KÜTÜPHANE | STALIN | RAPOR

MERKEZ KOMİTESİ'NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ'NE SİYASİ FAALİYET RAPORU [36]

II SOSYALİST İNŞANIN BÜYÜYEN KABARIŞI VE SSCB'NİN İÇ DURUMU

2— Parti İçi Meselelerde Yönetim Sorunları

Sosyalist inşanın yönetimi, Parti'nin genel çizgisinin uygulanması Partide sakin ve sürtüşmesiz, mücadelesiz ve azmi zorlamadan geçti sanılabilir. Ama bu doğru değildir, yoldaşlar. Gerçekte bu çalışma, Parti içi zorluklara karşı mücadele içinde, gerek genel politik alanda gerekse de ulusal sorun alanında Leninizmden her türlü olası sapmalara karşı mücadele içinde yapılmak zorundaydı. Partimiz vakum içinde yaşayıp etkinlik göstermiyor. En hareketli yaşamın içinde yaşıyor ve etkinlik gösteriyor ve çevresinin etkisine maruz kalıyor. Fakat bilindiği gibi çevre bizde çeşitli sınıf ve sosyal gruplardan oluşuyor. Kapitalist unsurlara karşı açık taarruz başlattık, sosyalist sanayimizi çok ilerlettik, Sovyet çiftliklerinin ve kollektif çiftliklerin inşasını geliştirdik. Ama bu tür olgular sömürücü sınıflara dokunmadan kalamaz. Bu olgular kural olarak beraberinde, can çekişen sınıfların yıkımını, köyde Kulaklığın yıkımını, kent küçük-burjuva tabakalarının faaliyet alanının daralmasını getirir. Tabii ki bütün bunlar, sınıfların mücadelesini, can çekişen sınıfların Sovyet iktidarının politikasına karşı direnişini kaçınılmaz olarak keskinleştirmek zorundadır. Bu sınıfların direnişinin şu ya da bu biçimde Partimiz saflarında yansımasını bulmayacağına inanmak gülünç olurdu. Ve gerçekten de yansımasını Partide bulmaktadır. Can çekişen sınıfların direnişinin bir yansıması, Partimiz saflarında görülen, Leninist çizgiden tüm ve her türlü sapmalardır.

Aynı zamanda Partimizdeki sapmalara karşı mücadele etmeden, bu sapmaların üstesinden gelmeden sınıf düşmanlarına karşı başarılı bir mücadele yürütülebilir mi? Hayır, bu olmaz. Olmaz, çünkü arkanda onların ajanları durdukça, davamıza inanmayan ve ileriye doğru yürüyüşümüzü her biçimde önlemeye çalışan kişileri arkanda bıraktıkça, sınıf düşmanlarına karşı gerçek bir mücadele geliştirmek olanaksızdır.

Parti'nin önündeki görev olarak, Leninist çizgiden sapmalara karşı uzlaşmaz mücadele bundandır.

Neden şimdi sağ sapma Parti'de şimdi ana tehlikedir? Bu sapma Kulak tehlikesini yansıttığı, Kulak tehlikesi ise mevcut durumda, açık taarruz ve kapitalizmin köklerinin kurutulması anında, ülkede en büyük tehlike olduğu için.

MK, sağ sapmanın üstesinden gelmek, "sol" sapmaya son darbeyi indirmek ve Parti'nin Leninist çizgi etrafında maksimal birliğine yolu açmak için ne yapmak zorundaydı?

a— Herşeyden önce, Parti'de Troçkizmin kalıntılarını, Troçkist teorinin kalıntılarını temizlemek gerekliydi. Muhalefet olarak Troçkist grubu çoktan paramparça ettik ve kapı dışarı ettik. Troçkist grup şimdi burjuvaziye, Partimizle ilgili meselelerde isteyerek muhbirlik acentası hizmeti veren anti-proleter ve Sovyet düşmanı, karşı-devrimci bir grubu temsil ediyor. Fakat Troçkist teorinin kalıntıları, Troçkizmin kalıntıları henüz Par-ti'den tam kaybolmadı. Yani herşeyden önce bu kalıntıları temizlemek gerekliydi.

Troçkizmin özü neden ibarettir?

Troçkizmin özü, herşeyden önce, SSCB'de sosyalizmi ülkemiz işçi sınıfının ve köylülüğünün güçleriyle kurma olanağını yadsımasından ibaretir. Bu ne anlama gelir? Bu, eğer yakın zamanda muzaffer dünya devrimi yardımımıza gelmezse, burjuvazi önünde teslim olmak ve bir burjuva-demokratik cumhuriyete yolu açmak zorunda kalacağımız anlamına gelir. Yani burada, dünya devriminin zaferi üzerine, "devrimci" lafızla kamufle edilmiş, ülkemizde sosyalizmi kurma olanağının burjuva bir yadsınışıyla karşı karşıyayız.

Bu tür görüşlerle, işçi sınıfının milyonluk kitlelerini çalışma coşkusuna, sosyalist yarışmaya, Hücum İşçilerinin bir kitlesel hareketine, kapitalist unsurlara karşı açık taarruza şevklendirmek mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Üç devrim yapmış olan işçi sınıfımızın, toprağı kapitalizm yararına gübrelemek için, çalışma coşkusuna ve Hücum İşçisi hareketine katılacağını varsaymak aptalca olurdu. Bizim işçi sınıfımız çalışma coşkusuyla kapitalizme hizmet etmek değil, bilakis ka

pitalizmi kesin olarak mezara gömmek ve SSCB'de sosyalizmi kurmak istiyor. Onun elinden sosyalizmi kurmanın mümkün olduğu sağlam inancı alındığında, yarışma için, çalışma coşkusu için, Hücum İşçisi hareketi için her türlü zemin yok edilmiş olur.

İşçi sınıfını çalışma coşkusuna ve yarışmaya şevklendirmek için ve açık taarruza örgütleyebilmek için, herşeyden önce Troçkizmin, ükemizde sosyalizmi kurmanın imkansız olduğu burjuva teorisini mezara gömmek gerekiyordu, sonucu bundandır.

Troçkizmin özü ikinci olarak, onun köylülüğün ana kitlelerini köyde sosyalist inşa için kazanma olanağını yadsımasından ibarettir. Bu ne anlama geliyor? Bu, onun işçi sınfının köylülüğü bireysel köylü çiftliklerinden kollektif yola çekmede peşinden sürükleyecek durumda olmadığı, eğer muzaffer dünya devrimi en yakın zamanda işçi sınıfının yardımına gelmezse köylülüğün eski burjuva koşulları yeniden kuracağını iddia etmesi anlamına geliyor. Yani burada, proletarya diktatörlüğünün köylülüğü sosyalizme götürme güç ve olanaklarının, dünya devriminin zaferi üzerine "devrimci" lafızlarla maskelenmiş bir burjuva yadsınmasıyla karşı karşıyayız.

Bu tür görüşlerle, köylü kitlelerini kollektif çiftlik hareketi için seferber etmek, kitlesel bir kollektif çiftlik hareketi örgütlemek, sınıf olarak Kulaklığın tasfiyesini örgütlemek mümkün müdür? Elbette mümkün değildir.

Köylülüğün kitlesel kollektif çiftlik hareketini örgütlemek ve Kulaklığı tasfiye edebilmek için, herşeyden önce Troçkizmin köylülüğün emekçi kitlelerini sosyalizme katmanın imkansız olduğu burjuva teorisini mezara gömmek zorunluydu, sonucu bundandır.

Son olarak Troçkizmin özü, Parti içinde demirden bir disiplinin gerekliliğini yadsıması, Parti içinde fraksiyonel gruplaşmalara özgürlük talep etmesi ve Troçkist bir parti kurmayı gerekli görmesinden ibarettir. Troçkizm SBKP(B)'nin homojen ve sımsıkı kaynaşmış bir mücadele partisi olmasını değil, bilakis kendi merkezlerine, kendi disiplinlerine, kendi basınlarına vs. sahip grup ve fraksiyonların bir yamalı bohçası olmasını istiyor. Ama bu ne anlama gelir? Bu, Parti'de politik fraksiyonların özgürlüğünün ilanı anlamına gelir. Bu, Parti'de politik gruplaşmaların özgürlüğünü, ülkede politik partilerin özgürlüğünü, yani burjuva demokrasisinin izlemesi gerektiği anlamına gelir. Buna göre burada, "parti içi demokrasi", Parti'deki "rejimin düzeltilmesi" lafızlarıyla kamufle edilmiş olarak, proletarya diktatörlüğü ülkesinde politik partilere izin verilmesi dahil, Parti'de fraksiyonel gruplaşmalara özgürlük tanınmasıyla karşı karşıyayız. Entelektüel gruplarının fraksiyonel çekişme özgürlüğünün parti içi demokrasi olmadığı, ama Parti tarafından uygulanan yaygın özeleştirinin ve Parti kitlelerinin muazzam aktivitelerinin gerçek ve hakiki Parti içi demokrasinin bir tezahür biçimi olduğunu anlamak Troçkizmin harcı değildir.

Parti hakkında bu tür görüşlerle, sınıf düşmanına karşı başarılı mücadele için gerekli olan, Parti'de demirden disiplini, Parti'nin demirden birliğini sağlamak mümkün müdür? Elbette mümkün değildir.

Parti'nin demirden birliğini ve onun içinde proleter disiplini sağlamak için, herşeyden önce Troçkizmin örgüt teorisini mezara gömmek zorunluydu, sonucu bundandır.

İçerik olarak fiiliyatta teslimiyetçilik, teslimiyetçi içeriği gizleyecek ve onun reklamını yapacak bir biçim olarak "sol" lafazanlık ve "devrimci" —maceracı davranışlar— işte Troçkizmin özü budur.

Troçkizmin bu çelişkililiği, proletarya diktatörlüğü "rejimine" katlanamayan veya yıkımdan kurtulmak için "derhal" sosyalizme sıçramaya (politikada maceracılık ve isteri bundandır), ya da, bu mümkün değilse, kapitalizme her türlü tavizi vermeye (politikada teslimiyetçilik bundandır) çalışan, yıkıma uğramış kent küçük-burjuvazisinin çelişkili durumunu yansıtır.

XVI. Parti Kongresi'ne, Siyasi Faaliyet Raporu 303

Troçkizmin bu çelişkililiği, Troçkizmin sağ sapmacılara karşı "çılgınca" sahte saldırılarını, kural olarak, maskesiz teslimiyetçiler olan onlarla, bir blok aracılığıyla taçlandırması gerçeğini açıklar.

Ya Parti'de kollektif çiftlik hareketi alanında varolmuş olan "sol" aşırılıklar neyi temsil ediyordu? Bunlar bizde Troçkizmin geleneklerini pratikte yeniden canlandırmanın, orta köylülere Troçkist yaklaşımı yeniden canlandırmanın belirli, ne var ki bilinçsiz bir deneyini temsil ediyorlar. Bunlar politikada, Lenin'in "aşırı idarecilik" diye adlandırdığı hatanın sonucudur. Bu, bazı yoldaşların, kollektif çiftlik haraketinin başarılarından başı dönmüş olarak, kollektif çiftliklerin inşası sorununu mimar olarak değil, bilakis bilhassa idareci olarak ele almaya başladıkları anlamına gelir ki, bu nedenle bir dizi en kaba hataları işlemişlerdir.

Partimizde, "sol" taşkınları disipline çağırmaya gerek olmamış olduğuna inanan kişiler var. Bunlar, fonksiyonerlerimizi gücendirmeye ve işgüzarlıkları hatalara yol açmış olsa da işgüzarlıklarına karşı çıkmaya gerek olmamış olduğunu düşünüyorlar. Bunlar çocukluktur, yoldaşlar. Böyle ancak, mutlaka akıntıyla birlikte yüzmek isteyen kişiler konuşabilir. Bunlar, durum gerektirdiğinde, Parti'nin çıkarları gerektirdiğinde akıma karşı yüzme Leninist çizgisini hiçbir zaman benimseyecek durumda olmayacak kişilerdir. Bunlar Leninistler değil, artçı politikacılardır. Parti, grup grup yoldaşlarımızı doğru yola getirmeyi, hataları düzeltmeyi ve başarılar elde etmeyi tam da genel çizgiyi gerçekleştirme yararına akıma karşı kararlılıkla mücadele ettiği için başardı. İşte pratikte Leninizm, yönetimde Leninizm budur.

Bu nedenle, "sol" taşkınlıkların üstesinden gelmeden, kollektif çiftlik hareketinde bugün sahip olduğumuz başarıları elde edememiş olacağımıza inanıyorum.

Troçkizmin kalıntılarına ve pratikteki art etkilerine karşı mücadele konusunda durum budur.

Başında Buharin, Rikov ve Tomski'nin bulunmuş olduğu ya da bulunduğu sağ oportünizm sorunu konusunda durum biraz farklıdır.

Sağ sapmacılar için, SSCB'de sosyalizmi kurma olanağını kabul etmedikleri söylenemez. Hayır, bunu kabul ediyorlar, ve burada Troçkistlerden ayrılıyorlar. Ne var ki sağ sapmacıların şanssızlığı, tek ülkede sosyalizmi kurma olanağını biçimsel olarak kabul etmelerine rağmen onlar olmadan sosyalizmin kurulmasının olanaksız olduğu mücadele araçlarını ve yollarını kabul etmek istememeleridir. Sanayinin ısrarla yürütülen gelişiminin, tüm ulusal ekonominin sosyalizm temelinde reorganize edilmesinin anahtarı olduğunu kabul etmek istemiyorlar. Kapitalist unsurlara karşı uzlaşmaz sınıf mücadelesini ve sosyalizmin kapitalizme karşı açık taarruzunu kabul etmek istemiyorlar. Bütün bu araçların ve yolların, onlarsız proletarya diktatörlüğünü korumanın ve ülkemizde sosyalizmi kurmanın olanaksız olduğu o önemler sistemini oluşturduğunu kavramıyorlar. Sosyalizmin sessizce, kendiliğinden, sınıf mücadelesi olmadan, kapitalist unsurlara karşı taarruz olmadan kurulabileceğine inanıyorlar. Kapitalist unsurların ya kendiliklerinden farkedilmeksizin ölüp gideceğine ya da sosyalizme intibak edeceklerine inanıyorlar. Ama bu tür mucizeler tarihte olmadığından, sağ sapmacıların pratikte, ülkemizde sosyalizmi kurma olanağını yadsıyan bir anlayışa düşmesi sonucu çıkıyor.

Sağ sapmacılar için, köylülüğün ana kitlelerini köyde sosyalizmin inşasına katma olanağını yadsıdıkları da söylenemez. Hayır, bu olanağı kabul ediyorlar, ve burada Troçkistlerden ayrılıyorlar. Ama bu olanağı biçimsel olarak tanırken, aynı zamanda, onlar olmadan köylülüğü sosyalizmin inşasına çekmenin mümkün olmadığı araçları ve yolları reddediyorlar. Sovyet çiftlikleri ve kollektif çiftliklerin, köylülüğün ana kitlelerini sosyalist inşa eserine çekmenin temel aracı ve "ana yolu" olduğunu kabul etmek istemiyorlar. Sınıf olarak Kulaklığın tas

XVI. Parti Kongresi'ne, Siyasi Faaliyet Raporu 305

fiyesi politikası uygulanmadan, köyün sosyalizm temelinde reorganizasyonunun sağlanamayacağını kabul etmek istemiyorlar. Köyün sessizce, kendiliğinden, sınıf mücadelesi olmadan sadece alım ve satım kooperatifleri aracılığıyla sosyalizm yoluna sokulabileceğine inanıyorlar — Kulakların kendiliklerinden sosyalizme intibak edeceklerinden eminler. Şimdi esas meselenin sanayinin yüksek gelişme temposu ve kollektif çiftlikler ve Sovyet çiftlikleri olmadığı, bilakis pazarın elementar güçlerini "zincirlerinden boşandırmak", pazarı "serbest bırakmak" ve köyde kapitalist unsurlar dahil, bireysel çiftliklerin "zincirlerini çıkarmak" olduğuna inanıyorlar. Fakat Kulaklar sosyalizme intibak edemeyeceğinden ve pazarın "serbest bırakılması" Kulakların silahlanması ve işçi sınıfının silahsızlandırılması anlamına geldiğinden, sağ sapmacıların pratikte, köylülüğün ana kitlelerini sosyalizmin inşasına çekme olanağını yadsıyan bir anlayışa düştüğü sonucu çıkıyor.

Zaten sağ sapmacıların Troçkistlere karşı horoz dövüşlerini genellikle Troçkistlerle blok oluşturma üzerine yürüttükleri, kulis arkası pazarlıklarla taçlandırmaları gerçeğinin açıklaması da budur.

Sağ oportünizmin temel kötülüğü, Leninist sınıf mücadelesi anlayışından kopup bir küçük-burjuva liberalizmi görüşüne düşmesinden ibarettir.

Partimizde sağ sapmanın bir zaferinin, işçi sınıfının tamamen silahsızlandırılması, köyde kapitalist unsurların silahlandırılması ve SSCB'de kapitalizmin restorasyonu için şansların artması anlamına geleceğine hiç kuşku olamaz.

Sağ sapmacılar başka bir parti oluşturulmasını savunmuyorlar, ve bu onları Troçkizmden ayırdeden bir başka özelliktir. Sağ sapmacıların liderleri hatalarını açıkça kabul ettiler ve Parti önünde teslim oldular. Ancak bu nedenle artık sağ sapmanın mezara gömülmüş olduğunu sanmak aptallık olurdu. Sağ oportünizmin gücü bu durumla ölçülmemelidir. Sağ oportünizmin gücü, küçük-burjuva unsurun gücünden, genelde kapitalist unsurların ve özelde Kulakların Parti'ye yaptığı baskının gücünden gelmektedir. Ve tam da sağ sapma, ölüp gitmekte olan sınıfların tayin edici unsurlarının direnişini yansıttığından, tam da bu yüzden sağ sapma, şu anda Parti'de ana tehlikedir.

Bu nedenle Parti, sağ sapmaya karşı kararlı ve uzlaşmaz bir mücadele yürütmeyi gerekli gördü.

Sağ sapmaya karşı kararlı mücadele olmadan, onun önde gelen unsurlarının soyutlanması olmadan, sosyalizmin açılmış haldeki taarruzu için, Sovyet çiftliklerinin ve kollektif çiftliklerin örgütlenmesi için, ağır sanayimizin yeniden inşası için, sınıf olarak Kulaklığın tasfiyesi için Parti'nin ve işçi sınıfının güçlerini mobilize etmeyi, yoksul köylüleri ve orta köylü kitlesini seferber etmeyi başaramamış olacağımıza hiç kuşku olamaz.

Parti'deki "sol" ve sağ sapma konusunda durum budur.

Görev, iki cepheli uzlaşmaz mücadeleyi, gerek küçükburjuva radikalizmini temsil eden "solculara"a karşı gerekse de küçük-burjuva liberalizmini temsil eden sağcılara karşı uzlaşmaz mücadeleyi gelecekte de sürdürmektir.

Görev, iki cepheli kararlı mücadelenin gerekliliğini kavramayan ya da bu gerekliliği kavramamış gibi yapan Parti'deki o uzlaşmacı unsurlara karşı uzlaşmaz mücadeleyi gelecekte de sürdürmektir.

b— Parti içindeki sapmalara karşı savaşım tablosu, eğer ulusal sorun alanında onun içinde varolan sapmalara da değinmezsek, eksik kalır. Burada ilk olarak Büyük Rus şovenizmi yönündeki, ikinci olarak da yerel milliyetçilik yönündeki sapmayı kastediyorum. Bu sapmalar "sol" ve sağ sapmalar kadar gözle görülür ve sırnaşık değil. Bunlara gizli sapmalar da denilebilir. Ama bu, varolmadıkları anlamına gelmez. Evet, varlar, ve daha da kötüsü, büyüyorlar. Bundan hiçbir kuşku duyulamaz. Hiçbir kuşku duyulamaz, çünkü sınıf savaşımının tüm keskinleşen atmosferi, yansımasını Parti içinde bulan ulusal sürtüşmelerde belli bir sertleşmeye yol açmaktan geri kalamaz. Bundan ötürü, bu sapmaların çehresini açığa çıkarmak ve ortaya sermek gerekecek.

Güncel koşullarımız içinde, Büyük Rus şovenizmi yönündeki sapmanın özü nedir?

Büyük Rus şovenizmi yönündeki sapmanın özü, diller, kültürler, töreler arasındaki ulusal farkları es geçme çabasıdır; ulusal cumhuriyetlerin ve bölgelerin tasfiyesini hazırlama çabasıdır; ulusal hak eşitliği ilkesini yıkmaya çalışma ve aygıtın ulusallaştırılması, basının, okulların ve diğer devletsel ve toplumsal örgütlerin ulusallaştırılmasına yönelik Parti'nin siyasetini gözden düşürme çabasıdır.

Bu tür sapmacılar burada: sosyalizmin zaferiyle uluslar yekpare bir ulus halinde kaynaşmak ve ulusal diller yekpare, ortak bir dile dönüşmek zorunda olduğuna göre, ulusal ayrımları ortadan kaldırma ve eskiden ezilen halklar arasında ulusal kültürün gelişmesini destekleme siyasetinden vazgeçme zamanının geldiği anlayışından yola çıkıyorlar. Bunu yaparken Lenin'e atıfta bulunup, ondan yanlış alıntılar yapıyorlar ve hatta bazen doğrudan, kelimelerini çarpıtıyorlar ve ona kara çalıyorlar.

Lenin, sosyalizmde milliyetlerin çıkarları bir bütün halinde kaynaşacaktır demiştir. Bundan, enternasyonalizmin çıkarı gereği ulusal cumhuriyetlere ve bölgelere son vermenin zamanı olduğu sonucu çıkmaz mı? Lenin 1913'te "Bund'çu"larla polemikte, ulusal kültür sloganının bir burjuva sloganı olduğunu söylemiştir. Bundan, enternasyonalizmin çıkarı gereği SSCB halklarının ulusal kültürlerine son vermenin zamanı olduğu sonucu çıkmaz mı? Lenin, ulusal baskı ve ulusal duvarların sosyalizmde ortadan kaldırıldığını söylemiştir. Bundan, enternasyonalizmin çıkarı gereği SSCB halklarının ulusal özelliklerini gözönünde tutma siyasetine son verme ve asimilasyon siyasetine geçmenin zamanı olduğu sonucu çıkmaz mı? Ve bu böyle gider.

Ulusal sorundaki, üstelik enternasyonalizm maskesi ve Le-nin'in adı ardına gizlenen bu sapmanın, Büyük Rus milliyetçiliğinin en ince, ve böyle olduğu için de en tehlikeli türü olduğundan kuşku duyulamaz.

Birincisi, Lenin asla, sosyalizmin dünya çapındaki zaferinden önce ulusal farkların ortadan kalkacağını ve ulusal dillerin bir devletin sınırları içinde bir ortak dil biçiminde kaynaşacağını söylememiştir. Tersine Lenin, taban tabana zıt bir şeyi, yani "halklar ve ülkeler arasındaki ulusal ve devletsel farkların… proletarya diktatörlüğünün tüm dünya ölçüsünde gerçekleşmesinden sonra bile daha çok çok uzun bir zaman süreceğini"* (Bkz. 4. baskı, cilt XXXI, s. 72.) söylemiştir.

Hem Lenin'e atıfta bulunup, hem de onun bu temel işareti nasıl unutulabilir?

Şüphesiz, eski Marksistlerden biri, bugünün dönek ve reformisti, Bay Kautsky, Lenin'in öğrettiğinin tam tersini iddia eder. O, Lenin'e karşıt olarak, proleter devrimin birleşik Avus-turya-Alman devletindeki zaferinin, geçen yüzyılın ortasında, ortak bir Alman dilinin oluşmasına ve Çeklerin Almanlaşmasına yol açabilecek olduğunu söyler, çünkü herhangi bir zoraki Almanlaştırma olmaksızın, "sadece engellerinden kurtulmuş ilişkinin gücü, Almanlar tarafından getirilmiş modern kültürün gücü, güdük milliyetlerinin kendilerine hiçbir şey veremediği geri kalmış Çek küçük-burjuva, köylü ve proleterlerini Almanlar haline dönüştürmek zorundaydı." (" Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim"in Almanca baskısına Önsöz.)

Ama böyle bir "tasarım" Kautsky'nin sosyal-şovenizmi ile tamamen uyuşur. 1925'deki Doğu Halkları Üniversitesi'ndeki konferansında[56] da Kautsky'nin bu görüşlerine karşı mücadele etmiştim. Her türlü ölçüyü kaçırmış Alman sosyal-şoveninin bu anti-Marksist gevezeliğinin, bizim için, sonuna kadar enternasyonalist kalmak isteyen biz Marksistler için, herhangi bir olumlu anlam taşıyabilmesi olanaklı mı? Kim haklı, Kautsky mi, Lenin mi? Eğer Kautsky haklıysa, o zaman Büyük Ruslara, Çeklerin Almanlara olduklarından daha yakın olan Beyaz Ruslar ve Ukraynalılar gibi görece geri milliyetlerin, proleter devrimin zaferi sonucunda Sovyetler Birliği'nde Ruslaştırılmamaları, bilakis tam tersine, yeniden yaşama kavuşmaları ve bağımsız uluslar olarak gelişmeleri olgusunu nasıl açıklamalı? Türkmenler, Kırgızlar, Özbekler, Tacikler gibi ulusların (Gürcüler, Ermeniler, Azerbaycanlılar ve başkaları bir yana), geri kalmışlıklarına rağmen Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin zaferiyle birlikte yalnızca Ruslaştırılmamakla kalmayıp, bilakis tam tersine yeniden yaşama kavuşup bağımsız uluslar halinde gelişmelerini nasıl açıklamalı? Aldatıcı bir enternasyonalizm peşinde koşan saygıdeğer sapmacılarımızın, Kautskyci bir sosyal-şovenizmin pençesine düştükleri açık değil mi? Bir devletin, SSCB'nin toprakları üzerinde bir ortak dil için savaşan sapmacıların, aslında, eskiden egemen durumda bulunan dilin, yani Büyük Rus dilinin ayrıcalıklarının restorasyonunu hedefledikleri açık değil mi? Enternasyonalizm bunun neresinde?

İkincisi, Lenin asla, ulusal boyunduruğun kalkması ve milliyetlerin çıkarlarının bir bütün halinde kaynaşmasının, ulusal farkların kaldırılması anlamına geldiğini söylememiştir. Biz, ulusal baskıyı kaldırdık, ulusal ayrıcalıkları kaldırdık ve ulusal hak eşitliğini getirdik. Sovyetler Birliği milliyetleri arasında, sözcüğün eski anlamında ulusal sınırları, sınır direklerini ve gümrük duvarlarını yok ettik. Sovyetler Birliği halklarının iktisadi ve siyasal çıkar birliğini kurduk. Ama bu, bizim bununla ulusal farkları: ulusal dilleri, kültürleri, töreleri vb. kaldırdığımız anlamına mı gelir? Bu anlama gelmediği açıktır. Ama eğer ulusal farklar: dil, kültür, töreler vb. varlıklarını sürdürüyorlarsa, şimdiki tarihsel dönemde cumhuriyetleri ve ulusal bölgeleri kaldırma talebinin gerici, proletarya diktatörlüğünün çıkarlarına aykırı bir talep olduğu açık değil mi? Sapmacılarımız, şimdi cumhuriyetler ve ulusal bölgeleri kaldırmanın, SSCB'nin sayısız halklarının elinden kendi ulusal dillerinde eğitim görme olanağını almak demek olacağını, ken-di anadillerinde okullara, mahkemelere, idareye, kamusal ve diğer örgüt ve kurumlara sahip olma olanağını ellerinden almak demek olacağını, onları sosyalist inşaya katılma olanağından yoksun bırakmak demek olacağını anlıyorlar mı? Aldatıcı bir enternasyonalizm peşinde koşan sapmacılarımızın, gerici Büyük Rus şovenistlerinin pençesine düşmüş oldukları ve proletarya diktatörlüğü döneminde Sovyetler Birliği'nin tüm halkları için, Büyük Ruslar için olduğu kadar Büyük Rus olmayanlar için de aynı derecede geçerli olan kültür devrimi sloganını unutmuş, tamamen unutmuş bulundukları açık değil mi?

Üçüncüsü, Lenin asla, ulusal kültürün geliştirilmesi sloganının, proletarya diktatörlüğü koşulları altında gerici bir slogan olduğunu söylememiştir. Tersine, Lenin daima, SSCB halklarının kendi ulusal kültürlerini geliştirmelerine yardım edilmesinden yana olmuştur. Parti'nin X. Kongresinde ulusal sorun üzerine karar, Lenin'in —başka hiç kimsenin değil— yönetimi altında yazılmış ve kabul edilmiştir. Orada doğrudan şöyle denir:

"Partinin görevi, Büyük Rus olmayan halkların emekçi yığınlarının, ileri merkezi Rusya'ya yetişmelerine yardım etmektir, onlara: a) kendi ülkelerinde, bu halkların ulusal yaşam koşullarına uygun biçimler içinde, Sovyet devletini geliştirip güçlendirmelerinde; b) anadilinde faaliyet gösteren ve yerel nüfusun yaşam ve psikolojisini bilen kişilerden oluşan mahkemeleri, idari ve iktisadi organları, iktidar organlarını geliştirip güçlendirmelerinde; c) basını, okulları, tiyatroları, kulüpleri ve genel olarak anadilde faaliyet gösteren kültür ve aydınlatma kuruluşlarını geliştirmelerinde; d) anadilde genel eğitim için ve ayrıca mesleki-teknik karakterli kapsamlı bir kurs ve okul ağı örgütleyip geliştirmelerinde yardım etmektir."[57]

Lenin'in, proletarya diktatörlüğü altında tamamen ulusal kültürün geliştirilmesi sloganından yana olduğu açık değil mi? Proletarya diktatörlüğü altında ulusal kültür sloganını yadsımanın, Sovyetler Birliği'nin Büyük Rus olmayan halkları için kültürel gelişme zorunluluğunu yadsıma, bu halklar için genel okul yükümlülüğünü yadsıma, bu halkları, gerici milliyetçilerin manevi köleliğine teslim etme demek olduğu açık değil mi?

Lenin gerçekten de ulusal kültür sloganını burjuvazinin egemenliği altında gerici bir slogan olarak niteliyordu. Başka türlü olabilir miydi? Ulusal burjuvazinin egemenliği altında ulusal kültür nedir? İçerik bakımından burjuva ve biçim bakımından ulusal olan bu kültürün hedefi, yığınları milliyetçilik ile ağulamak ve burjuvazinin egemenliğini pekiştirmekti. Proletarya diktatörlüğü altında ulusal kültür nedir? İçerik bakımından sosyalist ve biçim bakımından ulusal olan bu kültürün hedefi, yığınları enternasyonalizm ruhuyla eğitmek ve proletarya diktatörlüğünü pekiştirmektir. Marksizmden kopmadıkça, ilkesel olarak birbirinden farklı bu iki görüngü nasıl birbirine karıştırılabilir? Burjuva rejimi altında ulusal kültür sloganına karşı mücadele eden Lenin'in, darbeyi ulusal kültürün ulusal biçimine değil, burjuva içeriğine vurduğu açık değil midir? Lenin'in sosyalist kültürü, ulusal momentten yoksun, şu ya da bu ulusal biçimden yoksun bir kültür olarak gördüğünü varsaymak budalaca bir şey olur. Gerçekten de Bundçular, belli bir süre ona bu saçmalığı yakıştırdılar. Ama Lenin'in yapıtlarından, onun bu kara çalmayı sert bir şekilde protesto ettiği, kendisini bu saçmalıktan kesin bir şekilde ayırdığı bilinir. Sevgili sapmacılarımız gerçekten de Bundçuların izinde gidiyor olmasınlar?

Ama tüm bu söylenenlerden sonra, sapmacılarımızın argümanlarından geriye ne kalıyor?

Enternasyonalizm bayrağı ile hokkabazlık etme ve Lenin'e karşı kara çalmalardan başka bir şey değil.

Büyük Rus şovenizmine sapan kimseler, Sovyetler Birliği'nde sosyalist inşa döneminin, ulusal kültürlerin dağılması ve tasfiye edilmesi dönemi olduğunu sanıyorlarsa, çok yanılıyorlar. Aslında bunun tam tersi doğru. Gerçekten de Sovyetler Birliği'nde proletarya diktatörlüğü ve sosyalizmin inşası dönemi, içerikleri bakımından sosyalist ve biçimleri bakımından ulusal olan ulusal kültürlerin en parlak dönemidir. Onlar besbelli ki, anadilde genel okul yükümlülüğünün getirilmesiyle ve sağlamlaştırılmasıyla birlikte ulusal kültürlerin yeni bir güçle gelişeceğini kavramıyorlar. Geri milliyetlerin sosyalist inşaya ancak ulusal kültürlerin gelişmesi koşulu ile gerçekten katılabileceklerini kavramıyorlar. Ulusal kültürlerini geliştirmelerinde Sovyetler Birliği halklarını destekleme ve teşvik etme Leninist siyasetinin temelinin tam da burada yattığını kavramıyorlar.

Gelecekte ulusal kültürlerin, ortak bir dille birlikte, (biçim ve içerik bakımından) ortak bir kültür içinde kaynaşmasından yana olan bizlerin, aynı zamanda şu sıralarda, proletarya diktatörlüğü döneminde, ulusal kültürlerin açılıp gelişmesinden yana bulunmamız tuhaf görünebilir. Ama bunda hiçbir tuhaflık yok. Ulusal kültürlerin, ortak bir dille birlikte ortak bir kültür içinde kaynaşmalarının koşullarını yaratmak için, onların açılıp gelişmeleri, tüm potansiyel güçlerini açığa vurmaları gerekir. Biçim bakımından ulusal ve içerik bakımından sosyalist ulusal kültürlerin, tek ülkede proleterya diktatörlüğü koşullarında, proletaryanın tüm dünyada zafer kazanmış ve sosyalizmin yaşamda iyice yerleşmiş olacağı zaman, ortak bir dille birlikte (biçim ve içerik bakımından) ortak bir sosyalist kültür içinde kaynaşmaları amacıyla açılıp gelişmeleri — ulusal kültür sorununda problemin Leninist konuluşunun diyalektiği tam da buradadır.

Sorunun böyle konuluşunun "çelişkili" olduğu söylenebilir. Ama devlet sorununda da bizde aynı "çelişki" yok mu? Biz, devletin sönüp gitmesinden yanayız. Ama biz aynı zamanda, şimdiye kadar varolmuş tüm devlet iktidarlarının en sert ve en güçlüsü olan proletarya diktatörlüğünün güçlendirilmesinden yanayız. Devlet iktidarının sönüp gitmesi için koşulları hazırlama amacıyla devlet iktidarının en yüksek derecede gelişmesi — Marksist formül böyledir. Bu "çelişkili" midir?

Evet, "çelişkili"dir. Ama bu çelişki yaşamda vardır ve Marx'ın diyalektiğini tamamen yansıtır.

Ya da, örneğin, ayrılıp ayrı devlet kurmaya kadar, ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorununun Leninist konuluşunu alalım. Lenin bazen ulusların kendi kaderini tayin tezini şu yalın formüle indirgiyordu: "Birleşmek amacıyla ayrılmak". Düşünün bir: birleşmek amacıyla ayrılmak. Bu bir paradoks gibidir. Oysa bu "çelişkili" formül, Bolşeviklere ulusal sorun alanında en ele geçirilmez kaleleri fethetme olanağını veren Marksist diyalektiğin canlı gerçeğini yansıtır.

Ulusal kültüre ilişkin formül için de aynı şeyi söylemek gerek: sosyalizmin bütün dünyadaki zaferi döneminde sönüp gitmesi ve ortak bir sosyalist kültür (ve ortak bir dil) içinde kaynaşması koşullarını hazırlamak için, tek ülkede proletarya diktatörlüğü döneminde ulusal kültürlerin (ve dillerin) açılıp gelişmesi.

Geçiş zamanımızın bu özelliğini ve bu "çelişki"sini kavramayan biri, tarihsel süreçlerin bu diyalektiğini kavramayan biri, Marksizm için yitip gitmiş biridir.

Sapmacılarımızın mutsuzluğu, Marksist diyalektiği anlamamaları ve anlamak istememeleridir. Büyük Rus şovenizmi sapması böyle.

Bu sapmanın, eskiden egemen olan Büyük Rus ulusunun sönüp giden sınıflarının, yitirilmiş ayrıcalıkları yeniden elde et-me özlemini yansıttığını anlamak zor değildir.

Ulusal sorun alanında Parti içindeki baş tehlike olarak Büyük Rus şovenizmi tehlikesi buradan geliyor.

Yerel milliyetçilik sapmasının özü nedir?

Yerel milliyetçilik sapmasının özü, kendini tecrit etme ve kendini kendi ulusal kabuğunun sınırları içine kapatma çabasıdır, kendi ulusu içindeki sınıf karşıtlıklarını örtbas etme çabasıdır, kendini Büyük Rus şovenizminden, genel sosyalist inşa dalgasından ayrılarak koruma çabasıdır, Sovyetler Birliği milliyetlerinin emekçi yığınlarını birbirine yakınlaştırıp birleştiren şeyi görmeme ve yalnızca onları birbirlerinden uzaklaştırabilecek şeyi görme çabasıdır.

Yerel milliyetçilik sapması, eski ezilen ulusların yokolan sınıflarının, proletarya diktatörlüğü rejimine karşı hoşnutsuzluklarını, kendini kendi ulusal devleti içine kapatma ve orada kendi sınıf egemenliklerini kurma eğilimini yansıtır.

Bu sapmanın tehlikesi, burjuva milliyetçiliğini beslemesi, Sovyetler Birliği halklarının emekçilerinin birliğini zayıflatması ve müdahale yandaşlarının değirmenine su taşımasıdır.

Yerel milliyetçilik sapmasının özü budur.

Partinin görevi, bu sapmaya karşı kararlılıkla mücadele etmek ve Sovyetler Birliği halklarının emekçi yığınlarının enternasyonalist eğitimi için zorunlu önkoşulları yaratmaktır.

Partimizdeki sapmalar, genel politika alanında "sol" ve sağ sapmalar, ulusal sorun alanında sapmalar konusunda durum budur.

Parti içi durumumuz böyledir.

Parti'nin genel çizgi uğruna mücadeleden muzaffer çıktığı, Partimizin Leninist çizgisinin tüm cephe boyunca zafer kazandığı bugün, birçokları, çeşitli sapmacıların çalışmamızda bize çıkardıkları zorlukları unutma eğilimindedir. Dahası, bazı darkafalı yoldaşlar hâlâ, sapmacılara karşı mücadele etmeden de yapabilecek olduğumuza inanıyorlar. Bu yoldaşların ağır bir yanılgı içinde olduklarını söylemeye gerek yoktur sanırım. Bu parti darkafalılığının tüm boşluğunu ve işe yaramazlığını kavramak için yalnızca geriye bakıp, Troçkistlerin ve sağ sapmacıların oynadıkları çirkin oyunları anımsamak yeterlidir, geçen dönemde sapmalara karşı mücadelenin tarihini yalnızca anımsamak yeterlidir. Eğer sapmacıları dizginlememiş olsaydık, onları açık mücadelede yenmemiş olsaydık, Partimizin bugün haklı olarak gurur duyduğu başarıları elde edememiş olacağımıza hiç kuşku yoktur.

Leninist çizgiden sapmalara karşı mücadele içinde Partimiz büyüdü ve güçlendi. Sapmalara karşı mücadele içinde saflarının Leninist birliğini pekiştirdi. Partinin MK'sı çevresinde hiçbir zaman bugünkü kadar sağlam birleşmediği reddedilmez gerçeğini, şimdi artık kimse yadsımıyor. Bugün herkes, Partinin bugün artık her zamankinden daha çok birlik ve beraberlik içinde bulunduğunu; XVI. Parti Kongresi'nin, Parti'nin genel çizgisi karşısına kendisine ait, özel bir çizgiyle çıkabilecek durumda olan resmen örgütlü ve beraberlik içinde bir muhalefetin artık bulunmadığı Partimizin ender kongrelerinden biri olduğunu kabul etmek zorundadır.

Bu tayin edici kazanımı Parti hangi gerçeğe borçludur?

Bu kazanımı, sapmalara karşı mücadelesinde her zaman ilkeli bir politika yürütmüş olması, hiçbir zaman kulis arkası kombinasyonlara ve diplomatik bezirgânlıklara yanaşmaması gerçeğine borçludur.

Lenin, ilkesel politikanın tek doğru politika olduğunu söyledi. Sapmalara karşı mücadeleden, Lenin'in vasiyetini dürüstçe ve tutarlılıkla uyguladığımız için muzaffer olarak çıktık. (Alkışlar.)

Sözlerimi toparlıyorum, yoldaşlar.

Genel sonuç nedir?

Geçen dönemde, sosyalist inşanın tüm cephelerinde bir dizi tayin edici başarılar elde ettik. Bu başarıları, Lenin'in yüce bayrağını yüksek tutmayı bildiğimiz için elde ettik. Eğer zafer kazanmak istiyorsak, gelecekte de Lenin'in bayrağını yüksek tutmalı ve onu temiz ve lekesiz korumalıyız. (Alkışlar.)

Genel sonuç budur.

Lenin'in bayrağıyla, Ekim Devrimi'nin çatışmalarını kazandık.

Lenin'in bayrağıyla, sosyalist inşanın zaferi için mücadelede tayin edici başarılar elde ettik.

Aynı bayrakla, proleter devrim tüm dünyada zafer kazanacaktır.

Yaşasın Leninizm! (Şiddetli, uzun süren alkışlar. Tüm salonda tezahürat.)

"Pravda" No. 177, 29 Haziran 1930.

MERKEZ KOMİTESİ'NİN SBKP(B) XVI. PARTİ KONGRESİ'NE SİYASİ FAALİYET RAPORU