığı dileklerimizi iletmek istiyorum.
Tunus İşçileri Komünist Partisi adına
Hamma Hammami
Sevgili yoldaşlar, dostlar; Fransa İşçileri Komünist Partisi; aramızdan
ayrılan Şeref Aydın yoldaşın anısı önünde saygıyla eğilirken,
yoldaşlarına, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerini
iletmektedir. Biz, Şeref yoldaşı, pek çok uluslararası toplantı ve
etkinlikte tanıma imkanına sahip olduk. Sıcakkanlı, nezaketli ve çok
kararlı bir yoldaş olarak hatırlayacağız kendisini. Diktatörlüğün
zindanlarında maruz kaldığı muameleyi anlamak için, kendisinin
konuşmasına hiç gerek yoktu. Giderek ağırlaşan sağlığı, durumun hemen
anlaşılmasına yetmekteydi. Ama asla şikayetçi olduğunu işitmedik. Aksine
kendisi, etrafındakilerin sağlığından kaygı duyar ve titiz davranırdı.
Diyaloğa ve yeni şeyler keşfetmeye, öğrenmeye açık bir kişi olarak
tanıdık kendisini. Hatta, aracısız konuşup tartışabilmek için
Fransızcayı bile öğrendi. Yaşamı boyunca uğruna mücadele ettiği yüce
idealleri kişiliğine sindiren ve çevresine de sevdiren bir yoldaştı.
Şeref yoldaşın ölümü, parti ve devrimci mücadele için olduğu kadar,
düşünce dünyası için de bir kayıptır. Yoldaş, ortak ideallerimize
yaptığı katkılardan dolayı müsterih olabilir. Ulusal ve uluslararası
plandaki mücadele ve eylemimizle, onun kavgasını devam ettireceğiz.
Şeref Aydın yoldaşa şan olsun!
Fransa İşçileri Komünist Partisi Merkez Komitesi
Sevgili yoldaşlar, Şeref Aydın yoldaşı kaybetmiş olmanın acısını ve
üzüntüsünü yaşıyoruz. Bu mükemmel, alçakgönüllü, samimi ve kararlı
komünist sadece ülkenizin devrimci hareketi açısından bir kayıp değil,
uluslararası komünist hareketin de bir kaybıdır. Çünkü o Marks, Engels,
Lenin ve Stalin’in yolunda enternasyonal bir komünist ve mücadele
insanıydı. Kararlılığı ve işçi sınıfının ideolojisine derin inancı onu
hiçbir zaman unutturmayacaktır. Acı ve üzüntünüzü paylaşıyor, devrimci
selamlarımızı iletiyoruz.
Yunanistan Komünist Partisi Yeniden İnşa Örgütü