KÜTÜPHANE | STALIN

ÖRGÜTSEL ÖNDERLİK SORUNLARI ÜZERİNE
 

Bazı kişiler, zaferin sözde kendiliğinden gelmesi
için doğru bir parti çizgisi saptamanın, bunu
tepelerden ilan etmenin, genel tezler ve kararlar
biçiminde ifade etmenin ve oya sunup oybirliğiyle
kabul etmenin yeterli olduğunu sanıyorlar.
Bu tabii ki yanlış ve kaba bir yanılgıdır. Yalnız
iflah olmaz bürokratlar böyle düşünebilirler.
Aslında bu başarılar ve zaferler kendiliğinden
değil, Parti çizgisinin uygulanması için çetin bir
mücadele sonucunda meydana geldi. Zafer asla
kendi kendine gelmez - çoğunlukla onun elde
edilmesi gerekir. Partinin genel çizgisinin lehindeki
iyi kararlar ve bildiriler yalnız bir
başlangıçtır; bunlar sadece zafere karşı duyulan arzuyu ifade ederler, zaferin kendisini' değiL.
Doğru çizgi ortaya konduktan ve sorunun doğru
bir çözümü bulunduktan sonra başarı, işin nasıl
örgütlendiğine, Parti çizgisinin uygulanması için
mücadelelerin örgütlenmesine, görevlilerin uygun
seçimine ve yönetici organların kararlarının uygulanmasının
denetiminin sürdürülüş yoluna
bağlıdır. Aksi takdirde, Partinin doğru çizgisi ve
doğru çözümler ciddi olarak zarar görme tehlikesindedir.
Bundan da öte, doğru siyasal çizgi ortaya konduktan
sonra örgütsel çalışma doğrudan siyasal
çizginin kaderini başarısını ya da başarısızlığı
dahil herşeyi belirler.


Aslında zafer, parti çizgisinin gerçekleş tirilmesinin
önüne çıkan her çeşit zorluklara karşı
amansız ve sistemli mücadeleyle, zorlukların
üstesinden gelmekle, zorlukların üstesinden gelmek
için Parti'yi ve işçi sınıfını seferber etmekle,
zorlukların üstesinden gelmek içinmücadeleyi
örgütlemekle ve yetersiz görevlileri uzaklaştırıp
yerlerine, zorluklara karşı mücadeleyi yürütmeye
yetenekli daha ileri kadrolar seçilerek kadroları
kazanıldı.
Bu zorluklar nelerdir ve n erelerde bulunur?

Bunlar, örgütsel çalışmamıza ve örgütsel
önderliğimize ilişkin zorluklardır. Bu zorluklar
bizlerde, yönetici kadrolarımızda örgütlerimizde,
partimiz, devlet, iktisat, sendika, Genç Komünistler
Birliği ve bütün diğer örgütlerde bulunur ... ,
Yönetim organlarında bürokrasi gerçek ve
somut önderlik yerine "genelolarak önderlik"
hakkında boş gevezelik, örgütlerimizin işlevsel
yapısı ve bireysel sorumluluk eksikliği, çalışmada
kişisel sorumluluk eksikliği ve ücret eşitliği, kararların
yerine getirilmesinde sistemli bir denetimin
yokluğu, öz-eleştiri korkusu - bunlar zorluklarımızın
kaynaklarıdır. Zorluklarımız bu noktalarda
bulunuyor.
Bu zorlukların, önergeler ve kararlar yardımıyla
üstesinden gelinebileceğini düşünmek saflık
olur. Bürokratlar, Parti'ye ve hükümet kararlarına
olan bağlılıklarını söz ile göstermede ve işe gelince
de bunları hasıraltı etmede çoktandır kurt
olmuşlardır. Bu zorlukların üstesinden gelmek
için, örgütsel çalışmamız ile Partinin siyasal
çizgisinin ihtiyaçları arasındaki ayrılığa bir son
vermek, ulusal iktisatın her alanında örgütsel
önderliğin düzeyini siyasal önderliğin düzeyine
yükseltmek ve örgütsel çalışmamızın, Partinin siyasal şiar ve kararlarının pratikte gerçekleşmesini
garanti etmesini temin etmek gerekliydi.
Bu zorlukların üstesinden gelmek ve başarı kazanmak
için, bu zorlukları ortadan kaldırma
mücadelesini örgütlernek, bu mücadeleye işçi ve
köylü yığınlarını çekmek, bizzat Parti'yi seferber
etmek, Parti'yi ve iktisadi örgütleri güvenilmez,
kararsız ve karaktersiz unsurlardan arındırmak
gerekliydi.
Bunun için ne yapmalıydık?
1. Yaygın öz-eleştiriyi ve çalışmamızdaki eksikliklerin
ortaya çıkarılmasını;
2. Parti, devlet, iktisat, sendaki ve Genç
Komünistler Birliği örgütlerinin zorluklara
karşı mücadele için seferber edilmesini;
3. Partinin ve hükümetin şiarlarının ve kararlarının
uygulanması için savaşmak üzere
işçi ve köylü yığınlarının seferber edilmesini;
4. Emekçi halk arasında rekabet ve yıldırım
çalışmanın yaygınlaştırılmasını;
5. Makine ve traktör istasyonlarının ve devlet
çiftliklerinin Siyasal Dairelerinin yaygın bir ağını ve Parti'nin ve Sovyet önderliğinin
köylere daha yakınlaştırılmasını;
6. Halk Komiserliklerinin, üst büroların ve memuriyetierin
ayrılmasını ve işletme önderliği
ile işletme arasında daha yakın bağlantının
kurulmasını;
7. Çalışmada kişisel sorumluluk eksikliğinin ve
ücret eşitliğinin ortadan kaldırılmasını;
8. "İşlevsel sistem"in varlığını bireysel sorumluluğun
genişletilmesini ve kurul
yönetimini ortadan kaldırmaya yönelik bir
siyaset;
9. Kararların uygulanmasını denetleme çalışmasını
daha da artırmak amacıyla Merkez
Denetim Kurulunun ve İşçi-Köylü komiserliğinin
yeniden örgütlenmesi çizgisi benimsenirken,
kararların uygulanması üzerinde
daha çok denetimin yapılmasını;
10. Nitelikli işçilerin bürolardan alınıp üretimle
daha yakın ilişki halinde olacakları görevlere
ak tarılmalarını;
11. İflah olmaz bürokratların teşhirini ve yönetim
aygıtından ihraçlarını;

12. Parti ve Hükümet kararlarını ihlal eden kişilerin,
"gösterişçiler"in ve gevezelerin bulundukları
görevlerden alınmalarını ve yerlerine
yeni kişilerin, verilen işi somut olarak
yönetebilecek, Parti ve devlet disiplinini
pekiştirebilecek işbilir kişilerin atanmalarını;
13. Devlet ve iktisat örgütlerinin arındırılmasını
ve görevlilerinin azaltılmasını;
14. Son olarak, Parti'nin güvenilmez ve karaktersiz
kişilerden arınmasını örgütlemeliydik.
Bunlar, temelolarak, zorlukları yenmek, örgütsel
çalışmamızı siyasal önderliğin düzeyine yükseltmek,
böylece Parti çizgisinin uygulanma-sını
garanti etmek için Partinini benimsemiş olması gereken
tedbirlerdir.
Söz konusu dönem boyunca Parti'nin Merkez
Komite'sinin örgütsel çalışmasını tamamen bu yoldan
sürdürdüğünü biliyorsunuz.
Bunda, Merkez Komitesinin yolu, Lenin'in,
örgütsel çalışmada esas sorunun doğru kişilerin
seçimi ve kararların uygulanmasında denetimin
sürdürülmesi olduğu konusundaki dahice düşüncesini
gös terdi.

Doğru kişilerin seçimi ve kendilerine gösterilen
inancı haklı çıkaramayanların görevden alınması
konusunda birkaç söz söylemek isterim.
Görevlerinden alınmaları için aramızda hiçbir
görüş aryılığı olmayan iflah olmaz bürokratlar ve
kırtasiyeciler bir yana, çalışmamızı geciktiren,
alıkoyan ve ilerlernemizi engelleyen daha iki tür
yönetici vardır.
Bu tür yöneticilerin bir kısmını, geçmişte belirli
hizmetler yapmış, aristokratlaşmış, Parti kararlarının
ve Sovyet Hükümeti tarafından çıkarılan
kanunların kendileri için değil de ahmaklara
ilişkin olduğunu sananlar teşkil eder. Bunlar, Parti
ve Hükümet kararlarını uygulamayı kendi
görevleri olarak kabul etıneyen ve böylece Parti ve
devlet disiplininin temellerini yıkan kişilerdir.
Bunlar Parti'yi ve Sovyet Kanunlarını ihlal ederken
neye güvenirler? Geçmişteki hizmetlerinden
dolayı Sovyet Hükümetinin kendilerine dokunma
cesaretini gösteremeyeceğini sanırlar. Bu aşırı kendini
beğenmiş aristokratlar, kendilerinin yerleri
doldurulamayacak kişiler olduklarını ve ceza
görmeden yönetici organların kararlarını bozabileceklerini
sanıyorlar. Bu çeşit yöneticilere ne
yapılmalıdır? Eski hizmetleri gÖz önüne alınmadan, yönetici görevlerden hiç tereddüt etmeden
alınmalıdırlar. (Sesler: "Yaşa Yaşa!") Daha aşağı
görevlere verilmelidirler ve bu durum da basında
açıklanmalıdır. (Sesler: "Yaşa, Yaşa!") Bu işlem
aşırı kendini beğenmiş aristokrat-bürokratların
gururlarını kırmak ve bunları layık oldukları yere
göndermek için yapılmalıdır. Bu ışlem, 5alı~ma~
mızın bütününde Parti ve Sovyet dısıplınını
pekiştirmek için gereklidir. (Sesler: "Yaşa, Yaşa!"
Alkışlar.)
Ve şimdi ikinci tür yöneticiler. Lafazanlardan
söz ediyorum. Diyebilirim ki dürüst .1afazan.lar
(Gülüşmeler), yani dürüst ve Sovyet Hukumetıne
sadık olup da yönetici olarak yetersiz ve her~angi
bir şeyi örgütleyemeyen kişiler. Geçen yıl boylesı
bir yoldaşla, çok saygıdeğer ama laf tufanında
canlı herşeyi boğabilen iflah olmaz lafazan bır
yoldaşla bir konuşma yaptım. Işte konuşmamız:
Ben - Tohum ek me işiniz nasıl gidiyor?
O - Tohum ekme işi mi, Stalin Yoldaş? Seferber
olduk. (Gülüşmeler)
Ben - Peki, ya sonra?
O - Sorunu doğru olarak ortaya koyduk.
(Gülüşmeler).

Ben -Sonra?
O - Sıçrama var, Stalin Yoldaş, çok yakında bir
sıçrama olacak, (Gülüşmeler.)
Ben - Ya şimdi?
O - Bazı gelişim belirtileri var diyebiliriz.
(Gülüşmeler.)
Ben - Peki buna rağmen, tohum ekme işiniz
nasıl gidiyor?
O - Şimdiye kadar, Stalin Yoldaş, tohum ekme
işinde herhangi bir ilerleme yapmadık. (GülüşmelerJ
İşte size lafazanın görünümü. Seferber olmuşlar,
sorunu doğru olarak koymuşlar, bir sıçrama ve
bazı ilerlemeler yapmışlar, ama herşey yerinde
sayıyor.
Bu durum, Ukrayna lı bir işçinin anlattığı bir
örgütün durumuna tıpatıp uyuyor. Sözü edilen
örgütün kesin bir çizgisi var mı diye sorulduğunda
şöyle dedi: "Bir çizgileri var olmasına
var ama herhangi bir iş yapıyor görünmüyorlar".
(Gülüşmeler) Anlaşılan bu örgütün de dürüst lafazan
bir kontenjanı vardı.
Ve bu gibi lafazanlar bulundukları görevlerden
kovulup aktif çalışmadan uzak işlere verildik lerinde şaşkınlık içinde omuzlarını silkip sorarlar
"Neden kovulduk? Çalışmanın y~Pllın~Sl IÇI~ g~rekli
olan herşeyi yapmadık mı. Oncu ışçılerın bı~
raraya getirilmesini örgütlemedık m~?. on~~
'şçilerin konferansında Partinin ve hukumet
~iarıarını açıklamadık mı? Onur kurulu'rıa:. rrıer~
kez Kurulu Siyasal Bürosunun b~tunu:1u
d 'k mi7 (Gülüşmeler) Stalin Yoldaş a selam
seçme i . .' i "(Kah
yollamadık mı? Bizden daha ne ıs tıyor ar. -
kahalar).
Bu ifliih olmaz lafazan ne yapılmalı? Aktif
çalışmada bırakılsalardı, sudan ve. so~suz bır
konuşma tufanında canlı olan her şeyı bogacaklardı.
Açıkçası bunlar, yönetici görevlerden alınıp
aktı'f olmayan işlere verilmelıdırler.. Aktıf
çalışmada lafazanlara yer yok tur. (5 esi er. "Yaşa,
Yaşa!" AlkışlarJ
Merkez Kurulu'nun, Sovyet ve iktisa~i ?rgütler
için görevlilerin seçimini nasıl yuruttuğunu ~e kararların
uygulanmasında nasıl daha yakın bır denetim
çalışması yaptığını kısaca aktarmış bulunu
orum. Kaganoviç Yoldaş, Kurultay
ündeminin üçüncü madd si üzerine" raporunda
~u konuya daha geniş ayrıntılarıyla degınecektır.

Bununla birlikte, kararların uygulanmasında
sıkı bir denetimin sürdürülmesi göreviyle ilişkili
olarak ilerdeki çalışma hakkında bir kaç söz
söylemek isterim.
Kararların uygulanmasındaki denetleme çalışmasının
doğru örgütlenmesinin, bürokrasiye ve
yazıhane alışkanlıklarına karşı savaşta belirleyici
bir önemi vardır. Yönetici organların kararları yerine
getiriliyor mu, yoksa bürokratlar tarafından
hasır altı mı ediliyor? Bu kararlar doğru olarak mı
yerine getiriliyor, yoksa çarpıtılıyorlar mı? Aygıt
bilinçli olarak ve Bolşevik bir tavırla mı çalışıyor,
yoksa sallapati mi yürüyor? Bunların cevapları
ancak, kararların uygulanmasında doğru bir denetim
sürdürülürse hemencecik bulunabilir. 'Kararların
uygulanmasındaki doğru denetim, bürokratları
tamamen ortaya sererek aygıtın her an nasıl
işlediğini göstermeye yarıyan bir ışıldaktır. KusurlarımlZın
ve başarıslZlıklarımızın onda dokuzunun,
kararların uygulanmasında doğru olarak
örgütlenmiş bir denetim mekanizmasının
olmayışma bağlı olduğunu söyliyebiliriz. Uygulamanın
böylesi bir denetim mekanizması olsaydı,
kusurlar ve başarısızlıkların şüphesiz ki
önüne geçilebilirdi,

Ama uygulamayı denetleme çalışmasının başarıya
ulaşması için en azından iki ö~ koşu.ıa ihtiyaç
vardır: Birincisi, uygulamanın gelıp geçıcı olarak
değil de sistemli olarak denetlenmesi, ikincisi,
Parti'nin, devletin ve iktisadi örgütlerin bütün halkalarındaki
uygulama üzerinde denetim çalışması
ikinci derecedeki kişilere değiL, yeterli otoriteye
sahip kişilere, ilgili örgütlerin önder-lerine verilmelidir
...
Örgütsel çalışma alanındaki .görevlerimiz
şunlardır:
1.. Örgütsel çalışmamızı, Parti'nin siyasal çizgisinin
gereklerine uyarlamayı sürdürmek;
2. Örgütsel önderliği, siyasal önderliğin düzeyine
yükseltmek;
3. Örgütsel önderliğin, Parti'nin siy~sal şiar ve
kararlarını gerçekleştirmeyı temınat altına
alma görevinde yeterli olmasını sağlamak.

 

HERŞEYİ KADROLAR BELİRLER
... Teknik yokluğundan acı çektiğimiz ve şimdi
geçmiş bulunan bir dönemin yansıması olan "teknik
herşeyi belirler" eski şiarının yerini şimdi
"herşeyi kadrolar belirler" yeni şiarı olmalıdır.
Şimdiki ana nokta budur.
İnsanlarımızın bu yeni şiarın büyük önemini tamamen
kavradığı ve anladı ğı söylenebilir mi? Ben
bu soruya "evet" diyernem. Aksi takdirde, pratikte
sık sık gözlediğimiz, halka karşı, kadrolara karşı,
işçilere karşı çirkin tutum olmazdı. "Herşeyi kadrolar
belirler" şiarı, önderlerimizin, onları yılmadan
yetiştirerek, desteğe ihtiyaçları olduğunda
yardım ederek, ilk başarılarını gösterdiklerinde
teşvik ederek, terfi ettirerek v.b., hangi alanda
çalışırlarsa çalışsınlar "küçük" ya da "büyük"
işçilerimize karşı en istekli tutumu göstermelerini gerektirir. Ama pratikte, bazı durumlarda işçilere
karşı ruhsuz, bürotratça ve kesinlikle çirkin tutumlarla
karşılaşıyoruz . Bu, gerçekten, insanların
incelenmesi ve ancak incelendikten sonra görevlerine
yerleştirilmeleri yerine sık sık dama taşları
gibi bir o yana, bir bu yana niye atıldıklarını
açıklıyor. İnsanlar makinelere değer vermeyi ve
işletmelerimizle fabrikalarımızda ne kadar makine
bulunduğu hakkında rapor vermeyi öğrendiler.
Ama belli bir dönemde eğittiğimiz kişilerin sayısı
ve bu kişilere çalışmalarında gelişmeleri ve istenilen
hale gelmeleri için nasıl yardım ettiğimiz
üzerinde aynı zevk le hazırlanmış bir tek rapor
dahi hatırlamıyorum. Bu nasıl açıklanmalı? Bu,
bizim henüz işçilere değer vermeyi, kadrolara
değer vermeyi öğrenemediğimiz olgusuyla açıklanmalıdır.
Bir zamanlar sürgünde yaşadığım Sibirya'daki
bir olayı hatırlarım. Bahardaydı. Bahar sellerinin
zamanıydı. Geniş, kabarmış nehrin sürüklediği
keresteyi çekmek için otuz kadar adam nehre gitti.
Akşama doğru köye bir yoldaş eksik olarak
döndüler. Otuzuncu odamın nerede olduğu sorulduğunda
kayıtslZca "orada kaldığını" söylediler.
Benim "orada kalmakla ne demek istiyorsunuz?"
soruma karşılık aynı kayıtsızlıkla "ne demek mi - tabii ki boğuldu" diye cevap verdiler.
Ve bunun üzerine içlerinden biri, "gidip kısrağa su
vermem gerekiyor" diyerek acele etmeye başladı. ..
Hayvanlara, insanlara olduğundan daha çok ilgi
gösterdikleri için sitem ettiğimde, diğerlerinin de
katılmasıyla içlerinden biri şöyle dedi: "Neden insanlarla
ilgilenmemiz gerekiyor. Her zaman insan
yapabiliriz. Ama bir kısrak ... istersen bir dene."
İşte belki pek önemli olmayan ama çok karakteristik
bir durum. Halka ve kadrolara karşı
bazı önderlerimizin kayıtsızlıklan ve insanlara
değer vermede yeteneksizlikleri, bana, şimdi aktarmış
olduğum uzak Sibirya'daki olayda
gözlenen, insannın insana karşı garip tutumunun
bir kalıntısı gibi geliyor.
İşte yoldaşlar, bundan dolayı başarılı biçimde
adam kıtlığının üstesinden gelmek ve ülkemize,
tekniği ilerletip yürütebilecek yeterli kadrolar
sağlamak istiyorsak, herşeyden önce, insanlara
değer vermeyi, kadrolara değer vermeyi, ortak
davamıza yararlı olabilecek her işçiye değer vermeyi
öğrenmeli yiz.
Dünyanın sahip olduğu bütün değerleri sermayenin
en değerli ve en belirleyici olanının insanlar
olduğunu, kadrolar olduğunu kavramanın zamanıdır. Anlaşılmalıdır ki bu günkü koşullarımızda
"herşeyi kadrolar belirler." Sanayide, tarımda,
ulaştırmada ve orduda iyi ve çok sayıda ka drotanmız
varsa, ülkemiz yenilmez. Bu tür kadrolarımız
olmazsa, her iki ayağımız da bağlı demektir.
Konuşmamı bitirirken, Kızılordu Akademileri
mezunlarımızın sağlıklarına ve başarılarına kadeh
kaldırmayı önermeme izin verin. Bu mezunlara
ülkemizin savunmasını örgütleme ve yönetm~
çalışmalarında başarılar dilerim.
Yoldaşlar, ilk olgunluğunuzu kazandığınız
yüksek öğrenim kurumlarından mezun olmuş bulunuyorsunuz.
Ama okul sadece bir hazırlık
aşamasıdır. Kadrolar gerçek olgunluklarını pratik
çalışmada, okul dışında, zorluklarla savaşmada,
zorlukları yenmede kazanırlar. Yoldaşlar, yalnızca
zorluklardan korkmayan, zorluklardan kaçmayan,
tersıne, yenmek ve ortadan kaldırmak amacıyla
zorlukların karşısına çıkan kadroların bir işe
yaradığını hatırlayın. Ancak zorluklara karşı
savaşta gerçek kadrolar demir gibi işlenir. Ve ordumuz
yeterli sayıda gerçekten çelikleşmiş kadrolara
sahipse asla yenilmez.
Sağlığınıza Yoldaşlar!