KÜTÜPHANE |  Yılmaz Güney

SA­NAT VE DÜ­ŞÜN­CE­NİN
YA­SAK KAR­ŞI­SIN­DAKİ TU­TU­MU NE OL­MA­LI­DIR?

Ön­ce dü­şün­ce­yi ele ala­lım.
İn­sa­nın do­ğal ve top­lum­sal pra­ti­ği bey­ne yan­sır. Da­ha ön­ce yan­sı­mış ve pra­tik sü­reç içe­ri­sin­de al­gı­la­ma aşa­ma­sın­dan ge­çe­rek kav­ram­sal bil­gi ha­li­ne gel­miş bi­ri­kim­ler­le ya da hâ­lâ al­gı­sal bil­gi ha­lin­de bek­le­yen, bi­çim­len­me­si­ni he­nüz ta­mam­la­ma­mış bi­ri­kim­ler­le ça­tı­şa­rak ya da bir­le­şe­rek ye­ni bir sen­te­ze ula­şır. Bu sen­tez, şey­le­rin iç ve dış iliş­ki­le­ri­nin, şey­ler­le şey­ler ara­sın­da­ki bağ­la­rın şey­le­rin ken­di iç­le­rin­de ve dış­la­rın­da var olan zıt­lık­la­rın ve ben­zer­lik­le­rin de­ği­şen oran­lar­da kav­ran­ma­sı için ya­pı­lan zi­hin­sel yar­gı­la­ma ve çı­kar­sa­ma iş­lem­le­ri­nin so­nuç­la­rı­nı içe­rir. Akıl-mad­de, te­ori-pra­tik di­ya­lek­ti­ği­nin ürü­nü olan bu zi­hin­sel iş­le­me, dü­şün­me; bey­nin bir iş­le­vi olan dü­şün­me­nin ürü­nü bi­le­şim­le­re de dü­şün­ce di­yo­ruz. Dü­şün­ce­nin ka­rak­te­ri­ni be­lir­le­yen, ta­şı­yı­cı­sı­nın, ya­ni in­sa­nın top­lum­sal var­lı­ğı, ya­ni üre­tim faali­ye­ti için­de­ki ye­ri, men­sup ol­du­ğu sı­nıf iliş­ki­le­ri­dir. Sı­nıf mü­ca­de­le­si, si­ya­si ha­yat, bi­lim­sel, kül­tü­rel sa­nat­sal uğ­raş­lar, in­sa­nın top­lum­sal pra­ti­ği­nin un­sur­la­rı ol­mak­la bir­lik­te, üre­tim fa­ali­ye­ti, bü­tün di­ğer fa­ali­yet­le­ri­nin te­me­li ve be­lir­le­yi­ci­si­dir.

Dü­şün­ce­nin te­me­li, do­ğa­sal ve top­lum­sal iliş­ki­le­re ve esas ola­rak da mad­di üre­tim­de­ki fa­ali­ye­ti­ne da­ya­nır. Yan­sı­ma ol­gu­su, nes­nel ger­çek­li­ği ne de­re­ce tam ve bü­tün bo­yut­la­rıy­la ifa­de edi­yor­sa, yan­sı­yan şey­le­rin iç ve dış bağ­la­rı, ara­la­rın­da­ki iliş­ki­ler ne den­li kav­ra­nı­yor­sa, dü­şün­ce o den­li ger­çe­ğe ya­kın olur. Yan­sı­ma ne den­li ek­sik ve ye­ter­siz­se, dü­şün­ce de o den­li ye­ter­siz olur. Yan­sı­yan şey­ler ara­sın­da­ki bağ­lar ve iliş­ki­ler ne den­li kav­ra­na­mı­yor­sa, dü­şün­ce o den­li sağ­lık­sız­dır; yü­zey­sel ka­lır. Han­gi ko­nu­da olur­sa ol­sun, in­san dü­şün­ce­si baş­lan­gıç­ta sığ­dır, yü­zey­sel­dir. Şey­ler ara­sın­da­ki bağ­lar kav­ran­dık­ça, dü­şün­ce­ler adım adım de­rin­le­şir, çokyan­lı­lı­ğa ula­şır.

İn­san­la­rı dü­şün­me­ye iten, do­ğal­sal ve top­lum­sal ih­ti­yaç­lar­dır. İn­san­lar can­la­rı is­te­dik­le­ri için şöy­le ya da böy­le dü­şü­ne­mez­ler. On­la­rı, bir­bir­le­rin­den fark­lı dü­şün­me­ye iten mad­di zo­run­lu­luk­lar var­dır. Bu ne­den­ler, in­san ira­de­sin­den ba­ğım­sız, va­ro­lan nes­nel ko­şul­la­rın ürü­nü­dür­ler. Bu ko­şul­lar­dan kay­nak­la­nan zo­run­lu­luk­lar da dü­şün­me­nin, dü­şün­ce­nin, tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı­mı­zın mad­di te­me­li­dir.

Bi­lim ve si­ya­set, kit­le­le­re ulaş­mak için çe­şit­li araç­lar­dan ve or­gan­lar­dan na­sıl ya­rar­la­nı­yor­sa, sa­nat da çe­şit­li bi­çim­de­ki dü­şün­ce­le­ri, ken­di öz­gül ya­pı­sı, ku­ral­la­rı ve araç­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la kit­le­le­re ulaş­tı­rır. Sa­nat, alı­cı­sı­nı ve ve­ri­ci­si­ni bi­çim­le­yen nes­nel ko­şul­la­rın biz­zat ken­di­si­dir. Bu yak­la­şım, ira­dey­le ko­şul­lar ve bi­linç­le ko­şul­lar ara­sın­da­ki kar­şı­lık­lı et­ki­le­şi­mi gö­zar­dı et­mez. İra­de ile onun mad­di te­me­li ara­sın­da sü­rek­li bir alış­ve­riş, de­ğiş­me, de­ğiş­tir­me iş­le­mi var­dır.

Top­lum­sal dü­şün­ce ve sa­nat, kül­tü­rel sü­reç içe­ri­sin­de yer­le­ri­ni alır­lar. Kül­tür, in­sa­nın ya­şa­mı­nı sür­dür­mek için yü­rüt­tü­ğü üre­tim mü­ca­de­le­si sü­re­cin­de, ta­rih bo­yu ka­zan­dı­ğı ve ge­liş­tir­di­ği, ya­şa­mın her ala­nı­nı ve her bo­yu­tu­nu il­gi­len­di­ren bil­gi ve tec­rü­be­le­rin tü­mü­dür. Eko­no­mik, top­lum­sal, si­ya­sal, tıb­bi, fel­se­fi, sa­nat­sal vb. alan­la­rı da kap­sa­mı­na al­dı­ğı gi­bi, ge­le­nek, gö­re­nek, alış­kan­lık vb. şey­le­ri de içe­rir. Kü­çük bü­yük bü­tün in­san top­lu­luk­la­rı­na bu top­ye­kün bil­gi­ler yu­ma­ğı yön ve­rir; in­san iliş­ki­le­ri­ni dü­zen­ler, ku­ral­lar ge­ti­rir, yar­gı­lar, bes­ler, bü­yü­tür ve sü­reç içeri­sin­de ge­liş­me­si­ni sür­dü­rür. Her ulus, ken­di ulu­sal kül­tü­rü­ne da­yan­dı­ğı gi­bi, ulus­la­ra­ra­sı kül­tür ola­nak­la­rın­dan da ulus­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler ora­nın­da ya­rar­la­nır­. Kül­tür alış­ve­ri­şi, ulus­la­ra­ra­sı plan­da, eko­no­mik ve si­ya­si iliş­ki­le­re ba­ğım­lı ola­rak ele alın­ma­lı­dır.

Ulu­sal kül­tür, ulus­la­ra­ra­sı kül­tü­rün, ev­ren­sel kül­tü­rün te­me­li­dir. Ulu­sal kül­tür ol­ma­dan ev­ren­sel kül­tür ol­maz, ola­maz. Ulu­sal ve ev­ren­sel kül­tü­rün, sı­nıf­sal ni­te­lik­le­rin­den ge­len iki­li ta­bi­at­la­rın­dan —ile­ri­ci ve ge­ri­ci yan­la­rın­dan— bu ya­zı­mız­da, ko­nu­yu da­ğıt­ma­mak için söz et­me­ye­ce­ğiz.

Dü­şün­ce ve sa­nat, üre­tim sü­re­cin­de sı­kı sı­kı­ya bağ­lı­dır ve üre­tim mü­ca­de­le­si­nin, top­lum­sal ve si­ya­sal mü­ca­de­le­nin hem et­ki­le­yi­ci­si, hem de on­lar­dan et­ki­le­nen­dir. Üre­tim güç­le­ri ile üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me, top­lum­sal dü­şün­ce­nin ve sa­na­tın ge­liş­me­si­nin te­me­li­dir. Bu çe­liş­me, ha­ya­tın her ala­nı­nı et­ki­ler. Dü­şün­ce ve sa­nat alan­la­rın­da va­ro­lan, dü­şün­ce ve sa­na­tı ge­liş­ti­ren te­mel çe­liş­me­ler, kay­na­ğı­nı üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sınd­aki sı­nıf­sal çe­liş­me­ler­den alır­lar. Üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me yo­k e­di­le­bi­lir mi? Ha­yır!.. Öy­ley­se, üre­tim güç­le­riy­le bir­lik­te zo­run­lu ola­rak ge­li­şen ve ay­nı za­man­da üre­tim güç­le­ri­nin ge­liş­me­si­ni et­ki­le­yen dü­şün­ce ve sa­nat da ön­le­ne­mez; ge­liş­me­si bel­li bir sü­re ön­le­ne­bi­lir bel­ki, fa­kat dur­du­ru­la­maz. Bas­kı al­tın­da­ki bi­ri­kim­ler gü­nün bi­rin­de ışı­ğa ka­vu­şur. Çün­kü dü­şün­ce ve sa­nat ala­nın­da­ki baş­lı­ca çe­liş­me­ler, kay­na­ğı­nı, do­ğay­la top­lum ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler­den, top­lum­sal çe­liş­me­ler­den alır­lar. Do­ğa ile top­lum ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler, ka­çı­nıl­maz ola­rak üre­tim güç­le­ri­ni, özel­lik­le de in­sa­nı te­orik ve pra­tik alan­lar­da ge­liş­ti­rir. Ve gi­de­rek, ge­li­şen üre­tim güç­le­riy­le çe­li­şen top­lum bi­çi­mi­nin par­ça­lan­ma­sı­nı mut­lak­laş­tı­ran bi­ri­kim­le­ri oluş­tu­rur.

Her top­lum bi­çi­mi, ken­di­ne öz­gü bir kül­tür ya­pı­sı­na sa­hip­tir. Her top­lum bi­çi­mi, ken­di­si­ni de­ğiş­ti­re­cek ve yok ede­cek güç­le­ri­ni ya­ra­tır. An­cak, üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri­nin sü­rek­li uyu­mu­nu sağ­la­ya­bi­le­cek top­lum bi­çi­mi, ken­di için­de ge­rek­li de­ği­şim­le­ri uy­gu­la­ya­rak var­lı­ğı­nı sür­dü­re­bi­lir. Bu sı­nıf­sız top­lum­dur.

Ta­rih, bu­gü­ne dek beş top­lum bi­çi­mi ta­nı­mış­tır. Bu top­lum bi­çim­le­ri şun­lar­dır:
İl­kel ko­mü­nal top­lum.
Kö­le­ci top­lum.
Fe­odal top­lum.
Ka­pi­ta­list top­lum.
Sos­ya­list top­lum.

Her top­lum bi­çi­mi­ne öz­gü üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me­ler, bel­li bir sü­re uz­la­şır ni­te­lik­te­dir. Bu­na, üre­tim güç­le­riy­le üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki uyum di­yo­ruz. Her top­lum bi­çi­mi­nin bel­li bir aşa­ma­sın­da, ge­li­şen üre­tim güç­le­riy­le, bu ge­liş­me­ye ar­tık uyum gös­te­re­mez ha­le ge­len üre­tim iliş­ki­le­ri ara­sın­da­ki çe­liş­me gi­de­rek uz­laş­maz ni­te­li­ğe dö­nü­şür. Dü­şün­ce­nin ve sa­na­tın ge­li­şi­mi, eko­no­mik ve top­lum­sal ge­liş­me­nin önün­de­ki en­gel­le­rin aşıl­ma­sı sü­re­cin­de, sı­nıf­lar ara­sı mü­ca­de­le açı­sın­dan de­ğer­len­di­ril­me­li­dir. Ge­li­şen güç­le­rin dü­şün­ce­si ve sa­na­tı, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin bi­rer un­sur­la­rı ola­rak ken­di iç­le­rin­de bir­bir­le­riy­le ve ken­di dış­la­rın­da sı­nıf düş­ma­nı güç­le­rin dü­şün­ce ve sa­na­tıy­la sa­va­şır.
İl­kel ko­mü­nal üre­tim iliş­ki­le­ri, sı­nıf­laş­ma­yı do­ğu­ran üre­tim güç­le­ri­nin ge­li­şi­mi so­nu­cu par­ça­la­nır. Ye­ni üre­tim güç­le­ri­ne uy­gun dü­şen bir üre­tim bi­çi­mi olu­şur. Bu, ta­ri­hin ta­nı­dı­ğı ilk sı­nıf­lı top­lum olan kö­le­ci top­lum­dur. Kö­le­ci top­lum, il­kel ko­mü­nal top­lu­ma gö­re, da­ha ile­ri ve ge­rek­li bir top­lum bi­çi­mi­dir. Kö­le­ci top­lum­da, kö­le sa­hip­le­ri ve kö­le­ler sı­nı­fı, top­lum­sal ya­şa­mın te­me­li­dir. Kö­le sa­hip­le­ri, ken­di sı­nıf çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak, eko­no­mik ve top­lum­sal iliş­ki­le­ri­ni dü­zen­le­mek için bir gü­ce, bir ik­ti­dar gü­cü­ne ge­rek­sin­me du­yar­lar. Bu güç, sı­nıf­laş­ma ha­re­ke­tiy­le bir­lik­te, adım adım, en il­kel bi­çi­miy­le de ol­sa ken­di­ni do­ğur­muş olan dev­let­tir. Dev­le­tin gö­re­vi, ege­men­le­rin sı­nıf çı­kar­la­rı­nı ko­ru­mak için ya­sa­lar çı­kart­mak, ku­ral­lar koy­mak, ya­sak­lar ge­tir­mek ve uyum gös­ter­me­yen­le­ri, de­ği­şen oran­lar­da şu ya da bu bi­çim­de ce­za­lan­dır­mak­tır. Dev­let, sı­nıf bas­kı­sı­nın ifa­de­si olan şid­de­ti ve şid­de­tin or­gan­la­rı­nı ge­rek­li hal­ler­de iş­le­ten bir sı­nıf ay­gı­tı­dır. Sü­rek­li or­du ve bü­rok­ra­si, dev­le­tin iki ana un­su­ru­dur. Bu iki un­sur, özün­de şid­de­tin uy­gu­la­yı­cı­la­rı­dır­lar. Şid­de­tin ni­te­li­ği­ni, ege­men sı­nıf­la­rı teh­dit eden ey­lem ve dav­ra­nış­la­rın ni­te­li­ği, ege­men sı­nıf­la­rın güç­lü­lü­ğü­nün ve güç­süz­lü­ğü­nün ora­nı, ege­men sı­nıf­la­ra kar­şı ko­yan sı­nıf­la­rın güç­lü­lü­ğü­nün ve güç­süz­lü­ğü­nün oran­la­rı be­lir­ler. En açık bi­çi­miy­le, ege­men sı­nıf­la­rın şid­de­ti, ge­le­cek­le­ri ko­nu­sun­da­ki gü­ven­siz­lik­le­rin, kor­ku­la­rın ve güç­süz­lük­le­ri­nin ifa­de­si­dir. Bu, her top­lum bi­çi­min­de, de­ği­şen gö­rü­nüm ve bi­çim­ler­de, öz iti­ba­riy­le böy­le­dir. Şid­det uy­gu­la­ya­bil­mek, bir açı­dan da, güç­lü­lü­ğün ifa­de­si­dir. Bu güç­lü­lük ge­çi­ci­dir.

Ta­ri­hi sü­reç için­de bi­çim­len­me­si­ni ta­mam­la­yan sınf­laş­ma ha­re­ke­tiy­le bir­lik­te, dü­şün­ce, sa­nat ve kül­tür de sı­nıf özel­lik­le­ri­ni en ayır­de­di­ci bi­çim­le­riy­le ka­za­nır­lar. Sı­nıf­laş­ma ber­rak­laş­tık­ça sı­nıf dü­şün­ce­le­ri de ber­rak­la­şır. Çı­kar­la­rı çe­li­şen sı­nıf­la­rın dü­şün­ce­le­ri de bir­bir­le­riy­le çe­li­şir. Çe­liş­me­le­rin de­rin­leş­me­si, ege­men­le­rin şid­de­ti­ni ar­tı­rır. Sı­nıf­sal ya­sak­lar sı­nıf­lar­la bir­lik­te adım adım or­ta­ya çı­kar. Ya­sak ol­gu­su, ege­men sı­nıf­la­rın ezi­len sı­nıf­la­ra kar­şı ken­di­le­ri­ni ko­ru­mak için ge­tir­dik­le­ri, ya­sa­lar­la bes­le­nen, ko­ru­yu­cu ve ge­li­şe­ni ön­le­yi­ci, de­ği­şik ni­te­lik­te­ki şid­de­ti içe­ren ön­lem­ler bü­tü­nü­dür.

Kö­le­ci top­lum­da kö­le sa­hip­le­ri­nin dev­le­ti, kö­le­le­rin dü­şün­ce­si­ni ve sa­na­tı­nı; fe­odal top­lum­da fe­odal bey­le­rin dev­le­ti, serf­le­rin, iş­çi­le­rin; ve ge­li­şen bur­ju­va­zi­nin dev­le­ti, iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin ve ge­niş emek­çi kit­le­le­rin dü­şün­ce­le­ri ve sa­na­tı üze­rin­de bas­kı ku­rar. Em­per­ya­list bur­ju­va­zi­nin dev­le­ti, hem ken­di hal­kı, hem de bü­tün dün­ya­nın ezi­len halk­la­rı ve mil­let­le­ri üze­rin­de, ken­di­sin­den da­ha güç­süz ka­pi­ta­list ül­ke­ler üze­rin­de bas­kı kur­mak is­ter ve bu doğ­rul­tu­da iliş­ki­le­ri­ni dü­zen­ler. Bi­zim­ki gi­bi ya­rı sö­mür­ge bir ül­ke­de, bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın dev­le­ti em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı­dır. Bas­kı­sı, ken­di çı­kar­la­rıy­la bir­lik­te, em­per­ya­liz­min çı­kar­la­rı­nı da ko­ru­ma­yı amaç­lar. Çün­kü ken­di var­lı­ğı ile em­per­ya­liz­min var­lı­ğı ara­sın­da bin­ler­ce bağ var­dır.

Sos­ya­list top­lum­da da, iş­çi­le­rin köy­lü­le­rin de­mok­ra­tik dik­ta­tör­lü­ğü, bur­ju­va­zi­nin dü­şün­ce­si­ni ve sa­na­tı­nı bas­kı­ al­tın­da tu­tar. Sö­mü­rü dü­ze­ni­ni ye­ni­den hort­lat­mak is­te­yen her tür­lü gi­ri­şi­mi ezer.

Bu ara­da be­lir­til­me­si ge­re­ken bir nok­ta da, ken­di­ni sos­ya­list gös­te­ren, özün­de re­viz­yo­niz­min ik­ti­dar­da ol­du­ğu ül­ke­ler­deki dev­le­tin du­ru­mu­dur. Ora­lar­da da, re­viz­yo­nist bur­ju­va­zi­nin dik­ta­tör­lü­ğü, ge­niş emek­çi yı­ğın­lar üze­rin­de, her alan­da bas­kı­sı­nı uy­gu­lar.
An­la­şı­la­ca­ğı gi­bi, ya­sak ve şid­det bir­bi­ri­ni ta­mam­la­yan iki un­sur­dur. Bi­zim ko­nu edin­di­ği­miz ya­sak, sır­tı­nı bur­ju­va­zi­nin ve top­rak ağa­la­rı­nın “ya­sal” şid­de­ti­ne da­ya­yan ge­ri­ci ya­sak­tır. Şid­de­te da­yan­ma­yan ya­sak ge­çer­li bir ya­sak de­ğil­dir. İs­ter bur­ju­va, is­ter­se pro­le­ter ka­rak­ter­de ol­sun bu böy­le­dir. Top­lum­sal, dü­şün­sel, sa­nat­sal, si­ya­sal vb. her ey­lem, ege­men­le­re ge­tir­di­ği ve ge­ti­re­bi­le­ce­ği za­rar­lar öl­çü­sün­de şid­de­ti içe­ren bir ya­sak­la kar­şı­la­şır. Ya­sa­ğa uyul­ma­ma­sı ha­lin­de, ey­le­min ni­te­li­ği­ne gö­re, şid­det şu ya da bu bi­çim­le­riy­le ken­di­ni gös­te­rir. Ya­sa­ğı ve şid­de­ti bir­lik­te ele al­mak ge­rek­ti­ği için, ya­sak­la­ra kar­şı di­re­nir­ken ve ya­sak­la­rı aş­ma­ya, ge­çer­siz kıl­ma­ya yö­ne­lir­ken, ya­sak­la­ra te­ka­bül eden şid­de­ti de gö­ze al­mak ge­re­kir. Ya­sa­ğın ar­dın­da­ki şid­det gö­ze alın­ma­dan, şid­de­tin tah­ri­ba­tı­na kar­şı ha­zır­lık­lı olun­ma­dan ya­sak­lar aşı­la­maz. Şid­de­ti gö­ze alan, ge­rek­li di­sip­lin, bi­linç ve ör­güt­len­me ha­zır­lık­la­rı­nı da yap­mak zo­run­da­dır. Şid­de­ti gö­ze alan, ya­sa­ğı şu ya da bu oran­da ge­çer­siz kı­lar. Ya da şid­de­ti gö­ze ala­ma­yan ya­sak kar­şı­sın­da bo­yun eğer, tes­lim olur. Bu­gün bel­li de­mok­ra­tik ve si­ya­si hak­lar ka­za­nıl­mış­sa, bu, bin­ler­ce de­mok­ra­si sa­vaş­çı­sı­nın çe­şit­li bas­kı­la­rı gö­ğüs­le­me­si, iş­ken­ce­le­ri yi­ğit­çe aş­ma­sı­nın so­nu­cu­dur. Ka­za­nıl­mış her mev­zi­de kan ve acı var­dır. Ve bir bü­tün ola­rak ge­li­şen sı­nıf güç­le­ri, baş­ta pro­le­tar­ya ol­mak üze­re, bu­gün­kü de­mok­ra­tik ve si­ya­si hak­la­rın ya­ra­tı­cı­la­rı­dır.

Ya­sa­ğın bir bi­çi­mi olan san­sü­rü ele ala­lım. San­sür ne­dir? Ka­ba­ca ele alır­sak san­sür, bir ele­me, ayık­la­ma, bu­da­ma ha­re­ke­ti­dir ve dü­şün­ce­yi, dü­şün­ce­nin so­mut­laş­mış ha­li olan sa­nat eser­le­ri­ni, özel­lik­le de si­ne­ma sa­na­tı­nı, ege­men sı­nıf­la­rın ka­bul ede­bi­le­ce­ği bir ha­le ge­tir­mek­le yü­küm­lü­dür. Ya­ni ege­men sı­nıf­lar için si­ne­ma sa­na­tı­nı za­rar­sız ha­le ge­tir­mek­tir. Ya­sak­lar ve san­sür iç içe­dir. San­sür ya­sa­ğın özel bir uy­gu­la­nış bi­çi­mi­dir. Fa­kat top­ye­kün ya­sa­ğı ifa­de et­mez. Kıs­mi ya­sak sa­yı­lır. An­cak san­sür, ya­ni kıs­mi ya­sak, bir sa­nat ürü­nü kar­şı­sın­da ça­re­siz ka­lır­sa ge­nel ya­sa­ğa baş­vu­rur.

Ör­nek­ler­le açık­la­ya­lım: San­sür, bir fil­min bel­li bö­lüm­le­ri­ni sa­kın­ca­lı gö­rür, o bö­lüm­le­ri ke­ser. Ya­ni sa­de­ce bel­li bö­lüm­le­rin, sa­kın­ca­lı bö­lüm­le­rin gös­te­ril­me­si­ni ya­sak­lar. Kes­me ve bu­da­ma iş­le­mi fil­mi ege­men­ler için za­rar­sız ha­le ge­ti­re­bi­lir­se, ora­da ser­gi­le­nen şey­ler ege­men­ler için ka­bul edi­le­bi­lir du­ru­ma ge­ti­ri­le­bi­lir­se, film, ku­şa dön­müş bi­çi­miy­le de ol­sa san­sür­den çı­kar. Kes­me ve bu­da­ma iş­le­mi ye­ter­siz ka­lır­sa, ya­pı­la­cak iş, fil­mi top­tan ya­sak­la­mak­tır.

Bura­da önem­li olan nok­ta, ge­nel an­la­mıy­la ya­sak­la­rın önün­de eğil­me­mek ol­mak­la bir­lik­te, ki­mi za­man bi­linç­li bir tu­tum­la ya­sa­lar­la sı­nır­lan­mış ya­sak du­var­la­rı arka­sın­da da, he­de­fi ya­sa­ğı par­ça­la­mak olan bi­ri­kim­le­rin ya­ra­tıl­ma­sı için her alan­da ça­lış­ma­nın ge­rek­ti­ği­dir. Ya­ni tek ba­şı­na şid­de­ti hi­çe sa­ya­rak, ya­sa­ğı çiğ­ne­ye­rek ça­lış­mak ya da tek ba­şı­na ya­sak­la­ra rı­za gös­te­rip, ya­sal sı­nır­lar için­de bo­ğul­mak yan­lış olur. Ya­sal sı­nır­lar için­de ça­lış­mak, özün­de ya­sak­la­rı par­ça­la­ya­cak bi­ri­kim­le­rin ya­ra­tıl­ma­sı­na hiz­met et­ti­ği müd­det­ce olum­lu ve ge­rek­li­dir; vaz­ge­çil­mez­dir. Ya­sal sı­nır­lar, as­lın­da mü­ca­de­le­ye ka­za­nıl­mış alan­lar­dır ve bu alan­lar­da ça­lış­ma­yı red­det­mek, kü­çüm­se­mek, bu ola­nak­la­rı son ker­te­si­ne ka­dar kul­lan­ma­mak “sol”cu­luk­tur, ke­sin­lik­le yan­lış­tır. Böy­le­si­ne bir ta­vır, geç­mi­şin mü­ca­de­le­si­ni hi­çe say­mak­tır, geç­mi­şin olum­lu mi­ras­la­rı­na sa­hip çık­ma­mak­tır.

Çe­liş­me, şey­le­rin do­ğa­sın­da va­ro­lan ev­ren­sel bir şey­dir. Her şey, zıt­la­rın mü­ca­de­le­si­ni ve bir­li­ği­ni içe­rir. Çe­liş­me­le­rin te­mel ya­sa­sı bu­dur. Ya­sak ve ya­sa­ğa kar­şı mü­ca­de­le, özün­de sı­nıf mü­ca­de­le­si de­mek­tir. Sı­nıf­lı top­lum­lar­da sı­nıf mü­ca­de­le­si ev­ren­sel ve mut­lak­tır. Sı­nıf­lı top­lum­lar­da sı­nıf­lar bü­tün ola­nak­la­rı ve çe­şit­li ni­te­lik­te­ki mü­ca­de­le or­gan­la­rıy­la kar­şı kar­şı­ya ge­lir­ler. Ve ha­ya­tın her ala­nın­da, hiç dur­mak­sı­zın sa­va­şır­lar. Sa­nat ve dü­şün­ce alan­la­rı da, sı­nıf­sal sa­vaş alan­la­rı­nın ay­rıl­maz bir par­ça­sı­dır.

Ül­ke­miz­de, emek­çi kit­le­le­rin eko­no­mik, de­mok­ra­tik, top­lum­sal ve si­ya­sal ta­lep­le­ri­ni içe­ren mü­ca­de­le­le­ri çe­şit­li ni­te­lik­te res­mi ve res­mi ol­ma­yan ge­ri­ci bas­kı­lar­la ezil­mek, en­gel­len­mek is­ten­mek­te­dir. Emek­çi yı­ğın­la­rın mü­ca­de­le­si­ne omuz ve­ren, bu mü­ca­de­le­nin ürü­nü ile­ri­ci, dev­rim­ci, kül­tür, sa­nat ve dü­şün­ce akım­la­rı da, kuş­ku­suz ge­ri­ci bas­kı­lar­la kar­şı­la­şa­cak, en­gel­len­mek is­te­ne­cek­tir. İş­te san­sür, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ege­men sı­nıf­lar sa­fın­da gö­rev ya­pan bir kurum olarak özün­de fa­şist bir bas­kı ve yıl­dır­ma ara­cı­dır.

San­sür ve ya­sak­lar­la ara­mız­da­ki çe­liş­me, sı­nıf­sal bir çe­liş­me­dir. Bu çe­liş­me, em­per­ya­liz­me ba­ğım­lı iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi ve top­rak ağa­la­rı­nın si­ya­si ik­ti­da­rı ile emek­çi halk yı­ğın­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin, ile­ri­ci ve dev­rim­ci sa­nat ile dev­le­tin ge­ri­ci fa­şist­ yön­tem ve araç­la­rı ara­sın­da­ki çe­liş­me­nin, si­ne­ma pla­nı­na yan­sı­yan bi­çi­mi­dir. San­sü­rün ni­te­li­ği­ni de­ğiş­tir­mek ve emek­çi­ler çı­ka­rı­na gi­de­rek or­ta­dan kal­dır­mak, san­sü­rün bir dev­let or­ga­nı ol­ma­sı he­sa­bıy­la, an­cak dev­le­tin ni­te­li­ği­nin de­ğiş­ti­ril­me­siy­le müm­kün­dür. San­sü­rün ­git­tik­çe ağır­laş­ma­sı, as­lın­da ge­ri­ci bur­ju­va ve top­rak ağa­la­rı dev­le­ti­nin, an­ti de­mok­ra­tik bur­ju­va dik­ta­tör­lü­ğü­nün, fa­şist dik­ta­tör­lük dev­le­ti bi­çi­mi­ne dö­nüş­tü­rül­me­si ça­ba­la­rı­nı ifa­de eder. Bu, ka­za­nıl­mış bir­ta­kım hak­la­rın gas­pe­dil­me­si­dir. Dev­le­tin ni­te­li­ği­ni de­ğiş­tir­me­den, dev­le­tin ni­te­li­ği­ne do­kun­ma­dan, tek ba­şı­na san­sü­rü de­ğiş­tir­me­yi dü­şün­mek, bu ko­nu­da ha­yal­ler yay­mak ap­tal­lı­ğın öte­sin­de hal­kı al­dat­mak­tır. En kan­lı fa­şist dik­ta­tör­lük­ler­de bi­le, ne den­li zor olur­sa ol­sun, ya­sa­dı­şı mü­ca­de­le­nin ya­nı sı­ra ku­şa dön­dü­rül­müş bi­çi­miy­le de ol­sa ya­sal ola­nak­lar­dan ya­rar­lan­mak ve gas­pe­dil­miş hak­la­rı ge­ri al­mak için mü­ca­de­le edil­me­li­dir. Bu mü­ca­de­le, fa­şiz­min te­mel­le­ri­ni yık­mak için ge­rek­li bi­ri­kim­ler ya­ra­tır. Fa­kat dev­let yet­ki­li­le­rin­den bu ko­nu­da şe­fa­at bek­le­mek, on­la­rın “iyi ni­yet” gös­te­ri­le­ri­ne al­dan­mak yan­lış olur. Bu ne­den­le san­sü­re kar­şı mü­ca­de­le ile anti de­mok­ra­tik ge­ri­ci bur­ju­va dik­ta­tör­lü­ğü­ne kar­şı mü­ca­de­le bir­leş­ti­ril­me­li­dir. An­ti de­mok­ra­tik bur­ju­va dik­ta­tör­lü­ğü­ne kar­şı mü­ca­de­le ve­ren sı­nıf güç­le­ri ara­sı­na biz­zat ka­tıl­ma­dan san­sü­re kar­şı ba­şa­rı el­de edi­le­mez.
So­nuç­ta dü­şün­ce­le­ri­mi şöy­le özet­le­ye­bi­li­rim: Dü­şün­ce, in­san ira­de­sin­den ba­ğım­sız do­ğal ve top­lum­sal çe­liş­me­le­rin ürü­nü­dür. Do­ğa-in­san, top­lum-in­san, sı­nıf-sı­nıf iliş­ki­le­ri va­rol­duk­ça, bu iliş­ki­ler­den kay­nak­la­nan çe­liş­me­ler, bu çe­liş­me­le­rin ürü­nü olan dü­şün­ce­ler de var ola­cak­tır. Ön­lem­ler­le, bas­kı­lar­la çe­liş­me­ler en­gel­le­ne­me­ye­ce­ği­ne, yo­k e­di­le­me­ye­ce­ği­ne gö­re, dü­şün­ce­ler ve dü­şün­ce­le­rin ge­liş­me­le­ri de en­gel­le­ne­mez­ler. Ge­li­şen üre­tim güç­le­ri, ge­liş­me­le­ri­nin önün­de bir en­gel olan üre­tim iliş­ki­le­ri­ni par­ça­la­ya­cak­tır. Bu­na bağ­lı ola­rak, ge­li­şen üre­tim güç­le­ri­ne te­ka­bul eden dü­şün­ce­ler ve sa­nat ey­lem­le­ri de ön­le­rin­de­ki ya­sak du­var­la­rı­nı par­ça­la­ya­cak­tır. Par­ça­la­ma iş­le­mi, ile­ri ve dev­rim­ci dü­şün­ce­le­rin kit­le­le­ri ör­güt­lü ola­rak ha­re­ke­te ge­çir­me­siy­le, on­la­rı, mad­di bir güç ha­li­ne dö­nüş­tür­me­siy­le müm­kün­dür. Bu ne­den­le, dev­rim­ci dü­şün­ce, do­ğa­sı ge­re­ği, çe­şit­li araç­lar­la kit­le­le­re ulaş­ma ta­ri­hi gör­evi­ni ye­ri­ne ge­ti­rir­ken ya­sak ta­nı­maz. Ya­sa­ğı il­ke ola­rak ka­bul et­mek, ona uy­mak, tes­li­mi­yet­tir. Ya­sa­ğa rı­za gös­te­ren ki­şi­ler ola­bi­lir; bu, ge­li­şen dü­şün­ce­nin ya­sa­ğı ta­nı­ma­sı ve önün­de eğil­me­si an­la­mı­na gel­mez. Bu, ki­şi­le­rin sı­nıf ni­te­lik­le­rin­den, bi­linç dü­zey­le­rin­den, de­ney ek­sik­lik­le­rin­den ge­len ki­şi­sel za­af­tır. Dev­rim­ci dü­şün­ce za­af­la uz­laş­maz, za­afın ni­te­li­ği­ni kav­rar, onun­la mü­ca­de­le eder. Ge­çi­ci bir sü­re, ya­sak sı­nır­la­rı için­de ya­sal ey­le­mi­ni bi­linç­le sür­dü­re­bi­lir, fa­kat ken­di­ni ta­şı­ya­cak, ko­ru­ya­cak ve ge­liş­ti­re­cek in­san un­su­ru­nu ya­ra­ta­rak, kit­le­le­re ma­lo­la­rak en­gel­le­ri aşar. Ya­sak­lar, an­cak çiğ­ne­ne­rek aşı­la­bi­lir. Bu­gü­ne dek de böy­le ol­muş­tur.
Dev­rim­ci dü­şün­ce­nin ve sa­na­tın ya­sak kar­şı­sın­da­ki tav­rı, tes­li­mi­yet­çi de­ğil, çiğ­ne­mek bi­çi­min­de ol­ma­lı­dır. Akar su yo­lu­nu bu­lur. Önün­de­ki en­gel­le­ri aşar, dağ­la­rı de­ler, de­ni­ze ula­şır.

Dev­rim­ci sa­nat ve dü­şün­ce­nin ya­sak kar­şı­sın­da­ki do­ğal tav­rı bu­dur.

1 Ey­lül 1977’de ka­le­me alı­nan bu ya­zı, Güney’in 5. sa­yı­sın­da ya­yın­lan­dı.