KÜTÜPHANE | TALAT AYDEMIR

TALAT AYDEMİR..

Ankara Asri Cezaevi

20. Temmuz.1963

 

21. MAYIS 1963HAZIRLIKLARI

  

   En güvendiğim arkadaşım Fethi Gürcan">

KÜTÜPHANE | TALAT AYDEMIR

TALAT AYDEMİR..

Ankara Asri Cezaevi

20. Temmuz.1963

 

21. MAYIS 1963HAZIRLIKLARI

  

   En güvendiğim arkadaşım Fethi Gürcan, Rıfkı Ertem, Tank Üstğ. İlhan Baş idi. Hazırlık safhasında emekli Albay Yaşar Başaran'ın da çok hizmeti dokundu. Harekât gecesi hepsinin büyük kahramanlıkları vardı. İlk iş Ankara'daki kıtaların hazırlıklarına geçtik. Arkadaşlara vazife taksimi yaptım.

 

 

  Gizliliğe son derece dikkat ediyordum bu bakımdan her zaman polis ve Millî Emniyet'in takibi altında idim fakat harekât gününe tamami ile baskın ile girdik. Bir ihtilâl hareketinin muvaffak olması için şu faktörler esastır :

  1. Baskın: Bu gizlilik ve emniyetten doğar:

  2. Kuvvet : Yeteri kadar sağlamıştık, çok idi bile.

  3. Vazife alan her şahsın verilen hedefe hiç bir tesir nazarı itibara almaksızın zamanında gitmesi ve elde etmesi.

  4. Cesaret : Alınan vazifenin sonuna kadar yapılması.

  5. Bu işe girmiş olanların ihanet etmemesi.

 

  Bu ihtilâlde hepsini uyguladık, fakat maalesef icra safhasında da 3, 4, 5 maddeleri uygulamayanları da gördük.

Tank Taburunu : Hazırladı.

229 P. Al. : Başlangıçta Yaşar Başaran, sonra Bilgül Yrb. Rıfkı Erten hazırladı.

Muhafız Al. Sv. Gb. : Fethi Gürcan hazırladı.

  Harp Okulu : Hazırdı.

Jandarma Okulu, Muh. Tb. : Bnb. Kemal Kahyaoğlu'na içlerindeki teşkilâtımızı bağladık. Merkez K. Trafik Kıta K. Emekli Alb. Başaran hazırladı.

 Diğer karakol kumandanlıklarını Fethi Gürcan hazırladı.

Genel Kurmay Kışla K. lığı : Bidayette emekli yarbay Hakkı Sümer, sonra ..... ... hazırladı. Ord. Başkanlığı Muhafız Tb. : Hakkı Sümer hazırIadı.

 28. Tüm. Top. K. lığı : Fm. Alb. Tevfik Ünlüer hazırladı. Bu birliklerden resen görüşüp vazifelerini verdiğim şahıslar, J. Bnb. Kemal Kahyaoğlu, Trafik Kıta K: lığı J. Bnb. Necmi Acar; Genelkurmay Kışla K. Yzb. Gökhan Kasapoğlu (Sonradan 14 cü olduğu anlaşıldı). 28 Top. K. lığından Top Yzb. Metin Sürek, Tank Tb. için Üstğm. İlhan Baş, HarbOkulundan emindim.

 Havacılar ile teması sık sık yapıyordum. Onlarda hazırdılar. Hv. Kur. Binbaşı İzzet Köz ve Hv. Bnb: Cemal Özdemir çok faal idiler. Hazırlık safhasmda çak kahramanca çaIıştılar.

 İstanbul'da da harekât plânı hazırdı. Cevat Kırca ve Osman Deniz tatbik ettireceklerdi. Günler ilerIiyordu. Ordunun ûst kademelerindeki bize yakın generallerle teması Kur. Alb. Rumi Akıskalı ve Hâkim Tümg. Rıza Tunç vasıtası ile yapıyorduk. Onlardan bize gelen en son haber şu idi. Biz Ankara'da pasif vazifelerdeyiz. Aktiv bir rol oynıyacak durumumuz yok (yani cesaretleri) onlar yapsınlar biz tasvip eder katılırız.

 Esas bunların liderliğini yapan Üçüncü Ordu. K. Korg. Refik Tulga ile vasıtalı olarak temas halinde idik. Bedii Faik Ankara'da ve İstanbul'da Korg. Refik Tulga ile bu hususta çok uzun boylu konuştu. İkna ettiğini ve neticeyi aldığını Millet Vekili Doğan vasıtası ile bana bildirdi. En son haberde 13 Mayıs 1963 te Avni Doğan bey, Alb. Emin Arat ve beni evine çağırdı. Orada uzun uzun Bedii Faik'ten aldığı bu husustaki haberleri anlattı. Hattâ bizim de bu işe muvafakat ettiğimizi icap ederse Erzurum'a Bedii Faik'i gönderip biIdirmeyi veya Refik Tulga'nın annesi vasıtası ile mektup yazmayı, hattâ Avni Doğan bey Erzurum'a kendi oğlunu göndermeyi ve Refik Tulga'yı haberdar etmeyi teklif etti. Alb. Emin Arat bunları iyi · hatırlar. Ben emniyet bakımından lüzum olmadığını bildirdim. Korg. Refik Tulga'nın harekât sonrası Genel Kurmay Başkanı yapılmasını ve istediğl gibi büyük kumanda kademesini tayin etmesini onlara bıraktığımızı söyledik. Siz haberi emniyet mülâhazasını nazarı itibara alarak kendisine bildirin dedik. harekât günü radyoda ilk anonsu müteakkip 3. Ordu Kumandanı Refik Tulga'dan tasvip telgrafı veya telefonu, Harb Okuluna gelirse müteakkip radyo anoslarını tebliğleri onun imzası ile yayınlayacağımızı bildirdik. Tamamiyle anlaştık ayrıldık. Bu hususu yani Refik Tulga'dan muvafakat haberi aldığımızı Fethi Gürcan'a ve ayın 15 inde (Mayıs) Osman Deniz İstanbul'dan gelince ona da bildirdim. İstanbul'a bu haber gitti.

Ben İhtilâl gününü ihsari olarak 20 Mayıs 1963 S: '23.30 olarak Fethi Gürcan, Hv. Bnb. İzzet Köz karar altına aldık. 15 Mayıs 1963 günü erken saatte yarbay Rıfkı Ertem ile Osman Deniz eve geldi. 

 Kurmay Yb. Osman Deniz gece otobüs ile geldiğini söyledi. Rıfkı beylerde yatmış. Sabah sabah hayır ola dedim. “Albayım vasat tamamile müsait ben size teklife geldim. İstanbul kıtalarının hepsi hazır. Birinci Zh. Tüm. Muharebe Grupları Davutpaşa dahil hepsi tamam. Hattâ eski kuvvetlerimize ilâveten Ömerli'deki 32 P. Alayı ile de temasa geçtik o da hazır. Cevat bey beni gönderdi." dedi.

16 Mayıs 1963 günü harekâta katılacak birliklerde kilit başı vazife alacak genç subayları evimde topladım. Ankara'nın umumi harekât plânını izah ettikten sonra her birliğin de temsilcisine ayrı ayrı vazifelerini söyledim. Fakat gün saat hakkında bir bilgi emniyet mülâhazası ile vermedim. Harekât gününü öğleden sonra bildirdim. Bu genç subaylarla konuşma yaparken tesadüfen Piyade Yb. Hakkı Sümer. Yb. Mustafa Pakoba'da odadaydı. Bu toplantıyı yapmaktan maksat,.vazifelilerin hepsinin öndeki büyüklerden birinin herhangi bir suretle yok olması halinde harekât plânını devam ettirmeleri muvaffak olmaları, ikincisi de birbirlerini ve birlikleri tanıyarak yalnız olmadıklarını anlamalarını moralman yükselmeleri içindi. Aynı .tertibi P. Yb. Rıfkı Erten vasıtası ile bir kere daha 18 Mayıs Cumartesi günü daha geniş bir kadro ile şehirde Keçiören mıntıkasında yaptırdım. Her birlik vazifesini ve hedefini biliyordu. Hiçbirşeyi plânlamada ve .hazırlık safhasında ihmâl etmemiştim. En ufak teferruata kadar arkadaşlara söylemiştim.

17 Mayıs 1963 günü İzzet Köz İstanbul'a sabah uçağı ile gidip oradan emekli Kurmay Albay Fethi Işıklıtepe'yi alıp Bandırma'ya gidecekler. Harekâtta İstanbul üzerine gelecek olan uçakların plânını Bandırma'da uçuş Gr. K. Hava Yb.Selâhattin ile görüşeceklerdi. Dönüşde de durumu Cevat Kırca'ya bildireceklerdi. Buluşma yeri olarak emekli General Selim Türkan'ın evi kararlaştırıldı. Orada da öğleden sonra toplanılmış, toplantıda olanlar, İzzet Köz, Fethi Işıklıtepe, Cevat Kırca; Osman Deniz, Fethi Gürcan 20 Mayıs 1963 tarihi üzerinde karar kılınmış, oradan Cevat Kırca'nın evine gidilmiş, İstanbul birliklerinin irtibat subayları toplanarak gerekli. bilgiler verilmişti. Fethi Gürcan Ankara'ya dönünce bana tekmil haberini verdi.

18 Mayıs 1963 Cumartesi günü İzzet Köz, İstanbul'dan döndü.. Evinde görüştük. Bandırma'nın durumunu anlattı. 19 Mayıs,.1963 sabahı Merzifon'daki Üs de filo kumandanı

Hv., Bnb. ,Cahit (Fedai Filo K. ) ile Çorum'da buluşup görüşmek. üzere randevulaştığını sabahleyin hareket edeceğini ve akşam" dönünce, neticeyi bildireceğini söyledi. Ben fazla               

kalmadım evden ayrıldım. Kendisi çok umutlu idi. Hv. Cemal Özdemir'e de bazı vazifeler vermişti. Çok hızlı idiler. İyi çalışıyorlardı.

           19. Mayıs 1963 Pazar. Sabahleyin saat 10.30 da Em. Bnb. Tayyar Baransel geldi. Esasında Turgut Alpagut'un yakın arkadaşıdır. Otomobili ile bizi gezdirmeğe götürdü. Baraja gittik döndük. Keçiören'de bir arkadaşına gittik. Avukat Saffet Bey'inde evi orada idi. Ona da beş dakika uğradık. Gazi Çiftliğine gittik. Oradan itibaren arabayı Turgut Alpagut                kullanmağa başladı. Ben de yanında oturuyordum. Harekâtın 20 Mayıs 1963 gecesi 23.00 de yapılacağını Turgut'a bildirdim. Çünkü Turgut Alpagut 28 Mart 1963 toplantısından sonra üzülerek bana demişti ki : “Bir daha sen beni toplantılara karar kesmek için götürme, sen ne karar verirsen ben uyarım. Erkek adamım. 0 gece elbisemi giyerim, tabancamı alır gelir ne vazife verirsen yaparım. Ben zaten 27 Mayıs 1960 İhtilâli'ne de öyle girdim.”demiştir. Bu sözleri bildiğim için kararı kendisine o gün bildirdim. Hem altımızda araba varken şehri dolaşalım, Ankara'nın harekât ve işgal plânını,kıtaların yerlerini arazide ve şehirde de birer birer göstereyim dedim. 229 P. Alayının vazifesinden başladım. Birer birer kıtalarının tutacakları yerleri Harp Okulu, Tank Tb., Jandarma, Süvari grubunun yerlerini gösterdim. Plânı enince teferruatına kadar izah ettim. Hattâ Çankaya'ya doğru çıkarken ben plânda tankları Amerikan B. Elçiliği binasına kadar sürmüştüm. 0 bana teklif yaptı. “Tankları Çankaya'ya çıkan iki yol ağzına kadar sürelim, aşağıya inen iki yolu birden keselim dedi”. Ben de makul gördüm, kabul ettim. Hiçbir tank yalnız kalmıyacak. Harp Okulu talebeleri ile takviye edilecek dedim. Harp Okulundan ilk önce bindirilmiş .birlikler Ümit Yavuz Oğuz yüzbaşının kumandasında derhal Hv.K. önünde bırakılmak üzere radyo evine gönderilecek dedimBu vazifeyi de ayrıca bizzat Ümit Yzb.şıya verdiğimi kendisine söyledim. Çankaya'dan çok şiddetli bir yağmur altında döndük. Dr. Paru Erdilek beylere uğradık ve eve geldik. O gece saat 21 de gene bizim evde odada oturuyorduk. Ben son hazırlık emirlerini harekât plânına göre eve bazı şahıslar çağırarak veriyordum. O da duyacak mesafedeydi. 20 Mayıs 1963 günü Turgut bey ailesi ile birlikte bizden ayrılırken gayet sakindi. Birbirimize hayırlı şanslar diledik. Bilmediği birşey yoktu. Çünkü Harp Okulu Alay Kumandanlığını yapacaktı. Bana birşey olursa, vurulursam, ikinci adam olarak harekât için ona her bilgiyi vermiştim

  Onunla beraber Harb Okuluna gelecek ekibe Bahtiyar Yalta, P. Bnb. Osman Üçok'da dahil idi, onlara da haber ver dedim.

19 Mayıs 1963 öğleden sonra Alb. Emin Arat'ı alıp, Alb. Galip Gültekin'e gittim ,evde biraz oturduktan sonra harekâtın 20 Mayıs gecesi İhtilâl yapılacağını bildirdim. Galip bey çok sevindi, bana sarıldı, çünkü bu işin olmasını en çok isteyen geç kalıyoruz diye teşvik eden bir arkadaştı. Deniz Kuvvetleri ile teması o sağlar, daima deniz kuvvetlerinin bu sahada çok ileri olduğunu söylerdi. Zaman zaman İstanbul'a denizcilere kurye gönderirdik. Hazırlık haberlerini alırdık ve bütün gizli toplantıları da Galip beyin evinde yapardık, çok itimat ettiğim, çok sevdiğim bir arkadaştı. 28 Mart 1963 te İhtilâl için karar alamadığımız günden sonra böyle mühim bir kararın alınması için kendisine haber vermiyeceğimi söyledim. Emniyet bakımından selâhiyetin dar bir kadroda iki, üç, hattâ tek kişide olması icap eder dedim. O da bana her zaman, her yerde yapılacak toplantıda ben yok isem, selâhiyetimi sana bırakıyorum, sen ne karar verirsen aynen kabul edeceğim diye defalarca söz vermişti. Galip Gültekin'e bir de şu hususu söyledim: İhtilâl gününü kestiğim zaman. Kimseye (Vazifeliler hariç) söylemiyeceğim, bazıları da duyduktan sonra (Napolyon'un top sesine gel) tabiyesı gibi sen de Harb Okulu karargâh olacağı için oraya gelirsin dedim. Bana gücendi. “Eğer benden saklar, böyle bir emrivaki ile karşılaşırsam dünyada gelmem bir daha da yüzüne bakmam, bana itimadın yok mu?” dedi. Bu hassas düşüncesini bildiğim için bir gün evvel bildirmeyi uygun görmüştüm, onun için evine gittim, Emin Arat bey daha sakin dinledi, o biraz ihtiyatlı ve çekingendi, hayırlı olsun dediler, onun üzerine radyoda okunacak ilk tebliğe ait hazırlanan bir daktilo sayfalık bir müsvedde uzattım, artık albayım siz bunu doktrinimiz esas olmak üzere retuş eder, düzeltir, güzel bir hale sokar yarın öyleye kadar bana getirirsiniz dedim. Altına konacak imza içinde, Osman Deniz'in imza teklifini hatırlatarak karar vermelerini onlara bıraktım. Şimdiye kadar yaptığım işleri kimseden saklamadım, hele Galip bey'e, Emin Bey'e herşeyi günü gününe bildirdim. İşimin olduğunu söyliyerek, yarın akşam Alb. Orhan Alpakanı da alarak karargâh olan Harb Okulu'na gelin dedim. Ayrıldık.

 Gece saat 2l.00 de Yb. Pakoba ile İzzet Köz'ün evine gittik. Çünkü İzzet o gün Çorum'a gidip, Merzifon'dan gelecek filo kumandanı ile görüşecekti. Gitmiş görüşmüştü, fakat pek ümitli gözükmüyordu. 25 Uçak Ankara'ya getirecek durum yok. Bazı pilotlar Diyarbakır'a tatbikat için gitmiş, fakat ne bulursa gelecek, dedi. Ayrıca Mürted Üs K. Kur. Alb. Kâzım Kalafat ile de Cemal Özdemir görüştü. Orayı da elde ettik, kati neticeyi yarın öğleye kadar alacağız, ben size bildiririm dedi. Bende yarın saat 14 te Yb. Pakoba senin yazıhanene gelir ,sen ona son haberleri bildirirsin dedim. Ben harekâta yarb,ay Pakoba'nın evinden çıkarak gideceğim. Hv. Bnb. Cemal Özdemir saât tam 23 te yarın gece orada olsun dedim. Pakoba'nın ev adresini verdim. Pekiyi dedi, ayrıldık ,eve geldim. Gayet sakin heyecansız bir gece geçirdim. Çünkü her şey o ana kadar normal gitmişti hiçbir şey dışarıya sızmamıştı.

 

 

 

20 Mayıs 1963 Pazartesi :

 

   Saat 10.00 da Emin Arat bana gelecek, radyo tebliğini getirecekti. Ondan evvel Yb. Rıfkı Ertem geldi. 229 P.A. için hazır haberini verdi. Tank Üstğ. İlhan Baş geldi, hazır haberini verdi, onları yatak odasına sakladım. Emin Arat bey geldi, tebliği kendi el yazısı ile hazırlamış olarak bana verdi, imza yerine de benimde imzam konmuştu. Demek Galip Gültekin ile görüşüp en nihayet bu şekle karar vermişler dedim. Okudum, çok güzel olmuş hayırlı olur inşallah dedim. Kendisi hiç durmadı gitti, ben hemen yatak odasına geçtim. Yb. Rıfkı daktiloda üç suret olarak temize çekti. İlhan Baş'ta orada idi. 2 Nolu tebliği de ben yazdım, hepsi hazırdı. Alb: Emin Arat'ın el yazısı ile olanı hâtıra olarak sakladım.

20 Mayıs 1963 günü öğleden sonra Turgut Alpagut bana uğramıştı. Bahtiyar Yalta, Bnb. Osman Üçok, Kadri Çıtak ve Mustafa Ok'a bildirdiğini söyledi. Ben Mustafa Ok'a söylenmemesini istediğim için neden ona bildirdin diye, üzüntümü bildirdim. Sen karışma idare et ,ben onların hepsini akşama getireceğim dedi. Peki sen bilirsin, mes'uliyet sana ait Turgut." dedim.

              0 gün Yb. Rıfkı Ertem ve M. Pakoba'ya şu şahısları çağırmalarını söyledim. Yarbay Hakkı Sümer, Alb. Tevfik, Ünlüer, Alb. Yaşar Başaran, hepsi öğleden evvel geldiler.

a.      Hakkı Sümer'e şu talimatı verdim: İhtilâl tarih ve saatını söyledim. Ünüformanı giyerek yarbay Saffet'le beraber Harb Okulu'na geleceksin. Harb Okulunda vazifen eskisi gibi bağlı birlikler kumandanlığıdır. Bir de Ord. Bşk. Muhafız Tb. K. Yz. Tacettini haberdar edeceksin, o da harekât plânındaki vazifesine göre hareket edecek dedim. Peki dedi gitti. Mert ve erkek bir asker olarak gece Harb Okuluna gelmişti. Kahramanca sabaha kadar yanımda kaldı ve vazife gördü. Sabahleyin de birlikte okulu terkettik, mahkeme safhasında yalnız manen çökmüş vaziyette idi ,o geceki fiili durumlarını her sanık gibi sakladı.

b.       Alb. Tevfik Ünlüer : Aynı şekilde gün ve saati söyIedim. 28 Tüm. Top K. Yzb. Metin Pakel'e durumu bildireceksin. Evvelce yapılan plâna göre Top K. lığı hareket edecek kendisini gördüğünü saat 18.00 e kadar bana bildireceksin dedim.

 

 

İkincisi. P. Alb. Cahit Akson'u alıp gece saat 18.00 te 28 Tüm. Kh. civarına gideceksin, harekât başlar başlamaz irtibat subayları Kh. olan Harb Okuluna gelecekler.

 0 da bana peki dedi gitti. Saat 18.00 de de 28 Tüm. Topçularının hâzır olduğunu haberi ulaştırıldığını bana eve gelip bildirdi. Ayrıca da gece saat 21.00 de Pakoba'ya randevu vermiş, Pakoba'da Akay Pastahanesi önüne gidip Tevfik bey ile Cahit bey'i buldu, topçuların hazır haberi de ikinci defa bana Pakoba kanalı ile geldi. Vazifesini noksanda olsa yaptı.

 

   C. Piyade Alb. Yaşar Başaran. Ona da gün ve saati bildirdim ve şu talimatı verdim.

   1. Em. Sv. Yb. Şükrü İnancı yanına alacaksın inzibat trafik kıta kumandanı piyade Bnb. Necmi Acar ve Jandarmanın vazifesini uygulayacak olan Bnb. Kemal Kahyaoğlu ile beraber sizin evde veya bir yerde yemeğe gideceksiniz. Saat 23.00 e kadar bu, iki arkadaşa birşey söylemiyeceksiniz. Saat 23.00 te durumu bildirip kıtalarına alarm çektirmeğe götüreceksiniz. İhanet ederlerse zor kullanacaksınız Yaşar dedim. (Sanki aklama gelmiş gibi) “Merak etme" dedi.

  2. İkincisi de radyoda okunacak deklarasyon yazılıp ben evde olmasam da zarf içinde eve bırakırım, uğrar alırsın. J. Bnli. Necmi Acar alarmı müteakkip (6) dakikada radyo evine gidebilecekti. (Plân öyle idi). Hemen radyo evine girer okutursunuz dedim. Aynı deklarasyon tank Tb. da var, bakalım yarış edin kim okuyacak diye de şaka ettim. Peki dedi gitti. Öğleden sonra deklarasyonu da gelip evden almıştı.

  3. Üçüncüsü de radyoda anons okunduktan sonra iki trafik Jeepi ile gelip Küçük Esat'ta Pakoba'nın evinden beni alıp Harbiye'ye emniyet ile çıkaracaktı, öyle plânlamıştık. Bu hususu izah etmek icab ediyor. Çünkü ben o gece elimde olmayan sebeblerden dolayı tam zamanında Harbiyeye çıkamadım. (Harbiye'ye saat 00.50 de gelebilmiştim.) Bu yüzden hakkımda bilhassa Turgut Alpagut ve onun gibi muğber olan arkadaşlar tarafından beni küçültmek için şu şekilde haberler yayıyorlardı.

  1. Ben harekâtı evden idare etmişim.

  2. Harbiye'yi zamanında çıkaracak adam evden en sonra mı gelirmiş?

  3. Her iş olup bittikten sonra saltanatla şatafatlı bir kahraman olarak Harbiyeye gelmek istiyormuşum.

  4. Zamanında Harbiye'ye çıkmaktan korkmuşum. Tehlikeli yere arkadaşlarımı sürmüşüm.

             Bunları hep hapishane koğuş ve koridorlarında bazı arkadaşlarım yayarak dedikodu yapmaya başladılar.

 Hattâ bunlara Cevat Kırca bile inandı. Hapishanede bulunan siyasî rakipler.14 ler,11 ler, Dündar, Necati ikilisi ve aşağılık komplekslerine düşmüş yakın arkadaşlarım da maalesef bu kampanyada yer aldılar.

 İşin esası şudur: 31. Mart 1963 ihtilâl teşebbüsünde plân benim için şöyle idi. Ben o gece Harb Okuluna girecektim. Arkadaşların ekibi ise Fethi Gürcan'la beraber Zırhlı Birlikler Okuluna girecekti.

             31. Mart geçtikten sonra. Alb. Galip Gültekin, Yb. Rıfkı Ertom, Bnb. Fethi Gürcan, hakkımda şöyle düşünmüşler: Yb. M. Pakoba: “Albayım siz lidersiniz, birinci hatta gitmenize lüzum yok, her şey olabilir vurulabilirsiniz, siz bize lâzımsınız. Onun için bu sefer siz bir evde bulunun biz gider kıtaları çıkarır sonra gelip sizi oradan emniyete alırız.”dediler. İşte bu arkadaşların samimi beni koruma tekliflerine uyarak 21 Mayıs 963 harekâtında Pakoba'nm evinde beklemeyi uygun gördüm. Yoksa korktuğumdan, yahut saltanatla gelmeyi düşündüğümden değil. Pakoba'lara gideceğimi bu dedikoduyu körükleyen T'urgut Alpagut'ta çok iyi biliyordu. Neden o gece son defa saat 20.00 de helâlleşip ayrılırken böyle bir arzum var ise bana bildirmedi. Eğer çıksaydım,onlar gibi de korulukta Harbiye çıkıncaya kadar beklemezdim. Ama ne yapayım ki her hareketimde samimi idim. Arkadaşların tekliflerini de kabul edişim hatâ imiş. Bunu şimdi anladım.

 Trafik kıta komutanı ihanet edip gelmeyince tabi Yaşar Başaran'da gelip beni zamanında alamadı.

 Yaşar Başaran o gece benim verdiğim talimatı Necmi Acar'a tatbik etmemiş saat 21.00 de deklerasyonu ona teslim edip 23,30 da radyoevi önünde gelmesini beklemiş. 0 da ne yapsın? Necmi'ye çok itimat etmişti. Yaşar Başaran o gece büyük bir cesaretle çok büyük işler gördü. Çok ·sadık olarak sabaha kadar çalıştı. Öğleden sonra Yb. Pakoba, İzzet Köz'e uğrayıp haber getirecekti onu sabırsızlıkla bekliyordum. Nihayet geldi. Hava kuvvetleri hazır albayım dedi. Şimdi oradan geliyorum. İzzet Köz şifreli olarak bir yerle görüştü ve tamam dedi. O sırada Hv. Bnb. Needet Öz ile Hv. Bnb. Cemal Özdemir, Mürted üssünden geldiler, oradaki Üs. K. Kur. Alb. Kâzım Kalafat ile anlaştık bu gece Mürted üssünden 4 adet uçak, bir üsteğmen kumandasında hareket edecek dediler dedi. Hv. Bnb. Cemal Özdemir'i alıp otomobille Pakoba Küçük Esat'taki evini gösterdiğini bana bildirdi. Bende kendisine akşam saat 20,00 den sonra ailem ile birlikte yemeğe geleceğimi bildirdim. Gitti.

 Artık her şey normaldi, iş saatlere kalmıştı. Şüpheyi dâvet etmemek için normal hayatımda hiç bir değişiklik yapmadım. Sokağa çıktım. Kızılay'da dolaştım, 22 Şubatçıların çay bahçesi olarak bilinen Zafer Anıdı karşısındaki (Zafer Çay Bahçesine) gittim, orada Sv. Yb. Şükrü İnanç geldi. Ona da durumu bildirdim. Yaşar Başaran, Tevfik Ünlüer, Rıfkı Ertem, M. Pakoba hep orada idik.

 Daha önce evden ayrılmadan en son olarak Em. Yzb. Ümit Yavuz ile görüştüm. (Karımın amcasının oğlu idi. 22 Şubatta Harb Okulunda 7 Blk. K. idi Onun için en kiritik vazifeyi de ona vermiştim. Harb Okulu Bindirilmiş B1. K. idi). Geceki vazifesini bir daha anlattı. Tk. K. olan Top Üsteğ. Arif Hikmet Çelik, Üsteğ. Ayhan Ocal'ı da al gel dedim. Bana aynen şöyle söz vermişti. "Albayım hiç merak etme. Hiç kimse gelmezse ben geleceğim. Dikmen'deki evden çıkıp tam saatinde gelirim, dedi ve gitti." Fakat ihanet etti. Ne o ne de Üsteğ. Arif Hikmet Çelik o gece vazifelerine gelmediler. Yalnız Üsteğ. Ayhan Öcal geldi.

Eve geldik. Rıfkı Ertem ile helâllaşıp, kucaklaşıp ayrıldık. Ben karımı, kızımı alıp, damadım tank teğmeni Atillâ Altugan da dahil saat 20,30 da Pakoba'larda olduk. Neşe ile oturduk sanki bir şey yokmuş gibi, yemeğimizi yedik.

Damadım Teğ. Atillâ Altugan saat 10.45 te helallaşıp Tank Okuluna gitti. Radyoevine gidecek ilk tankta vazifeli idi.

                      Saat tam 23.00 te kapı çalındı, Hv. Bnb. Cemal Özdemir geldi. Oturduk, Hava Kuvvetlerinin son durumunu bildirdi. Bütün Üsler hazır dedi. Eskişehir Üssünde Hv. Kur. Alb. Hulusi Kaymaklı, Balıkesir Üs Kumandanı Tuğg. Emin Alpkaya ve Hv. Alb. Lütfü Güngör, Mürted Üs. K. Kur. Alb. Kâzım Kalafat ile görüştüm. 4 Uçak üstte bekliyor, herşey hazır dedi. Saat 23.00 oldu, artık tehlike kalmadı dedim. Bu ana kadar hükümet haber almadığına göre harekât başladı dedim.

 Heyecan ile beni almaya geleceklerini bekliyordum. Saat 23.55 olmuştu, kapı çalındı. Em. Sv. Yb., Şükrü İnanç geldi. Beni Alb. Yaşar Başaran gönderdi. Tanklar gelmez ise Trafik Kıta K. ben gelmem diyormuş dedi. Ben de “Şükrü Merak etme tanklar muhakkak gelecekler, git söyle gelsinler” dedim, hemen gitti. O gider gitmez. Radyo sustu bir Almanca neşriyat başladı o da kesildi, radyo vınlamaya başladı. Arkasından Dikkat Dikkat diye Üsteğ. İlhan Başın sesi yükseldi. İlk tebliğ'i okumaya başladı:

“ıDİKKAT DİKKAT :

 

   Şimdi Türk Silâhlı Kuwetleri İhtilâl Genel Karargâhının bildirisini dinleyeceksiniz:

 

   BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE:

 

1.      Gayesi ve vazifesi milletimizin kurtarıcısı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk'ün ilkeleri ile çizdiği yolda yürümek ve milletimizi çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırarak rafah, huzur ve güvenlik içinde yaşatma olan Büyük Millet Meclisi ve onun hükümetleri, mevcut Anayasa ve kanunları hiçe sayarak partizan bir zihniyetle hareket etmeleri neticesinde ekonomik, sosyal ve politika hayatırnızı tamamen felce uğratmışlar, millet ve devletimizin bekasını tehlikeye düşürmüşlerdir. Durumu çok yakından ve hassasiyetle izleyen Türk Silâhlı Kuwetleri bu şartlar altında Büyük Milletimizin isteklerine uygun olarak ve bunu millî vazifesi bilerek idareye el koymak zorunda kalmıştır.

2.      Türk Silâhlı Kuvvetleri tamamen Atatürk ilkelerine bağlı olarak Milletimizin muhtaç olduğu kuvvetli, istikrarlı, devrimci ve demokratik Cumhuriyet idaresini kuracak ve muhalefeti amacına ulaştıracaktır. Bu amaç Türk Milletini refahı ,huzuru hızla çağdaş uygarlık seviyesine yükselmesi, eşitlik, bütünlük, birlik ve güven içinde millî şeref ve haysiyetle bütün hürriyetlerine sahip olarak barış içinde yaşamasıdır.

   3. Bu maksatla, MİLLET MECLİSİ VE CUMHURİYET SENATOSU fesh edilmiştir. BÜTÜN SİYASİ PARTİLER İLE SİYASİ PARTİLERE BAĞLI VE'YA SİYASİ MAHİYETTE OLAN BÜTÜN DERNFKLER KAPATII,MIŞ VE HER TÜRLÜ SİYASİ FAALİYET MEN EDİLMİŞTİR,.

4.      Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde vatandaşlarımızın ve yabancıların mal ve can emniyetleri ile hak ve hürriyetleri mevcut kanunlarımız dahilinde Türk Silâhlı Kuvvetleri ile Emniyet Kuvvetlerinin teminatı altındadır.

5.      Birleşmiş Milletler Anayasasına tamamen riayetle mevcut anlaşma ve dayanışmalarımıza sadık kalınacaktır. İdare makanizması, âmirleri.ve emniyet teşkilâtı mensupları normal vazifelerine devam edecekler, Silâhlı Kuvvetler ve Emniyet teşkilâtı mensupları idare amirlerine her türlü yardımı yapacaklardır.

6.      Büyük Türk Milleti, hiçbir şahıs, zümre ve parti adına hareket etmeyen yalnız milletine karşı borçlu olduğu vazifesini yapan senin Silâhlı Kuvvetlerinin zaman zaman yayınlayacağı bildirileri tam bir vakar huzur ve güvenlik içinde bekle, halaskar fedailerin yalnız ve daima senin emrinde ve hizmetindedirler.

 

 

   TÜRK SİLAHLI KUWETLERİ

   İHTİLÂL GENEL KAR,AGÂHI ADINA

                TALÂT AYDEMiR

 

   Hv. Bnb. Cemal Özdemir hemen boynuma atladı sarıldık tebrik ettİ. Eşim, çocuklarım, Pakoba ve ailesi sevinç içinde idik. Arkadan Harb Okulu Marşı çalmaya başlayınca ben şöyle dedim: "Bu günü gördüm, artık ölsem de gam yememı” hemen Pakoba ile Cemal Özdemir'i Harb Okuluna gönderdim. Ben de plân gereğince Yaşar Başaran'ın beni gelip almasını bekliyordum. Derken biraz sonra bir jeep geldi içinden iki Harbiyeli ve Yb. M. Pakoba indi. Harbiyelilerin biri Erol ,Ege, diğeri Zihni Çetiner idi. Hemen evdekiler ile helâllaşıp Harbiyeye hareket ettik, yolda Meclis önünde bir tank gördüm, Teğ. Savaş Kilimci bizi durdurdu. Parola sordu. Beni görünce arabayı serbest bıraktı.

 Harbiyeye döndük, yokuştan aşağ'ıya Bl. ler muntazam iniyorlardı, arabadan indim onları selâmladım, hayırlı vazifeler temenni ettim. Hepsi neşe içinde idi. Galip Gültekin beni karşıladı, tekrar arabaya bindik Nizamiyeye on metre kala indim.

   Fakat Harb Okuluna çıktığım zaman ne göreyim, Cahit Aksoy ile Tevfik Ünlüer orada değller mi? Vazife başına gitmemişler, etrafımda vazife ver deyip dolaşıyorlar, herkes kendisini Harp Okuluna atarak garantiye almak istemiş. Tevfik Ünlüer sabaha kadar yanımda kaldı. Arada sırada verdiğim vazifeleri noksan da olsa yaptı.

Beni ilk karşılayan Turgut Alpagut, Bahtiyar Yalta oldu. Hv. Alb. Turhan Çağlar'da boynuma sarıldı öptü ve o anda kayboldu. Mektebin önü karma karışıktı .Turgut beye iç ve dış emniyet aldın mı dedim. O anda okul nöbetçi âmiri top Yb. Behsat Tanrı yanıma getirdi elini sıktım. Yarbayım ihtilâl başlamıştır. Vereceğim emirlere harfiyen riayet edilecektir dedim. Okulun bütün nöbetçi heyeti nizamiye önünde idi. Çoğu öğretmen subaylardı, Okul Nö. Sb. Nö. Amiri A. Nö. Yzb. o anda hiç bir mukavemet göstermediler. Nöbetçi subayı odasına çıktım. Genç öğretmenlere vazife verilmesin bir odada istirahat etsinler dedim. Kendim sağdaki koridordaki Kh. K. nın odasına gittim, yanımda muhafız talebeler, Pakoba, Hakkı Sümer, Galip Gültekin, Selçuk Okyay, Tevfik Ünlüer, vardı. O sırada radyo el değiştirdi. 28 Tüm Kur. Bş. Yb. Ali Elverdi konuşuyor dediler, radyoyu kapattım. Bizimkiler şimdi alırlar dedim.

 

             Karşımızda hiç bir kuvvet yoktu. Ama nasıl olduğunu anlıyamamıştım.. Meğer Radyoevine ne trafik kıtası gelmiş ne de Harb Okulundan gönderilen bindirilmiş bölük gitrniş. Turgut Alpagut, Bahtiyar Yalta meydanda yok, hemen nizamiyede bindirilmiş olarak bekleyen Blk. aşağıya sevkettim. Üstğ Erol Dinçer (Gecenin en kahraman subayı). Bu Bl. ile gidip radyoevini tekrar zapetti. Ali Elverdi'yi tevkif edip getirdi. Radyo tekrar bizim anonsu vermeye başladı. 02.30 a kadar devam etti.

 Erol Dinçer'in Radyoda İhtilâl Karargâhı adına okuduğu anons şöyleydi :

 Türk Silâhlı Kuvvetleri İhtilâl Genel Karargâhı iki numaralı tebliği :

   1. 21 Mayıs 1963 günü 00 saatten sonra ihtilâl için veriIen özel parolayı bilmeyen hiç bir vatandaş sokağa çıkmayacaktır.

   2. Aksi hareket eden kim olursa ateş edilecektir. İstanbul, Ankara vilâyetlerinde şu andan itibaren Örfi İdare ilân edilmiştir.

                   TÜRK SİLAHLl KUVVETLERi

                        IHTiLAL KARARGAHl

 

 

   Bu sefer Etimesut istasyonundan radyo irtibatını kestiler. Hükümet kuvvetleri diye Eitmesut'tan anonsa başladılar.

Genelkurmay Başkanı Sunay şu konuşmayı yaptı:

TÜRK SİLÂHLI KUWETLERİ HÜKÜMETİN EMRİNDEDİR. KAR,A, DENİZ, HAVA VE JANDARMA KOMUTANLIKLARI HÜKÜMETİ DESTEKLEMEKTEDİR. TALAT'IN 3-5 ADAMI HÜSRANA UĞRAYACAKTIR. MACERA PERESTLER MUVAFFAK OLAMlYACAKLARDIR. VE CEZALARIM GÖRECEKLERDİR. BUNLAR TOPLANMAKTADIRLAR.

                  ORGENERAL CEVDET SUNAY

                  GENEL KURMAY BAŞKANI

 

   Bu andan itibaren subaylarda kıta kumandanlarında bir çözülme başladı. Halbuki karşımızda hiç bir kıta yoktu. Subaylar tankları, bölükleri bırakıp kaçmasa idi, hiç bir şey olmayacaktı. Tek radyonun bu kadar tesirli silâh olduğunu o zaman anladım. mağlubiyetimizin tek sebebi radyodur.

              Bu saatten itibaren şans artık döndü. İstanbuldan'da hiçbir haber alamadım. Orada da radyo el değiştirince ayağa kalkan birlikler hemen ters dönmüşler, asayiş plânını uygulamaya başlamışlar. Harb Okulu'na bir çok generaller enterne edilerek getiriliyordu. Hepsine gayet iyi muamele ettim. Silâhlarını aldırmadım. Okulun gazinosunda istirahat ettirdim. Otobüslere doldurup aşağıya vazifelerine gönderiyordum. Bir hayli de her rütbeden subay geliyordu. Çoğu vazife istiyorlardı, güvenip veremedim. Tanımıyordum. Hele ikinci defa radyo bize geçince:

 Harbiye'ye parolayı bilmiyerek getirildim diye gelen subay akını başladı. Bunlar iki taraflı hareket eden subaylardı. Yaşasın cinsinden. Saat 03.30 raddelerinde çok bunaldım. Bu sıralarda Cevdet Sunay'ın adına radyoda şu bildiri tekrarlanıyordu:

 

   HAVADA UÇAN TÜRK HAVA KUWETLERİ TAYYAREI.ERİ HÜKÜMETİN VE GFNELKUR,MAY BAŞKANLIĞININ EMRiNDE OLARAK HAVADA VAZİFE BEKLEMEKTEDİRLER. YOLUNU SAPITMIŞ BİR KISIM HARBİYELİLERİN VE YANLIŞ YOLDA OLAN AZINLIĞIN DERHAL KIŞLALARINA ÇEKİLMELERİNİ VE: SİLÂHI.ARINI BIRAKMALARINI EMREDERİM. AKSİ TAKDİRDE BÜTÜN SİLÂHI,I KUWETLERLE BİRLİKTE YARIM SAATE kADAR HAVA KUWETLERİ TAARRUZ EDECEKTİR.

                  CEVDET,SUNAY

                  ORGENERAL

                  GENELKURMAY BAŞKANI

 

   Biraz ewel 229 P. irtibat sb. Hâkim Gökalp Pusat geldi. 229 P. A. başta Rıfkı Ertem olmak üzere alay tam plâna göre hareket etmişti. Yb. Rıfkı Ertem o gece tam kendisini gösterdi. % 100 vazifesini yapan çok kahraman bir subaydı. Kendim Hv. Kuvvetleri Kh. kadar aşağıya indim. Çünkü Radyoevine giden Harbiyelilere ateş ediliyor diye bir haber gelmişti. Yb. Rıfkı Ertem'i istettim, ben de gidip müdahale etmekten bizzat oralarda döğüşmekten başka çâre kalmamıştı. Hiç bir yardımcı yoktu. Aslan gibi vazife gören Bnb. Fethi Gürcan, Üstğ. Erol Dincer, Yzb. Tevfik Saltoğlu, Yb. Rıfkı Ertem, Asb. Münip Tepeci ve harbiye talebelerinden başka kimseyi göremiyordum. Tam Hv. K. Kh. meclis arasındaki yol üzerinde Yb. Rıfkı Ertem ile konuşuyorduk.  Radyoevine gidecekti. Emir veriyordum, etrafımızda Harb Okulu talebeleri vardı. 30-40 kadar. Hv. Kv. Kh. da dolu gibi bize ateş başladı. Hemen talebeler tam siper yaptırdık, fakat Rıfki bey i1e biz ayakta kaldık, kendimizi kaybetmiştik hele, ben vurulmayı çok arzu ediyordum. Fakat öldürmeyen Allah öldürmüyor, ayağımın ucuna yere çarpan mermileri çok gördüm. Mucize demekten başka elimden bir şey gelmiyor. O geceyi görmeyen inanamaz. Biraz sonra ateş kesildi, okula döndük, işler pek iyi gitmiyordu. Sabah olmak üzere idi. Saat 05.30 oldu. Okula koşarak İzzet Köz ile Hv. Bnb. Necdet Öz'ün geldiğini gördüm, sevinçle işte albayım nihayet istediğin uçakları getirdik, şimdi Eskişehir Hv. Üssünden (4) adet F100 uçağı hareket etti, geliyorlar, demeye kalmadı. Uçaklar geldi, nizamiyeye çıktım, dört uçakta Meclis binası üzerine Muhafız A. Köşke dalıyor. Hv. K. K. Ve Genel Kh. dalıyorlardı. Epey uçuş yaptılâr. İzzet Köz bana Hv. K. Kh. ateş altına bu uçaklarla aldirtacağını söyledi. Harbiyelileri Kh. civarından çekin dedi. Bende Fethi Gürcan'a haber gönderdim, hakikaten biraz sonra uçaklar Hv. K. Kh. ve Genel Kur. makinalı tüfekle tarıyorlardı. Hattâ bir uçakta roket atışı yaptı ama Hv. K. Kh. nın yanındaki araziye düştü, bir müddet sonra bu uçaklar gittiler. Her halde akar yakıtları bitti. Saat 06.00 da bu sefer iki adet F86 uçağı geldi, bunlar Mürted'ten kalkmış hükümet kuvvetlerine aitti bunlarda Harb Okulunu makineli tüfek ile taramaya başladılar, o anda bir talebe şehid oldu. Epey ateş ettiler, artık vaziyet aleyhe dönmüştü. Baktım A1. Nö. A. Sabahattin Altınok geldi.” Harekâtı durduralım albayım" diyerek yalvarıyordu. Biraz evvelde bu binbaşı beni tevkif etmek için tertibat almıştı. Bağlı birliklerden 30-40 kadar er toplamış, başında Sadık Yzb. ile Nizamiyeye doğru geliyorlardı, talebeler bana haber verdiler. Hemen iki tomsonlu muhafız ile dışarıya fırladım, gelen askerlere karşı yürüdüm, Yzb. geri dönüp kaçtı. Askerlerin başında bir assb. vardı. Çağırdım emir verdim, askerleri durdurdu. Tüfek çattırdım. Başına bir nöbetçi diktirdim ,erleri geldikleri yere gönderttim. Bunun esasını duruşma safhasında öğrendim. Kur. Bnb. Sebahattin Altınok ile Nö. Yzb. Nihat Şendoğan sabaha karşı bazı tertiplere girdiklerini haber alınca tevkif etmiş bir odaya kapatmıştım. Oradan telefon ile Genelkurmay 2. Başkanı Memduh Tağmaç ile S. Altınok görüşmüş beni tevkif için emir almış. O askerleri meğer Yzb. Ziya emir verip getirtmiş ama muvaffak olamadı. Bu Bnb. yı da mahkeme safhasında iyice tanıdım. Çok beceriksiz bir kurmay subay. Hakkında fazla bir şey yazmıyacağım.)

 Saat 06.30 olmuştu. Teğmen Atilla Altugan geldi, albayım hükümet kuvvetlerine ait kuvvetler Harb Okulunu kuşatıyor, tanklar yokuştan çıkıyorlar, elli metre kaldı dedi. Baktım çâre kalmamıştı. Okulda kalıp teslim olmak istemiyordum, çarpışa çarpışa göğsümden vurularak ölmek istiyordum. Nizamiyeden çıktık, yanımda şu arkadaşlar vardı. Alb. Galip Gültekin, Yb. M. Pakoba ve Hakkı Sümer, Alb. Tevfik Ünlüer, Teğmen Atilla Altugan, Harbiyeli bir kaç arkadaş ve muhafızım Erol Ege bizde okuldan aşağıya sol taraftaki koruluktan yürüyerek indik, sağımızda tanklar yol üzerinde", solumuzda 229 P. Al. avcı zincirinde ateş ederek ilerliyorlardı. Bizi ne gören vardı, nede ateş eden, köprüye kadar indik,

oradan sağ tarafa geçtik. Harbiyelilere terk etmeleri için ısrar ettik, onlarda terketiler. Atilla'da Galip Gültekin'de gitti, Erol Ege beni terketmemek için yalvarıyordu, ona üzerimdeki bazı kâğıtları verdim yak dedim, yaktı. 0 da ayrıldı, geri kalan arkadaşlarla Teknik Üniversite kapısına yürüdük. Yanımızdan, kıtalar geçiyordu, aldıran olmadı, geri döndük. Dikmen'e doğru dere içinden yürüdük geldik. Dikmen'e çıkan yolun kenarında fundalıklar içinde. oturduk. Bu sefer sağımızda Muhafız Alayı koruyu tarıyor, ateş ederek Harbiye'ye doğru çıkıyordu. Şolumuzdan dört metre kadar ötedeki yol kavşağında jeepler vızır vızır Dikmen'e doğru gidiyorlardı, havada helikopter, topçu uçakları uçuyor,. bizi arıyorlardı. Kimse bizi görmedi. Saat 08.00'e kadar orada oturduk, son durum muhakemesini yaptım.

            “Olan oldu mağlup olduk. Mukadderattan başkası olmaz, gidip teslim olalım" dedim. Assubay Münip Tepeci bana yalvarıyordu, albayım dağa çıkalım. Ben sizi kaçırırım diyordu. Ben kabul etmedim. Yb. Hakkı Sümer 'Genelkurmaya teslim olalım diyordu, razı olmadım.

 "Biz siviliz ancak sivillere emniyet (polis) karışır gidip, ona teslim olalım” dedim. Kararı uygulamak için oradan geçen bir taksiyi yoldan çevirdik, hepimiz bindik. Doğru Hv. K. Kh. önünden Eminsu mahallesini geçtik, buraya iki askeri barikatı aşarak girdik. Kimse tanımadı. Yarbay hakkı Sümer'i eve bıraktık, oradan Maltepe câmisi yoluna indik,. Alb. Tevfik Ünlüer ile Assb. Münip Tepeci'yi bıraktık, Pakoba ile birlikte tam sekiz tane askeri kordonu aşarak çok dolambaçlı yollardan Küçük Esat'a Pakobalar'a geldik. Eve çıkınca ailelerimiz bizi görünce şaşırdılar. Çünkü radyo durmadan 22 Şubatçılar, asiler, imha edildiler diye yalan haberler yayınlıyordu. Tabii bizi sağ görünce şaşırdılar, oturduk konuştuk. Çok yorgun idik, birer odaya çekilip uyuduk. Tam saat 12.00 olmuştu, polisler Pakoba'yı tevkif için eve gelmişlerdi. Ben de giyindim, odadan çıkanca polisler hem şaşırdılar, hem de "Talât ağabey sen burada mısın?” diyerek sevindiler. Polislere şu şartı koştum: “Ben ancak size teslim olurum. Askerlere teslim olmam" dedim. Söz verdiler evden çıktık. Polis arabasına bindim, beni götüren polisler, çok iyi insanlardı, hayatımı kurtardılar. Çünkü evin önünden hareket ettikten hemen sonra arkamızda beyazlı, sarılı bir hususî araba belirdi, içinde Merkez Kumandanı 0. Çokdeğer ve birkaç tane subay ellerinde  tomsonlar klakson çalarak bize durmamızı işaret ediyorlardı. Eri nihayet bizim arabanın önüne geçtiler, kendilerini takip etmemizi söylediler. Ben polislere sakın bizi onlara teslim etmeyin dedim. Arabalar hızla gidiyordu, Genelkurmay istikametine döndük, Jandarma Genel Komutanlığı önünden geçtik, Merkez Kumandanının arabası Genelkurmay'ın önüne giden yola girdi ben hemen polise ileri sür dedim, hızla uzaklaştık. Onlar kala kaldılar, arkamıza düştüler ama biz Çankaya Emniyet amirliği önüne geldiğimizde ancak yetişebildiler. İş işten geçmişti. Polisler ve ben arabadan atladık, buraya girdik. Doğru l. Ş. Md. yanına çıkardılar. Merkez K. Orhan Çokdeğer geldi, beni zorla Genelkurmay'a götürmek istedi ama polisler vermediler. Bir de baktım Sv. Alb. Reşit Çölok (M.D.O. cu )elinde tomson o da orada kahraman gibi dolaşıyordu, bu cins subaylardan nefret ediyordum. Bunlar zamanında yanımıza selâvat ile gelen insanlardı .Sokakta görünce de selâmlamak için çırpınırlardı. Ama şimdi acaba bu hareketler ile göze girerek bir Avrupa ve Tahran'a gidebilecek miyim diye çırpınıyorlardı. Ekrem Acuner'in (M.D. ı) teşkilâtında çalışanlardan biride buydu...

Polisler usulen üzerimi aradılar ve. diğer bir odaya aldılar. Orada kısaca bir ifade verdik biraz sonra odaya muhafız olarak dört tane polis geldi. İkisi resmî, ikisi sivil, sivil olanlardan bir tanesi genç partizan tipli bir kimse ve (CHP) li olduğu da konuşma ve yüzünden akıyor. Hareketin tasvip edilmediğini ,fena olduğunu söyleyerek aklınca beni tenkit ediyor, kızdırmak istiyordu. Haline gülüp soğukkanlı cevaplar veriyordum. Nihayet dayanamadı şu dört suali güya belli etmeden sordu:

   1. Albayım harekâtın muvaffak olmadığını görünce kaçmayı veya ecnebi bir sefarete sığınmayı düşünmediniz mi? Hayır dedim, bir lider hiç bir zaman kaçmaz, sefaretlere girmekte bana yakışmaz, ben yaptığım işin ne olduğunu biliyorum. Milletime hesap vermeye razıyım, sonra hakikatler kayıp olurdu dedim.

   2. İntihar etmeyi düşünmediniz mi? İntihar irade zafiyetidir. Bana yakışmaz, bunun içinde hiç bir sebep görmedim, dedim.                

 

  3. Siz idam edileceksiniz, çoluk çocuğunuza, hele askeri okuldaki oğlunuza acımadınız mı?

  “ Benim idam edilip edilmiyeceğim belli olmaz bu işbildiğiniz kadar kolay bir iş değil, biz radyonun söylediği gibi 3-5 çapulcu değiliz, derinliği olan bir kuvvetiz, bu.iş daha bitmedi, bizim intikamımızı alacak binlerce insan var, ben memleketin kurtuluşu için bir ideale inanarak hareket ettim. Bu uğurda çoluk çocuk düşünülmez, zaten onlarda benim yaradılışımdadırlar, hiç düşünmedim ve acımam da” dedim.

  4. Peki kısmet olur kurtulur, çıkarsanız ne yaparsınız?

  " Derhal ilk fırsatta bir yenisini. Ve git seni buraya gönderenlere raporunu yaz ver.” dedim. Umduğu cevapları, alamadığı için çok memnun olmadı, çünkü gazete bültenlerine hükümet benim ağzımdan nedamet haberlerini yayıp alay edemiyecekti.

  Biraz sonra Genelkurmay'dan hâkimler geldiler, kalabalık bir odada ilk hazırlık ifademi aldılar. Kısa ve özlü olarak hiç bir şeyi saklamadan her şeyi açıkça söyledim, gece oldu. İlk konulduğum odada polis nezaretinde bekliyordum. İçeri bir kaç sivil polis girdi, yanlarında yarbay Pakoba'da vardı. İkimizi beraber aldılar “kusura bakma Albayım” diyerek bileklerimize kelepçe taktılar. Bunu Merkez Kumandanı Albay istedi dediler. O anda Ankara, İstanbul, İzmir'de Örfi idare ilân edildiğini duymuştuk. Dışarı çıktık, bizi götürüyorlardı. Koridorda Albay Emin Arat ile Albay Yaşar Başaran Sv. Yb. Şükrü İnanç ile Alb. Orhan Alpakın kelepçeli olarak bekliyorlardı, aşağıya indirildik. Merkez K. Orhan Çok değer hafimize bakarak zevkten gülüyordu, bir hapishane arabasına bindirildik, içerde Yb. Rıfkı Ertem Alb. Turgut Alpagut Bnb. Bahtiyar Yalta vardı. Mamaktaki askeri cezaevine gece yarısından sonra getirildik, 32 Nolu koğuşta ayrı ayrı hücrelere konularak kilitlendik. Uykusuz ve yorgunduk, hemen uyuduk. Sabah olunca koğuşta yanımdaki hücrede Üsteğmen Erol Dinçer yatıyormuş. Izdıraplar içindeydi. Çünkü onu 28 Tüm. Merasim Blk. K. Yzb. Erol Tunçok Ali Elverdi'nin emri ile askerlere cop ile dövdürmüş. Her tarafı çürük içinde idi. Bunu duyunca çok fena üzüldüm, karşımızdaki insanların ne kadar hain olduğunu anladım. Bizi evden götüren polislerin elinden eğer Merkez Kumandanı Alb. alıp Genelkurmay'a sokabilmiş olsaydı benim de sağ çıkmam imkân yoktu en azından Erol Dinçer'in durumuna sokarlardı. Çünkü subay subaya fırsat düşünce yukarı kademelere yaranmak için acımadan her şeyi yapıyordu. Bunu hapishane. hayatında da gördük, fakat polisler bize çok iyi muamele ettiler, arada çok fark varmış. Sabahleyin kalktıktan biraz sonra asker karavanası ile çorba geldi, : hücreleri açmadan aralıktan köpeklere yemek verircesine yemek dağıtılıyordu, çünkü hapishane müdürü öyle emretmişti. All Elverdi'nin sınıf arkadaşı idi. P. Bnb. Nurettin Işıldar insanlıktan çok uzak gaddar, zalim, cahil bir gardiyan başıydı. İnsanlara eziyet etmekten adeta zevk duyar gibiydi. Biraz sonra Tüm. Kur. Bşk. Yz. Ali Elverdi 28. Tünz. bir Kur. Yb. ile  beraber geldiler. Hâdisenin en büyük kahramanı olan bu zat teker teker hücrelerin önünden geçerek                             benim önüme geldi ve : "Gördün mü orduyu kim karıştırıyormuş, senin kanını bu memlekete değil, Maskofya'ya gömeceğiz diye hitapta bulundu ve (tu) diye hücreye tükürdü” Bende gayet sakin "0 belli değil, daha dedim. benim elim kolum bağlı idi, hücrede kilitli idim, geceyi hatırladım, ayaklarıma kapanmış hayatını kurtarmam için yalvarmıştı. Ona yaptığım iyiliğin karşılığını işte insanlıktan yoksun olarak böyle adice ödüyordu. Bir Türk subayının esir olan

parmaklık gerisinde bulunan eski bir ordu subayına yapacağı muamele değildi bu. Ben tenezzül edip cevap vermedim fakat iş bundan sonra değişti ve lâyık olduğu muameleyi hâk etti, benim yanımdaki hücrede P. Alb. Yaşar Başararan vardı. Ona dönüp “Sen de bu adama inanarak peşinden gittin ha, saman kafalı.”deyince Yaşar Başaran fırladı senin kafan et dolu dedi, Elverdi Yaşar'a eşek dedi, “Yaşar'da Eşşek oğlu eşek, hayvan oğlu hayvan cevabını verdi." Artık her hücreden küfürler yağıyordu.

Tutunamadı yanında bir Kur. Yb., daha vardı, ardına baka baka çıkıyordu. Yb. Pakoba, Ali Elverdi'ye "Gece albayın ayaklarına kapandığını unuttun mu." dedi. Koğuştan ağıza alınmadık küfürlerle yolcu edildi. Geldiğine, geleceğine pişman olmuştu. Elverdi'yi daha önceden de tanırım. Ben Harb Okulu Kumandanı iken, etrafımda pervane gibi dönerdi.

            Hapishaneye girmeye selâhiyetide yoktu ama, Cezaevi Müdürü P. Bnb. Nurettin sınıf arkadaşı idi, ona kendisini gösterip, fiyaka yapmak istemişti, ama işler tersine dönmüş rezil olmuştu. Hücrelerde bir ölü sessizliği vardı. Herkes kara kara düşünüyordu, yanımda yakında yatan hücre arkadaşlarıma şunları söyledim : “Arkadaşlar artık iş bitmiştir. Bize hiç bir şey yapamazlar eğer dün gece hükümet kuvvetli, Ordu bütünlük taşısa ve hükümeti destekleyecek durumda olsa idi bizleri sabaha kadar kurulan bir ihtilâl mahkemesinde karara bağlar hepimizi sabahleyin kurşuna dizerlerdi. Artık bu tehlike geçmiştir. Bizleri Hukuk Mahkemelerine tevdi ettiklerine göre iş kolaylaşmıştı." Bütün hücredeki arkadaşlara hitap ederek bundan sonraki tutumumuz hakkında ana fikrimi belirttim. Bütün mesuliyeti üzerime alıyorum, mahkemede ifadelerde hakikatlerden ayrılmayalım. Dâvayı kül olarak kurtarmaya bakalım, gaye: Ölüm cezasından herkesin kurtulmasıdır. Hapis ne kadar verirlerse versinler kıymeti yoktur, zamanla telâfi edilir, siyasî mahkûmların hapiste yatma müddetleri belli değildir.

 Herkes vicdanı ile hareket etsin ,ben bu yolda hareket edeceğim, kimseye başka türlü bir şey söylemeyeceğim. Burası ne hapishanedir ne mahkemedir, herkes serbesttir” dedim.

 Ben prensiplerimden şaşmadım, bundan sonra da şaşmam bir kaç gün sonra Türkeş, Özdağ, Baykal, Akkoyun'lu, Dündar Seyhan'nın arka taraftaki hücrelere getirildiğini duyduk. Onların bizimle hiç ilgileri _yoktu. Bu harekâtın şerefi de günahı da pür, 22 Şubatçılara aitti. Onlar gibi bir iş yapmadan böyle pisi pisine aynı şartlarla hapishaneye düşseydim çok üzülürdüm. Allah bizi onların vaziyetine sokmamıştı.

24 Mayıs 9â3 günü savcı hâkim Bnb. Turgut Akan beni çağırdı, ifademi aldı, sorduklarını ve hâdiseleri olduğu gibi anlattım, harekât için kimlere haber ve vazife verdiğimi söyledim: Ben o ifade de yalnız şu şahısları saydım:

   "Bnb. Fethi Gürcan, Yb. Rıfkı Ertem, Alb. Yaşar Başaran, Yb. Hakkı Sümer, Alb. Turgut Alpagut, Alb. Tevfik Ünlüer, İstanbul'dan da Alb. Cevat Kırca ve Osman Deniz, Hava Kurmay Bnb. İzzet Köz, Tevfik Saltoğlu, İlhan Baş. Bunların yakalandığı malumdu. Sonradan çeşitli dedikodular yayıldı. Bir kısmı benim defterimde isimler varmış o yüzden yakalanıp bigünah olarak gelmişler ben gençleri ele veriyormuşum, neler neler."

30 Mayıs 1963 günü evlerimizden ilk defa çamaşır ve elbiselerimizle diğer ihtiyaçlarımız geldi, ilk defa ailemiz ile irtibat kurmuş, onlarında hayatta olduklarını öğrenebilmiştik, ilk ;günlerin tesiri altında ailelerimize de herşeyi yapabilirlerdi, çünkü bize karşı duranlar, büyük bir intikam hırsı ile hareket ediyorlardı.

 

   1. Haziran 963 günü Cezaevi Müdürü Bnb. Nurettin Işıldar avukat tutmamız için istida ile müracaat etmemizi bildirdi. Koğuşta bir telâştır aldı, herkes ne yapacağını şaşırdı. Ortayâ ne fikirler döküldü. Ben avukat için istida vermiyeceğimi söyledlm, sebebini yazarak Ütğ. Erol'a bildirdim. Hücre arkadaşım genç olmasına rağmen en olgun hareket eden bir subaydı. Kendisini severdim. Bunun sebebi şu dedim: Deftere yazdığımı okuttum :

   1. 22 Şubat olayları dolayısıyla dâvamızı kabul etmiş avukatlarım vardır.

   2. Böyle bir hal karşısında gerek avukatların gerekse sevdiğim arkadaşlarım imdadıma kendiliklerinden gelmiyeyecek iseler yenilerini de bulmak için hiç uğraşmam. Çünkü Cemiyetteki insanlara karşı itimadım kalmamıştır. Kendi gücümle yapacağım, savunmamın kıymeti daha büyüktür. İyi gün dostlarıma ihtiyacım yoktur.

   3. Hayatta insanlar şu üç prensibe dikkat etmelidir :

   a  Birine itimat etmek, inanmak,

   b  Sadakati elden bırakmamak ,vefakâr olmak,

   c  Vazifesini fedakârca yapmalı, vicdanı ile hareket etmeli geçmiş günleri unutmamalıdır.   Bu satırları bana yazdıran bir haftalık hapishane hayatında dönen kulis faaliyetlerinden edindiğim his idi. Mahkeme safahatında yanılmadığımı anladım.

4/Haziran/1963 günü saat 12 de son tahkikatın açılması hakkında savcının kararnamesi bizlere verildi. 7/Haziran/1963 günü de mahkeme huzuruna çıkarılacaktık.

Savcının iddianemesini okuyanlar, istenen cezaları görenler yavaş yavaş bozulmaya başladılar.

  Mahkemede can ve ceza korkusundan herşey inkâr edilmeye başlandı. Mahkemede inkâr hukukî bakımdan şahısların cezalarının azalması için normal karşılanabilirdi. Fakat hapishane koridor ve koğuşlarında hiç birşey söylenmemiş, plânlamada noksanlık varmış gibi hakikatleri saklıyarak yalanı insanın gözüne baka baka söyleyen şahıslar hakkında dedikodu yapan bizzat harekât plânını benden öğrenen arkadaşlara ne diyeyim bilmem ki. Üzüldüğüm nokta bu. Tenkide ve suçluya gelince herkes aslan kesiliyor. Ama o gece vazifesini icra safhasında yapamayanlar hiç vicdan azaba duymuyor mu? Ama zamanla yaralar soğuyacak, acılar geçecek neticede mahkemeden ümit ettikleri gibi çıkmayacak. O zaman bu gibi dedikoducular acaba nasıl hareket edecekler merak ediyorum? 0 vakitte ihtilâlci olarak kahramanlıklarını kim bilir nasıl anlatacaklar. Yaşayanlar bunları hep görecekler. O zaman insanlardan daha çok nefret edecekler.

       Hayat grafiği her devirde zayıf karakterli ,insanlar için böyle inişli çıkışlı olmuştur. Normaldir.