KÜTÜPHANE | STALIN | TARIM POLITIKASI

III KÜÇÜK KÖYLÜ ÇİFTLİKLERİNİN "İSTİKRARLILIĞI" TEORİSİ

Şimdi politik ekonomideki üçüncü önyargıya, küçük köylü ekonomisinin "istikrarlılığı" teorisine geçelim. Burjuva politik ekonomisinin, büyük işletmenin küçük işletmeye üstünlükleri konusundaki, güya ancak sanayi için geçerli olan ve fakat tarımda geçerli olmayan ünlü Marksist teze karşı ileri sürdüğü itirazları herkes bilir. Bu teoriyi vaaz eden David ve Hertz gibi sosyal-demokrat teorisyenler, köylünün dayanıklı ve sabırlı olduğu, onun elindeki toprak parçasını bırakmamak için her türlü yoksunluğa boyun eğmeye hazır olduğu ve bu yüzden de küçük köylü ekonomisinin büyük tarım işletmesine karşı mücadelede istikrarlılık gösterdiği savına "dayanmak" istemişlerdir.

Böyle bir "istikrarlılığın" her türlü istikrarsızlıktan kötü olduğunu anlamak zor değildir. Bu anti-Marksist teorinin bir tek hedef: küçük köylülerin milyonlarca kitlesini mahveden kapitalist düzeni övmek ve sağlamlaştırmak hedefi güttüğünü anlamak da zor değildir. Ve işte bu hedefi güttüğü içindir ki, Marksistler bu teoriyi o kadar kolaylıkla altedebilmişlerdir.

Ama şimdi sorun bu değil. Sorun, pratiğimizin, yaşamımızın bu teoriye karşı yeni kanıtlar sağlaması; oysa, şaşılacak şey, teorisyenlerimizin, işçi sınıfının düşmanlarına karşı bu yeni silahtan yararlanmak istememeleri ya da yararlanamamalarıdır. Bununla kastettiğim, küçük köylüyü bir avuç toprağına kölece bağlı olmaktan kurtaran ve böylelikle küçük köylü işletmesinde büyük kollektif işletmeye geçişi kolaylaştıran toprağın özel mülkiyetinin kaldırılması ve toprağın millileştirilmesinin bizde gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Gerçekten de, Batı Avrupa'da küçük köylüyü küçük meta ekonomisine şimdiye kadar bağlamış olan, şu anda bağlayan ve ileride de bağlamaya devam edecek olan nedir? Herşeyden önce ve esas olarak kendine ait bir karış toprağa sahip olması, toprakta özel mülkiyetin varlığı. O, bir karış toprak edinmek için yıllar boyu para biriktirmiştir, ve toprağı satın alınca da, besbelli ki, ondan ayrılmak istemez, her türlü yoksunluğa razıdır, en ilkel yaşamı sürmeye razıdır, yeter ki bireysel ekonomisinin temeli olan toprağını elinden kaçırmasın.

Bu etkenin bizde de, Sovyet rejimi koşullarında da aynı biçimde etkili olmaya devam ettiği söylenebilir mi? Söylenemez, çünkü bizde toprağın özel mülkiyeti yoktur. Ve tam da bizde toprağın özel mülkiyeti olmadığı içindir ki, bizde köylünün, Batı'da olduğu gibi toprağa kölece bağlı olma durumu yoktur. Bu koşul küçük köylü ekonomisinden kolhozlara geçişi zorunlu olarak kolaylaştırmaktadır.

Toprağın millileştirildiği bizde, köydeki büyük işletmelerin, kolhozların, küçük köylü ekonomisine üstünlüğünü bu kadar kolaylıkla kanıtlamalarının nedenlerinden biri de budur.

Mutlak rantı kaldıran, toprağın özel mülkiyetine son veren ve onun millileştirilmesini sağlamlaştıran Sovyet iktidarının tarım yasalarının büyük devrimci önemi işte burada yatar.

Ama bundan şu sonuç çıkar ki, büyük tarım işletmelerine karşı mücadelesinde küçük köylü işletmelerinin istikrarlılığını propaganda eden burjuva iktisatçılara karşı bizim elimizde yeni bir kanıt vardır.

Her çeşitten burjuva teorilerine karşı mücadelelerinde, bu yeni kanıttan bizim tarım teorisyenlerimiz tarafından acaba niçin yeterince yararlanılmamaktadır?

Toprağın millileştirilmesinde biz özellikle "Kapital"in Üçüncü Cildi'ndeki teorik önkoşullardan, Marx'ın "Artı-Değer Teorileri" konusundaki ünlü yapıtından ve Lenin'in tarım sorununu inceleyen yapıtlarından, teorik düşüncenin bu zengin hazinesinden hareket ettik. Sözünü ettiğim genel olarak toprak rantı teorisi ve özel olarak da mutlak toprak rantı teorisidir. Bugün bu yapıtlardaki teorik tezlerin, kentte ve köyde sosyalist inşamızın pratiği tarafından parlak bir biçimde doğrulandığı açıktır.

Ancak, Çayanov tipinde "Sovyet" iktisatçılarının bilime aykırı teorileri yayınlarımızda rahatça yer alırken, Marx-EngelsLenin'in toprak rantı ve mutlak toprak rantı teorisi üzerine dâhice yapıtlarının halka yayılmak, ön plâna çıkarılmak yerine masa çekmecelerinde saklı tutulmasını anlamak güçtür.

Engels'in "Fransa ve Almanya'da Köylü Sorunu" üzerine ünlü yazısını herhalde anımsarsınız. Engels'in, küçük köylülerin kooperatif ekonomiye, kollektif ekonomiye nasıl getirileceği sorunu üzerine ne büyük bir titizlikle eğildiğini mutlaka anımsarsınız. Engels'in yazısından ilgili pasajı aktarmama izin veriniz.

"Ve biz kesinlikle küçük köylüden yanayız; onun yazgısını da ha katlanılabilir kılmak, eğer aklı yatmışsa kooperatife geçişini kolaylaştırmak, ve hatta, eğer aklı henüz yatmamışsa, meseleyi enine boyuna düşünmek için parseli üzerinde uzun bir düşünme zamanı bırakmak için, elden gelen izin verilebilir herşeyi yapacağız."W[20]

Engels'in bireysel köylü ekonomisini kollektivizm yoluna yöneltme sorununa nasıl büyük bir titizlikle yaklaştığını görüyorsunuz. Engels'in ilk başta aşırı gibi görünen bu titizliğini nasıl açıklamalı? O, nelerden yola çıkıyordu? Besbelli ki toprakta özel mülkiyetin varlığından, köylünün kolay kolay elinden çıkarmaya razı olmayacağı o "bir karış toprağa" sahip bulunduğu olgusundan yola çıkıyordu. Batı'da köylülük böyle. Toprakta özel mülkiyetin bulunduğu kapitalist ülkelerde köylülük böyle. Burada büyük bir titizlik gösterilmesi gerektiği kolayca anlaşılır.

Bizde, SSCB'de durumun aynı olduğu söylenebilir mi? Hayır, söylenemez. Söylenemez, çünkü bizde köylüyü bireysel işletmesine zincirleyen o toprakta özel mülkiyet yoktur. Söylenemez, çünkü bizde toprak millileştirilmiştir ve bu da köylünün kollektivizm yolunu tutmasını kolaylaştırmaktadır.

Bizde son zamanlarda kolhoz hareketinin göreceli olarak kolayca ve hızlı gelişmesinin nedenlerinden biri budur.

Tarım bilimcilerimizin batının köylüleriyle bizim köylülerimizin konumu arasındaki bu farkı gerekli berraklıkla göstermeye çalışmamış olmaları sıkıcıdır. Halbuki böyle bir çalışmanın, sadece biz Sovyet fonksiyonerleri için değil, aynı zamanda bütün ülkelerin komünistleri için de büyük önemi olacaktır. Çünkü kapitalist ülkelerde proleter devrimi için, proletaryanın iktidarı ele almasından hemen sonra, ilk günden başlayarak, sosyalizmi, toprağın ulusallaştırılması temelinde mi yoksa bu temel olmaksızın mı inşa edeceği konusu önemsiz değildir.

Kısa süre önce yayınlanan makalemde ("Büyük Dönüşüm Yılı"*) tarımda küçük işletme karşısında büyük işletmenin üstünlüğüne dair bilinen argümanları ileri sürmüş, bunu yaparken büyük Sovyet çiftliklerini gözönüne almıştım. Fakat bu argümanların, büyük ekonomik birimler olarak kollektif çiftlikler için de tümüyle ve bütünüyle geçerli olduğunu kanıtlamaya gerek bile yok. Sadece makine ve traktör temeline sahip olan gelişmiş kollektif çiftliklerden söz etmiyorum, aynı zamanda, deyim yerindeyse, kollektif çiftlik inşasının manifaktür dönemini oluşturan ve köylü alet-edevatını temel alan gelişmemiş kollektif çiftliklerden de söz ediyorum. Genel kollektifleştirmenin yaşandığı bölgelerde oluşturulan ve köylülerin üretim araçlarının basitçe biraraya getirilmesine dayanan gelişmemiş kollektif çiftlikleri kastediyorum.

Örneğin eski Don Bölgesi'ndeki Choper Nehri çevresindeki kollektif çiftlikleri alalım. Dıştan bakıldığında, bu kollektif çiftlikler teknik açıdan küçük köylü çiftliklerinden farklı görünmemektedir (az sayıda makine, az sayıda traktör). Buna rağmen, kollektif çiftliklerde köylü alet-edevatının basitçe biraraya toplanması, pratikçilerimizin düşlerinde bile göremeyecekleri bir sonuç vermiştir. Bu sonuç ifadesini nerede bulmuştur? Kollektif çiftliklere geçişin ekim alanlarının yüzde 30, 40 hatta 50 büyümesine yol açmasında. Bu "başdöndürücü" sonuç neyle açıklanır? Bireysel emek koşulları altında güçsüz olan köylülerin, araç-gereçlerini birleştirip kollektif çiftlikler halinde biraraya gelerek büyük bir güç oluşturmalarıyla. Köylülerin, bireysel emekle işlenmesi güç olan bakir toprakları ve işlenmemiş alanları işleme olanağına sahip olmalarıyla. Köylülerin, bakir toprakları sürme olanağı elde etmeleriyle. Köylülerin, açıkta bırakılmış, parçalanmış parselleri, tarla kenarlarını vs. vs. ekme imkanına kavuşmalarıyla.

Tarımımız için, boş ve bakir toprakların ekilmesi büyük öneme sahiptir. Eski dönemlerde Rusya'da, tarım sorununun devrimci hareketin ekseni olduğunu bilirsiniz. Yine bilirsiniz ki, tarım hareketinin hedefi toprak kıtlığını ortadan kaldırmaktı. O dönemde birçokları, toprak kıtlığının mutlak olduğu, artık Rusya'da serbest, işlemeye elverişli toprak kalmadığı görüşündeydiler. Fakat gerçekte ne görüldü? Şimdi artık, SSCB'de onlarca milyon hektar serbest toprak bulunduğu, ama köylülerin zavallı aletleriyle bu toprağı işleme olanağına sahip olmadıkları tamamen açıktır. Ve tam da köylüler bakir toprakları ve işlenmemiş alanları işleme olanağına sahip olmadığı için, "yumuşak" toprağa, çiftlik sahiplerinin arazilerine, köylü aletleriyle bireysel emek yoluyla kolayca ekilebilen arazilere itilmişlerdi. "Toprak kıtlığı"nın temeli buydu. O nedenle, şimdi artık, traktörlerle donatılmış tahıl tröstümüzün, köylüler tarafından işgal edilmemiş ve küçük köylü aletleriyle bireysel emekle işlenmesi mümkün olmayan yaklaşık 20 milyon hektar serbest toprağı işlemesine şaşmamak gerekir.

Bütün safhalarında —başlangıç safhasında olduğu kadar, kollektif çiftliklerin traktörlerle donatılmış olduğu daha gelişmiş safhasında da— kollektif çiftlik hareketinin önemi, başka şeylerin yanı sıra, şimdi artık köylülerin boş alanları ve bakir toprakları ekebilmelerinde yatmaktadır. Köylülerin kollektif emeğe geçişlerinde ekim alanının olağanüstü artmasının sırrı burada yatmaktadır. Kollektif çiftliklerin bireysel köylü iktisadı karşısındaki üstünlüğünün temellerinden biri burada yatmaktadır.

Söylemeye gerek yok ki, kollektif çiftliklerin bireysel köylü iktisadı karşısındaki üstünlüğü, genel kollektifleşmenin yaşandığı bölgelerde Makine ve Traktör İstasyonlarımız ve konvoylarımız az gelişmiş kollektif çiftliklerin yardımına koştuğunda, kollektif çiftlikler kendi ellerinde traktör ve biçerdöver toplamaya başladığında, daha da tartışmasız olacaktır.