KÜTÜPHANE |  GARBİS ALTINOĞLU

Bir ABD İstihbarat Görevlisinin İtirafları

Aşağıdaki yazı 3 Aralık 2007’de http://www.globalresearch.ca  sitesinde yayınlandı. (İsteyenler yazının İngilizce orijinaline şu adresten ulaşabilirler: http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=7525 )
Girişte editörün de belirttiği gibi bu parça">

KÜTÜPHANE |  GARBİS ALTINOĞLU

Bir ABD İstihbarat Görevlisinin İtirafları

Aşağıdaki yazı 3 Aralık 2007’de http://www.globalresearch.ca  sitesinde yayınlandı. (İsteyenler yazının İngilizce orijinaline şu adresten ulaşabilirler: http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=7525 )
Girişte editörün de belirttiği gibi bu parça, David Vincent kod adını kullanan bir ABD eski istihbarat görevlisinin Zihin Savaşı Sanatı adlı kitabından alınmıştır. Vincent doğal ve kaçınılmaz olarak ABD sistemini kendi dar dünya görüşünden hareketle eleştirmekte/ sergilemekte ve bu sistemi gene bu görüş açısı uyarınca reforme etmeyi önermektedir. Dahası, bu yazıda ortaya konan veri ve değerlendirmelerin bilinmediği ya da duyulmadığı da söylenemez. Gene de Vincent’ın yazısının, kendi dar ülke ve bölge gerçekliğine gereğinden fazla gömülmeye ve “ulusal” gündem ve yükümlülüklerini “uluslararası” gündem ve yükümlülüklerinin önüne geçirmeye eğilimli olan toprağımızın okurlarına ABD emperyalizminin dünya halkları için ne büyük bir tehlike olduğunu bir kez daha anımsatmaya yardımcı olacağı umulur.

Garbis Altınoğlu
Aralık 23,2007
--------------------------------------------------------------------------------------------------
Aşağıdaki makale, David Vincent’ın Zihin Savaşı Sanatı (=The Art of Mental Warfare) adlı kitabının yakında çıkacak olan basısından özetlenmiştir.
Zihin Savaşı Sanatı kitabının editörünün notu
Bu mesaj, ABD istihbarat topluluğu içinde yer aldığına inanılan anonim bir kaynaktan gelmektedir. Bazı ifadelerin sahiciliği doğrulanamamıştır; ancak genel temalar ve referanslar ek bir açıklamaya gereksinim göstermeyecek kadar açıktırlar. Ben, araştırılması olanaklı olan herşeyi araştırdım ve savların hepsinin de doğruluğu kanıtlanmıştır. Bu savların herhangi birinin sahte olduğuna inanmamı gerektirecek bir neden yok. Okuyun ve kendiniz karar verin.
________________________________________
Psikolojik Harekat Benim Uzmanlık Alanımdır

Yapmış olduğum herşey çok gizliydi; bunların hepsi de kara (gizli- G. A.) programlar ve kara harekatlardı. Tanıdığım bazı kişiler CIA hesabına çalıştıklarını sanıyorlardı; ancak olay çok daha karmaşıktı. Ben istihbarat aygıtı içinde CIA, DIA, NSC, NSA, SAIC, Kara Kuvvetleri İstihbaratı ve daha az bilinen bir çok kuruluşta çalıştım.

Dikkatimi psiharekatlar üzerinde yoğunlaşırmadan önce gizli savaş misyonlarında ve özel harekatlarda yer almıştım. İşimde başarılıydım ve saflarda hızla yükseldim. “Teröre Karşı Savaş’’ başlayınca özel askeri müteahhitler danışmalarda bulunmak için bana epey para ödediler. Özel paramiliter birlikler en fazla para getiren işlerinin altından kalkmaya gereksinim duyduklarında, ellerinde Amerikalı vergi yükümlülerinin ödediği parayla yüklü çek defterleri olduğu halde bana gelirlerdi.

Hayal edebileceğiniz en kötü şeyleri, yeryüzündeki cehennemi görmüş biriyim ben. Arkadaşlarım kollarımın arasında öldü. Çürümüş cesetlerden oluşan yığınlar gördüm. Adamların, kadınların ve çocukların işkence görmelerine tanık oldum. Ve vahşi bir kölelik yaşamak üzere satılan ve erken yaşta ölümle yüzyüze gelen dehşete düşmüş ve şaşkınlık içindeki çocukların gözlerine.

Çok daha çarpıcı şeyler söyleyebilirdim; ama ne söylemek istediğimi anlıyorsunuzdur.

İşte benim yaşamım buydu ve başından beri bana, özgürlük için savaştığımı ve “iyi insanlar” hesabıne çalıştığımı söylüyorlardı. Ne saçma bir yorum! Bu kara, yani saklı dünyada “iyi insanlar” yoktur; sadece farklı derecelerde kötüler vardır.

Tuğgeneral Butler’in ünlü deyişiyle “Savaş bir haraç tezgahıdır.” Bunun özgürlük ve demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu iyinin kötüye karşı savaşımı değildir. Olan, bir avuç yaşlı ve analarını bellemiş gangsterin utanç verici miktarlarda para kazanması ve kin, şiddet ve seks köleleri üretmesidir.

İşin aslına bakılırsa hiçbir gözetim bulunmamaktadır! Bu; herşeyin yanınıza kar kalacağı, kimse bilgi sahibi olmadığı için hiçbir şeyin yasadışı sayılmayacağı ya da bilen bir kaç kişi varsa onların da işin içinde oldukları ya da çıkarları gereği susacakları anlamına gelir. İster silah, uyuşturucu, altın, elmas, kadın ya da çocuk kaçakçılığı yapıyor olun, zerrece farketmez. Kıdemli kadrolar paylarına düşeni aldığı sürece hiçbir sorun çıkmayacaktır. Önünde sonunda bu bir iktidar sorunudur. Bu gezegenin gerçek yöneticileri doğal kaynakların (petrol, su, koltan, kobalt vs.) kilit önem taşıdığını bilmektedirler. “Teröre Karşı Savaş” kütlesel ölçekte jeostratejik kaynak yağmasının bir kılıfından başka bir şey değildir. Kuzey (“Orta” olması gerekiyor- G. A.) Afrika’daki savaşların konusu bile hep kaynakların yağmalanmasıdır. Bechtel’deki bizim CIA delikanlıları Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin mineral kaynaklarını NASA uydularının yardımıyla inceledikten ve bu ülkenin “gezegenin en zengin toprak parçası” olduğunu keşfettikten sonra orada kıyamet koptu! Onlar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin topraklarında, diğer bir dizi yaşamsal önemde kaynağın yanısıra dünya koltanının yüzde 80’inin bulunduğunu anladılar. Koltan olmaksızın, bilgisayar yongalarını gerektiren hiçbir teknolojiye –bilgisayarlar, cep telefonları, uydular ve tabii silah sistemleri- sahip olamazsınız. Dolayısıyla Bechtel’in ve CitiBank’ın adamları, Dünya Bankası, IMF ve bir dizi gizli öğe o bölgede birbirini izleyen vahşi rejimleri destekliyorlar. Orada dört milyondan fazla insan öldü ve ölmeye de devam ediyor.

Aynı husus Ortadoğu’nun petrolü için de geçerli. Irak’ın özgürlüğünün umurlarında olduğunu mu sanıyorsunuz? Sizi bunun böyle olduğuna inandırmak için epey çaba harcadık; ama bakın Irak halkı bunların umurunda bile değildir. Bunlar Irak’ta yaklaşık bir MİLYON insan öldürdüler ! Bu bir abartma DEĞİL ! Ama Irak’ın petrolü fazlasıyla umurlarındadır. Onlar Suudi petrolünü de önemsiyorlar ve orada kendi halkını vahşi bir biçimde ezen bu diktatörlükle tatlı bir anlaşmaları var. Eğer sorun özgürlük ve demokrasi ise, buyrun Suudi halkını kurtarın. Acaba 11 Eylül teröristlerinin 15’inin Suudi Arabistan kökenli olmasının nedeni neydi? Biz, kendi halkını ezen bir rejimi destekliyoruz. Biz petrol cephesinde bizimle işbirliği yaptıkları için onları destekliyoruz. O halde onlara neden saldıralım ki? Irak’ı vuralım. Onlar bize petrol vermiyor; hesaplarını görelim!

Gizli özel harekatların tarihine bakarsanız bunların hep şu ya da bu değerli kaynağın bulunduğu bir toprak parçasını ele geçirmek için yapıldığını görürsünüz. Bir kez kaynak belirlendikten sonra özel harekat, onun yakınında yaşama talihsizliğine sahip olan halkı bastırmanın ya da yoketmenin en etkili yolunu hesaplar. Daha sonra, United Fruit Company’lerden Bechtel’lere ve Halliburton’lara kadar dünyanın büyük şirketleri boy gösterirler. John D. Rockefeller ve Allen Dulles’tan ta Kissinger’a, Baba Bush’a ve Cheney’e kadar bu hep böyle olmuştur ve hala da öyledir. Milyonlarca masum sivil katledilmiştir. Bir kez daha belirteyim: Milyonlarca masum sivil katledilmiştir. Şaka yapmıyorum. Bunlar dostlarımız değil, analarını bellemiş alçaklardır. Bütün bu işlerin ABD halkını korumakla ya da özgürlük ve demokrasiyi savunmakla hiçbir ilgisi yoktur. Ortalama Amerikalı bunların umurunda bile değildir. Bu küresel ekonomi çağında ulus devletin modası geçmiştir. Keşke gururlu Amerikalılar bunu anlayabilselerdi. Amerikan tarzından gurur duyma denen şey, benim gibi psiharekat ajanlarının sizleri manipüle etmek ve sizi karanın ak ve akın kara olduğuna inandırmak için kullandığı bir propaganda aracından başka bir şey değildir.

Eğer bana, ABD için Cheney’nin mi yoksa bin Laden’in mi daha büyük bir tehdit oluşturduğunu ya da hangisinin ABD’ne daha fazla zarar verdiğini sorsaydınız, en ufak bir kararsızlık geçirmeden ‘Cheney’ diye yanıtlardım sizi. Gelinen noktada Cheney 40 yıldır, Baba Bush ve Kissinger’la birlikte saklı dünyayı yönetmektedir.

Sizin için küçük bir yan not: Şimdiki Savunma Bakanı ve Baba Bush’un saklı dünyadaki sağ kolu Robert Gates’in G. W. Bush’un her iki (2000 ve 2004- G. A.) seçim başarısını sağlamak için de bilgisayar kriptografisi ve yazılım güvenlik donanımlarını kullandığından kuşkum yok. Harekata ilişkin doğrudan bilgiye sahip değilim; ancak “Robert Gates”, “Bill Owens”, “elektronik oylama güvenliği”, “HAVA”, “Burada Oy Verin” ve “Scientific Applications International Corp.” gibi isimleri bir araştırın. (Yakın gelecekte bu konuda daha fazla materyel yayınlayacağız.) Harekat öyle başarılı oldu ki Gates Ulusal Güvenlik Direktörü makamına getirilecek ilk kişi olacaktı. Ama o bu görevi reddetti; ancak daha sonra Rumsfeld’in görevinden alınmasının ardından Savunma Bakanlığı koltuğuna oturdu. Yönetim mensuplarının bu işle doğrudan bağlantısını ortaya koyacak somut kanıtların ortaya çıkacağını sanmam; bütün bunlar inandırıcı bir biçimde yadsınması olanaklı karmakarışık bir ağ oluşturuyorlar. Ancak seçimlerin, Bush’a zafer kazandıracak tarzda manipüle edildiğinın önünde sonunda kanıtlanacağını sanıyorum. Saklı dünyada pek çok insan bunun böyle olduğunu tartışmaya bile gerek görmüyor. Bu söylediklerimi partizan propagandayla karıştırmayın lütfen. Bu akılları bulandırma amaçlı Demokrat ya da Cumhuriyetçi psiharekat dinamiğinin benim gözümde beş paralık değeri yoktur. Bütün bunlar potansiyel olarak güçlü ve birleşik bir ABD halkını bölmek için kullanılan etiketlerden başka bir şey değildirler.

Ortalama Amerikalının bunları anlaması güç. Bu ülkede yaşayan insanların büyük çoğunluğunun kafalarının anası doğumlarından bu yana bellenmiştir. Çok gözebatan bir örnek olması bakımından reklam sektörüne ve bu sektörün dikkatini nasıl gençlik üzerinde yoğunlaştırmış olduğuna göz atabilirsiniz. Bu sektörün işi gücü, yeniden ve yeniden sürekli olarak yinelenen satın al, satın al, satın al çağrıları yoluyla düşüncesizce ve duygusallıkla davranan tüketiciler yaratmaktır. Bir şeyi yeterince işittiğinizde onun mesajını içselleştirirsiniz. O, soluduğunuz hava gibi, yerçekimi gibi bir şey olur çıkar. O orada ve her yerdedir; fakat siz onun farkına varmaz ya da onun üzerinde bilinçli olarak düşünmezsiniz. O, adeta sizin düşüncelerinizin fışkırdığı bir kaynak haline gelmiştir.

İşin gelip dayandığı nokta maruz kalma süresidir. Basit bir mesajı alır, onu yeniden ve yeniden yinelersiniz; Saddam Hüseyin ile 11 Eylül’ü birarada anmak gibi. Saddam Hüseyin’in 11 Eylül’le ilişkili olduğunu söylemenize gerek yok, ki bu zaten doğru da değil. Psikolojik olarak ikisini ilişkilendirmeye koşullandırılmış insanların 11 Eylül’le hiçbir ilgisi olmayan bir ülkeye yapılacak saldırıyı desteklemeleri için Saddam Hüseyin ve 11 Eylül sözcüklerinin aynı basit ve yinelenen mesaj içinde binlerce kez anılması yeterli.

Yapılan dev boyutlarda psikolojik harekatlardır; yani kitle psikolojisi. Kamuoyunu manipüle etme bilimsel sanatı artık 100 yaşını doldurdu. Her yere ulaşan kitle iletişim araçları sayesinde psiharekat, sizi istediğimiz her şeye inandırabileceğimiz ya da en azından istediğimiz her şeyi size pasif bir biçimde kabul ettirebileceğimiz bir noktaya varmıştır. Ben, “onların” sizi istedikleri düşüncelerle donatmak için uğraşan dünyanın en güçlü medya şirketlerinde gizli çalışma yürüttüm. Kitle iletişimi, şimdiye değin yaratılmış olan en etkili tiranlık ve baskı aracıdır. Toplumu zihinsel yöntemlerle denetim altına almak –onu programlamak, kuralları ona içselleştirmek- olanaklıyken bunu fiziksel yöntemlerle yapmaya çalışmak artık gereksizdir.

Açığa çıkmış psikolojik harekatlara ilişkin bir miktar arkaplan bilgisi: 1977’de Church Kongre Komitesinin CIA’in haber iletişim araçlarını manipülasyonunu soruşturmasından sonra ve Baba Bush’un CIA Direktörü makamından ayrılmasından hemen sonra Watergate (skandalını ortaya çıkaran- G. A.) gazeteci Carl Bernstein Operation Mockingbird (=Alaycı Kuş Harekatı) olarak bilinen olayı biraz daha derinlemesine inceledi. O, 400’den fazla Amerikan gazetecisinin CIA’in gizli psiharekat hizmetlerinde edimsel olarak çalıştığını ortaya çıkardı. Bernstein, en önemlileri The New York Times, CBS ve Time dergisi olmak üzere hemen hemen tüm bellibaşlı Amerikan haber kaynaklarını kapsayan harekatları saptadı. CIA bütün bunlara bir “limited hangout”la karşılık verdi. (“Sınırlı uğrakyeri” anlamına gelen- G. A.) “limited hangout” bir CIA terimi; gizli enformasyon açığa çıktığında harekata ilişkin tüm enformasyonu vererek “temize çıkar” gibi yapar, ama aslında programın daha derindeki bölümlerini örtmek ve onu sürdürmek için harekatın sadece bir bölümünü kabul edersiniz. Zamanla ABD kamuoyu başka konularla ilgilenmeye başladığı ve bu operasyon da büyük ölçüde unutulduğu için bu onlar açısından çok başarılı oldu. Tahminime göre halihazırda, kablolu yayınlar ve internetle birlikte haber iletişim araçlarının her yanına dağılmış 1000’den fazla gizli ajan bulunuyor. Onların televizyon, gazeteler, haber ajansları, radyo ve dergiler üzerinde sıkı bir denetimleri var. Ancak fazlasıyla merkezsizleşmiş ve denetimi güç olan internet onların zayıf noktası.

Pentagon’un Enformasyon Harekatları Yolharitası, interneti bir düşman “silah sistemi” olarak tanımlıyor. Pentagon, enformasyon üzerinde topyekun denetim ya da kendi deyişleriyle “enformasyon egemenliği” kurmak istediği olgusunu gizlemiyor. Onlar, “kara, deniz, uzay ve enformasyon denetimi” peşinde olduklarını açık bir biçimde dile getiriyorlar. Bu kendilerinin “topyekun egemenlik” olarak sözettikleri şey. Bu konuyu birinci öncelikleri olarak ele almadıklarını düşünüyorsanız Irak’a bakın. Irak’ta gazetecileri silahlı kuvvetlere iliştirmek, “gazeteciliği psikolojik harekatın bir parçası” sayan bir stratejik harekattı. “İliştirilmemiş” gazeteciler “düşman savaşçı” kabul ediliyordu. Irak’ta öldürülen gazeteci sayısı, başka herhangi bir savaşta öldürülenden fazladır ve öldürme işinin büyük bölümünü ABD kuvvetleri gerçekleştirmektedir.

Burada çok ileri gitmeden ABD kamuoyuna ileteceğim en önemli husus, en iktidar çılgını ve iktidar tutkunu kişilerin yasanın üzerinde oldukları ve yaptıkları herşeyin yanlarına kar kalmakta olduğudur. Saklı dünyada kurallar geçerli değildir. Demokrasi bir peri masalıdır. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir; gerçeklik gerçek değildir. Alice aynanın içinden geçip gitmektedir.

Ben bu dünyaya karşı savaştım; ama hiçbir olumlu sonuç elde edemedim. İnsanlara, nasıl safçasına bir şeyler yapılabileceğini düşünmüş olduğumu, ancak hiçbir şey yapılamayacağını anlattım. Elime geçen kanparasını aldım ve hümaniter davalara bağışladım. Bu bir şeyi değiştirecek mi? Hayır. Genel şemayı değiştirmez. Belki kısa erimde bir kaç kişinin kurtulmasına yardım edebilir. Bu noktada ancak bu kadarını umabilirim.

O denli sinik oldum ki! Bütün davranış ve düşüncelerimin suçun ve sinisizmin ağırlığı altında ezildiği bir yaşam sürdürüyorum.

Benim gördüklerimi görmüş, bulaştığım işlere bulaşmış, ömrünüzün büyük bir bölümünü benim gibi yaşamış olsaydınız bu işi bırakıp ondan elinizi eteğinizi çekmeye karar verdiğinizde ne yapardınız acaba? Elinizi eteğinizi çekmeniz olanaklı mı?

Tanıdıklarımdan hiç kimse bu işten elimi eteğimi çekebileceğime inanmıyordu; ama ben bugüne kadar bunu başarabildim. Ancak bir kez saklı dünyada yaşamışsanız, sivil “normal” yaşam size bir cezaevi hükümlüsünün yaşamı gibi gelecektir. Öte yandan, saklı dünyadaki yaşam da bir cezaevi mahkumiyetinden farklı değildi.

Bana ortalıkta pek gözükmemem ve bir süre gördüklerimi unutmam şiddetle salık verildi. Fakat bir kopuş noktasına yaklaştığımız bu zaman diliminde geceye karışıp gitmeyi içime sindiremiyorum. Sinisizmime rağmen, varlığımın bir bölümü savaşımımı sürdürmem gerektiğini biliyor. Yitireceklerimiz çok fazla, her zamankinden daha fazla. Daha önce karşı karşıya geldiklerine benzemeyen bir dizi krizle yüzyüze olan insan soyu çok vahim bir durumda. Bu gizli güçler sergilenmedikçe ve sonunda yokedilmedikçe, şu an ve hiç gecikmeksizin atmamız gereken gözüpek adımları atmaya başlamamızın bile olanaksız olduğunu düşünüyorum! (Yaşanan sorunların- G. A.) temel nedeni ve sürdürücüsü olan bu gizli güçler sistemimizi ve gezegenimizi bir kanser gibi sarmaktalar.

Bilebildiğim kadarıyla sistemi istihbarat topluluğunun içinde çalışarak değiştirmek olanaklı değil. Buna Senato İstihbarat Komitesi de dahildir. Eğer ivedi olarak gereken değişiklikler gerçekleştirilebilecekse bunu ancak ABD halkı yapacaktır. Ben ABD halkının kayıtsız olmaya ve siyasete karışmamaya nasıl koşullandırılmış olduğunu ve düzenli bir biçimde dezenformasyonla beslendiğini birinci elden bilenlerdenim. Fakat propaganda, ona hedef olan nüfusun, onun doğrudan etkisini ve olumsuz sonuçlarını günlük yaşamında kişisel düzeyde hissetmediği sürece etkili olur. Zorunlu askerliğin Vietnam savaşının sona erdirilmesinde büyük bir rol oynamış olması bundan dolayıdır. Genel olarak halkın sınırı aşarak eyleme geçmesi için yeni bir zorunlu askerlik yasasına gereksinim var; ancak aldatıcı görünüm dağılmaya başladı bile: 11 Eylül’ün bir miktar ve Irak savaşının önemli düzeyde etkisi oldu. Katrina felaketi, dev boyutlardaki işyeri kayıpları ve daha başında bulunduğumuz ekonomik gerileme hep birlikte kritik bir kütle oluşturmaya başlamıştır. Uygarlık tarihi, en fazla propagandaya tabi tutulmuş toplumların bile varoluşları ve refahları doğrudan tehdit altına girdiğinde ve etkilendiğinde harekete geçmek zorunda olduğunu gösteriyor. Ben sadece, yeter sayıda insanın gözüpek ve kararlı eylem zamanının gelip çattığını şimdi, yani çok geç olmadan anlamasını umuyorum.

Dolayısıyla, yüzyüze bulunduğumuz sorunların bilincinde olan insanlara öğüt verebilseydim eğer, şunları söylerdim:

1) Bush Yönetimini savaş suçlarından ötürü yargılayın. Eğer bu dava mahkemeye getirebilirse Yönetimin mahkum edilmesini sağlayacak kanıtlar ortada bulunuyor. Yönetimin Uluslararası Ceza Mahkemesine şiddetle karşı çıkmasının nedeni bu. Eğer bu ülkeyi ve dünyayı onarmaya başlayacaksak bu iktidar çılgını ve gizli güçlere hesap vermekle yükümlü olduklarını göstermekle başlamalıyız işe. Eğer Cheney gibi birisini mahkum edebilirsek, saklı dünyaya güçlü bir mesaj göndermiş oluruz. Eğer onların ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarına izin verirsek, bu sorunlarla karşılaşmaya devam edeceğiz. Onları, zamanı geldiğinde yerlerini alacak olan yenileri izleyecek.

2) Bu kadar askeri harcamanın nerelere akıp gittiğini soruşturun. Hesabı verilmemiş, hiç abartmasız trilyonlarca dolar vergi yükümlüsü parası bulunuyor. Bu para, saklı dünyayı ve genel olarak terörizmi besliyor. Bunun bir parçası olarak bir savaş vurgunculuğu soruşturması yapılması da yerinde olur.

3) Bütün elektronik oylama makinalarının yüzde 100 doğrulanabilir kağıt kayıtları olmasını zorunlu hale getirin.

4) FCC’na (=Federal İletişim Komisyonu) şimdiki medya mülkiyet kurallarını ortadan kaldıracak insanları sokun. Kitle iletişim araçları mülkiyetinin bir kaç elde yoğunlaşması saklı iktidar yapısının temelini oluşturmaktadır. Bu olmaksızın tüm yapı iskambilden bir ev gibi çökecektir. FCC’nun Bush Yönetimi görevden ayrılmadan medya mülkiyetini daha da az elde yoğunlaştıracak kuralları, dayatma yoluyla yasalaştırmaya çalışmasının nedeni budur. Buna bağlı olarak, internetin açık mimarisini muhafaza etmek belirleyici önem taşımaktadır. Hükümet gibi medya da –en azından teoride- halka aittir; ancak bizim gerçekten de halkın çıkarlarına hizmet eden bir enformasyon sistemine gereksinimimiz var.

5) Çevre cephesinde ulusal ve küresel bir olağanüstü durum ilan edin. Şimdiden bir kırılma noktasına varmış bulunuyoruz. Hemen şimdi örgütlü, hükümet düzeyinde, siyaset güdümlü gözüpek eyleme gereksinimimiz var.

6) Halihazırda Anayasamızın üzerinde bir güce sahip tekelci küresel yönetim yapısının demokratik-olmayan ve seçilmemiş kurumları sorununu ele almamız gerekiyor. Dünya Ticaret Örgütü (=WTO), Uluslararası Para Fonu (=IMF) gibi kurumlar ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (=NAFTA) ve Dominik Cumhuriyeti-Orta Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (=DR-CAFTA) gibi anlaşmalar. Amerikalıların çoğu, bu kuruluşların Anayasanın üzerinde bir güce sahip olduklarını bilmedikleri gibi bu güç yapılarının ne olduklarını da bilmez. Ülkemizdeki sonal iktidarın kaynağı olan Ulusal Güvenlik Yasasını da ele almamız gerekiyor. Edimsel olarak Anayasayı anlamsız kılmış olan Ulusal Güvenlik Yasası saklı dünyanın birincil sürücü gücüdür. Yurttaş haklarının korunması, PATRIOT Yasasının ve yeni bağışlanan bir dizi diğer yetkinin köklü bir biçimde gözden geçirilmesini ya da tümüyle kaldırılmasını gerektiriyor.

7) Son olarak seçim harcamalarının kamu kaynaklarından karşılanmasına gereksinimimz var. Adayların (Kongre’deki- G. A.) herhangi bir koltuk için hesaba katılmalarının bile onmilyonlarca dolar bulmalarını zorunlu kıldığı bir sistemimiz olduğu sürece, yurttaşların zararına toplumun en zengin yüzde birine ve en güçlü öğelerine yardım etmek için elinden gelen herşeyi yapan siyasetçilerden kurtulamayacağız. Bu sorunun önemli bir yanı da büyük kitle iletişim şirketlerinin adaylara parasız yayın süresi sağlamakla yükümlü kılınmasıdır. Adaylar paralarının çoğunu anaakım kitle iletişim araçlarında reklamlara harcamak zorunda. Büyük haber medyası işte bu yüzden dikkatini hangi adayın ne kadar para topladığı konusu üzerinde yoğunlaştırıyor; çünkü o paranın çoğu sonuçta onlara dönecek. Seçim harcamaları kamu kaynaklarından karşılandığı ve adaylara parasız yayın süresi tanındığında yetkili makamlara büyük ve güçlü çıkarlara bağlı olmayan ve kamu yararına çalışan insanlar seçilecektir. Siyasetçilerin ayakta kalmaları özel sektöre değil kamuya bağlı olduğunda, yukarda sözünü ettiğim sorunların hepsi ele alınabilecektir; bu koşullarda siyasetçiler sözkonusu sorunların ele alınmasını istemeyen büyük tekellerin ve zengin ve güçlülerin desteğini yitirmekten korkmayacaklardır. Bu bize; toplumun en zengin yüzde birine sağlanan vergi indirimlerini ortadan kaldırma, tekelci refah uygulamalarına son verme ve (başkalarının yaşadığı- G. A.) felaketlerden kar eden ve artık güvenlik çıkarlarımıza hizmet etmeyen utanç verici askeri ve cezaevi sanayisi şirketlerine sağlanan parasal desteği durdurma olanağı verecektir. İşte o zaman, elimizdeki parayı çevre, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik programlarına vb. yeniden yönlendirebiliriz.

Bugünkü siyasal ortamda bütün bunlar gerçekçi olmayan boş umutlar gibi görünebilir; fakat bu saydıklarım olması GEREKEN yedi çok önemli şeydir. Eğer önümüzdeki bir kaç yıl içinde bu yedi nokta gerçekleşmezse, dünyayı geri döndürülemez bir felaketin rotasına sürüklemiş olacağız. Bu, “halihazırdaki durumun talihsiz gerçekliği”dir. (Bütün bunları başarmak- G. A.) kolay olmayacak; ancak savaşım verme olanağımızın henüz tükenmediği şu anda işe koyulmak daha iyidir.

Bu konu esasında şuna indirgenebilir: Siz günlük yaşamınızda elinizden gelen herşeyi yapmalısınız. Yeterli kamusal basınç yaratıldığı takdirde bütün bu hedeflere ulaşılabilir. Nüfusun küçük bir bölümünü bu doğrultuda seferber edebilirsek, hareket tutacak ve yayılacaktır. ABD nüfusunun ezici çoğunluğu yüzeyde, hedef olduğu inanılmaz boyuttaki propagandanın etkisi altındadır; ancak bunun hemen altında kitlesel eylem gereksinimi bilinci yatmaktadır. Onlara, sadece buna işaret edecek önderler gerek. Ortalama insanların bir kıvılcıma gereksinimi var. Bunu başlatmak için elinizden gelen her şeyi yapın. Bu, görülmemiş derecede önem taşıyan bir konudur.