31 Mayıs 1971’de Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alpaslan
Özdoğan Nurhaklar’da; 2 Haziran ‘71’de Hüseyin Cevahir İstanbul’da
katledildi.
hale özgür kıyıcı
taylan’ın en yakın arkadaşı idi. sanırım en son annem görmüştü alp’i
şekibe (çelenk) ablaların evinde. açık renk gözleri nedeniyle annem
ona isim bile takmıştı. yakışıklılığı nedeniyle dünya jönlerini
aratmayacak bir çocuktu.
taylan’ın öldürülüşü alp’te çok farklı bir yara açmıştı. sanırım bu
dostluğu iyi bilenlerden biri de halil’dir (çelimli). annem
nurhak’ta öldürüldüğünü öğrendiğinde taylan’da olduğu gibi
yüreğindeki derin yanmaların tarifini yapmıştı. bu yanmalar zamanla
yüreğini çok acıtmıştır.
alpaslan ozdogan henüz, istanbul’a göç etmemiştik. ankara’daki
evimize getirmişti taylan, alp’i. palto ve pardösü giymezdi taylan.
annem kiremit rengi, önden fermuarlı bir montu yeni diktirmişti. bu
montun ön tarafı paramparça vaziyette eve gelmişlerdi. onları
getiren kişi ise -ismini sonradan öğrenmiştik- volkswagen arabası
olan, odtü‘de öğretim üyesi biri idi. anneme laboratuardaki derste
asit döküldüğünü söylemişlerdi. annem de bu gerekçeyi dinledikten
sonra, “burnun büyüyor pinokyo gibi, taylan…” dediğinde alp’in
anneme bakışını hiç unutmam. bu söyleşi alp’in diline dolanmıştı.
taylan’ın ölümünden sonra da anneme “inanın bu anlattıklarımdan
burnum büyümeyecek.” dediğinde, annem boynuna sarılıp “alp, yüreğim
artık dayanmaz.” derdi.
taylanlar komer’in arabasını yakmaktan arandıkları dönemde bir
müddet anneannemin evinde kalmışlardı. buradan ayrıldıktan sonra
nereye gittiklerini annem alp’e sorduğunda “burnum büyüyebilir…”
demiş; cevap vermek istememişti. gazeteci ahmet kahraman’ın
söyleşisinden sonra nerede olduklarını öğrenebilmiştik.
alpaslanozdogan02şekibe ablalarda (çelenk) alp ile görüştüklerinde,
annemin ve şekibe ablanın nasihatlerini başı önünde dinledikten
sonra, annem, “başını kaldır ve cevap ver alp!” dediğinde, “geriye
dönüş yok; bu yola devam etmeliyiz. bak yine burnum büyümedi, necla
anne…” diye cevap vermişti. bu espri onların arasındaki ana-oğul
ilişkisini sanırım anlatır. taylan’ın istanbul’a gelmeden çektirdiği
son resim de alp ile birlikte olanıdır.
izmir buca mezarlığındaki mezarını m. lütfi ile hep ziyaret ederiz.
o maviş gözlerindeki sevgiyi taşın üzerine çizmişler. hakkı
karadeniz alp’i hiç yalnız bırakmıyor. o mezar hep tertemiz ve
bakımlı. gençler de alp’i yalnız bırakmıyor.
nurhak’tan iki gün sonra da, hüseyin’in (cevahir) öldürülüşünün 38.
yılı. bu acılar yüreğimizin bir tarafında sıkışmış kalmış olmamalı.
tabii yüreğinin bir tarafına sıkıştırmayanlar bile mevcut. veya
yüreğinde bu acıyı hissettiğini söyleyip burnu büyüyenler de it
sürüsü kadar…
geçtiğimiz günlerde kıyıcı’nın sağlık sorunları için istanbul’a
gittiğimizde, ışıtan gündüz bir anısını anlattı, alaattin çakıcı’nın
avukatı olan bozkurt nuhoğlu ile ilgili. ışıtan bu konuyu doğrudan
bozkurt’un bulunduğu toplantıda da, onun yüzüne karşı anlatmış.
anıları yayınlayan, deniz ile birlikte çekilmiş bir resmini de
kitabın kapağına koyan bu kişi, acaba anılarında deniz ve selahattin
ve sabahattin okur’dan çınaraltı’nda niye dayak yediğini ve intikam
almak için o dönem fkf istanbul sekretaryası istifa ettiğinden
döb’lülerin denetimine geçmiş örgüt binasını sağcılarla birlikte
bastığını da anlatmış mı, çok merak ediyorum. ışıtan, eşim m.
lütfi‘nin de bu dayak yemenin bizzat tanığı olduğunu söylediğinde
detayını ben de öğrendim. sanırım ışıtan ve m. lütfi de bu olayı
herkesle paylaşır. zira gitgide kendilerini bile inandırdıkları bir
masalı herkese anlatıyorlar. bizimkiler de damarlarına basılmadıkça
cevap dahi vermiyorlar. bakalım gerçekleşebilirse eğer, ömer erim
süerkan’ın önerisi ile bu yaz sanırım, bir araya gelip doğruları
yazacaklar. sorumluluk onların. yazmalılar.