KÜTÜPHANE |  EGAZETE | FOTO ARSIV | BIYOGRAFILER | TELEVİZYON  | RADYO | BAGLANTILAR  | ARA
    THKO KURULUS BILDIRISI

THKO TÜRKİYE HALK KURTULUŞ ORDUSU -
 

 

 


1968-9 yılı gençlik hareketi içinden gelen kadroları ile THKO'nun oluşumunda, Ankara'da Roemer'in arabasının yakılmasına karışan devrimci ODTÜ öğrencilerinin kaçaklık ve hapishane süreçleri içinde mücadelenin yasadışı cephesi ile tanışmaları önemli bir unsur olmuştur. TİP ve Mihri Belli önderliğindeki Milli Demokratik Devrim (MDD) pratiğinin iflası, kitlelerdeki devrimci potansiyeli kullanma amacı ile gençlik arasında özgün hareketlenmelere yol açmaktaydı. Bu gruptaki Yusuf Arslan, Sinan Sönmez ve Hüseyin İnan THKO'nun kurucuları arasındaydı. 1969 yılındaki Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) kurultayında, aynı eyleme katılan diğer üç gençlik lideri Ulaş Bardakçı, İrfan Uçar ve Münir Aktolga, devrimci proleter partisi oluşumunu birincil hedef olarak saptayıp, ayrı bir grup oluşturarak Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C)'nin zeminini oluşturma sürecine girdiler. Hüseyin İnan ve arkadaşları ise, Küba deneyimi ışığında "ordunun partiden değil, partinin ordudan doğacağı" belirlemesiyle, silahlı mücadele örgütleme hazırlıklarına başladılar. Bu hedef doğrultusunda Filistin'de eğitim gören Hüseyin İnan, Tuncer Sümer, Teoman Ermete, İbrahim Seven, Atila Keskin, Ercan Enç, ve Müfit Özdeş 1970 baharında geri dönüş yolunda, Diyarbakır'da yakalanarak tutuklanırken, dışarıda kalan Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan, Yusuf Arslan ve Gülay Özdeş ODTÜ içinde eleman kazanmayı sürdürdüler.



1970 yazında Bursa cezaevinden çıkan Deniz Gezmiş, aynı sıralarda serbest bırakılan Hüseyin İnan ve arkadaşları ile ilişkiye geçerek, ODTÜ'de faaliyetlerini organize etmeye başladılar. Bu süreçte, Müfit Özdeş ve Ercan Enç gruptan koparak Proleter Devrimci Aydınlık (PDA)'a katılırken; İbrahim Seven de SBKP yanlısı bir tutum takınarak, Sosyalist dergisi etrafında toplanan Kıvılcımlı yanlılarına katıldı.

1971 kışında, Malatya Akçadağ'da devrimci köylü hareketleri oluşumu içinde bulunan Teslim Töre, Hacı Tonak, Mustafa Yalçıner, Metin Güngörmüş, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan ile ilişkiye geçen grup, yapılan işbölümü sonucu bu kadro önderliği altında kır gerillası oluşumu sürecini başlatırken; Ankara'daki diğer kadrolar ise silahlı mücadele için şehir gerillası yapılanmasını örgütlediler.

THKO 1971 kışında İş Bankası Emek şubesini soyarak harekete geçti; kısa sürede birçok eylem gerçekleştiren THKO, nihayet 4 Mart 1971'de 4 amerikan askerini kaçırarak THKO bildirisiyle kuruluşunu ilan etti. ODTÜ yurtlarının çatışmalar sonucu kapatılmasının ardından, şehir kadroları kırsal üst noktalarına gitmek üzere ayrıldılar. Ancak Deniz Gezmiş ve Yusuf Arslan 16 Mart'ta Sivas'ta; Hüseyin İnan ve Mehmet Nakiboğlu ise 21 Mart'ta Kayseri'de yakalandılar. Böylece, THKO kıra geçmeyi başaran Sinan Cemgil komutasında kırsal faaliyetlerini, ve İstanbul'da kalan Cihan Alptekin komutasında şehir faaliyetlerini yeniden organize etmek zorunda kaldı. 31 Mayıs günü Malatya Kürecik ABD radar üssünü basmak üzere yola çıkan gruptan, çıkan çatışmada, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga vurularak öldürüldü (Nurhak Katliamı), diğerlerinin büyük kısmı ise yakalandı.

THKO'nun İstanbul kolu ise mali kaynak sağlama amacı ile eylemlerini sürdürdü. Bu gruptan, Ömer Ayna Unkapanı soygununda yakalanırken, İbrahim Öztaş İzmir'de polis tarafından öldürüldü. Peşisıra, Cihan Alptekin, Tayfun Cinemre, Osman Bahadır, Oktay Kaynak, Zerruk Vakıfahmedoğlu yakalanınca, THKO'nun eylem ve faaliyetleri dışarıda kalan Nahit Tören ve Fevzi Bal aracılığı ile sürdürüldü. Kasım ayı içinde Cihan Alptekin ve Ömer Ayna'nın ve ardından Kartal Askeri Cezaevi'nden THKP-C liderleri Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı ve Ziya Yılmaz'ın kaçması ilişkileri yeniden hareketlendirdi.

THKP-C ile beraber alınan ortak eylem kararı doğrultusunda Ünye'deki ABD radar üssünü basan Mahir Çayan ve Cihan Alptekin 30 Mart 1972'de Kızıldere'de, Sinan Cemgil Nurhak'ta öldürülürken; Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Böylece, kurucu ve lider kadrosunu oluşturan kişilerin çoğunu kaybeden THKO, bir süre daha Teslim Töre'nin Filistin'e geçerek, dağdaki unsurlarını biraraya getirmesi ile varlığını sürdürdü.

1974 genel affını takiben serbest kalan kadrolar, THKO-Geçici Merkez Komitesi'ni kurarak, örgütlenme, ideolojik-teorik görüş üretme faaliyetlerini çıkarılan Yoldaş dergisi çevresinde sürdürdü. Bu süreçte ortaya çıkan ideolojik farklılaşma sonucu, farklı iki dünya görüşünü savunan taraflar, 1976 yılı başlarında yapılan toplantıda karşılıklı şiddet kullanmama temelinde bir protokol ile resmi bölünmeyi gerçekleştirdiler. Böylece, Mustafa Yalçıner, Metin Güngörmüş ve Yavuz Yıldırımtürk, THKO'nun yapısını eleştirerek Maocu görüşler doğrultusunda, Halkın Kurtuluşu - Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP)'ne giden süreci başlattılar. Teslim Töre ve çevresi ise THKO eleştirisi sonucu, Mao'nun düşüncesine karşı SBKP'nin görüşleri doğrultusunda Mücadelede Birlik - Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP) sürecini başlattılar.

Örgütün ideolojik yapısına ilişkin temel önermeler şöyle sıralanabilir;

Pratik formülasyonunda kendine özgü bir çizgi izlemekle birlikte, MDD görüşlerine uygun olarak anti-emperyalist mücadeleyi birinci hedef olarak saptayan grup, pratik uygulamasında da hedeflerini bu doğrultuda seçiyordu. Silahlı mücadele anlayışı, pratikten anlaşıldığı üzere; büyük kentlerde "taktik" amaçlı propaganda ve maddi güç kazanma hedeflenirken, "stratejik" yığınak kırsal alanda olacaktı. Yani devrimin kırlardan oluşacağı inancı vardı. ÇKP-SBKP bölünmesinde Küba ve Vietnam KP'nin tutumuna benzer şekilde, eşit uzaklıkta durma politikası izleniyordu.

THKO



THKO, Türkiye'nin, özellikle Türkiye Solunun siyasal gelişimini etkilemiş, kendisi de uluslararası etkenlerin yanında, Türkiye'nin ve Türkiye Solunun toplumsal siyasal gelişiminin ürünü olan bir olgudur. Her olgu gibi, tarihseldir. Ortaya çıkışı, gelişmesi ve bir sonu vardır.

THKO oluşumunun başlangıç yılı 68'dir. Ankara ve İstanbul'da, gençlik hareketi ve onun örgütü olan Dev-Genç içinde kendilerini diğerlerinden ayıran ve birbirleriyle belirli ilişkilere sahıp iki grubun ortaya çıkması, THKO'nun oluşum sürecinin başlangıcı olmuştur. Ankara'da Hüseyin İnan, İstanbul'da Deniz Gezmiş etrafında toplanan, eylemler içinde sınanarak titizlikle seçilmiş devrimci militan gençler, gençlik eylemlerinin en önünde yeralanlar arasındaydılar ve özellikle şeriatçı-faşist ve resmi güçlerle çatışmanın ve gençliğin silahlı savunmasının içindeydiler. Gençlik eylemleri ve savunmacı eylem çizgisinin yetersizliği, önlerine iktidar sorununu koymaya yönelen THKO'yu önceleyen bu gruplar açısından görüldükçe, gençlik hareketinin sınırlarını aşan bir devrimci hareket ve onun örgütünü yaratma sorunu gündeme girmeye başladı. Türkiye'de işçi ve emekçilerin, halkın iktidarı ve kurtuluşunu hedefleyen, böyle bir amaca uygun ideolojik siyasal yaklaşım ve tutumlara, devrimci bir programa sahip, devrimci taktik ve yöntemler uygulayıp kullanan bir örgüt yoktu ve gençlik mücadelesi içinden gelen militanlar devrimci mücadelenin bu ihtiyacını karşılamaya yöneldiler. Uluslararası etkenleriyle de birlikte Türkiye'nin o günkü koşulları, THKO'nun kuruluşuna götürdü. 69 içinde gençlik hareketinin ihtiyaçlarının ötesinde silahlı eylemler gerçekleştirmeye başlayan devrimci militanların, önemli bir kısmı silah ve savaş eğitimi için, aynı yıl Filistin'e gidip döndü ve 70, Ankara ve İstanbul gruplarının birleşmesiyle THKO'nun kurulduğu yıl oldu. THKO'nun örgütleyicisi ve siyasal ideolojik yönlendiricisi Hüseyin İnan, popüler önderi ve İnan ile birlikte sürükleyicisi Deniz Gezmiş'ti. Kurucu militanlar arasında Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Cihan Alptekin, Alpaslan Özdoğan ve bir dizi gençlik önderi bulunuyordu.



NEDEN THKO?


60'ların ikinci yarısı, emekçi kitlelerin hareketinin önemli boyutlar kazandığı yıllardı. Bu dönem, Cumhuriyet tarihinde emekçi kitlelerin en geniş demokratik mevzileri ellerine geçirdikleri dönem de oldu. Üst sınıflar arasındaki çelişme ve çatışmanın da gelişmesini kolaylaştırdığı kitle hareketi bir dizi demokratik hakkı koparıp aldı ve fiilen kullanılır kıldı. Bir yandan kitle eyleminin, başta öğrenci gençliğin Amerikan emperyalizmine ve faşizme karşı mücadelesi olmak üzere işçilerin sendikal hareketinin, grevlerin ve köylülerin toprak işgali eylemlerinin yaygınlaşması, diğer yandan ilerici, demokratik, sosyalist fikirlerin kitleler arasında geniş ölçüde yayılması dönemin özelliğiydi. Kitle eylemleri radikalleşirken Marksist klasikler birbiri peşi sıra Türkçeye çevrildi ve geniş bir okur kitlesi buldu. Bu koşullarda TİP parlamentoya 15 milletvekili sokmuştu. Başlangıçta TİP tüm sol hareketi kucaklıyordu. THKO kurucularının hemen tümü de TİP üyesiydi. Ancak TİP gelişen kitle hareketinin bir etkeni değil engeli durumundaydı ve hareket radikalleştikçe bu durum dayanılmaz hal aldı.

Kruşçev revizyonizminin etkisi altında olan ve bu etkiyi Türkiye'ye taşıyan TİP, aynı zamanda Şefik Hüsnü'nün burjuvaziyi aklayan ve ona bel bağlayan sınıf işbirlikçisi, sınıf barışını ve yasalcılığı esas alan oportünizminden besleniyordu. TİP iflah olmaz bir parlamentarizm savunucusuydu. Barış içinde parlamentoda çoğunluk sağlayarak "iktidar" olmayı öngörüyor ve bu planı bozabilecek her türden "aşırılık"a karşı çıkıyordu. Hruşçov'un "barışçıl geçiş" tezini hayata uygulayan ve Şefik Hüsnü'nün 46'daki Demokrat Parti destekçisi parlamentarizminin takipçiliğini yapan TİP hızla radikalleşen kitle hareketi karşısında pasifizmin teorisini yaparak hareketi geriye çekmeye uğraştı. Birçok grev, öğrenci boykot ve işgalleri, anti-emperyalist eylemler TİP'e rağmen, onu da karşısına alarak gerçekleşebildi. Unutulmaz örnektir: İstanbul'da Deniz'in önderlik ettiği 6. Filo'yu protesto gösterilerinde TİP fiilen Amerikalıların safında yeraldı, göstericiler TİP'lilerin barikatlarını aşmak durumunda kaldılar. Radikalleşerek yükselen kitle hareketi sol hareketi de etkileyip radikalleştirirken, parlamentarizm, yasalcılık ve pasifizmiyle TİP'i tecride. götürdü. Başta gençlik önderleri olmak üzere devrimci militanlar, onunla iktidara yürünemeyeceğini pratik içinde görerek TİP'ten koptular.

TİP karşısında yükselen, kendi içinde baştan beri farklı eğilimleri barındıran MDD hareketi oldu. Önderliğini Mihri Belli'nin yaptığı MDD hareketi, TİP reformculuğu karşısında "devrim" savunuculuğu yapıyordu; ama, Hruşçov'un etkisi altında bu "devrim"in "kapitalist olmayan yol"dan gerçekleşeceğini ileri sürüyor, Nasır örneğinin propagandasını yapıyordu. MDD tezine göre, TİP'in öngördüğü anayasal reformlar parlamenter yolla değil "küçük burjuva radikaller" ya da "asker-sivil aydın zümre" adını verdiği reformcu solcu cunta aracılığıyla olanaklıydı. Şefik Hüsnü'nün Kemalizm yüceltisi MDD'nin çıkış noktasıydı. MDD'nin bir dönem TİP karşısında güç toplamasının etkeni, onun yükselen kitle hareketi ve devrimci eylemleri TİP'ten farklı olarak "anarşizm-goşizm" şeklinde nitelememesi, gelişmeden yana bir tutum almasıydı. Mihri Belli ve MDD hareketi, özellikle gençlik hareketini ve küçük grup eylemlerini, bel bağlanan ordu-gençlik ittifakına dayalı solcu askeri darbenin koşullarını olgunlaştıracağı ve bir cunta yönetiminde kendilerini güçlü kılacağı düşüncesiyle desteklediler.

MDD hareketi parçalı bir bütündü, bir yandan gençliğin radikalizmini saptırıp emiyor diğer yandan Kemalizm savunuculuğu ve cuntacılıkta ortaya çıkan reformculuğuyla burjuvaziye bel bağlıyor, sınıf işbirliğini öngörüyordu. Parçalanmadan edemezdi: önce Doğu Perinçek'in PDA'sı ayrıldı. Bu grup Mihri Belli'nin görüşlerini biraz daha incelterek savunmayı sürdürdü, ama radikalizmden uzaktı ve ondan güç almıyordu, pasifizmiyle kısa sürede tecrit oldu. Bunu kırabilmek amacıyla o dönem, devrimci demokrat niteliğiyle devrimciler arasında önemli bir prestije sahip Mao'yu kullanmaya, onun özellikle sağcı görüşlerini savunmaya yöneldi, Maoculuk'ta karar kıldı, yine de tecridi kıramadı.

Bölünmenin diğer yanı Aydınlık Sosyalist Dergi'nin başında bulunan Mahir Çayan'dı, radikalizmden güç alıyordu. Çayan, MDD'nin birçok tezini savunmayı sürdürdü ancak, yükselmekte olan devrimci radikal bir eğilimi temsil ediyordu. Mihri Belli, bölünmede, kendi görüşlerine daha yakın olmasına rağmen PDA tecrit olunca, Çayan'ın tarafını tuttu. Oluşum halindeki THKO tüm grupların dışındaydı.

15-16 Haziran işçi direnişi ve onun karşısında ordunun tutumu, cunta ve cuntacılara bağlanan umutların geçersizliğini pratik olarak gösterince, radikal gençlik önderleri THKO ve THKP-C'yi oluşturmak üzere gençlik kitlesi ve hareketini peşlerinden sürükleyerek Mihri Belli'yi kendi başına bıraktılar. Bu sıralar İ. Kaypakkaya da PDA içinde, sonradan TKP/ML-TİKKO'nun kurulmasına varacak bir muhalefet geliştirmeye başladı.

THKO'nun (ve THKP-C ile TİKKO'nun da) oluşumuna yolaçan koşullar, nesnel yönüyle, yükselen ve radikalleşen kitle hareketi ve onun doğurduğu ihtiyaçlardı. Düzenin kendini savunması yanında, yükselen işçi ve özellikle gençlik hareketi karşısında burjuvazi ve siyasal aygıtlarının beslediği şeriatçı-faşist güçlerin silahlı saldırıları, devrimci militanların karşısına önce korunma ve savunma, giderek de iktidar mücadelesi için silahlanma sorunu koydu. Ve öznel yönüyle TİP ve MDD'ciliğin, parlamentarizm ve cuntacılığın pratikteki iflası ve radikalleşen kitle hareketinin ihtiyaçları, devrimci fikir ve yaklaşımları dayattı. Devrim ve halkın kurtuluşu peşinde olan militanlar, arayış içine girdiler. Türkiye'de savunulup geliştirilecek devrimci bir miras bulunamadı. Militanlar sosyalist ve devrimci bir miras bulabilmeleri halinde ona sıkıca sarılacaklardı. Ama yoktu.

Öte yandan uluslararası gelişmeler de THKO ve benzer diğer örgütlerin oluşmasını önemli ölçüde etkiledi.

68 dünya kapitalizminin kriz içinde çalkalandığı bir yıldı,ve yalnız geri ülkelerde değil, Avrupa'da da kitle hareketleri gelişkindi; başta Vietnam olmak üzere Güney Doğu Asya, Latin Amerika, Fransa, hatta İngiltere, Almanya devrimci kitle eylemleri, ayaklanma ve savaşlarla çalkalanıyordu. Ama kapitalist restorasyona bağlı olarak Sovyetler Birliği yeni bir karşı devrim mihrağı oluşturmuştu. Hruşçov ve sonra Brejnev modern revizyonizmi her yerde devrimci gelişmeyi saptırmaya, yatıştırmaya ve bastırmaya soyunmuştu. Modern revizyonizm bir çok ülkede Marksist partileri yozlaştırmış devrimci mücadelenin dışına ve karşısına düşmelerine yol açmıştı. Bu partiler gelişen, mücadeleye önderlik edip devrimci örnekler sunacak durumdan uzaklaşmışlardı. Revizyonizmin yolaçtığı tahribat büyüktü, revizyonist yol tutan önderlikler dışında kalan devrimci militanların kafaları karmakarışık edilmişti. Yaygın bir sınıf barışı propagandası, "barışçıl yarış", "barışçıl geçiş", "kapitalist olmayan yol" gibi tezlerle yürütüldü; proletaryanın devrimci iktidarının ve onun ayrılmaz parçası olan bürokratik militarist aygıtın parçalanıp kırılması fikrinin reddedilmesi aracılığıyla yürütülüyordu. Proletaryanın öncü rolü, proletarya iktidarı ve genel olarak devrim fikri reddedilip barışçıllık, yasallık, demokratizm, uzlaşmacılık propagandaları yaygınlaştırılınca, samimi devrimci militanlar tüm dünyada, bu arada Türkiye'de revizyonizmden uzaklaştılar ve ona karşı tutumlar geliştirdiler. Modern revizyonizmin yoz ve sapkın tezleri; ne sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarına ne de gelişen kitle hareketlerinin gereksindiği yönelim ve bürünme durumunda olduğu yeni biçimlere uygun düşüyordu. Pratik, modern revizyonist tezlerin geçersizliğini, Türkiye'de olduğu gibi gösteriyordu; ancak salt pratiğin onun saptırıcı ve yozlaştırıcı etkinliğinin üstesinden gelmesi beklenemezdi. Marksist teori ve ideolojik tutumla modern revizyonizmle hesaplaşma, mücadelenin, revizyonist yozlaştırmanın üstesinden gelinerek doğru bir yolda gelişmesini sağlayabilirdi. Ancak revizyonizmin tahribatı büyüktü ve bu imkan bulunamadı. Marksizm, tek tek ülkelerde görece güçlü etki merkezleri yaratamamıştı, bir çok ülkede küçük de olsa Marksist bir grup bile yoktu, Türkiye'de olduğu gibi.

Bu koşullarda gelişen kitle mücadelesinin ihtiyaçlarından hareket eden, revizyonizmin, barışçıl, yasalcı, uzlaşmacı ve sınıf işbirliğini esas alan reformcu önerilerinin çıkmazını pratikte görmüş ve devrimin gerekliliğine inanmış, emekçi halkların yağma, baskı ve zulümden kurtuluşunu dava edinmiş samimi devrimciler, revizyonizmin uzlaşmacı reformcu önerilerini reddedip onların partilerinin dışına çıktılar ya da bu partilerin dışında örgütlendiler. Türkiye'de THKO'nun şahsında olduğu gibi tüm ülkelerde bu tür yeni örgütlenmelere damgasını vuran, revizyonizmin reformcu yol önerileri karşısında şiddete dayanan devrim fikrini ve devrimci şiddeti savunmaları, revizyonizmden bu alanda ayrılmalarıydı. Ayrışma, son derece dar ve sınırlı bir alanda gerçekleşti, devrimin yolu konusunda bir farklılaşma olarak kavrandı. Revizyonizmle, onun teorik temellerine yönelik bir hesaplaşma içine girilemedi; hemen tüm ülkelerde, bu arada Türkiye'de revizyonizm teorik temellerinde aşılamadı, yeni gruplar birçok revizyonist tezi ve genel olarak onun teorik temelini kendilerine temel edindiler. THKO ve dünyadaki benzerleri devrimi savundular, kararlı bir devrimci eylem içine girdiler; ama "solcu" bir yönelimle küçük burjuva ihtilalciliğini geliştirdiler. Bu akım, başlıca Latin Amerika ülkelerinde yayıldı. Bu ülkelerde anarşist ye Troçkist "solcu" teori ve pratiğin tarihsel kökleri oldukça güçlüydü. THKO da başlıca Latin Amerıka'dan, özellikle Che Guevara'dan etkilendi.

Sosyal ve ekonomik yapı değerlendirmesi, Kemalizm, proletarya önderliği ve partinin rolü ve önemi gibi temel konularda revizyonizmden kopamayan, Kemalizmi küçük burjuva devrimciliği olarak değerlendirip sınıfın örgütlenmesine ve temel alınmasına yönelmeyen, önemli olanın silahlı eylem olduğu düşüncesiyle başlangıçta orduyla partinin ayrışmasını ve bir parti örgütlenmesini gerekli görmeyen THKO, emperyalizme ve faşizme karşı geliştirdiği mücadeleyle ülkede, siyasal mücadelenin gelişimine damgasını vurdu, üst sınıflarla alt sınıflar arasında bir daha kapanmayacak bir uzlaşmazlık uçurumu açtı. Devrimci şiddetin ve şiddete dayanan devrim fikrinin savunulması, silahlı mücadelenin her koşulda temel olduğu görüşü, THKO'nun ayırıcı özelliğiydi. Yasalarla kendini sınırlamayan, burjuva partilere ve revizyonizme, mevcut düzene karşı çıkan, orduyla ilgili hiçbir hayale sahip olmayan THKO kır gerillasını temel almıştı. Önceleri hiç düşünülmeyen şehir gerillasının yan bir faaliyet olarak sürdürülmesine maddi olanak temini amaçlı şehirlerde gerçekleştiren eylemler büyük yankılar getirince karar verildi.

THKO sert ve uzlaşmaz bir mücadele yürüttü; ancak, daha kuruluş döneminde militanları aracılığıyla önderlik etmekte olduğu kitle mücadelesinden ideolojik siyasal yönelimiyle kopan, örneğin son Kongresinde kesinlikle yönetimine geleceği ve yönlendirebileceği Dev-Genç'i, silahlı eylem gerekliliği nedeniyle terkeden, --temel bir amacı kitleleri kazanmak da olsa-- küçük grubun silahlı mücadelesini temel alan THKO'nun yenilmesi, olağanüstü elverişli koşullar dışında kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu. 70'de kitle eylemi durulma ve gerileme eğilimine girdi, sözü edilen elverişli koşulların oluşması olanaksızlaştı ve THKO yenildi. Önderleri ve çoğu militanı yok edildi, tutuklandı, örgüt eylemsizleştirildi.

74.75'lerde kalan ileri kadroları THKO'nun merkezi yapısını yeniden kurdular ve THKO'nun özeleştirisi sürecini başlattılar. THKO'nun eleştirisinde biraz aşırı gidildi ve geçmiş eylem çizgisinin eleştirisi bir miktar sağ tutumlara vardırıldı; ancak bu süreç temelde revizyonizmle köklü bir hesaplaşma süreci oldu ve ondan tam kopuşa götürdü. Revizyonizm tüm teorik temelleriyle Marksist eleştiriden geçirildi. Bu, aynı zamanda THKO'nun küçük burjuva devrimci bir örgütten Marksist bir örgüte dönüşümü süreci oldu, sonunda THKO adını da değiştirdi, TDKP-İÖ adını aldı. Bu gelişme, proletaryanın partisine, TDKP'ye kadar devam etti.


Kaynak: "THKO", Mustafa Yalçıner", Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, s. 2178-2179.

   
Yukarı Dön