KÜTÜPHANE | STALİN | BOLŞEVİK PARTİ TARİHİ

KÜTÜPHANE | STALİN | BOLŞEVİK PARTİ TARİHİ

J. V. STALİN

SOVYETLER BİRLİĞİ KOMÜNİST PARTİSİ (BOLŞEVİK) TARİHİ

RUS-JAPON SAVAŞI VE BİRİNCİ RUS DEVRİMİ DÖNEMİNDE MENŞEVİKLER VE BOLŞEVİKLER

(1904 - 1907)

3 - BOLŞEVİKLERLE MENŞEVİKLER ARASINDA TAKTİK GÖRÜŞ AYRILIKLARI. III. PARTİ KONGRESİ. LENİN'İN “DEMOKRATİK DEVRİMDE SOSYAL-DEMOKRASİNİN İKİ TAKTİĞİ” KİTABI. MARKSİST PARTİNİN TAKTİK TEMELLERİ.

Devrim, toplumun bütün sınıflarını harekete geçirdi. Devrimin ülkenin siyasi hayatında meydana getirdiği değişiklik, onları eski alışılmış yerlerinden çıkardı ve yeni duruma uygun olarak yeniden gruplaşmaya mecbur bıraktı. Her sınıf, her parti, kendi taktiğini, kendi davranış çizgisini, diğer sınıflara karşı tavrını, hükümete karşı tutumunu saptamaya çalıştı. Hatta Çarlık hükümeti bile, bir “temsil kuruluşu”nu, Bulygin Duması'nı toplamak vaadinde de görüldüğü gibi, kendisini yeni ve alışılmadık taktikler planlamak zorunda görüyordu.

Sosyal-Demokrat Parti de, kendi taktiğini saptamak zorundaydı. Bunu, devrimin kabaran dalgası dikte ediyordu. Bunu, proletaryanın önüne çıkan, gecikmeye tahammülü olmayan pratik sorunlar dikte ediyordu: silahlı ayaklanmanın örgütlenmesi, Çarlık hükümetinin devrilmesi sorunu, bir geçici devrimci hükümet kurulması, sosyaldemokratların bu hükümete katılması sorunu, köylülüğe, liberal burjuvaziye karşı tavır sorunu vb. Sosyal-demokrasinin, her yerde aynı ve dikkatle düşünülmüş Marksist taktiğini saptamak gerekiyordu.

Oysa, Menşeviklerin oportünizmi ve bölücü faaliyetleri sonucu Rusya Sosyal-Demokrasisi o sırada iki fraksiyona ayrılmıştı. Bölünme henüz tam sayılmazdı, ve bu iki fraksiyon şeklen henüz iki ayrı parti değildi, fakat gerçekte, her biri kendi yönetici merkezine, kendi basınına sahip iki ayrı partiyi çok andırıyorlardı.

Menşeviklerin, Parti çoğunluğu ile aralarında örgütsel sorunlarda var olan eski görüş ayrılıklarına yeni görüş ayrılıkları, taktik sorunlardaki görüş ayrılıklarını kalması, bölünmeyi daha da derinleştirdi.

Yekpare bir partinin olmayışı, yekpare bir parti taktiğinin olmamasıyla sonuçlanıyordu.

Bu durumdan çıkış yolu, eğer derhal yeni bir kongre, ortak taktiği saptayacak ve azınlığı kongre kararlarını dürüstçe uygulamak, kongre çoğunluğunun kararlarına uymakla yükümlendirecek III. Parti Kongresi toplantıya çağrılırsa bulunabilirdi. Bolşeviklerin Menşeviklere önerdikleri çıkış yolu da buydu. Fakat Menşevikler, III. Parti Kongresi'nin lafını bile duymak istemiyorlardı. Partiyi, Partinin onayladığı ve bütün Parti üyelerini bağlayan taktiklerden daha fazla yoksun bırakmayı cinayet sayan Bolşevikler, III. Parti Kongresi'ni toplama inisiyatifini kendi ellerine almaya karar verdiler.

Parti Kongresi'ne, Bolşevik olsun Menşevik olsun bütün Parti örgütleri davet edildi. Ama Menşevikler, III. Parti Kongresi'ne katılmayı reddettiler ve kendi kongrelerini toplamaya karar verdiler. Kongrelerindeki delege sayısı az olduğundan, onu konferans diye adlandırdılar; ama aslında bu, kararları bütün Menşevikler için bağlayıcı olarak görülen, Menşeviklerin bir Parti Kongresiydi.

Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi'nin lll. Parti Kongresi Nisan 1905'te Londra'da toplandı. Kongreye, 20 Bolşevik Komiteden 24 delege katıldı. Partinin bütün büyücek örgütleri temsil ediliyordu.

Kongre, Menşevikleri, “Partiden kopmuş bir kesim” olarak mahkum etti ve gündemdeki işe, Parti taktiğinin saptanmasına geçti.

Parti Kongresi'yle aynı sırada, Cenevre'de, Menşeviklerin konferansı toplandı. “İki kongre -iki parti”, diye karakterize etti durumu Lenin.

Gerek Parti Kongresi gerekse konferans, aslında aynı taktik sorunları tartıştı, fakat bu sorunlarda alınan kararlar birbirine taban tabana zıttı. Parti Kongresinde ve konferansta alınan iki farklı kararlar dizisi, III. Parti Kongresi ile Menşevik Konferans arasındaki, Bolşeviklerle Menşevikler arasındaki taktik ayrılığını tüm derinliğiyle ortaya çıkardı.

İşte bu görüş ayrılıkların temel noktaları:

III. Parti Kongresi'nin taktik çizgisi. Kongre, cereyan etmekte olan devrimin burjuva-demokratik karakterine rağmen, onun mevcut durumda kapitalizmin çerçevesi içinde mümkün olanın ötesine geçemeyeceği gerçeğine rağmen, onun tam zaferine en başta proletaryanın ilgi duyduğu, çünkü bu devrimin zaferinin, proletaryaya, kendini örgütlemek, siyasi bakımdan belini doğrultmak, emekçi kitlelere siyasi önderlik etmede tecrübe ve beceri kazanmak ve burjuva devrimden sosyalist devrime geçmek olanağı vereceği görüşündeydi.

Proletaryanın burjuva-demokratik devrimin tam zaferini hedef alan taktiği, ancak köylülüğün desteğini alabilirdi; çünkü, köylülük, devrimin tam zaferi olmadan çiftlik sahiplerinin hesabını göremez ve onların topraklarını elde edemezdi. Köylülük, bu nedenle proletaryanın doğal müttefikiydi.

Liberal burjuvazi bu devrimin tam zaferine ilgi duymuyordu, çünkü en korktuğu şey olan işçi ve köylülere karşı bir kırbaç olarak Çarlık rejimine muhtaçtı. Bu nedenle, Çarlığın yetkilerini biraz sınırlayarak Çarlık rejimini muhafazaya gayret gösterecekti. Bu yüzden liberal burjuvazi, meşruti bir monarşi esası üzerinde çarla anlaşmaya vararak meseleyi kapatmaya teşebbüs edecekti.

Devrim, ancak proletarya başına geçerse; devrimin önderi olarak proletarya, köylülükle ittifakı güvence altına almayı bilirse; liberal burjuvazi tecrit edilirse; Sosyal-Demokrat Parti Çarlığa karşı halk ayaklanmasının örgütlenmesinde aktif rol alırsa; muzaffer ayaklanma sonucu, karşı-devrimin kökünü kurulmaya ve tüm halk tarafından taşınan bir Kurucu Meclis toplamaya yetenekli bir geçici devrimci hükümet kurulacak olursa; Sosyal-Demokrasi, elverişli koşulların olması halinde, devrimi sonuna kadar götürmek için geçici devrimci hükümete katılmayı reddetmezse başarıya ulaşacaktı.

Menşevik Konferansın taktik çizgisi. Mademki devrim bir burjuva devrimiydi, önderi ancak liberal burjuvazi olabilirdi. Proletarya, köylülere değil liberal burjuvaziye yakınlaşmaya çalışmalıydı. En önemlisi, devrimci bir tavırla liberal burjuvaziyi ürkütmemek ve onun devrimden çarketmesine vesile yaratmamaktı, çünkü o devrimden çarkederse, devrim zayıflardı.

Ayaklanmanın zafere ulaşması mümkündü; ama zaferden sonra Sosyal-Demokrasi, liberal burjuvaziyi ürkütmemek için meydanı terketmeliydi. Ayaklanma sonucu bir geçici devrimci hükümetin kurulması mümkündü, ama bu hükümet karakteri itibariyle sosyalist olmayacağından ve, asıl önemlisi de buydu, Sosyal-Demokrasinin hükümete bulması ve devrimci tavrı liberal burjuvaziyi ürkütüp böylece devrimi mayınlayabileceğinden, Sosyal- Demokrasi hiçbir şekilde ona katılmamalıydı.

Devrimin perspektifleri açısından, “Zemski Sobor” veya bir Devlet Duması türünden herhangi bir temsil kuruluşunun toplantıya çağrılması daha iyi olurdu; bu kuruluş, bir Kurucu Meclis'e dönüşmesi için, ya da onu bir Kurucu Meclis'i toplantıya çağırmaya mecbur kılmak için dışardan işçi sınıfının baskısına maruz bırakılabilirdi.

Proletaryanın kendi özel, saf proleter çıkarları vardı ve bu çıkarları gözetmeliydi, genel bir siyasi devrim olan ve bu yüzden yalnız proletaryayı değil, bütün sınıfları ilgilendiren burjuva devriminin önderi olmaya çalışmamalıydı.

Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi'nin iki fraksiyonunun taktiği kısaca böyleydi.

Tarihi kitabı “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği”nde Lenin, Menşevik taktiğin klasik bir eleştirisini ve Bolşevik taktiğin parlak bir gerekçelendirmesini yaptı.

Bu çalışma Temmuz 1905'te, yani III. Parti Kongresi'nden iki ay sonra çıktı. Kitabın başlığına göre yargıya varılacak olsa, Lenin'in bu kitapta sadece burjuva-demokratik devrim dönemine ilişkin taktik sorunları ele aldığı ve sadece Rus Menşevikleriyle uğraştığı sanılabilir. Gerçekte o, Menşeviklerin taktiğini eleştirirken, aynı zamanda uluslararası oportünizmin taktiğini de teşhir ediyordu; burjuva devrimi döneminde Marksistlerin taktiğini gerekçelendirirken ve burjuva devrimi ile sosyalist devrim arasındaki ayrımı ortaya çıkarırken, aynı zamanda, burjuva devriminden sosyalist devrime geçiş dönemindeki Marksist taktiğin temellerini de formüle ediyordu.

İşte Lenin'in, “Demokratik devrimde Sosyal-Demokrasinin iki Taktiği” kitabında açımladığı temel taktik tezler şunlardır:

1) Lenin'in tüm kitabının içine işlemiş olan temel taktik önerme, proletaryanın Rusya'daki burjuva-demokratik devrimin önderi, burjuva- demokratik devrimin yöneticisi olabileceği ve olması gerektiği düşüncesidir.

Lenin, bu devrimin burjuva karakterini kabul ediyordu, çünkü vurguladığı gibi, o “salt demokratik bir devrimin çerçevesi dışına dolaysız çıkamaz.” Ama o, bunun üst tabakaların bir devrimi olmayıp, bir halk devrimi olduğu, tüm halkı, tüm işçi sınıfını, tüm köylülüğü harekete geçirecek bir devrim olduğu görüşündeydi. Bu yüzden, Menşeviklerin burjuva devrimin proletarya için taşıdığı önemi küçümseme, proletaryanın onda oynadığı rolü küçültme ve proletaryayı ondan uzak tutma çabalarını Lenin, proletaryanın çıkarlarına ihanet olarak görüyordu.

“Marksizm”, diyordu Lenin, “proletere, burjuva devriminden uzak durmayı, ona kayıtsız kalmayı, devrimde önderliği burjuvaziye bırakmayı değil, bilakis tam tersine, devrime en enerjik bir şekilde katılmayı, tutarlı bir proleter demokrasisi için, devrimi sonuna kadar götürmek için en kararlı şekilde savaşmayı öğretir.” (Lenin, “Demokratik devrimde Sosyal,Demokrasinin İki Taktiği”, Moskova 1940, s. 43.)

“Unutmamalıyız ki”, diye yazıyordu Lenin devamla, “sosyalizmi yakınlaştırmak için, şu anda tam politik özgürlükten, demokratik cumhuriyetten başka bir araç yoktur ve olamaz.” (Aynı yerde, s.102.)

Lenin, devrimin sonucu olarak iki olanak öngörüyordu:

a) Ya, Çarlık üzerinde tayin edici bir zaferle, Çarlığın devrilmesi ve demokratik cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlanacaktı;

b) Ya da eğer güçler yetmezse, çarın halkın zararına burjuvaziyle uzlaşmasıyla, bir tür güdük anayasayla, büyük olasılıkla böyle bir anayasanın karikatürüyle sonuçlanabilirdi.

Proletarya, devrimin en iyi sonucuna, yani Çarlık üzerinde tayin edici zafere ilgi duymaktaydı. Fakat böyle bir sonuç, ancak proletarya, devrimin önderi, yöneticisi haline gelmeyi başardığı taktirde mümkündü.

“Devrimin sonucu”, diyordu Lenin, “işçi sınıfının, burjuvazinin bir yamağı, otokrasiye karşı saldırı gücü bakımından güçlü, fakat politik bakımdan iktidarsız bir yamağı rolünü mü oynayacağına, yoksa halk devriminin önderi rolünü mü oynayacağına bağlıdır.” (Aynı yerde, s. 11.)

Lenin, proletaryanın burjuvazinin bir yamağı olma kaderinden kurtulmak ve burjuva-demokratik devrimin önderi haline gelmek için tüm imkanlara sahip olduğu görüşündeydi. Lenin'e göre bu imkanlar şunlardı:

Birincisi, “konumu itibariyle en ileri ve biricik tutarlı-devrimci sınıf olan proletarya, tam da bu nedenle, Rusya'daki genel-demokratik devrimci harekette önderlik rolünü oynama misyonuna sahiptir.” (Aynı yerde, s. 64.)

İkincisi, proletaryanın, kendisine “birleşik ve bağımsız bir politik güç” halinde birleşme imkanı veren, burjuvaziden bağımsız kendi siyasi partisi vardır. (Aynı yerde, s.65.)

Üçüncüsü, devrimin tayin edici zaferine proletarya, burjuvaziden daha çok ilgi duymaktadır, bu nedenle, “belli bir anlamda burjuva devrimi burjuvaziden çok proletarya için daha avantajlı olacaktır.” (aynı yerde, s. 42.)

“Burjuvazi için”, diye yazıyordu Lenin, “proletaryaya karşı geçmişin bazı kalıntılarına, örneğin monarşiye, daimi orduya vb. dayanmak avantajlıdır. Burjuva devrimin geçmişin tüm kalıntılarını pek o kadar kararlıca silip süpürmemesi, bilakis bazılarını bırakması, yani bu devrimin tam tutarlı olmaması, sonuna kadar gitmemesi, kararlı ve amansız olmaması, burjuvazi için avantajlıdır... Burjuva-demokratik doğrultudaki zorunlu dönüşümlerin daha yavaş, daha tedrici, daha temkinli, daha az kararlı ve devrim yoluyla değil de reform yoluyla yapılması,... bu değişikliklerin sade halkın, yani köylülerin ve özellikle işçilerin bağımsız devrimci eylemini, inisiyatifini ve enerjisini mümkün olduğunca az geliştirmesi, burjuvazi için avantajlıdır. Çünkü aksi taktirde, Fransızların dediği gibi, 'tüfeği bir omuzdan diğerine aktarıvermek', yani burjuva devriminin ellerine vereceği silahları, devrimin getireceği özgürlüğü, serflikten temizlenen topraktan fışkıracak demokratik kurumları burjuvaziye yöneltmeleri, işçiler için daha kolay olacaktır. Tersine, burjuva-demokratik doğrultudaki zorunlu dönüşümlerin reform yoluyla değil, devrim yoluyla olması işçi sınıfı için daha avantajlıdır, çünkü reform yolu, oyalama, erteleme, ulusal organizmanın kokuşmuş parçalarının acılı bir şekilde yavaş yavaş çözülmesi yoludur. Bunların kokuşmasından herkesten önce ve herkesten çok acı çeken, proletarya ve köylülüktür. Devrimci yol, proletarya için en az acılı olan, derhal operasyon yoludur; çürüyen kısımları dolaysız atma yolu, monarşiye ve ona eşlik eden iğrenç, menfur, çürük ve çürümüşlüğüyle havayı kokutan kurumlara en az taviz verme ve en az merhamet etme yoludur.” (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, s. 42/43.)

“Tam da bu yüzden”, diye devam ediyor Lenin, “proletarya, cumhuriyet için en ön saflarda mücadele etmektedir ve burjuvazinin ihtimal ki çarketmemesi için mümkün olduğunca özen göstermek yolundaki ahmakça ve değersiz öğütleri nefretle geri çevirmektedir.” (Aynı yerde, s. 89.)

Proletaryanın devrime önderlik imkanının gerçek haline gelmesi, proletaryanın burjuva devriminin fiili önderi, yöneticisi haline gelmesi için, Lenin'e göre, en azından iki şart gerekliydi.

Birincisi, proletaryanın, Çarlık üzerinde tayin edici bir zafere ilgi duyan ve proletaryanın önderliğini kabul etmeye yatkın olan bir müttefike sahip olması gerekliydi. Bunu zaten önderlik fikrinin kendisi gerekli kılıyordu, çünkü yönetilecek kimse yoksa, yönetici yönetici olmaktan çıkar, önderlik edilecek kimse yoksa, önder önder olmaktan çıkar. Böyle bir müttefik olarak Lenin, köylülüğü görüyordu.

İkincisi, devrimin önderliği için proletarya ile mücadele etmekte olan ve bizzat kendisi devrimin biricik önderi olmaya uğraşan sınıfın, önderlik konumundan atılması ve tecrit edilmesi gerekliydi. Bunu da yine, devrimin iki önderi bulunması ihtimalini dıştalayan, önderlik fikrinin kendisi gerekli kılıyordu. Böyle bir sınıf olarak Lenin, liberal burjuvaziyi görüyordu.

“Demokrasi için tutarlı bir savaşçı, ancak proletarya olabilir”, diyordu Lenin. “Proletaryanın muzaffer bir demokratizm savaşçısı olması ise, ancak köylü kitlelerinin onun devrimci mücadelesine katılması koşuluyla mümkündür.” (Aynı yerde, s. 52.)

Ve devamla:

“Köylülük, çok sayıda yarı-proleter unsurun yanında küçük-burjuva unsurları da kapsar. Bu husus da onu istikrarsız kılar, böylece proletarya tam anlamıyla bir sınıf partisi içinde birleşmek zorunda kalır. Ama, köylülüğün istikrarsızlığı, burjuvazinin istikrarsızlığından temelden farklıdır, çünkü şu anda köylülük, özel mülkiyetin mutlak muhafazasından çok. özel mülkiyetin başlıca biçimlerinden olan büyük toprak mülkiyetine el konmasına ilgi duymaktadır. Sosyalist olmaksızın, küçük-burjuva olmaktan çıkmaksızın, köylülük, demokratik devrimin candan ve en radikal yandaşı olabilir. Köylülük, onu aydınlatmakta olan devrimci olayların seyri, burjuvazinin ihanetiyle ve proletaryanın yenilgisiyle zamansızca kesintiye uğramazsa, kaçınılmaz olarak devrimin böyle bir yandaşı haline gelecektir. Bu şart altında köylülük, kaçınılmaz olarak devrimin ve cumhuriyetin dayanağı olacaktır, çünkü ancak tam zafere ulaşmış bir devrim köylülüğe tarım reformları alanında herşeyi verebilir, köylülerin diledikleri, rüyasını gördükleri, gerçekten muhtaç bulundukları herşeyi verebilir.” (Aynı yerde, s. 89/90.)

Bolşeviklerin böyle bir taktiğinin “burjuva sınıfları devrim davasından çarketmeye sevkedeceği ve böylece devrimin kapsamını daraltacağını” iddia eden Menşeviklerin itirazlarını tahlil eden Lenin, bu itirazları “devrime ihanet taktiği”, “proletaryayı, burjuva sınıflarının zavallı bir uzantısına dönüştürme taktiği” diye karakterize ediyor ve şöyle yazıyordu:

“Muzaffer Rus devriminde köylülüğün rolünü gerçekten anlayan bir kişinin, burjuvazi ondan çark ederse devrimin kapsamının daralacağından sözedebilmesi mümkün değildir. Çünkü aslında Rus devrimi, ancak burjuvazi ondan çarkedince ve köylülüğün ana kütlesi proletaryanın yanında aktif devrimciler olarak ortaya çıkınca, gerçek kapsamına, burjuva-demokratik devrim çağında mümkün en geniş devrimci kapsama ulaşacaktır. Demokratik devrimimiz, tutarlı olarak sonuna kadar götürülebilmesi için, burjuvazinin kaçınılmaz tutarsızlığını etkisizleştirme yeteneğindeki, yani onu kesinlikle 'devrimden çarketmeye sevketme yeteneğindeki güçlere dayanmalıdır.” (Lenin, “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği”, s. 91.)

Lenin'in “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği” kitabında geliştirmiş olduğu, burjuva-demokratik devrimde proletaryanın önderliğine ilişkin temel taktik önerme, burjuva devriminde proletaryanın hegemonyasına (önder rolüne) ilişkin taktik önerme budur.

Bu, burjuva-demokratik devrimin taktik sorunlarında Marksist parti için yeni bir anlayıştı; şimdiye kadar Marksizmin cephaneliğinde var olan taktik anlayışlardan temelli farklıydı. O zamana kadar durum şöyleydi: Burjuva devrimlerinde, örneğin Batı'da, önder rolü oynayan burjuvaziydi, proletarya ister istemez onun yamağı rolünü oynamıştı, köylülük ise burjuvazinin yedeğini oluşturuyordu. Marksistler böyle bir kombinezonu azçok kaçınılmaz sayıyorlardı. Ama burada hemen, proletaryanın kendi dolaysız sınıf taleplerini mümkün olduğunca savunması ve kendi öz siyasi partisine sahip olması kaydını düşüyorlardı. Şimdi, yeni tarihi şartlar altında Lenin'in anlayışına göre durum öyle değişiyordu ki, proletarya burjuva devriminin önder gücü haline geliyor, burjuvazi devrimin önderliğinden uzaklaştırılıyor ve köylülük proletaryanın bir yedeğine dönüşüyordu.

Plehanov'un da proletaryanın hegemonyasından “yana olduğu” iddiası, bir yanlış anlamaya dayanır. Plehanov, proletaryanın hegemonyası fikriyle cilveleşmiş, onu lafta kabul etmeye muhalif değildi burası doğru. Fakat gerçekte, bu fikrin özüne karşı çıkıyordu. Proletaryanın hegemonyası, proletaryanın köylülükle ittifakı politikasıyla ve liberal burjuvazinin tecridi politikasıyla, burjuva devriminde proletaryanın öncü rolünü ifade eder; oysa Plehanov, bilindiği gibi, liberal burjuvaziyi tecrit politikasına karşı, liberal burjuvazi ile anlaşma politikasından yana ve proletaryanın köylülükle ittifakı siyasetine karşı idi. Aslında Plehanov'un takındığı taktik tavır, proletaryanın hegemonyasını yadsıyan Menşevik tavırdı.

2) Çarlığı devirmenin ve demokratik cumhuriyeti kazanmanın en önemli aracı olarak Lenin halkın muzaffer silahlı ayaklanmasını görüyordu. Menşeviklerin tersine Lenin, “genel-demokratik devrimci hareketin, daha şimdiden silahlı ayaklanmayı zorunlu kıldığı”, “proletaryanın ayaklanma için örgütlenmesinin” daha şimdiden Partinin özsel, asli ve zorunlu görevlerinden biri olarak gündemde durduğu, “proletaryanın silahlandırılması ve ayaklanmaya doğrudan doğruya önderlik imkanının sağlanması için en enerjik tedbirlerin alınmasının” zorunlu olduğu görüşündeydi (aynı yerde, s. 65).

Kitleleri ayaklanmaya götürmek ve onu tüm halkın bir ayaklanması yapmak için Lenin, kitlelerin devrimci inisiyatiflerini serbest bırakacak, onları ayaklanma için örgütleyecek ve Çarlığın iktidar mekanizmasını bozacak şiarlar, çağrılar yayınlamayı gerekli sayıyordu. Bu tür şiarlar olarak, o, III. Parti Kongresi'nin taktik kararlarını görüyordu. “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği” kitabı da, bu taktik kararların savunulmasına hasredilmişti.

Bu tür şiarlar olarak o şunları görüyordu:

a) “ayaklanmanın başında ve seyri içinde büyük öneme sahip olabilecek siyasi kitle grevleri”nin uygulanması (Lenin, “Demokratik

Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği”, s. 65);

b) “8 saatlik işgününün ve işçi sınıfının gündemde duran diğer taleplerinin derhal, devrimci yoldan gerçekleştirilmesi”nin örgütlenmesi (aynı yerde, s.28);

c) çiftlik sahiplerinin topraklarına el konulması dahil, “bütün demokratik dönüşümleri” -devrimci yoldan- “uygulamak için derhal devrimci köylü komitelerinin örgütlenmesi” (aynı yerde, s. 81);

d) işçilerin silahlandırılması.

Burada iki nokta özellikle ilginçtir:

Birincisi, kentlerde 8 saatlik işgününün ve kırda demokratik dönüşümlerin devrimci yoldan gerçekleştirilmesi, yani resmi makamlara, yasalara aldırmadan, resmi makamları ve yasaları yok sayıp, mevcut yasaları parçalayarak, kendi keyfine göre, oldu-bittiler yaratarak, yeni bir düzen kurar tarzda gerçekleştirilmesi. Bu, uygulaması, Çarlığın iktidar mekanizmasını felce uğratan, kitlelerin eylemliliğini ve yaratıcı inisiyatifini serbest bırakan yeni bir taktik yöntemdi. Bu taktik temelinde, kentlerde devrimci grev komiteleri, kırda da devrimci köylü komiteleri ortaya çıktı, ki bunlardan ilki sonraları İşçi Temsilcileri Sovyetleri'ne, ikincisi ise Köylü Temsilcileri Sovyetleri'ne dönüştü.

İkincisi, sonradan devrimin seyri içinde kitlelerin devrimci mobilizasyonunda büyük rol oynayacak olan siyasi kitle grevleri, siyasi genel grevlerin uygulanması. Bu, proletaryanın elinde yeni ve çok önemli bir silah, o döneme değin Marksist partilerin pratiğinde bilinmeyen ve sonradan bir müktesep hak haline gelen bir silahtı.

Lenin, muzaffer bir halk ayaklanmasının ardından, Çarlık hükümetinin yerini bir geçici devrimci hükümetin alması gerektiği görüşündeydi. Geçici devrimci hükümetin görevleri, devrimin kazanımlarını sağlamlaştırmak, karşı-devrimin direnişini ezmek ve Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi'nin asgari programını gerçekleştirmek olacaktı. Lenin, bu görevler gerçekleştirilmeksizin Çarlık üzerinde tayin edici bir zaferin imkansız olduğunu düşünüyordu. Ama bu görevleri gerçekleştirmek ve Çarlık üzerinde tayin edici bir zafer kazanmak için, geçici devrimci hükümet, alışılagelmiş bir hükümet değil, muzaffer sınıfların, işçilerin ve köylülerin diktatörlüğünün bir hükümeti; proletarya ve köylülüğün devrimci diktatörlüğü olmak zorundaydı. Marx'ın ünlü tezine: “Bir devrimden sonra her geçici devlet örgütü, bir diktatörlüğü, hem de enerjik bir diktatörlüğü gerektirir” tezine işaretle Lenin, geçici devrimci hükümetin, eğer çarlık üzerinde tayin edici zaferi güvencelemek istiyorsa, proletarya ve köylülüğün diktatörlüğünden başka birşey olamayacağı sonucuna vardı.

“Çarlık üzerinde devrimin tayin edici bir zaferi”, diye yazıyordu Lenin, “proletarya ve köylülüğün devrimcidemokratik diktatörlüğüdür... Ve böyle bir zafer tam da bir diktatörlük olacaktır, yani kaçınılmaz olarak askeri zora, kütlenin silahlandırılmasına, ayaklanmaya dayanmak zorunda olacaktır, 'yasal', 'barışçıl' yoldan kurulmuşşu ya da bu kuruma değil. Bu ancak bir diktatörlük olabilir, çünkü proletarya ve köylülük için acil ve kesinkes vazgeçilmez olan değişikliklerin gerçekleştirilmesi, çiftlik sahiplerinin, büyük burjuvazinin ve Çarlığın çılgın direnişine sebep olacaktır. Diktatörlük olmadan bu direnişi kırmak, karşı-devrimci girişimleri defetmek imkansızdır. Ama bu elbette sosyalist değil, demokratik bir diktatörlük olacaktır. (Devrimci gelişmenin bir dizi ara aşamalarından geçmeksizin) kapitalizmin temellerine dokunacak durumda olmayacaktır. En iyi halde o, toprak mülkiyetinin köylülük lehine yeniden köklü bir şekilde dağıtımını yapacak, cumhuriyetin kurulması dahil, tutarlı ve tam demokratizmi gerçekleştirecek, yalnızca kırın değil, fabrika yaşamından da tüm Asyai özellikleri ve kölelik ilişkilerini kazıyacak, işçilerin durumunu ciddi biçimde iyileştirmenin, yaşam düzeylerini yükseltmenin temellerini atacak ve son olarak -ama bu sonunculuk önem bakımından değil- devrim ateşini Avrupa'ya taşıyacak durumda olacaktır. Böyle bir zafer, bizim burjuva devrimimizi asla sosyalist bir devrim kılmayacaktır; demokratik devrim, burjuva toplumsal-ekonomik ilişkiler çerçevesinin dolaysız dışına çıkmayacaktır; ama yine de Rusya'nın ve tüm dünyanın gelecekteki gelişmesi için böyle bir zaferin önemi muazzam olacaktır. Rusya'da başlanmış bulunan devrimin tayin edici zaferi kadar hiçbir şey, dünya proletaryasının devrimci enerjisini bu denli artırmayacak, onun tam zaferine götüren yolu bu denli kısaltmayacaktır.” (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, s. 48/49.)

Sosyal-demokrasinin geçici devrimci hükümet karşısındaki tutumuna ve ona katılmalarının caiz olup olmadığına gelince, Lenin, lll. Parti Kongresi'nin bu konudaki kararını tüm kapsamıyla savunuyordu. Bu karar şöyle diyordu:

“Güçler dengesine ve önceden tam belirlenemeyecek diğer etkenlere bağlı olarak Partimiz temsilcilerinin, her türlü karşı-devrimci girişmelere karşı amansız mücadele etmek ve işçi sınıfının bağımsız çıkarlarını savunmak amacıyla geçici devrimci hükümete katılması caizdir; böyle bir katılım için vazgeçilmez ön şart, Partinin temsilcileri üzerindeki sıkı kontrolü ve tam sosyalist devrimi hedefleyen ve bu ölçüde tüm burjuva partilerine uzlaşmaz bir şekilde düşman olan Sosyal-Demokrasinin bağımsızlığının sımsıkı korunmasıdır; Sosyal-Demokrasinin geçici devrimci hükümete katılmasının mümkün olup olmayacağından bağımsız olarak, proletaryanın en geniş katmanları içinde, Sosyal-Demokrasi önderliğindeki silahlı proletaryanın, devrimci kazanımları savunmak, sağlamlaştırmak ve genişletmek amacıyla geçici hükümete sürekli baskı yapma zorunluluğu düşüncesinin propagandası yapılmalıdır.” (Aynı yerde, s. 16.)

Menşeviklerin, geçici hükümetin yine de bir burjuva hükümeti olacağı sosyal-demokratların böyle bir hükümete katılmasının, bir Fransız burjuva hükümetine katılmakla Fransız sosyalisti Millerand'ın işlediği aynı hata işlenmek istenmiyorsa, caiz olmayacağı şeklindeki itirazlarını Lenin, Menşeviklerin burada iki farklı şeyi birbirine karıştırdıklarına ve soruna Marksistçe yaklaşma yeteneksizliklerini gösterdiklerine işaret ederek çürüttü: Fransa'da sözkonusu olan, sosyalistlerin, ülkede devrimci bir durum olmadığı bir dönemde, -ve bu, sosyalistleri böyle bir hükümete katılmamakla yükümlendiriyordu-gerici bir burjuva hükümetine katılması sözkonusuydu; Rusya'da sözkonusu olan ise, sosyalistlerin, devrimin dolu dizgin gelişmekte olduğu bir sırada, devrimin zaferi için savaşan bir devrimci burjuva hükümetine katılmasıydı. Bu, sosyal-demokratların, karşı-devrime “tabandan”, dışarıdan değil, aynı zamanda “tepeden”, hükümetin içinden de darbe indirmeleri amacıyla hükümete katılmalarını caiz ve hatta uygun şartlar altında zorunlu kılan bir durumdu.

3) Burjuva devrimin zaferi ve demokratik cumhuriyetin kazanılması uğruna mücadelede Lenin, hiç de demokratik aşamada çakılıp kalmayı ve devrimci hareketin kapsamını burjuva-demokratik görevlerin yerine getirilmesiyle sınırlamayı asla düşünmüyordu. Tam tersi: Lenin, demokratik görevlerin yerine getirilmesinin hemen ardından, proletarya ve diğer sömürülen kitlelerin, bu kez sosyalist devrim uğruna mücadelesinin başlaması gerektiği görüşündeydi. Lenin bunu biliyor ve burjuva-demokratik devrimin sosyalist devrime geçmeye başlaması için herşeyi yapmayı sosyal-demokrasinin vazifesi sayıyordu. Proletarya ve köylülüğün diktatörlüğü, Lenin'e göre, Çarlık üzerinde zafer kazanıldığı noktada devrimi sona erdirmek için değil, fakat devrim halini mümkün olduğunca uzatmak, karşı-devrimin son kalıntılarını da yok etmek, devrim ateşini Avrupa'ya sıçratmak ve -devrim bu arada proletaryaya kendini siyasi olarak eğitmek ve büyük bir ordu halinde örgütlemek fırsatı verdikten sonra- sosyalist devrime doğrudan geçişe başlamak için zorunluydu.

Burjuva devriminin kapsamı ve Marksist partinin ona vereceği karakter sorununu incelerken, Lenin şöyle yazıyordu:

“Proletarya, otokrasinin direnişini şiddet yoluyla kırmak ve burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için, köylü yığınlarıyla ittifak kurarak demokratik devrimi sonuna kadar götürmelidir. Proletarya, burjuvazinin direnişini şiddet yoluyla kırmak ve köylülüğün ve küçük-burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için, nüfusun yarıproleter unsurlarıyla ittifak kurarak sosyalist devrimi başarmalıdır. Yeni Iskra'cılarına (yani Menşeviklerin -Red.), devrimin coşkulu ilerleyişi konusunda bütün savlarında ve kararlığında o denli dar biçimde sundukları proletaryanın görevleri işte bunlardır.” (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, s. 92.)

Daha ileride:

“Bütün halkın ve özellikle köylülüğün başında -tam özgürlük için, tutarlı demokratik devrim için, cumhuriyet için! Bütün emekçilerin ve sömürülenlerin başında- sosyalizm için! Devrimci proletaryanın siyaseti pratikte bu olmalıdır, devrim sırasında her taktik meselenin çözümünü ve işçi sınıfı partisinin her pratik adımını belirlemesi ve onun içine işlemesi gereken sınıf şiarı bu olmalıdır.” (Aynı yerde, s. 104.)

Hiçbir belirsizlik kalmaması için Lenin, “İki Taktik” kitabının çıkışından iki ay sonra, “Sosyal-Demokratların Köylü Hareketi Karşısındaki Tavrı” makalesinde şu açıklamayı yapıyordu:

“Demokratik devrimden derhal ve gücümüz ölçüsünde, sınıf bilinçli ve örgütlü proletaryanın gücü ölçüsünde, sosyalist devrime geçişe başlayacağız. Biz kesintisiz devrimden yanayız. Yarı yolda durmayacağız:' (Lenin, Seçme Eserler, cilt 3; s. 138.)

Bu, burjuva devrimi ile sosyalist devrim arasındaki karşılıklı ilişki sorununda yeni bir tavırdı, burjuva devrimin sonuna doğru, sosyalist devrime doğrudan geçiş için güçleri proletarya etrafında toplama konusunda yeni bir teoriydi -burjuva-demokratik devrimden sosyalist devrime geçiş teorisiydi.

Bu yeni anlayışı geliştirirken Lenin, birincisi, geçen yüzyılın kırklı yıllarının sonunda “Merkez Komitesi'nin Komünistler Birliği’ne çağrısı”nda , Marx'ın ortaya attığı ünlü kesintisiz devrim tezine, ve ikincisi, Marx'ın Engels'e 1856'da yazdığı mektupta: “The whole thing in Germany (Almanya'da bütün mesele), to back the Proletarian revolution by some second edition of the Peasants' war (proleter devrimini, Köylü Savaşı'nın bir tür ikinci baskısıyla destekleme) ihtimaline bağlıdır” diye ifade ettiği, devrimci köylü hareketini proleter devrimle birleştirme zorunluluğuna ilişkin ünlü düşüncesine dayanıyordu. Ne var ki, Marx'ın bu dahiyane düşünceleri, Marx ve Engels'in daha sonraki eserlerinde geliştirilmemişti, II. Enternasyonalin teorisyenleri ise bunları hasıraltı etmek ve unutturmak için herşeyi yapmışlardı. Marx'ın bu unutulmuş tezlerini gün ışığına çıkarmak ve onları tüm kapsamıyla restore etmek görevi, Lenin'e düştü. Ama Marx'ın bu tezlerini restore ederken Lenin, bunları salt tekrarlamakla kalmadı -kalamazdı da-, bunları daha da geliştirip, yeni bir unsuru, sosyalist devrimin vazgeçilmez bir şartı olarak, proleter devrimin zaferinin önşartı olarak proletaryanın, kent ve kırın yarı-proleter unsurlarıyla ittifakı esasını ekleyerek, hepsini ahenkli bir sosyalist devrim teorisi içinde yeniden biçimlendirdi.

Bu anlayış, burjuva devriminden sonra, yoksul köylüler dahil, köylü kitlelerinin zorunlu olarak devrimden yüz çevirecekleri, bunun sonucu olarak burjuva devrimini en azından elli, yüz yıl süren uzun bir aranın, uzun bir “sükunet” döneminin izleyeceği ve bu sırada, yeni bir devrimin, sosyalist devrimin sırası gelinceye kadar proletaryanın “barışçıl bir şekilde” sömürüleceği ve burjuvazinin “yasal olarak” kendini zenginleştireceğinden yola çıkan Batı Avrupa sosyal-demokrat partilerinin taktik tutumlarını yıktı.

Bu, tam burjuvaziye karşı tecrit olmuş proletarya tarafından değil, halkın yarı-proleter unsurlarında, “emekçi ve sömürülen milyonlar”da müttefiklere sahip olan hegemon olarak proletarya tarafından gerçekleştirilen yeni bir sosyalist devrim teorisiydi.

Bu teoriye göre, burjuva devrimde proletaryanın hegemonyasıproletarya köylülükle ittifak halindedir-, sosyalist devrimde proletaryanın hegemonyasına -proletarya şimdi diğer emekçi ve sömürülen kitlelerle ittifak halindedir- geçecekti, proletarya ve köylülüğün demokratik

ESERLER/Cilt:15 - SBKP Tarihi J. V. STALİN
diktatörlüğü, proletaryanın sosyalist diktatörlüğünün zeminini
hazırlayacaktı.

Bu teori, Batı Avrupalı, sosyal-demokratlar arasında yaygın olan, kent ve kırın yarı-proleter kitlelerinin devrimci potansiyelini yadsıyan ve ülkemizde, muhalif ya da devrimci kombinasyonların dayanabilecekleri burjuvazi ve proletaryadan başka- hiç bir toplumsal güç görmüyoruz” (Batı Avrupa sosyal-demokratları için tipik olan Plehanov'un sözleri) görüşünden yola çıkan teoriyi yıktı.

Batı Avrupa sosyal-demokratları, proletaryanın sosyalist devrimde tüm burjuvaziye karşı, bütün proleter-olmayan sınıf ve tabakalara karşı tek başına ve müttefiksiz olarak duracağını ileri sürüyorlardı. Onlar, sermayenin yalnızca proleterleri değil, aynı zamanda kapitalizm tarafından ezilen, ve toplumun kapitalist boyunduruktan kurtarılması mücadelesinde proletaryanın müttefikleri olabilecek olan kent ve kırın milyonluk yarı-proleter tabakalarını da sömürdüğü olgusunu hesaba kalmak istemiyorlardı. Batı Avrupalı sosyal-demokratlar bu yüzden, Avrupa'da sosyalist devrim için şartların henüz olgunlaşmadığı, bu şartların ancak, toplumun ekonomik bakımdan daha da gelişmesiyle proletarya ulusun çoğunluğu, toplumun çoğunluğu haline geldiğinde olgunlaşmış sayılabileceği görüşündeydiler.

Batı Avrupa sosyal-demokratlarının bu çürük ve anti-proleter anlayıştan, Lenin 'in sosyalist devrim teorisi tarafından tamamen bozguna uğratıldı.

Lenin'in teorisi, sosyalizmin tek başına alınmış bir ülkede zaferi imkanına ilişkin dolaysız sonucu henüz içermiyordu. Fakat eninde sonunda böyle bir sonuç çıkarmak için gerekli temel unsurların hepsini, ya da hemen hemen hepsini içermekteydi.

Bilindiği gibi, Lenin bu sonuca on yıl sonra, 1915'te ulaştı.

“Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin iki Taktiği” adlı tarihi kitabında Lenin'in geliştirmiş olduğu temel taktik tezler bunlardır.

Lenin'in bu eserinin tarihi önemi, herşeyden önce, Menşeviklerin küçük-burjuva taktik anlayışını ideolojik olarak darmadağın etmesi, Rusya işçi sınıfını burjuva-demokratik devrimi daha da geliştirmek için ve Çarlığa karşı yeni bir atılım için silahlandırması ve Rus sosyaldemokratlarına burjuva-demokratik devrimden sosyalist devrime geçiş zorunluluğu konusunda berrak bir perspektif kazandırmasında yatar.

Fakat Lenin'in eserinin önemi bununla bitmez. Onun paha biçilmez önemi, Marksizmi yeni bir devrim teorisi ile zenginleştirmesinde ve ülkemiz proletaryasının 1917 yılında kapitalizm üzerinde zafer kazanmasını sağlayan Bolşevik Partisi'nin devrimci taktiğinin temelini atmasındadır.