KÜTÜPHANE | TALAT AYDEMIR

TALAT AYDEMİR..

22 ŞUBAT 1962

 

  Son derece hareketli">

KÜTÜPHANE | TALAT AYDEMIR

TALAT AYDEMİR..

22 ŞUBAT 1962

 

  Son derece hareketli, geçen bir günden sonra 22 Şubat 1962 Perşembe sâkin başlamıştı. Ancak hâlâ durumdan emin olmadığım için, hazırlık alarmını kaldırmamıştım· Saat 11 raddelerinde Jandarma okulu Kumandanı Necati Ünsalan telefon ederek: "Talât yanımda Fevzi    Arsın var. Hava Kuvvetleri hatasını anlamış. .Özür diliyor. Ağlıyor. Sende gel. Seni de görmek istiyor” dedi.

  Jandarma Okulu'na gittim. Fevzi Arsın hakikaten, samimi olarak hata yaptıklarını itiraf etti. Sarıldık, öpüştük ayrıldık.

  Biraz sonra emir subayım telefon etti. “Albayım, Sunay Paşa, sizi ve Alay kumandanını         istiyor” dedi. Halbuki  bir gece evvel verilen karar gereğince, kumandanlarla Selçuk Atakan görüşecekti. Beni de birlikte çağırmak, oldukça mânalı idi. O sırada Selçuk Atakan telefon etti, “Çağrıldım, gidiyorum” dedi. Oynanan oyunu anlattım .Sadece onun ve Alay kumandanı Turgut Alpagut’un gitmesine karar verdik. Ve ben harp okuluna çıktım. Biraz sonra öğrendik ki, Selçuk Atakan, Şükrü İlkin, Turgut Alpagut, Tank Taburu Kumandanı Yarbay Haldun tevkif edilmişler.

  O sırada subay taburuna çıktım. Asteğmenler bizim bu durumumuzu duymuş olacaklar ki, galeyan halinde idiler. Onları sinema salonuna toplayıp dört gündür oynanan dramı kısaca anlattım. Hiçbir surette beni teslim etmeyeceklerini söylemeleri üzerine okulu ve civardaki kıtaları alarma geçirdim. Saat 13.30.   İstanbul ve Sivas'taki birliklere de durumu bildirdim.

Onlar da alarma geçtiler. Ancak kendilerine bir harekette bulunmamaları, sadece başkentte olacakları izlemeleri hususunda sıkı talimat verdim. Saat 15'te kıt'alar harekete hazırdı. Geceyi bekliyorduk. Genel Kurmay üzerimize bazı kıt'alar sevk etmeğe kalktı. 230. Piyade Alayı Çubuk'tan geldi. Fakat Alay Kumandanı okula gelerek emrime girdi. Polatlı'dan kıt'a sevk edildi. Gelenlerden bazıları emrime girdi. Araya bir sürü elçiler girmeğe başladı. Genel Kurmaydan bir çok heyet gelip gidiyordu. Bu vaziyette iken saat 20'ye doğru Muhafız Alayı'na yeni tayin edilen alay kumandanı Albay Cihat Alpan tevkif edilmek suretiyle Muhafız Alayı'nın da emri kumandası bizim tarafa geçti. Süvari Binbaşısı Fethi Gürcan, Muhafız alay Kumandanlığı’nı deruhte ediyordu.

  O anda bana telefon etti:

 “Albayım, şimdi burada kuvvet kumandanları İnönü dahil bütün kabile halinde köşkte toplantı halindeler... Şimdi hepsini enterne edeyim mi? Hesaplarını göreyim mi?” dedi.

  “Hayır" dedim, " Serbest bırakacaksınız. Çıkacaklar.”  O andan itibaren her şeye hâkimdim. Fakat Genel Kurmay karargâhındaki bazı menfaatperest ve memleketin gidişatı hakkında hiçbir fikir sahibi olmayan dalkavuk ruhlu ve "İnönist" bazı subaylar, bize karşı büyük anlayışsızlıklar gösteriyorlardı. Bu meyanda Genel Kurmay karargâhının etrafına tanksavar topları, bazukalar yerleştirdiklerini öğrendim. Karargâhın içinde subaylara tomson tabancalar dağıtılıyor, el bombaları veriliyordu. Bir mukavemet unsuru imiş gibi karşımıza dikiliyorlardı. Bu vaziyetler haber alınınca gerek Tank Taburu subayları ve gerekse Harp Okulu üzerinde büyük infial meydana geliyordu. Saatler de ilerledikçe kıtaların kontrolü güçleşiyordu. Bu sırada Genel Kurmay'dan gelen elçiler Sunay’ın yazılı bir taahhütnamesini getirdiler. Ben “Hukukî değeri olmadığını" söyledim. “İnönü'den getirelim” dediler.Saat 2.30 raddelerinde onu da getirdiler. Yine “Hukukî değeri olmadığını söyledim. Kâğıdı getiren kurmay Albay, “Onun altındaki imza, Lozan Sulhü'ne imza koyana aittir. Her türlü taahhüdünü yerine getirecektir” dedi. Ben de cevap olarak “O taahhütlerin yerine gelip gelmeyeceğini bundan sonraki günler gösterecektir" dedim. Taahhütlerin yerine getirilmediği hâdiselerle meydana çıkmaktadır.

    O andan itibaren bir karar vermek icap ediyordu. Harekâta başlamak veya durdurmak. Yapılan bir durum mahkemesi neticesi, harekâtı durdurmağa karar verdim. Eğer harekât yapılmış olsaydı şu olaylar meydana gelebilirdi:

   1. Hava Kuvvetleri ile bir çatışma olabilirdi. Şöyle ki: Bizzat Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel, Genel Kurmay Başkanlığı’nda Selçuk Atakan, Necati Ünsalan, Muhittin Önür, ben, Abdurrahman Doruk'un bulunduğu ve Sunay'ın dâveti üzerine yapılan toplantıda şöyle demişti: “Şayet koordinesiz bir harekâta girişirseniz ben ve Deniz Kuvvetleri kumandanı karar verdik, Türkiye' i kuvvetlerimizle terk edip NATO üslerine çekileceğiz"

   2. Hava Kuvvetlerinin NATO üslerine çekilmesi halinde üç ihtimal mevcut idi :

   a. Hava Kuvvetleri tümü ile İrfan Tansel'i takip eder, biz de muvaffak olursak, Türkiye'ye bir daha dönmemeleri muhal olurdu.

   b. Hava Kuvvetleri'nin yarısı emre itaat ederse havada çatışma vuku bulacak, büyük kayıplar olabilecekti.

   c. Tümü veya bir kısmı ile bizi bombalayabilirlerdi.

   3. Üzerimize dışardan sevkedilen birlikler de bize iltihak etmişler, saat 15'ten sabahın 3'üne kadar hepsi harekâta hazır vaziyette beklemekteydiler. Genel Kurmay ise Tanksavar toplarıyla karşımızda mevzi almıştı. Bu durum Tank Taburu'nu galeyana getirmişti. Eğer harekete geçseydim, tanklar Genel Kurmay'ı ve Hava Kuvvetleri Karargâhı’nı yerle bir edecekti. Buna şu konuşma sonunda kanaat getirdim. Arkadaşlara, yürüyüşe geçmediğimiz takdirde Genel Kurmay'ın önünden selâm verilerek geçilmesini söylediğim zaman Orhan Topçuer'den aldığım cevap “Siz anca başla emrini verebilirsiniz. Ondan sonrasını biz biliyoruz albayım. Dümdüz ezip geçeceğiz. Hal böyle olunca Genel Kurmay'da ve Hava Kuvvetleri'nde ve hattâ şehir içinde yüzlerce cana kıyılacak, hem arkadaşlarımızın, hemde masum halkın kanı akacaktı. Çünkü harekât başladıktan sonra kumandayı kaybedecektim.

   4. Yanlış anlaşılma yüzünden bütün memleket sathında bazı hareketler olacak, ordu her yerde birbirine girecekti. Namlunun namluya dönmesi ise, bir iç harp doğuracaktı.

   5. Bunun sonucunda Amerikalılar füze rampalarını korumak için bir çıkarma ve indirme yaparak Samsun  İskenderun hattına el koyacaktı. Ruslar ise Boğazları ve doğudan Kars'ı zorlayacaklardı. Bu durumda Güney  Kuzey Kore durumuna düşecektik.

   6. Bütün bunlara rağmen Ankara'da yüzde yüz muvaffak olacaktım. O andan itibaren liderdim. Kan döküldüğü için mecburen dikta rejimine gidecektim. Bizim amacımız ise dikta değil, demokrasi idi. Geçici bir zaman için aydınlar kitlesine dayanacak olan bu demokrasi, köklü reformlar yapıldıktan, iktisadî düzen ve sosyal âdalet nizamı kurulduktan sonra yerini normal seçimlerle gerçek demokrasiye bırakacaktı.

  7. Her şeye rağmen diktaya gitseydik, ihtilâlin ve diktanın şartlarını yerine getirmek için, her şeyden önce kendi kellelerimizi koruyabilmek için, karşı harekâta girişen ve protokollere imza koyup sonradan ihanet eden kumandanları yok etmemiz gerekecekti. Kısaca geniş çapta bir katliâm olacaktı.

  8. Bu hareketler genç kuşak arasında yeniden huzursuzluk yaratacak, lider durumuna gelmiş olan bizlerin aleyhine de bir hareket başlayacaktı. Bunun hemen arkasından çorap söküğü gibi bir ihtilâl daha gelecekti.

   9. Gayemiz ordunun bütünlüğünü muhafaza etmek, namlu n namluya çevirtmemekti. Biz bu hareketi iktidar hırsı ile yapmadığımızı ispat etmek istedik. Yukarıdaki olaylârdan birinin dahi meydana gelmemesi için kendi hayatımızı feda etmeyi göze aldık. Bizim başımız gitsin, yeter ki Türkiye kurtulsun. Belki partiler de akıllanır, dedik.

              Parolamız Halâskâr, işareti fedâilerdi. Parolamıza dahi dikkat edildiği takdirde hangi amaçla harekete geçtiğimiz ve kendimizi neden feda ettiğimiz anlaşılır.

  Eğer harekât yapılmış olsa idi, bu şartlar meydana gelebilirdi. Tarihte böyle bir sorumluluk altına girmeye gönlüm razı olmadı...

 22 Şubat Harekâtını kardeş kanı akıtılmaması için durdurulduktan sonra harekât sırasında Hava Kuvvetlerine sığınan Başbakan İsmet İnönü 23 Şubat sabahı bir mesaj yaylayarak şu açıklamada bulundu :

 “Şanlı Ordumuzun şerefli mensupları meşrû Hükümetin Başkanı olarak ve eski bir Ordular Kumandanı olarak sizlere hitap ediyorum: Türk Silâhlı Kuvvetleri meşrû Anayasayı Demokratik nizamı tehlikeye düşürülmek istenen vatan bütünlüğünü azimle ve başarı ile korumaktadır. Ve koruyacaktır. Bu ordu Anayasayı çiğneyen bir iktidarı 27 Mayısta meşru olarak devirmiştir. Fakat bu ordu Anayasayı çiğnemek yoluna elbette gitmeyecektir. Hükümetimiz temelinde Türk Ordusunun şerefi bulunan Cumhuriyet Anayasasından ve Milletten ve onun ayrılmaz parçası Türk Silâhlı Kuvvetlerinin vazife ve şeref duygusundan aldığı kuvvetle iş başındadır. Ve duruma hâkimdir. En sıcak duygularla asker ve sivil bütün vatandaşlarıma sevgi ve saygılarımı sunarım."

   Bundan sonra da ordu içinde değişiklikler birbirini kovalamaya başladı. Kara Kuvvetleri Kumandanı Muhittin Önür de şu açıklama ile emekliye ayrıldı. Halbuki işin aslı hiçte söylendiği gibi değildi.

   Açıklama şöyleydi:

   “Ankara Garnizonunda vukua gelen olaylardan teessür duyarak Kara Kuvvetleri Kumandanlığından kendi arzusu ile istifa eden Orgeneral Muhittin Önür'ün son makam ve rütbesine uygun bir başka görev bulunamamasından 42. Sayılı Kanun gereğince emekliye sevk edilmiştir.

   Kara Kuvvetlerimizde uzun ve şerefli hizmet yılları bulunan yın Orgenerale Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iyi dilek  şükran ve saygıları sunulur.”

 

 

 

GÖREVLERİ DEĞİŞTİRİLEN

GENERALLER VE SUBAYLAR

 

   22 Şubat harekâtının Ordu içindeki tepkileri bir süre devam etti ve emekliye sevkedilen subayların yerlerine yenileri gönderildi. İstanbul Valiliği görevini 27 Mayıstan beri yapmakta olan Korgeneral Refik Tulga 3. Ordu Kumandanlığına, Jandarma Kumandanı Tuğgeneral Abdurrahman Doruk Millî Savunma Bakanlığı İstişare Kuruluna atandılar. Yerleri değiştirilen subaylar şunlardır: Doğu Menzil Kumandan Vekili Kurmay Albay Cevat Kırca Millî Savunma Bakanlığı İstişare Kurulunâ, Kara Kuvvetleri Harekât Başkanlığı Teşkilât ve Eğitim Daire Başkanı Albay Cihat Alpman Riyaseti Cumhur Muhafız Alay Kumandanlığına 5 ci Zırhlı Tugay K. Tank Kurmay Alb. Şükrü Sönmezsoy Zırhlı Birlikler Okul Kumandanlığına, Zırhlı Birlikler Okulu Kurmay Başkanı Tank Kurmay Albay Turan Olcayto Doğu Menzil Kumandanlığı Plânlama Program ve Prensipler Müdürlüğüne, Kara Kuvvetleri Personel Başkanı II. Muavini top. Kurmay Albay Galip Gençer, Millî Savunma Bakanlığı İstişare Kuruluna, L.K. Personel Başkanlığı S. Müdürlüğü İstihkâm Kurmay Yarbay Sadri Kara Koyunlu 15. Kor. Şube Müdürlüğüne. 8. Tümen Kurmay Başkanı İstihkâm Kurmay Albay Kemal Güner İkinci Kor. Lojistik Şube Müdürlüğüne, Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı I.          Şube I.Kısım Amiri Top. Kurmay Başkanı Fuat Yılma 39. Tümen Personel Şube Müdürlüğüne, Millî Savunma Bakanlığı Emir Subayı Top. Kurmay Yrb. Talât Turan, Batı Menzil Kumandanlığı Plânlama Program, Personel Şube Harekât İstihbarat Kısım Amirliğine, Jandarma Subay Tatbikat ve Astsubay Hazırlama Okulu Komutan Muavini Süvari Kurmay Albay Sabahattin Köseyiğitoğlu Orta Menzil Komutanlığı Plânlama Personel Şube Müdürlüğü, Genel Kurmay Personel Başkanlığı Birinci Şube Müdürü Topçu Kurmay Yarbay Safi Tuncay, Sekizinci Kor. Personel Şube Müdürlüğüne. 24 Şubatta yerleri değiştirilen bu subayları başka yeni atanmalar takip etti. Bu sırada bazı rivâyetler ortaya çıkmaya başlamıştı. Dedikodu halini almaktan uzağa gidemeyen bu haberlere göre 200 Subayla birlikte bazı generaller muhakeme edilmek üzere tevkif edilmişlerdi. Diğer bir rivâyete göre bu subayların idam edilmeleri istenecekti.

   22 Şubat Harekâtından sonra Sivil Hizmetlerde görevli bulunan Asker idarecilerin yerlerine sivil idareciler atanarak asker idareciler ordudaki görevlerine döndüler.

 

 

22 ŞUBAT HAREKÂTINDAN SONRA

ORDUDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

 

  22 Şubat harekâtından sonra ordu içindeki ilk büyük değişiklik 11 Temmuz Çarşamba günü açıklanarak 22 Şubatçılara yakın olduğu sanılan bazı generallerinde içinde bulunduğu 11 generalin yerleri değiştirildi. Yerleri değiştirilen generaller şunlardır :

 

15. Kor. K Tümgeneral Fikret Esen Jandarma Genel Kumandanlığına.

9. Kor. K. Tümgeneral Kemalettin Gökakın Cento Türk Temsilciliğine.

7. Kol. Ordu K. Tümgeneral Nazmi Karakoç Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına.                

CENTO Türk Temsilcisi Tümgeneral Haydar Sükan 5. Kol. Ordu Kumandanlığına.

SHAPE Teşkilâtı Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı Tümgeneral Raşit Pasin 9. Kor. Kumandanlığına.

Millî Emniyet .Hz. Bşk. Tüm General Naci Aşkun 2.Kolordu Kumandanlığına.

Tümen Kumandanı Tuğgeneral Yusuf Alpmansu Genelkurmay Harekât Başkanlığma.

Genelkurmay Harekât Başkanı Tuğgeneral Semih Sancar Harb Akademileri Komutanlığına.

Harb Akademileri Komutanı Tuğgeneral Faruk Gürler M. S. B. Müsteşarlığına.

Kara Kuvvetleri Kurmay başkanı Tuğgeneral Zeki İlter 15. Kol. Ordu Komutanlığına.

M. S. B. Müsteşarı Tuğgeneral Nüshet Bulca 7. Kolordu Kumandanlığına.

   Bu yer değişikliklerinden sonra Ordu içinde daha başka bir değişiklik olmayacağı sanılıyordu. Fakat 24 Temmuz Çarşamba günü 38 General ve albayın yerleri Terfi" durumları gerekçesi ile değiştirildi.

   Bu tarihten sonrada bazı subaylar münferiden emekliye sevk edilmeye başlandı.

 

 

YERLERİ DEİŞTİRiLEN

SUBAYLAR ŞUNLARDI :

 

Tuğg. Ferit Erkan (Gn. Kur. Personel Başkanlığına)

Tuğg. Refik Kurtekin (Tümen Komutanlığına)

Tuğg. Nami Günel (Tümen Komutanlığına)

Tuğg. Burhan Frcan (Kara Kuvvetleri Harekât Başkanlığına )

Tuğg. Faruk Güventürk (Doğu Menzil Kumandanlığına)

Tuğg. Cemalettin Enginsoy (Tümen Komutanlığına)

Tuğg. Niyazi Bengisu (Kıbrıs Türk Temsil Heyeti G. Bşk.)

Tuğg. Reşat Bir (Orta Menzil KomutanlığYna)

Tuğg. Şevket Ozan (Tümen Komutanlığına)

       147

Tuğg. Şefik Erensü (Tümen Komutanlığına)

Tuğg. Eşref Akıncı (Tümen Komutanlığına)

Tuğg. A. Rıza Türkcan (Tümen Komutanlığına)

Kur. Alb. M. Zeki Erbay (Tümen Komutanlığına)

Kur. Alb. Necati Ogan (Tümen Komutanlığına)

Kur. Alb. Süleyman Aşuroğlu (Tümen Komutanlığına)

Kur. Alb.Orhan Yiğit (Tümen Komutanlığına)

Kur. Alb. İhsan Gürkan (Genelkurmay   İstihb. Bşk. Birinci Muavinliğine)

Kur. Alb. Suat Aktulga (Genelkurmay Lojistik Bşk. Birinci Muavinliğine)

Kur. Alb. Turgut Sunalp (Genelkurmay Harekât Dairesi Bşk.)

Kur. Albay Ömer Özkan (Kgn. Kur. Eğt. D. Başkanlığına )

Kur. Alb. Hamza Ünalp (Gn. Kur. Bşk. Emrine)

Kur. Alb. Vedat Akat (Gn. Kur. Pl.     Program. D. Başkanlığına )

Kur. Alb. İbrahim Ersan (Gn. Kur. İstihkâm D.Bşk)

Kur. Alb. Fehmi Başar (K. K. Personel Başkanlığma)

Kur. Alb. Necati Kurzruoğlu (K. K. Pd. Dairesi Başkanlığına)

Kur. Alb. Nihat Arslantürk (2.Ordu Kur. Bşk.)

Kur. Alb. Samih Günay (1.Ordu. Kurmay Başkanlığı İstanbul )

Kur. Alb. Burhanettin Hunoğlu (3.Ordu Kur. Bşk.)

Kur. Alb. Bekir Ecevit.(Tümen Komutanlığına)

Kur. Alb. H. Doğan Özgökmen (Kara Harp Akademisi Kumandanlığına)

Kur. Alb. Zeki Türkmenoğlu (Kara Kuvvetleri Topçu K. Muavinliğine)

Kur. Alb. Hikmet Akıncılar (Millî Savunma Akademisi K.)

Kur. Alb. Halim Kural (Harita Genel Müdürlüğüne)

Kur. Alb. Naci Assutay (Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi Bşk.)

Kur. Alb. Behçet. Özdemir (Paris Jhap Karargâhına)              

Kur. Alb. Kemal Taran (Paris NMR Temsil Başkanlığına )

Kur. Alb. Recai Baturalp (Gn. Kur. Loj. Bşk. Pl. Program Dairesi Bşk: )

Kur. Alb. Mehmet Bora (K. K. Zırhlı Birlik Dairesi  Başkanlığına.)

 

  Bir tüfek bile patlamadan harekâta son verilmişti. Yalnız Üsteğmen Oğuz Bakırburç kendisine tokat atan yüzbaşısını bir yanlış anlama neticesinde tabancası ile ateş ederek bir kurşunda öldürmüştü.

     Kendi haris emelleri için bize şerefsizce leke sürmekten kaçınmayan Başbakan İnönü’nün konuşmasında aldatılmış oldukları ileri sürülen bu toprakların gerçekçi evlâtları olan  Harbiyeliler mecburi sömestr tatilinde bulunuyorlardı. Buna rağmen Harp okulu öğrencileri İstanbul, Ankara ve İzmir'de Atatürk Anıtlarına birer çelenk koyarak İnönü’ye cevap verdiler. Evlâtlarımın çelenkleri üzerinde şu kelimeler vardı. “HARBİYELİ ALDANMAZ.”

 

  Aldığı cevap karşısında yeniden intikam duygularını harekete geçiren İnönü’nün emri ile bu çelenkleri koyan öğrenciler mahkemelere verildi.

  İnönü’nün memleket gerçeklerini tahrif ederek yaptığı konuşma şöyleydi:

  “Sevgili vatandaşlarım. Esef verici son olayları neticeleri ve mânâları ile birde ben size anlatmak istiyorum. 22 Şubat akşamı Ankara'da genç ve orta rütbeli bir subay kadrosu masum mektep talebesini ve bazı birlikleri aldatarak harekete geçti. Ve memleket idaresini ele alarak kendi fikirlerine göre bir rejim kurmaya teşebbüs etti. Bunlar demokratik rejimin memlekette huzur tesis etmeğe ve milletin kalkınmasını temine muktedir olamayacağını iddia ediyorlardı. 27 Mayısın meşruluğunu kaybetmiş bir idareye karşı yapıldığını kabul etmeyen tahrikçilerin mevcudiyetini kendi davranışlarının meşruluğunu sağlamağa yeter sayıyorlardı. Ordunun memleketi meşrû bir idareye kavuşturmak için yaptığı fedakârlığı kötülemeğe çalışanları demokratik rejim aleyhinde tehdit olarak gösteriyorlardı.

   Ruhi Sebepler bunlardır :

   Anlaşılıyor ki 27 Mayıs askeri ihtilâlinin kolaylıkla muvaffak olması cürete teşvik edici bir misal olmuştur. Düşünmemişlerdir ki 27 Mayıs ihtilâli bütün milletin vicdanında kemale gelmiş bir kurtuluş arzusunun neticesi olduğu için hemen halk tarafından benimsenmişti. 22 Şubat da teşebbüs edilen hareket ise uğradığı tecavüzlere karşı ordudaki infialde ümit besleyen kumanda ettiği kıtaları aldatan ordunun başındaki büyük kumandanları kendileri ile beraber göstererek mektep talebelerini kandıran ve bir ihtilâl hükümetinin başına geçmek isteyenlerin hareketi olmuştur. Kanun dışı zararlı teşebbüse girişen memleketin dertlerini ve bunların hal çârelerini kendilerinin bildiklerine aldattıkları gençleri ve arkadaşlarını inandırmağa çalışmışlardır. Şahsi arzularını perdelemeğe yeltenmişlerdir. Unutturmak istemişlerdir ki; memleketin dertlerini ve bunların çârelerini biz uzun zamandan beri göstermekte ve anlatmaktayız. Geçmiş idarelerle ihtilâfımız, söylediklerimizin anlaşılmasından ve bunun yanında isabetsiz ve zararlı şahsi tutumlarını devam ettirmelerinden ileri gelmiştir. Yeni Büyük Millet Meclisi çok güç şartlar altında toplandığı halde siyasî partiler iyi niyetle pek âlâ bir araya gelebildiler iktidarı ve murakabeyi medenî usulle vücuda getirmeğe muvaffak oldular. Demek ki en güç şartlar içinde Meclis görevini yapabiliyor ve Meclis içinde türlü fikir cereyanları nihayet idarecilerin mesuliyet duyguları ile doğru bir istikamet alabiliyordu. Bununla her şeyin mükemmel olduğunu söylemek istemiyorum. Unutmamak lâzım ki bu hal Meclis içinde bir alışma devri idi. Buna mukabil dışarıda vukuu bulan tartışmaların çığırından çıkmış görüldüğü doğrudur. Ama bunun karşısında milletçe meclis olarak lüzumlu tepkiler ve karşı koymalar eksik olmamıştır. Sergüzeştçiler bir noktayı hiçbir zaman kavrayamamışlardır. Memleketin meseleleri dışardan görüldüğü kadar basit değildir: Bunların içeriden ve dışarıdan milletçe tesirine maruz olduğumuz unsurları vardır. Bunları derinliğine bilip takdir edecek mevkide bulunuyoruz. 27 Mayıs İhtilâlinden sonra memleket meseleleri ile açıktan karşı karşıya gelinince yeni dertler keşfedildiği sanılmıştır. Aslında memleketin dertleri meşruiyetini kaybetmiş iktidarın suni perdesi kalktıktan sonra herkesin gözü önüne çıkmıştır. Bunların tedbirleri akşamdan sabaha gürültü ile ve hamiyet yaygarası ile halloluverecek kadar basit değildir. Muntazam bir devletin meşru ve kanunî düzeni ve kuralları işlemek sayesinde memleketin dertleri görülebilir, çözülebilir. Memleket meselelerini halledebilmek için mesuliyet mevkilerini çalıştırmakta ve tedbir almakta serbest bırakmâk iyi niyetli vatandaşın ilk vazifesidir.

 Hülâsa memleket meselelerini biliyoruz. Bunları milletimize bildirerek zamanı gelince tedbir istemek cesaretindeyiz. Şahsi emellerin mahsulü olan kanun dışı hareketlerin meşru ve inandırıcı hiçbir değeri olmamıştır ve olmayacaktır. Anayasa Büyük Millet Meclisinin güven oyu verdiği Hükümete sadık kalan ordudaki büyük kumandanların ve o bir avucun dışındaki subay çoğunluğunun kati red vaziyeti almaları karşısında 22 Şubat teşebbüsü tam bir muvaffakiyetsizliğe uğramıştır. Talih eseri olarak ve evlât kanı akmasına mahal kalmamıştır. Ve anarşi tehdidi karşısında kalan Türk Devleti eskisinden kuvvetli ve itibarlı olarak meydana çıkmıştır. Vatandaşlarımı bir noktada kati kararlı ve samimi olarak temin ederim, vukuu bulan esef verici olay bitmiştir. Bu yüzden ordu ve sivil idarede endişe verecek bir vaziyet kalmamıştır. Hiçbir yersiz ve lüzumsuz telâş idaremizde yoktur. Ve kimsenin emniyeti şüphe ve takip altında olmayacaktır. Geçen esef verici olaydan cemiyetimiz için istifade temin etmez lâzımdır. Geniş ve tedbirlere ihtiyacı olan memleket meselelerimiz vardır. Vatandaşın serbest reyi ile işbaşına gelme usulünün, yani demokrasinin bütün feyizlerini temin edecek bir iktidar göstermek milletçe hepimizin görevidir. Tecrübelerden ve derslerden sonra selâmet yolu olarak halkın kendi kendini idare etmesi ve mesuliyet duygusu ile seçim yapması sisteminde mutlaka muvaffak olacağımıza güvenim bir kat daha kuvvetlenmiştir. Sergüzeşt arayanları başarı sağlamaktan alıkoyan ve ileride alıkoyacak olan başlıca kuvvet büyük Türk Milletinin anlayışı ve iradesidir. Bu iradeye karşı gelerek şahsi tahakküm, sistemi. kurmak her zaman ordumuzun mukavemeti ile karşılaşacaktır. Şimdi düşündüklerim şunlardır :

   Geçen olayın yararlı diğer tarafı da bir ibret misli vermesi olmuştur. Türk Milletinin sağlam bünyesi bütün tahriklerin üstünde kendini göstermiştir. Türk Milletinin iradesi 27 Mayısta nasıl meşruiyetini kaybetmiş bir idareden kurtulmayı temin etmişse yine bu çetin irade 1962 Şubatında Türk Milletinin yeni bir gayri meşru idare altına girmesine müsaade etmemiştir. Bu suretle kendimizi emniyette hissedip çalışmamız ve milletçe dertlerimizle kalp huzuru içinde uğraşmamız devri gelmiştir. Bizim gerçek emniyetimiz devamlı huzurumuz bunu başarmamıza bağlıdır. Birkaç gün sonra Millet yeni bütçenin çıkmasıyla kaygıdan uzak olarak geniş bir çalışma sahası bulacaktır. Önümüzdeki yılın verimli ve başarılı bir gelişme başlangıcı olması için ümitlerimiz kuvvetlidir. El ele büyük, küçük, resmî, hususî fert ve teşekküller olarak umumî bir güven içinde çalışma devrine gireceğiz. Sevgili vatandaşlarım şimdi size demokratik rejimimizin feyizli bir gelişmesini haber vereceğim. Partiler üstü memleket meselelerinde ve büyük Mecliste bulunan bütün siyasî partilerin başları ve idarecileri toplanıp kararlara vardık. Memleketimizde bu geçmişte misali olmayan bir yeni durumdur. İleride de iktidar ve muhalefet kendi görevlerini medenî ölçüde yaparken bütün partiler için müşterek olan memleket dâvalarında her ayrılığı bir tarafa bırakıp Türkiye'nin büyük meselelerine çâre bulmak gayretinde samimi olarak birleşecektir: Bu hal vatandaşlarımızın siyasî hayata ve onun faydalı bir surette işlemesine güvenini arttıracak esaslı bir ilerlemedir. Bugün bütün siyasi partiler mesuliyet mevkiinde bulunan hükümetin verimli ve rahat bir surette çalışmasının memleketin bir numaralı meselesi olduğunda mutabakata varmışlar ve kendi murakabeleri altında bu imkânı sağlamak için ellerinden geleni yapmak kararına varmışlardır. Hepimiz için başarılar ilk zamanların güçlüklerini yenmekle başlayacak ve devamlı bir gelişmeye yüzlerimiz çevrilecektir.

   “Sevgili vatandaşlarım sizlere selâmlar, sevgiler ve saygılar sunarım."

                                İsmet İnönü

  

 22 Şubata kadar her fırsatta orduya hakaret etmekten kaçınmayan hareket sırasında da kaçacak yer arayan politikacılar ve oy avcılığı için 27 Mayıs'a hücum etmeyi sanat haline getiren parti liderleri de derhal bir toplantı yaparak şimdiye kadar söylediklerini inkâr edip hiç utanmadan bu defada 27 Mayıs'a bağlı olduklarını bir beyanname ile açıkladılar. Müşterek bildiride şu hususlara yer veriliyordu.

 

MÜŞTEREK BEYANNAME

 

   “Son olayların ışığı altında memleket huzurunu bozan tahrikler üzerinde durmak ve bunları önleyecek tedbirleri tesbit etmek üzere Başbakanın daveti ile toplanan Siyasî Partiler ve Hükümet temsilcileri şu hususta fikir birliğine varmışlardır :

Meşru nizama karşı girişilen son teşebbüs demokratik rejimin koruyucusu kuvvetlerin ve müesseselerin müşterek anlayış ve gayretleri ile önlenmiştir. Bu netice Türk Milletinin Demokratik Rejime bağlı ve lâyık olduğunu iftihara değer yeni bir delili olmuştur.

154

Kahraman Ordumuzun gerçekleştirdiği 27 Mayıs İhtilâlinin meşruiyeti aleyhine girişilen açık ve kapalı her türlü tahrik ve tecavüzlerin ve Anayasa nizamını bertaraf etmeye matuf hareket ve davranışların kesin olarak önlenmesi.

Bu maksatla partiler üstü bir anlayış içinde gerekli esasları hazırlamak üzere hükümet ve partiler temsilcilerinden mürekkep bir komisyon teşkil edilmiştir.

Mutabık kalınacak esaslardan kanunlaşması gerekenler partilerin yetkili organları tarafından kabul edildikten sonra TBMM ne sunulacaktır. Bu teklifin müzakere ve intacından önce Büyük Meclisin tatile girmesi hususu parti liderleri tarafından gruplarına teklif edilecektir."

                 

 

     22 Şubat 1962 gecesi harekâtı durdurmuş. Sabahleyin silâhlı kuvvetlerin almış olduğu tedbir gereğince serbest bırakılmış evime gitmiştim. Saraçoğlu mahallesi 1. Cadde  6/1. dairede oturuyordum. Benim oturduğum apartmanda  Org. C. Sunay (G.K.B.), Org. Muhittin Önür (K.K.K.) Tuğg.  Abdurrahman Doruk (J. Genel K.) oturuyordu. İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahata çekildim uyuyordum.. Saat 23.00 de dairemin kapısı hem vuruldu, hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan fırlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne beş adet tomsonu dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim silâhları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Toruntay'da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada İrtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu. Canavar kesilmişti, hiç bir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarıda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen cipe bindirmek için uğraşıyordu.

 Kendisine aynen şu cevabı verdim. Ben henüz Türk Ordusunun bir Albayıyım giyinmeden hiç bir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne lüzum vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim dedim. Her türlü ısrarlara rağmen kapının önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim kızım birde karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: ”Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Her halde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu.

 Dışarı çıkınca ne göreyim evin etrafında tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmaya geldik oradaki manzarada şuydu:. Sanki bir Rus Albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı, tomsonlu Kurmay subaylar vardı. Hepside büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı.

  Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce bir emrin var mı albayım? diyenlerdi. Ama şimdi devir bir gecede değişmişti. Sonra bu çıkarcıların sıra ile ateşe olarak, Avrupa, Amerika ve Tahrana gittiklerini gördüm. Hepside yepyeni otomobillerle dönüyorlardı. Çünkü 22 Şubatta hemen doksan derece bir dönüş yapıp düşmanımız kesilmekle efendilerine olan sadakatlarını ortaya koymuşlardır. Bir aşağılık duygusu bu tip subaylarda mevcuttur, bunu üzülerek yazıyorum ama realite budur. Genelkurmay karargâhına benden başka Kur. Alb. Hznin Arat, Kur. Alb. Dündar Seyhan, Kur. Alb. Turgut Alpagut'ta getirilmişti. Gece yarısı saat 02,30 da bir odadan çıkarılıp koridora 10'ar adım mesafe ile dizildik. Her iki yanımızda ki tomsonlu subaylar tarafından aşağıya indirilerek bir odaya hapsedildik. Yattığımız karyolanın başucunda da havacı subaylar Tomson ile nöbet tutuyordu. Dört gün bu şart altında hapis yattık, bizleri emekliye sevk ettiler ve serbest bıraktılar. Olaylar verilen sözlere uygun bir gelişme göstermedi. Benimle birlik oldukları gerekçesi ile Ordunun bir çok kıymetli, şeref ve haysiyet sahibi personeli o gün canlarını bağışladığımız kişiler tarafından emekliye sevkedilmeye başlandı. Harekâttan hemen sonra emekliye sevkedilen arkadaşlarım şunlardı. Albay Emin Arat, Albay Selçuk Atakan, Kurmay Yarbay Daniş Çağlar, Kurmay Albay Muammer Şahin, Süvari Binbaşı Fethi Gürcan, Kurmay Yarbay, Fahrettin Ermutlu, Albay İhsan Erkan, Albay Necati Ünsalan, Albay Turgut Alpagut; Kurmay Yarbay Mustafa Ok, Kurmay Albay İhsan Sürek, Kurmay Albay Asım Mutludoğan, Kurmay Albay Orhan Alpakın, Kurmay Albay, Dündar Seyhan, Kurmay Albay Şükrü İlkin, Kurmay Binbaşı Bahtiyar Yalta, Kurmay Binbaşı Kadri Çıtak, Yarbay Necdet Efe, Binbaşı Osman Üçok, Yüzbaşı Şükrü İnanç. İlk önce bu arkadaşlar emekliye sevkedildiler, bunların arkasından askerliğin icaplarını yaparak emirlerimizi yerine getiren genç subayların hiç bir gerekçe gösterilmeden emekliye sevkedilmesine başlandı: Milli Savunma Bakanlığı 2 Mart tarihinde de bir açıklama yaparak emekliye sevkedilenleri açıkladı. Bu listeyi on dokuz Martta emekliye sevkedilen diğer arkadaşlar takip etti. Böylece 69 subay ve dört astsubay emekliye sevkedildik. Halbuki bizimle beraber oldukları halde son dakikada karar değiştiren bir çok yelkenci albay ve general oturdukları yerlerde kalmışlardı. Hepside toplantılara iştirak etmişler, protokollere imzalarını koymuşlar, şeref sözleri vermişlerdi. İnsanların bu kadar küçülüp, bu kadar şerefsizce hareketlere gireceklerini doğrusu hiç tahmin etmemiştim. İlk defa evime döndüğüm zaman kapıdan girince aileme söylediğim sözler şöyleydi : "Şadan ilk önce şerefli elbisemi çıkarayım. Bu iş bitmedi, bir gün gelecek muvaffak olacağım, üzülme istesem en kısa zamanda bile halledebilirim". Kendimden hayatta bu kadar emindim, hiç bir şeyden yılmazdım. Hele haksızlığa uğradıkça mücadele hırsım daha çok artardı.

                     Gene evi gazeteciler sardı merak içinde beyanat istiyorlardı. Yeteri kadar ihtiyatlı olarak cevap veriyordum, ama benimle birlikte emekliye sevkedilmiş yakın arkadaşlarım çok çekingen idiler, beni devamlı surette beyanat vermemek için zorluyorlardı. O sıralarda bizler için AF Kanunu çıkarılması düşünülüyordu. Herkes onu bekliyordu. Ama o AF Kanunu çıktıktan sonra 23 ay geçmesine rağmen bazı arkadaşlarda hiç bir kıpırdanma yoktu. 69 Subay 4 Astsubay Emekli olmuştuk, bir çokları hemen uzaklaştılar. Bir kısmı ne olur ne olmaz endişesi ile arkadaşlığı kesmediler. Bir kısmı da 20 Mayıs 963 kadar benimle birlikte çalıştılar. 22 Şubat öncesi Harb Okulu kumandanı olduğum için iyi bir mevkiim vardı. Okulda veya  evimde her kademeden bilhassa yüksek rütbeli subay ve generallerin ziyaretlerinden asli vazifeme bakamaz dereceye gelmiştim. Ama 23 Şubat sabahından sonra arayanlar azalmış bıçak gibi kesilmişti. İnsanlar ne çabuk değişiyor.

   İnsanları ikbal devrinde iyi günlerde hakiki veçheleri ile anlamaya imkân yoktur. Ancak kötü duruma düştüğümüz zaman hakiki dostlar belli oluyor.

   (Sırası ile kapımızı açan dostlarım. Eşimin iki yengesi Pakobalar, Prof Perihan Çambel, arkadaşım Hayri Ekinci İsmail Ergüder Rauf Gökçe Yüksek Mühendis Nami Okyay Kadri Kaplan Dr. Paruğ Erdilek Dr. Alaettin Ergönenç Ziya Aydemir Zeki Kıran Üsteğmen Mikali ve annesi Muammer Özdağ Fuat Azgın Haldun Doran Nihat Oğuzer (Şadanın ağabeysi) Kudret Bozuter yavaş yavaş tehlikeler zail olduktan sonra bizi eski dostlarda lütfen aramaya başladılar. 22 Şubat emeklileri dahi (büyük rütbeliler) çekinerek geliyorlardı.

   Çünkü artık sıfır olmuştum, yükselmeme imkân olmadığı kanaatinde idiler. Ama zaman ilerleyince işler değişti her devirde olduğu gibi.