KÜTÜPHANE | Karl Marks: Kapital">

KÜTÜPHANE | Karl Marks: Kapital, Cilt: II





Karl Marx'ın Capital, A Critical Analysis of Capitalist Productuon, Volume II, (Progress Publishers, Moscow 1974) adlı yapıtını İngilizcesinden Alaattin Bilgi dilimize çevirmiş, ve kitap, Kapital, Ekonomi Politiğin Eleştirisi, İkinci Cilt, adı ile, Sol Yayınları tarafından Haziran 1979 (Birinci baskı: Ağustos 1976) tarihinde yayınlanmıştır.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
META SERMAYE DEVRESİ


      META-SERMAYE devresinin genel formülü şudur:

M'–P'–M ... R ... M'

      M' yalnız ürün olarak değil, aynı zamanda, daha önceki iki devrenin öncülü olarak da ortaya çıkar, çünkü üretim araçlarının hiç değilse bir kısmı devrelerini belirleyen öteki bireysel sermayelerin bizzat meta-ürünü olmaları ölçüsünde bir sermaye için P–M ne ise, bir diğeri için M'–P' odur. Bizim örneğimizde, sözgelişi kömür, makineler, vb., kömür ocağı sahibinin, kapitalist makine imalatçısının, vb. meta-sermayesini temsil eder. Ayrıca biz, birinci bölüm, 4'le, yalnız R ... R devresinin değil, M' ... M' devresinin de, bu ikinci para-sermaye devresi tamamlanmadan önce, daha P ... P' devresinin ilk yinelenmesinde varsayıldığını göstermiştik.
      Yeniden-üretim eğer genişlemiş ölçekte yapılıyorsa, son M', başlangıcındaki M''nden büyüktür ve bunun için de burada M'' olarak gösterilmesi gerekir.
      Üçüncü biçim ile ilk iki biçim arasındaki fark şudur: (sayfa 96)
      Birincisi,
bu durumda toplam dolaşım, iki karşıt evresiyle birlikte devreyi açtığı halde, Biçim I'de dolaşım, üretim süreci tarafından kesintiye uğratılır ve Biçim II'de dolaşımın tamamı iki karşılıklı tamamlayıcı evresiyle birlikte, salt yeniden-üretim sürecini etkileyen bir araç olarak görülür ve bu nedenle R ... R arasında bir ara hareket oluşturur. P ... P' halinde dolaşım biçimi P–M ... M'–P' = P–M–P'dir. R ... R durumunda ise, ters çevrilmiş M'–P' biçimine sahiptir. P–M = M–P–M. M'–M' durumunda da gene bu son biçime sahiptir .
      İkincisi,
I. ve II. devreler yinelendiği zaman, P' ve R' bitim noktaları yenilenen devrelerin çıkış noktalarını oluştursalar bile, P' ile R''nün içinde oluştukları biçim yok olur. P' = P artı p ve R ' = R artı r, yeni sürece P ve R olarak başlarlar. Ama Biçim III'te, devre aynı ölçekte yenilense bile, çıkış noktası M'nin, aşağıdaki nedenle, M' olarak gösterilmesi gerekir. Biçim I'de P', bu durumuyla yeni bir devreyi açar açmaz, para-sermaye P, artı-değer üretmek üzere para-biçimde yatırılan sermaye-değer olarak işlev görür. İlk devre sırasında gerçekleşen birikimle çoğalmış bulunan yatırılmış para-sermayenin büyüklüğü artmıştır. Ne var ki, yatırılan para-sermayenin büyüklüğü, ister 422 sterlin, ister 500 sterlin olsun, bu, onun basit sermaye-değer olarak ortaya çıkışı olgusunu değiştirmez. P', artık bir sermaye ilişkisi gibi, kendisini genişleten sermaye ya da artı-değere gebe sermaye olarak bulunmaz. Gerçekte o, kendisini ancak süreç sırasında genişletecektir. Aynı şey R ... R' için de doğrudur; R' durmadan, artı-değer üretecek sermaye-değer olarak iş görmek ve devreyi yeni1emek zorundadır.
      Meta-sermaye devresi, tersine, salt sermaye-değer ile değil, meta-biçimde çoğalmış sermaye-değer ile başlar. Böylece, daha başlangıçta, yalnız metalar biçiminde varolan sermaye-değer devresini değil, artı-değeri de içerir. Dolayısıyla, eğer basit yeniden- üretim bu biçim içerisinde yer alırsa, bitim noktasındaki M', büyüklük olarak çıkış noktasındaki M' 'ne eşittir. Yok eğer, artı-değerin bir kısmı sermaye devresine girerse, devrenin sonunda M' yerine M'', genişlemiş bir M' görülür, ama bunu izleyen devre bir kez daha M' ile başlar. Bu, yalnızca daha önceki devredekinden daha büyük bir M' 'dür ve daha fazla birikmiş sermaye-değeri içerir. Böylece yeni devresine, nispeten daha büyük yeni yaratılmış artı-değer ile başlar. Her durumda, M', devreyi her zaman (sayfa 97) sermaye-değer ile artı-değerin toplamına eşit bir meta-sermaye olarak başlatır.
      M', bireysel sanayi sermayesinin devresindeki M gibi, bu sermayenin bir biçimi olarak değil, başka bir sanayi sermayesinin bir biçimi olarak görülür; bu, üretim araçlarının bu ikinci sermayenin ürünü olması ölçüsünde böyledir. Birinci sermayenin P–M (yani P–ÜA) hareketi, bu ikinci sermaye için M'–R' 'dür.
      P–M< dairesel hareketinde, E ve ÜA satıcılarının ellerindeki metalar olarak özdeş bağıntılar taşırlar; bir yanda emek-güçlerini satan işçiler, öte yanda, üretim araçlarını satan bu araçların sahipleri. Parası, burada para-sermaye olarak iş gören satın alıcı için, E ve ÜA, bunları satınalana kadar , salt meta olma işlevini görürler; yani bunlar, onun, para biçimindeki sermayesi karşısında bulundukları sürece başkalarına ait metalardır. ÜA ile E, burada, yalnızca şu bakımdan ayrılırlar ki, ÜA satıcısının elinde, eğer sermayesinin meta-biçimi ise, M', yani sermaye olabilir, oysa E, emekçi için her zaman metadan başka bir şey değildir ve ancak alıcısının elinde, R'nin kısımlarından birisi olarak, sermaye haline gelir.
      Bu nedenle, M', bir devreyi hiç bir zaman salt M olarak, sermaye-değerin salt meta-biçimi olarak açamaz. Meta-sermaye olarak daima iki yönlüdür. Kullanım-değeri açısından bu, dolaşım alanından gelen metalar olarak, bu ürünün yaratılmasında yalnızca etmenler olarak işlev yapmış bulunan E ve ÜA öğelerini taşıyan R'nin işlevinin ürünüdür, bu durumda ipliktir. İkincisi, değer açısından, sermaye-değer R ile, R'nin işlevi sonucu ortaya çıkan artı-değer a'nın toplamıdır.
      Ancak M' 'nün kendisinin belirlediği devre içindedir ki, M eşittir R, ve gene eşittir sermaye-değer, M' 'nün içinde artı-değerin bulunduğu kısmı, artı-değerin içine yerleştiği artı-üründen ayırabilir ve ayırmak zorundadır. Bu iki şeyin, iplikte olduğu gibi fiilen ayrılabilir olması, ya da makinede olduğu gibi ayrılamaması önemli değildir. M', P' 'ne dönüştürülür dönüştürülmez, bunlar daima ayrılabilir duruma gelirler.
      Eğer bütün meta-ürün, bizim 10.000 libre iplikte olduğu gibi bağımsız türdeş kısmi ürünlere ayrılabilirse ve, bu nedenle, eğer M'–P' hareketi bir dizi satışla temsil edilebilirse, meta biçimindeki sermaye-değer, M işlevini görebilir ve artı-değer, ve böylece M' bütünüyle gerçekleşmeden önce, M' 'nden ayrılabilir. (sayfa 98)
      500 sterlin değerinde 10.000 libre ipliğin, 422 sterline eşit 8.440 libresinin değeri, sermaye-değer eksi artı-değer eşittir. Eğer kapitalist önce 8.440 libre ipliği 422 sterline satarsa, bu 8.440 libre iplik, M'yi, meta-biçimde sermaye-değeri temsil eder. M' 'nün yanısıra bulunan ve 78 sterlinlik artı-değere eşit olan 1.560 libre iplik, yani artı-ürün, bir süre dolaşıma girmez. Kapitalist, artı-ürünün M–p–m dolaşımı bitmeden önce, M–P– M< hareketini tamamlayabilir.
      Yok eğer, önce 372 sterlin değerinde 7.440 libre ipliği, sonra da 50 sterlin değerinde 1.000 libre ipliği satarsa, M'nin ilk kısmı ile üretim araçlarını (değişmeyen sermaye d), ikinci kısmı ile emek-gücünü, değişen sermayeyi (v) yerine koyabilir, ve daha sonra da önceki gibi yoluna devam eder.
      Ama eğer böyle birbirini izleyen satışlar gerçekleşir ve devrenin koşulları elverirse, kapitalist M' 'nü, d + v + a biçiminde bölmek yerine, M' 'nün kesirli parçalarında olduğu gibi bir bölünme de yapabilir.
      Örneğin, M' 'nün (500 sterlin değerinde 10.000 libre ipliğin) bir kısmı olarak değişmeyen sermayeyi temsil eden 372 sterline eşit 7.440 libre iplik, yalnızca bu değişmeyen sermayenin, yani bu miktar ipliğin üretiminde tüketilen üretim araçlarının değerinin yerini alan 276,768 sterlin değerinde 5.535,360 libre ipliğe; yalnızca değişen sermayenin yerini alan 37,200 sterlin değerinde 744 libre ipliğe; ve artı-ürün olduğu için artı-değerin taşıyıcısı olan 58,032 sterlin değerinde 1.160,640 libre ipliğe ayrılabilir. Dolayısıyla kapitalist, 1.440 libre ipliği satmakla, 6.279,360 libre ipliğin 313,968 sterlin fiyatına satışıyla bu 7.440 libre ipliğin içerdiği sermaye-değeri yerine koyar ve, 1.160,640 libre iplik ya da 58,032 sterlin tutarındaki artı-ürünün değerini, geliri olarak harcayabilir.
      Aynı şekilde, değişen sermaye-değere eşit 50 sterlin değerinde diğer bir 1.000 libre ipliği aynı yolla ayırabilir ve şu şekilde satabilir: 1.000 libre ipliğin içerdiği değişmeyen sermaye-değere eşit 37,200 sterlin değerinde 744 libre iplik; yukarıda sözü edilen değişen sermaye-değere eşit 5,000 sterlin değerinde 100 libre iplik; yani, 1.000 libre ipliğin içerdiği sermaye-değerin yerini alacak 42,200 sterlin değerinde 844 libre iplik satabilir ve ensonu, bu miktar ipliğin içerdiği artı-ürünü temsil eden 7,800 sterlin değerinde 156 libre iplik de bu haliyle tüketilebilir. (sayfa 99)
      Son olarak, geriye kalan 78 sterlin değerinde 1,560 libre ipliği, satmayı başarabilmesi koşuluyla, öyle bir biçimde ayırabilir ki, 58,032 sterlin değerinde 1.160,640 libre ipliğin satışı, 1,560 libre ipliğin içerdiği üretim araçlarının değerini, 7,800 sterlin değerinde 156 libre iplik değişen sermaye-değerin ve bunların toplamı olan 65,832 sterline eşit 1.316,640 libre iplik toplam sermaye-değeri yerine koyar; ensonu, 12,168 sterline eşit 243,360 libre artı-ürün ise, gelir olarak harcanılmak üzere geriye kalmış olur.
      İpliğin içerdiği bütün öğeler -d, v, ve a- birbirini tamamlayan aynı kısımlara ayrılabildiği gibi, 1 şilin ya da 12 peni değerinde beher libre iplik de gene bu öğelere ayrılabilir.

d

=

0,744 libre iplik

=

8,928 peni

v

=

0,100 libre iplik

=

1,200 peni

a

=

0,156 libre iplik

=

1,872 peni

d+v+a

=

1 libre iplik

=

12 peni


     
      Biz eğer yukardaki üç ayrı satışın sonucunu toplarsak, 10.000 libre ipliğin tamamının bir defada satışı ile alınan sonucun aynını elde ederiz.
     
      Değişmeyen-sermaye:

İlk satışta ...............

5.535,360 libre iplik

=

276,768 £

İkinci satışta ..........

744,000 libre iplik

=

37,200 £

Üçüncü satışta ......

1.160,640 libre iplik

=

58,032 £

Toplam ................

7.440 libre iplik

=

372 £


      Değişen-sermaye:

İlk satışta ...............

744,000 libre iplik

=

37,200 £

İkinci satışta ..........

100,000 libre iplik

=

5,000 £

Üçüncü satışta ......

156,000 libre iplik

=

7,800 £

Toplam ................

1.000 libre iplik

=

50 £


      Artı-değer:

İlk satışta ...............

1.160,640 libre iplik

=

58,032 £

İkinci satışta ..........

156,000 libre iplik

=

7,800 £

Üçüncü satışta ......

243,360 libre iplik

=

12,168 £

Toplam ................

1.5600 libre iplik

=

78 £


      Genel toplam:

Değişmeyen-sermaye .......

7.440 libre iplik

=

372 £

Değişen-sermaye ..............

1.000 libre iplik

=

50 £

Artı-değer ..........................

1.560 libre iplik

=

78 £

T o p l a m ...................

10.000 libre iplik

=

500 £


      M'–P' kendi başına burada yalnızca 10.000 libre ipliğin satışını ifade etmektedir. Bu 10.000 libre iplik, diğer bütün iplikler (sayfa 100) gibi bir metadır. Satınalanı ilgilendiren şey, 1 librenin 1 şilin ya da 10.000 librenin 500 sterlin olan fiyatıdır. Eğer pazarlık sırasında, ipliğin değer-bileşimine kadar iniyorsa, bunu, salt ipliğin libresinin 1 şilinden de ucuza satılabileceğini ve satıcının bu pazarlıktan gene de kârlı çıkacağını tanıtlamak gibi sinsice bir amaçla yapar. Ama satın aldığı miktar alıcının gereksinmelerine bağlıdır. Sözgelişi, eğer o bir dokuma fabrikasının sahibi ise, bu miktar, ipliği satın aldığı iplikçinin sermaye bileşimine değil, işletmesinde işlev yapan kendi sermayesinin bileşmesine bağlıdır. M' 'nün bir yandan, kendi üretiminde tüketilen sermayenin (ya da bu sermayenin çeşitli tamamlayıcı öğelerinin) yerine konması için gerekli kısma, öte yandan ise artı-değerin harcanmasına ya da sermaye birikimi için kullanılmasına hizmet eden artı-ürüne bölünmesi oranı, ancak, 10.000 librelik iplik meta-biçime sahip sermayenin devresinde vardır. Bu oranların, satışla hiç bir ilişkisi yoktur. Örneğimizde, ayrıca, M' 'nün değeri üzerinden satıldığı varsayılmıştı ve böylece tek sorun, onun meta-biçimden para-biçime dönüşmesiydi. Üretken sermayenin yerine konulacağı bu bireysel sermayenin devresindeki işlevsel biçim, satışta, fiyat ile değer arasında, eğer varsa, ne ölçüde tutarsızlık bulunduğu M' bakımından hiç kuşkusuz kesin bir önem taşır. Ama bu, bizi, burada, salt biçim farklılıklarının incelenmesinde ilgilendirmiyor.
      Biçim I'de, ya da P ... P' 'nde, üretim süreci, sermaye dolaşımının birbirini tamamlayan ve karşılıklı olarak karşıt iki evresi arasındaki yarı yolda araya giriyor. Tamamlayıcı M'–P' evresi başlamadan önce, o, geçmişe karışıyor. Sermaye olarak yatırılan para, önce üretim öğelerine dönüşüyor ve bunlardan meta-ürüne, bu meta-ürün de tekrar paraya. Bu, para biçiminde sonuçlanan tam ve bütün bir iş devri, herkesin her şey için kullanabileceği bir şeydir. Yeni bir başlangıç bu yüzden yalnızca bir olanaktır. P ... R ... P', ya işten çekilen bireysel bir sermayenin işlevini tamamlayan son devresidir, ya da işlevine başlamakta olan yeni bir sermayenin ilk devresidir. Genel hareket, burada, P ... P', paradan daha fazla paraya giden bir harekettir.
      Biçim II'de, R ... M'–P'–M ... R(R'), bütün dolaşım süreci ilk R'yi izler ve ikinci R'den önce olur; ama Biçim I'e karşıt bir düzen içerisinde cereyan eder. İlk R, üretken sermayedir (sayfa 101) ve işlevi, daha sonraki dolaşım sürecinin önkoşulu olan üretken süreçtir. Buna karşılık dolaşımı sona erdiren R ise, üretken süreç değildir; o, yalnızca sanayi sermayesinin üretken sermaye biçimindeki yenilenmiş varlık biçimidir. Ve bu, sermaye-değerin, dolaşımın son evresi sırasında, E artı ÜA'ya, yani biraraya gelerek üretken sermayenin varlık biçimini oluşturan öznel ve nesnel etmenlere dönüşmesinin bir sonucu gibidir, R ya da R, biçiminde olsun, sermaye, en sonunda bir kez daha üretken sermaye olarak yeni baştan iş görmek, üretken süreci tekrar başlatmak zorunda olduğu bir biçim içerisinde bulunur. R ... R hareketinin genel biçimi, yeniden-üretim biçimidir ve P ... P' 'nün tersine, değerin kendisini genişletmesini sürecin amacı olarak göstermez. Bu nedenle bu biçim, klasik ekonomi politiğin, üretim sürecinin kesin kapitalist biçimini görmezlikten gelmesini ve üretimi, bu sürecin amacı gibi göstermesini çok kolaylaştırır; yani buna göre, elden geldiğince fazla meta, elden geldiğince ucuza üretilmeli ve ürün çok değişik türde diğer ürünlerle kısmen üretimin yenilenmesi (P–M), kısmen de tüketim (p–m) için değişilmelidir. Böyle olunca, para ile para-sermayenin özelliklerini görmezlikten gelme olanağı vardır, çünkü P ile p burada salt geçici dolaşım aracı gibi görünmektedir. Tüm süreç basit ve doğal görünmektedir; yani yüzeysel akılcılığın doğallığına sahiptir. Aynı şekilde, meta-sermayedeki kâr bazan unutulmakta ve bu tür sermaye, üretim süreci bütünüyle ele alınıp tartışıldığı zaman yalnızca bir meta olarak sayılmaktadır. Ne var ki, değeri oluşturan kısımlar sözkonusu olur olmaz, meta-sermaye, meta-sermaye olarak ortaya çıkmaktadır. Birikim de, hiç kuşkusuz aynen üretim gibi sunulmaktadır.
      Biçim III'te, M'–P'–M ... R ... M', dolaşım sürecinin iki evresi devreyi açıyor ve bunu, Biçim II'de, R ... R'de olduğu gibi aynı düzen içerisinde yapıyor; ardından, Biçim I'deki gibi, üretken süreç işlevi ile R izliyor; devre, üretim sürecinin sonucu M' ile kapanıyor. Tıpkı II'de devrenin, üretken sermayenin salt yenilenmiş varlığı R ile kapanması gibi, burada da devre, meta-sermayenin yenilenmiş varlığı M' ile kapanmaktadır. Tıpkı Biçim II'de sermayenin son R biçimi içerisinde, süreci tekrar üretim süreci olarak başlatmak zorunda olması gibi, burada da, sanayi sermayesinin meta-sermaye biçiminde tekrar ortaya çıkması üzerine devrenin yeniden M'–P' dolaşımı (sayfa 102) evresi ile açılması gerekir. Devrenin her iki biçimi de, P' ile, yani tekrar paraya dönüşmüş ve kendisini genişletmiş sermaye-değer ile kapanmadıkları için tamamlanmamıştır. Bunun için her ikisinin de devam etmesi ve yeniden-üretimi içermeleri gerekir. Biçim III'ün toplam devresi M' ... M' 'dür.
      Üçüncü biçim ilk ikisinden şu olgu ile ayrılır ki, yalnız bu devrede kendisini genişletmiş sermaye-değer -ilk sermaye-değer, hâlâ artı-değer üretmek zorunda olan sermaye-değer değil- kendi kendisini genişletmede çıkış noktası olarak görülür. M', burada bir sermaye-bağıntısı olarak çıkış noktasıdır ve böyle bir bağıntının, sermaye-değer devresi ile birlikte ilk evredeki artı-değeri de içerdiği ve artı-değer her devrede olmasa bile hiç değilse ortalama olarak kısmen gelir biçiminde harcanarak m–p–m dolaşımından geçmek ve kısmen de sermaye birikiminde bir öğe işlevini yerine getirmek zorunda olduğu için, devrenin tamamı üzerinde belirleyici bir etkisi vardır.
      M' ... M' biçiminde, tüm meta-ürünün tüketimi, bizzat sermaye devresinin izlediği normal yolun bir koşulu olarak kabul edilmişti. Emekçinin bireysel tüketimi ile artı-ürünün biriken kısmının bireysel tüketimi, toplam bireysel tüketimi oluşturur. Böylece, bunun tamamının tüketimi -hem bireysel ve hem de üretken tüketimi- M' devresine onun bir koşulu olarak girer. Üretken tüketim (aslında bu, emekçinin bireysel tüketimini de içerir, çünkü emek-gücü, belli sınırlar içerisinde, emekçinin bireysel tüketiminin devamlı bir ürünüdür) her bireysel sermaye tarafından sürdürülür. Bireysel tüketim, bireysel kapitalistin varlığı için gerekli olan kısmın dışında, burada yalnızca toplumsal bir hareket olarak kabul edilmekle birlikte, hiç de bireysel kapitalistin bir hareketi gibi sayılmamıştır.
      Biçim L ve II'de toplam hareket, yatırılan sermaye-değerin bir hareketi olarak ortaya çıkar. Biçim III'te, toplam meta-ürün biçimindeki kendini genişletmiş sermaye, çıkış noktasını oluşturur ve hareket eden sermaye, meta-sermaye biçimine sahiptir. Bunun paraya dönüşmesi tamamlanmadan önce, bu hareket, sermayenin ve gelirin hareketleri biçiminde kollara ayrılamaz. Hem toplam toplumsal ürünün ve hem de her bireysel meta-sermaye ürünün, bir yandan bireysel tüketim fonuna, öte yandan yeniden-üretim fonuna özel dağılımı, sermaye devresinin bu biçimi içerisinde bulunur. (sayfa 103)
      P ... P' hareketinde, yenilenen devreye giren p'nin hacmine bağlı olarak, devredeki olası genişleme içerilmiştir.
      R ... R hareketinde yeni devre, aynı ya da belki de daha küçük bir değer olan R ile başlayabilir ve böyle olduğu halde genişlemiş ölçekte bir yeniden-üretimi temsil edebilir; sözgelişi, emeğin üretkenliğindeki artış nedeniyle bazı meta öğelerinin ucuzladığı zaman olduğu gibi. Tersi de doğrudur; değer olarak artan üretken bir sermaye, bunun tersi bir durumda, maddi olarak daralmış ölçekte yeniden-üretimi temsil edebilir; örneğin, üretim öğelerinin pahalılaştığı zamanlarda olduğu gibi. Aynı şey, M' ... M' için de geçerlidir.
      M' ... M' hareketinde, metalar biçimindeki sermaye üretimin önkoşuludur. Bu devre içerisinde, ikinci M'de de, bir önkoşul olarak tekrar ortaya çıkar. Eğer bu M henüz üretilmemiş ya da yeniden-üretilmemiş ise devre tıkanmıştır. Bu M, çoğu kez, bir başka sanayi sermayesinin M' 'sü olarak yeniden üretilmek zorundadır. Bu devrede M', çıkış, geçiş ve hareketin son noktası olarak vardır; şu halde daima oradadır. Yeniden-üretim sürecinin devamlı koşuludur.
      M' ... M', Biçim I ve II'den diğer bir özelliğiyle de farklıdır. Üç devrede de ortak olan şey, sermayenin dairesel yoluna başladığı biçimde bu yolu bitirmesidir; böylece, devreyi yeniden başlattığı zaman kendisini başlangıçtaki biçimi içerisinde bulur. P, R ya da M' başlangıç biçimi, daima (Biçim III'te artı-değerle genişlemiş) sermaye-değerin yatırılmış olduğu biçimidir bir başka deyişle, devre yönünden onun özgün biçimidir. Devreyi sona erdiren P', R ya da M' biçimi ise daima, ilk biçim olmayıp, devre içerisinde daha önce bulunan değişmiş işlevsel bir biçimdir.
      Demek ki, I'de P', M' 'nün değişmiş biçimidir; II'de son R, P'nin değişmiş bir biçimidir (ve bu dönüşüm I ve II'de, basit bir meta dolaşım hareketi ile, meta ile paranın konumunda biçimsel bir değişme meydana gelmiştir); III'te M', üretken sermaye R'nin değişmiş biçimidir. Ama burada, III'te, dönüşüm, her şeyden önce, yalnızca sermayenin işlevsel biçimini değil, aynı zamanda değerinin büyüklüğünü de ilgilendirir; sonra, bu dönüşüm dairesel süreçle ilgili konumdaki salt bir biçimsel değişikliğin sonucu olmayıp, üretim sürecindeki üretken sermayeyi oluşturan metaların kullanım-biçimi ile değerlerinin uğradığı (sayfa 104) gerçek bir değişimin sonucudur.
      Devrenin ilk ucundaki P, R ya da M', bunlara tekabül eden I, II ya da III'ün öncülleridir. Son uçta tekrar ortaya çıkan biçim, bizzat devrenin geçirdiği bir dizi başkalaşım tarafından öngörülmüştür ve dolayısıyla meydana getirilmiştir. Bireysel bir sanayi sermayesinin devresinde bitim noktası olarak M', ürünü olduğu aynı sanayi sermayesinin yalnızca dolaşım yapmayan R biçimini öngörür. I'in bitim noktası olarak, ve M' (M'–P') hareketinin tersine çevrilmiş biçimi olarak P', P'nin alıcının elinde P ... P' devresinin dışında varolmasını ve ancak M' 'nün satışı ile devreye girmesini ve kendi son biçimini almasını öngörür. Demek ki, II'deki son R, E ile ÜA (M)'nin devrenin dışında varolmasını ve buraya, P–M aracılığı ile kendi uç biçimi olarak katılmasını öngörür. Ama bu son uç dışında, bireysel para-sermaye devresi, genellikle para-sermayenin varlığını öngörmediği gibi, bireysel üretken sermayenin devresi de üretken sermayenin varlığını öngörmez. I'de P, ilk para-sermaye olabilir; II'de ise, tarihsel sahnede boy gösteren ilk üretken sermaye olabilir. Ama III'te,



M'

{


M –
– P'
m –

{


P –M< ... R ... M'

p –m

      M iki kez devrenin dışında öngörülmüştür. İlk kez M'–P'– M< devresinde Bu M, ÜA'dan ibaret olduğuna göre, satıcının elinde metadır; kapitalist üretim sürecinin bir ürünü olduğuna göre, kendisi meta-sermayedir, hatta böyle olmasa bile, tüccarın elinde meta-sermaye olarak görünür. İkinci kez, m–p–m hareketinde ikinci m, aynı şekilde, satın alınabilmesi için meta olarak elde bulunması gerekir. Her ne olursa olsun, ister meta-sermaye olsunlar, ister olmasınlar. E ile ÜA en az M' kadar metadırlar ve birbirlerine karşı meta bağıntısı içerisindedirler. m–p–m hareketindeki ikinci m için de aynı şey geçerlidir. Şu halde, M' M'ye (E artı ÜA) eşit olması nedeniyle, kendi üretimi için gerekli öğeler olarak metalara sahiptir ve dolaşım içerisinde aynı metalar tarafından yerine konulmak zorundadır. Aynı şekilde, m–p–m'de ikinci m'nin yerini dolaşımdaki benzer metaların alması gerekir.
      Kapitalist üretim tarzının egemen biçim olması halinde, (sayfa 105) satıcının elindeki bütün metaların, ayrıca meta-sermaye olması gerekir. Ve bunlar, tüccarın elinde de böyle olmaya devam ederler ya da önceden değillerse bu hale gelirler. Ya da bunların -ithal edilen nesneler gibi- ilk meta-sermayenin yerini alan metalar olması ve böylece bu tür sermayeye yalnızca başka bir varlık biçimi kazandırmaları gerekir.
      R'nin varlık biçimleri olarak üretken sermaye R'yi oluşturan E ve ÜA meta-öğeleri, alındıkları çeşitli meta-pazarlarındaki aynı biçime sahip değillerdir. Bunlar, şimdi biraraya gelmişler ve üretken sermayenin işlevlerini yerine getirebilecek biçimde bileşmişlerdir.
      M'nin, bizzat devrenin içerisinde yalnız bu Biçim III'te M'nin öncülü olarak görülmesinin nedeni, meta-biçimindeki sermayenin onun çıkış noktası olmasıdır. Devre M' 'nün (artı-değerin katılmasıyla artmış olup olmamasına bakılmaksızın, sermaye-değer olarak iş gördüğü sürece) kendi üretim öğeleri olan metalara dönüşmesi ile açılır. Ne var ki, bu dönüşüm tüm dolaşım sürecini, M–P–M (E artı ÜA'ya eşit) kapsar ve onun sonucudur. M burada her iki uçta bulunur ama, M biçimini P–M aracılığı ile dışardan, meta-pazarından alan ikinci uç, devrenin son ucu olmayıp, yalnızca dolaşım sürecini kapsayan ilk iki aşamadır. Sonucu, daha sonra kendi işlevi üretim sürecini yerine getirecek olan R'dir. İşte ancak, M' 'nün devrenin bitim noktasında ve çıkış noktasındaki aynı M' biçimi içerisinde görülmesi, dolaşım sürecinin bir sonucu değil de bu sürecin sonucudur. Buna karşılık, P ... P' ve R ... R'den son P' ve R uçları dolaşım sürecinin doğrudan sonuçlarıdır. Bu nedenle, burada, ancak sonunda, bir kez, P', diğer bir kez R'nin başkalarının ellerinde olmaları öngörülmüştür. Devre, uçlar arasında olduğu sürece, ne bir durumda, P, ne de diğerinde R -P'nin bir diğer kimsenin parası ve R'nin, bir başka sermayenin üretim süreci olması- bu devrelerin öncülleri olarak görülmezler. M' ... M', tersine, başkalarının elinde başka kimselerin metaları olarak M'nin (E artı ÜA'ya eşit) varlığını öngörür; bu metalar, başlangıçtaki dolaşım süreci tarafından devreye çekilerek üretken sermayeye çevrilmişler ve bunların işlevlerinin sonucu olarak M' bir kez daha devreyi sona erdiren biçime girer. Ne var ki, bu M' ... M', kendi dolaşım alanı içerisinde, M biçiminde (E artı ÜA'ya eşit) diğer sanayi sermayesinin varlığını (sayfa 106) öngörmesi -ve ÜA'nın diğer çeşitli sermayeleri, bizim örneğimizde diyelim kömürü, yağı, vb. içermesi- nedeniyle, yalnız devrenin genel biçimi, yani tek başına her sanayi sermayesinin (ilk yatırıldığı zaman dışında) incelenebileceği toplumsal bir biçim olarak ve dolayısıyla salt bütün bireysel sanayi sermayelerinde ortak bir biçim gibi kabul edilmesini bağıra bağıra istemekle kalmaz, aynı zamanda, bireysel sermayeler toplamının, dolayısıyla kapitalist sınıfın toplam sermayelerinin hareket biçimi -bu harekette her bireysel sanayi sermayesi, diğer hareketlerle içiçe geçmiş ve bunlar tarafından gerekli kılınmış kısmi bir hareket olarak görünür- olarak da kabul edilmesini ister. Örneğin, eğer biz, belli bir ülkede üretilen yıllık metalar toplamına bakar ve bütün bireysel girişimlerdeki üretken sermayenin yerini alan kısım ile, çeşitli sınıfların bireysel tüketimlerine giren diğer kısmın hareketini incelersek, M' ... M' 'nü, toplumsal sermaye ile, onun ürettiği artı-değerin ya da artı-ürünün bir hareket biçimi olarak dikkate almış oluruz. Toplumsal sermayenin, bireysel sermayelerin (eğer hükümetler, madenlerde, demiryollarında, vb., üretken ücretli-emek kullanıyor ve sanayi kapitalisti işlevini yerine getiriyorsa anonim sermaye ya da devlet sermayesi dahil) toplamına eşit olması ve toplumsal sermayenin toplam hareketinin bireysel sermayelerin hareketlerinin cebirsel toplamına eşit olması olgusu hiç bir zaman, tek bir bireysel sermayenin hareketi biçimindeki bu hareketin, toplumsal sermayenin toplam hareketinin bir kısmı gibi düşünülmesinden, yani diğer kısımlarının hareketleriyle bağlantısı içerisinde ele alınmasından ayrı bir olayı göstermesi olasılığını ortadan kaldırmaz; bu hareket, aynı zamanda, böyle bir incelemenin sonucu olmak yerine, ayrı ve bireysel bir sermayenin devresini incelediğimiz zaman çözümlendiğini varsaymak zorunda kaldığımız sorunları da çözümlemiş olur.
      M' ... M' devresi, ilk yatırılan sermaye-değerin, hareketi açan ucun ancak bir kısmını oluşturduğu, hareketin başlangıcından beri kendisini sanayi sermayesinin toplam hareketi, yani ürünün, üretken sermayeyi yerine koyan kısmının hareketi ile artı-ürünü oluşturan ve ortalama olarak kısmen gelir biçiminde harcanan, kısmen de birikim öğesi olarak kullanılan kısmının hareketi olarak kendisini açığa vuran biricik devredir. Bu devrede, artı-değerin gelir olarak harcanması yer aldığı gibi, bireysel tüketim (sayfa 107) de gene bu ölçüde yer almıştır. Bireysel tüketim, ayrıca, çıkış noktası M, meta, yani bir yararlılık biçiminde varolduğu için bu devre onu da içerir; ama kapitalist yöntemlerle üretilen her nesne, kullanım biçimi, ister üretken, ister bireysel tüketime, ister her ikisine de girsin, bir meta-sermayedir. P ... P', yalnız değer yanını, tüm sürecin amacı olarak yatırılan sermaye-değerin kendisini genişletmesini gösterir; R ... R (R') aynı, ya da artan (birikimle) büyüklükte üretken sermaye ile bir yeniden-üretim süreci olarak, sermayenin üretim sürecini gösterir. Devrenin daha ilk ucunda kendisini bir kapitalist meta üretim biçimi olarak açığa vuran M' ... M', başlangıcından beri, üretken ve bireysel tüketimi içerir; buradaki üretken tüketim ile değerin kendisini genişletmesi yalnız hareketinin bir kolu olarak ortaya çıkar. Ensonu, M', bir daha herhangi bir üretim sürecine giremeyecek bir kullanım-biçiminde de varolabileceği için, M' 'nün, ürünün kısımlarıyla ifade edilen çeşitli değer öğeleri, M' ... M' 'nün toplam toplumsal sermayenin hareket biçimi ya da bireysel bir sanayi sermayesinin bağımsız hareketi olarak kabul edilmesine bağlı olarak farklı bir yer tutması gerekir. Devredeki bütün bu özellikler bizi, herhangi bir salt bireysel sermayenin yalıtılmış bir devresi olarak onun sınırlarının ötesine götürür.
      M' ... M' formülünde, meta-sermaye hareketi, yani kapitalistçe yaratılan toplam ürünün hareketi, yalnızca bireysel sermayenin bağımsız hareketinin öncülü olarak değil, onun bir gereği olarak da ortaya çıkar. İşte bunun için, bu formül ve formülün özellikleri kavranırsa, M'–P' ve P–M başkalaşımlarının bir yandan sermaye başkalaşımında işlevsel bakımdan belirlenmiş kesimler, öte yandan da genel meta dolaşımındaki halkalar olduğunu belirtmekle yetinmek artık yeterli olmaz. Bundan böyle, bir bireysel sermayenin, diğer bireysel sermayelerle ve toplam ürünün bireysel tüketime ayrılan kısmıyla başkalaşımlarındaki içiçe oluşun da aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel bir sanayi sermayesinin devresini çözümlerken işte bu nedenle biz incelemelerimizi başlıca ilk iki biçime dayandırıyoruz.
      M' ... M' devresi, sözgelişi, hesapların üründen ürüne yapıldığı tarımda, tek bir bireysel sermayenin biçimi olarak görünür. Formül II'de ekim, Formül III'te hasat çıkış noktasıdır; ya da, fizyokratların diliyle, Formül II avances, Formül III reprises ile başlar. Sermaye-değer hareketi III'te, başlangıçta genel ürün (sayfa 108) kitlesinin hareketinin yalnızca bir kısmı olarak görünür, oysa I ve II'de, M' 'nün hareketi, yalıtılmış bir sermayenin hareketinde yalnızca bir evreyi oluşturur.
      Formül III'te, pazardaki metalar, üretim ve yeniden-üretim sürecinin sürekli bir önkoşuludur. Dolayısıyla, eğer dikkatler yalnız bu formül üzerinde toplanırsa, üretim sürecinin bütün öğeleri, meta dolaşımından çıkıyormuş ve yalnızca metalardan oluşuyormuş gibi görünür. Bu tek yanlı anlayış, üretim sürecinin meta öğelerinden bağımsız diğer öğelerini görmezlikten gelir.
      M' ... M' 'nde çıkış noktası, toplam ürün (toplam değer) olduğu için, (eğer dış ticaret dikkate alınmazsa) genişletilmiş ölçekte yeniden-üretim, üretkenlik sabit kalmak kaydıyla, ancak sermayeleştirilecek artı-ürün kısmı, ek üretken sermayenin maddi öğelerini içerdiği zaman yer alabilir; bu nedenle, eğer bir yıllık ürün, gelecek yılın ürünü için bir temel olacaksa, ya da eğer bu bir yıl içerisinde basit yeniden-üretim süreci ile aynı zamanda yer alabilirse, artı-ürün derhal ek sermaye işlevlerini yerine getirebilecek biçimde üretilmiş olur. Artan üretkenlik sermayenin tözünü artırabilir ama değerini artıramaz; ama böylece, bu değerin kendisini genişletmesi için ek malzemeyi yaratılmış olur.
      M' ... M', Quesnay'ın Tableau économique'inin temelidir, ve P ... P' 'ne karşılık (merkantil sistemden artakalan bu yalıtılmış ve katı biçim yerine) R ... R'yi değil de, bu biçimi seçmesi, kendi payına büyük ve doğru bir seçimi gösterir. (sayfa 109)




DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
DEVRENİN ÜÇ FORMÜLÜ



      "TOPLAM dolaşım süreci" için Td kullanılarak, şu üç formül aşağıdaki biçimde konulabilir:
      I. P–M ... R ... M'–P'
      II. R ... Td ... R
      III. Td ... R(M').
      Her üç biçimi de bileştirirsek, sürecin bütün önkoşulları, kendi sonucu, kendisi tarafından ortaya konulan bir önkoşul olarak ortaya çıkar. Her öğe, bir çıkış, bir geçiş ve dönüş noktası olarak görülür. Toplam süreç, kendisini, üretim ve dolaşım süreçlerinin bir birliği biçiminde ortaya koyar. Üretim süreci, dolaşım sürecinin, dolaşım süreci üretim sürecinin aracısı olur.
      Her üç devrede ortak olan şey, değerin kendisini genişletmesinin belirleyici amaç, itici güç olmasıdır. Formül I'de, bu, kendi biçimi içerisinde ifade edilmiştir. Formül II, R ile, artı-değer yaratma sürecinin kendisi ile başlar. III'te devre, kendisini genişletmiş değer ile başlar ve hareket aynı ölçeklerde yinelense bile, (sayfa 110) kendisini genişletmiş yeni değer ile sona erer.
      M–P, alıcı için P–M, ve P–M, satıcı için M–P olduğuna göre, sermaye dolaşımı yalnızca metaların olağan başkalaşımını gösterir ve dolaşımdaki para kitlesi konusunda bununla ilgili olarak geliştirilen yasalar (Buch I, Kap. III, 2) burada geçerlidir. Bununla birlikte, eğer biz, sorunun bu biçimsel yanına takılıp kalmaz da, çeşitli bireysel sermayelerin başka1aşımları arasındaki fiili ilişkiyi dikkate alırsak, bir başka deyişle, bireysel sermaye dolaşımları arasındaki ilişkiyi, toplam toplumsal sermayenin yeniden-üretim sürecinin kısmi hareketleri olarak incelersek, para ve metaların salt biçim değişikliği bu ilişkiyi açıklayamaz.
      Devamlı dönen bir dairede her nokta aynı zamanda bir çıkış ve bir dönüş noktasıdır. Eğer dönüşü kesintiye uğratırsak, her çıkış noktası bir dönüş noktası olmaz. Böylece, gördük ki, her bireysel devre yalnız diğerlerini öngörmekle (implicite) kalmaz, aynı zamanda, bir biçim içerisindeki devrenin yinelenmesi diğer biçimler içerisindeki devrenin işlemesini de kapsar. Bütün fark, böylece, yalnızca biçimsel bir fark, ya da yalnız gözlemci için varolan salt öznel bir ayrım gibi görünür.
      Bu devrelerden herbirisi, çeşitli bireysel sanayi sermayelerinin yaptıkları özel bir hareket biçimi olarak düşünüldüğü için, bu fark, daima, yalnızca bireysel bir fark olarak vardır. Ama gerçekte, her bireysel sanayi sermayesi, her üç devrede de aynı anda bulunur. Bu üç devre, sermayenin üç biçiminin büründüğü bu yeniden-üretim biçimleri, sürekli yanyana gerçekleşirler. Örneğin, şimdi meta-sermaye işlevini yerine getiren sermaye-değerin bir kısmı, para-sermayeye dönüşür, ama aynı zamanda da, diğer bir kısmı üretim sürecinden ayrılır ve yeni bir meta-sermaye olarak dolaşıma girer. M' ... M' devre biçimi, böylece sürekli belirlenmiş olur; diğer iki biçim için de aynı şey geçerlidir. Sermayenin her biçim ve aşama içerisinde yeniden-üretimi, tıpkı bu biçimlerin başkalaşımı ve ardarda üç aşamadan geçişi gibi süreklidir. Demek oluyor ki, tüm devre, aslında bu üç biçimin birbirliğidir.
      Tahlillerimizde biz, sermaye-değerin, bütünüyle, ya para-sermaye, üretken sermaye, ya da meta-sermaye olarak hareket ettiğini varsaymıştık. Örneğin, şu 422 sterlin, önce elimizde tümüyle para-sermaye olarak bulunuyordu, sonra bunu bütünüyle (sayfa 111) üretilen sermayeye ve ensonu meta-sermayeye, (78 sterlin değerinde artı-değeri de içeren) 500 sterlin değerinde ipliğe çevirdik. Buradaki çeşitli aşamalar, yalnızca bir o kadar kesinti demektir. Bu 422 sterlin para-biçimini koruduğu sürece, yani P–M (E artı ÜA) satınalma işlemi yapılana kadar, tüm sermaye, yalnız para-sermaye olarak vardır ve bu işlevi yerine getirir. Üretken sermayeye dönüşür dönüşmez, ne para-sermaye, ne de meta-sermaye işlevlerini yerine getirir. İki dolaşım aşamasından birisinde P ya da M' olarak işlemeye başlar başlamaz, tıpkı öte yandan tüm üretim sürecinin kesintiye uğraması gibi, bütün dolaşım süreci de kesintiye uğrar. Dolayısıyla R ... R devresi, dolaşım süreci tamamlanana kadar, yalnız üretken sermayenin devresel yenilenmesini değil, aynı zamanda, işlevinin, üretim sürecinde kesintiye uğramasını temsil eder. Sürekli olarak, ilerleyeceği yerde, üretim, sıçramalarla yer alacak ve dolaşım sürecinin iki aşamasının hızlı ya da yavaş geçmesine bağlı olarak ancak raslansal dönemlerde yenilenecektir. Bu durum, sözgelişi, yalnızca özel müşteriler için çalışan ve üretim süreci yeni bir sipariş alana kadar kesintiye uğrayan Çinli bir zanaatçıya uygulanabilir.
      Bu, aslında, hareket halindeki sermayenin tek tek her kısmı için doğrudur ve sermayenin bütün kısımları ardarda bu hareketten geçerler. Diyelim, 10.000 libre iplik, bir iplikçinin haftalık ürünüdür. Bu 10.000 libre iplik, bütünüyle, üretim alanından çıkar ve dolaşım alanına girer; içerdiği sermaye-değerin hepsinin para-sermayeye dönüşmesi gerekir ve bu değer, para-sermaye şeklini sürdürdüğü sürece, yeni baştan üretim sürecine giremez. Önce dolaşıma girerek tekrar üretken sermaye öğelerine, E artı ÜA'ya dönüşmesi gerekir. Devre belirleyen sermaye süreci, devamlı kesinti demektir; bir aşamadan çıkıp bir sonraki aşamaya girmek, bir biçimden sıyrılıp bir diğerine bürünmek demektir. Bu aşamaların herbiri daha sonrakini öngörmekle kalmaz, aynı zamanda onu dıştalar da.
      Ama süreklilik, kapitalist üretimin, daima mutlak olarak ulaşılabilir olmamakla birlikte, teknik temelinin zorunlu kıldığı karakteristik işaretidir. Öyleyse, şimdi, gerçekte ne oluyor onu görelim. Örneğin, 10.000 libre iplik meta-sermaye olarak pazara çıkıyor, paraya (ödeme ya da satınalma aracı, ya da yalnızca hesap parası olmasına bakılmaksızın), yeni pamuğa, kömüre, vb., dönüşüyor, üretim sürecinde ipliğin yerini alıyor ve, böylece, (sayfa 112) para-biçimden, meta-biçimden tekrar üretken sermayeye çevrilmiş olarak işlev yapmaya başlıyor. Bu 10.000 libre iplik paraya dönüştüğü sırada, onu izleyen 10.000 libre iplik devresinin ikinci aşamasından geçiyor ve paradan tekrar üretken sermaye öğelerine çevrilmiş oluyor. Sermayenin bütün kısımları ardarda devrelerini çiziyorlar ve aynı anda farklı aşamalarda bulunuyorlar. Durmadan kendi yörüngesinde ilerleyen sanayi sermayesi, böylece, aynı anda bütün aşamalarında ve bu aşamalara tekabül eden çeşitli işlevsel biçimlerde bulunuyor. Hareket halindeki bir bütün olarak sanayi sermayesi bu devreden geçmiş bulunduğu sırada, sanayi sermayesinin ilk kez meta-sermayeden paraya çevrilen kısmı, M' ... M' devresine başlıyor. Bir el para yatırıyor, diğer el bu parayı alıyor. Bir yerde P ... P' devresinin açılması, diğer bir yerde paranın geri dönmesi ile çakışıyor. Aynı şey üretken sermaye için de geçerlidir.
      Sanayi sermayesinin devamlılığı içerisindeki fiili devresi, bu nedenle, yalnız dolaşım ve üretim süreçlerinin bir birliği değil, aynı zamanda, her üç devresinin de bir birliğidir. Sermayenin bütün farklı kısımlarının, devrenin birbirini izleyen aşamalarında yoluna devam edebilmesi, bir evreden diğerine, bir işlevsel biçiminden ötekine geçebilmesi, bütün bu kısımların tamamı olan sanayi sermayesinin çeşitli evre ve işlevlerde aynı anda bulunabilmesi ve böylece, aynı zamanda, her üç devreyi de çizebilmesi ancak böyle bir birlik ile mümkündür. Bu kısımların ardıllığı (das Nacheinander) burada, bir arada varolmaları (das Nebeneinander) ile, yani sermayenin bölünmesi ile düzenlenir. Birbirine bağlı bölümler halinde çalışan bir fabrika sisteminde ürün, daima oluşma sürecinin çeşitli aşamalarındadır ve durmadan bir üretim evresinden diğerine geçer. Bireysel sanayi sermayesi, kapitalistin olanaklarına bağlı olarak belli bir büyüklüğe sahip olduğu ve her sanayi kolu için belli bir asgari büyüklükte olması gerektiği için, buradan, bu sermayenin bölünmesinin belirli oranlara göre yer alması gerektiği sonucu çıkar. Eldeki sermayenin büyüklüğü, üretim sürecinin boyutlarını belirler ve bu da, gene eğer işlevlerini üretim süreci ile paralel şekilde yerine getiriyorlarsa, meta-sermaye ile para-sermayenin boyutlarını belirler. Bununla birlikte, üretimin devamını sağlayan bu iki sermayenin bir arada varlığının tek nedeni, sermayenin, farklı aşamalarında ardarda geçen kısımlarının hareketidir. Bir arada varolmanın kendisi, (sayfa 113) yalnızca bu ardıllığın sonucudur. Sözgelişi eğer M'–P', sermayenin bir kısmı açısından durgunlaşırsa, eğer meta satılamazsa, bu kısmın devresi kesintiye uğrar ve buna ait üretim araçları yerine konulamaz; ardından gelen ve üretim sürecinden M' biçiminde çıkan kısımlar, işlevlerindeki değişikliğin kendilerinden önce gelenler tarafından tıkandığını görürler. Eğer bu bir süre devam ederse, üretim kısıtlanır ve süreç bütünüyle duraklar. Ardarda gelen her durgunluk bir arada varoluşa bir düzensizlik getirir ve bir aşamadaki her durgunluk, yalnız sermayenin durgunlaşan kısmının devresinde değil, toplam bireysel sermayenin tüm devresinde de azçok bir durgunluğa yolaçar.
      Sürecin bir sonra kendisini göstereceği biçim, evrelerin ardarda dizilmesidir; böylece, sermayenin yeni bir evreye geçişi, bir başkasından ayrılmasıyla zorunlu hale getirilir. Her ayrı devre, bu nedenle, çıkış ve dönüş noktası olarak sermayenin işlevsel biçimlerinden birisine sahiptir. Öte yandan, toplam süreç, aslında, üç devrenin birliğidir ve bu devreler, sürecin sürekliliği içerisinde kendisini ifade ettiği farklı biçimlerdir. Toplam devre, sermayenin her işlevsel biçimine kendisini onun özgül devresi gibi ortaya koyar ve bu devrelerin herbiri toplam sürecin sürekliliğinin bir koşuludur. Her işlevsel biçime ait devir, diğerlerine bağımlıdır. Bu, toplam üretim sürecinin, özellikle toplumsal sermayenin zorunlu bir önkoşuludur, ve aynı zamanda bir yeniden-üretim süreci ve böylece onun öğelerinin herbirisinin devresidir. Sermayenin çeşitli kesirli kısımları, çeşitli aşamalardan ve işlevsel biçimlerden ardarda geçerler. Bu sayede işlevsel biçim sermayenin farklı bir kısmı her zaman içerisinde ifadesini bulduğu halde, ötekilerle birlikte kendi devresinden aynı anda geçer. Sermayenin, sürekli değişen, sürekli yeniden üretilen bir kısmı, paraya çevrilen meta-sermaye olarak bulunur; diğer bir kısmı, üretken sermayeye çevrilmiş para-sermaye; bir üçüncüsü, meta-sermayeye dönüşmüş üretken sermaye olarak bulunur. Her üç biçimin sürekli varlığı, toplam sermayenin işte bu üç evreden geçerken çizdiği devre ile ortaya çıkar.
      Demek oluyor ki, sermaye bir bütün olarak aynı anda ve yerde, yanyana farklı evrelerinde bulunmaktadır. Ama her kısım sürekli ve birbiri ardına bir evreden, bir işlevsel biçimden bir sonrakine geçmekte ve böylece bütün işlevleri sırasıyla yerine getirmektedir. Biçimleri bu yüzden akıcıdır ve eşzamanlılıkları (sayfa 114) ardarda gelişleriyle meydana gelmektedir. Her biçim bir diğerini izler ve bir diğerinden önce gelir, öyle ki sermayenin bir kısmının belli bir biçime dönmesini, diğer bir kısmının bir başka biçime dönmesi zorunlu kılmıştır. Her kısım sürekli kendi devrini çizer, ama sermayenin bir başka kısmı daima bu biçim içerisinde bulunur ve bu özel devirler yalnızca toplam sürecin eşzamanlı ve ardarda gelen öğelerini oluştururlar. Toplam sürecin -yukarıda anlatılan kesintileri yerine- bu sürekliliğini sağlayan tek şey üç devrenin birliğidir. Toplam toplumsal sermaye daima bu sürekliliğe sahiptir ve bu sermaye süreci daima bu üç devrenin birliğini sergiler.
      Yeniden-üretimin sürekliliği, zaman zaman, bireysel sermayeler yönünden azçok kesintiye uğrar. Birincisi, değer kitleleri, sık sık çeşitli dönemlerde ve eşit olmayan oranlarda çeşitli aşamalara ve işlevsel biçimlere dağılır. İkincisi, bu kısımlar, üretilen metaın niteliğine ve dolayısıyla sermayenin yatırıldığı belirli üretim alanlarına göre farklı biçimde bölünebilir. Üçüncüsü, doğal koşullar nedeniyle (tarım, ringa avcılığı, vb. gibi) ya da sözgelişi mevsimlik işler denilen yerlerde olduğu gibi geleneksel usuller nedeniyle, mevsimlere bağlı bulunan üretim kollarında bu süreklilik azçok kırılabilir. Süreç, en düzenli ve tekdüze, fabrikalar ile madenlerde devam eder. Ne var ki, çeşitli üretim dallarındaki bu farklılık, dairesel sürecin genel biçimlerinde hiç bir farka yolaçmaz.
      Kendisini genişleten bir değer olarak sermaye, yalnızca sınıf ilişiklerini değil, emeğin ücretli-emek biçimde varolmasına dayanan belirli nitelikte bir toplumu da kapsar. O, bir hareket, çeşitli aşamalardan geçen devre belirleyen bir süreçtir ve bu aşamaların kendisi de, devre belirleyen sürecin üç farklı biçimini içerir. İşte bu yüzden o, duran bir şey olarak değil, ancak bir hareket olarak anlaşılabilir. Değerin bağımsız varlık kazanmasına salt bir soyutlama gözüyle bakanlar, sanayi sermayesinin hareketinin in actu[
1*] bu soyutlama olduğunu unutuyorlar. Değer, burada, hem kendisini sürdürdüğü ve hem de aynı zamanda genişlettiği, çoğalttığı çeşitli biçimlerden, çeşitli hareketlerden geçiyor. Biz, burada, her şeyden önce bu hareketin salt biçimi ile ilgilendiğimiz için, sermaye-değerin devresi sırasında geçirebileceği köklü değişiklikleri dikkate almayacağız. Ama şurası açıktır ki, (sayfa 115) değerdeki bütün köklü değişiklikler, kapitalist üretim, ancak, sermaye-değer, artı-değer yaratacak hale geldiği sürece vardır ve devam eder; yani sermaye-değer, devresini, bağımsızlık kazanan değer olarak sürdürdüğü ve bu nedenle de değerdeki köklü değişikliklerin üstesinden gelindiği ve bir ölçüde dengelendiği sürece vardır. Sermaye hareketleri, meta ve emek alıcısı, meta satıcısı ve üretken sermaye sahibi işlevlerini yerine getiren ve bu nedenle de devreyi kendi faaliyetleri ile teşvik eden bireysel bir sanayi kapitalistinin faaliyeti gibi görünür. Eğer toplumsal sermaye köklü değer değişikliği geçirirse, bireysel kapitalistin sermayesi, değerlerdeki bu hareketin koşullarına kendisini uyduramayacağı için buna dayanamayabilir ve başarısızlığa uğrar. Değerdeki bu gibi köklü değişiklikler ne kadar şiddetli ve sık olursa, şimdi bağımsız hale gelen değerin otomatik hareketi, bireysel kapitalistin önlem ve hesaplarına karşı, doğal bir sürecin o denli önüne geçilmez kuvvetiyle işlemeye başlar, normal üretimin izlediği yol anormal spekülasyonlara o denli bağımlı olur ve bireysel sermayelerin varlığını tehdit eden tehlike o denli büyük olur. Değerdeki bu dönemsel köklü değişiklikler, bu nedenle, çürüttüğü kabul edilen şeyi, yani sermaye olarak değerin bağımsız bir varlık kazandığını ve bunu hareketleriyle sürdürüp güçlendirdiğini doğrulamış olur.
      Süreçteki sermayenin bu birbirini izleyen başkalaşımları, devrede ilk değer ile oluşturulan sermayenin değer büyüklüğündeki bu değişikliğin sürekli bağıntısını içerir. Eğer değerin değer-yaratma gücünün kazandığı bu bağımsızlık ve emek-gücü, P–E (emek-gücünün satın alınması) hareketi ile başlarsa ve emek-gücünün sömürülmesi olarak üretim süreci sırasında gerçekleşirse, değerden yana bu bağımsızlık kazanma, paranın, metaların ve üretim öğelerinin, süreç içerisinde sermaye-değerin yalnızca birbirini izleyen biçimleri olduğu devrede yeniden ortaya çıkmaz ve değerin daha önceki büyüklüğü, sermayenin şimdiki değişmiş değer büyüklüğü ile karşılaştırılır.
      Kapitalist üretim tarzının karakteristiği olan değerin elde ettiği bağımsızlığa karşı çıkan ve onu, bazı iktisatçıların hayali olarak değerlendiren Bailey, "değer" diyor "çağdaş metalar arasında bir ilişkidir, çünkü ancak böylece birbirleriyle değişilmeleri mümkün olur".[2*] Bunu, o, farklı çağların meta-değerlerinin kıyaslanmasına karşı söylüyor; bu kıyaslama, her dönem için (sayfa 116) paranın değeri bir kez saptandıktan sonra, aynı türden metaların üretimi için çeşitli dönemlerde emek için yapılan harcamaların kıyaslanmasından başka bir şey değildir. Bu, ondaki şu genel yanlış anlayıştan ileri geliyor; o, değişim-değerinin değere eşit, değerin biçiminin, değerin kendisi olduğunu sanıyor; dolayısıyla, meta-değerler, eğer bunlar fiilen değişim-değerleri işlevini yerine getirmiyorlarsa, aralarında bir kıyaslama yapılamaz ve böylece birbirleriyle değişilmeleri de sözkonusu olamaz. Değerin, ancak kendisi ile özdeş kaldığı ve dolaşımının hiç de "çağdaş" olmamakla birlikte birbirini izleyen farklı evrelerinde kendisi ile kıyaslandığı sürece, sermaye-değer ya da sermaye işlevlerini yerine getirdiği olgusunu aklının ucuna bile getirmiyor.
      Devre formülünü arı biçimi içerisinde incelemek için, metaların değerleri üzerinden satıldığını kabullenmek yeterli değildir; bunun ayrıca, diğer şeyler eşit olmak üzere yeraldığını varsaymak gerekir. Örneğin, üretim sürecinde meydana gelen ve herhangi bir kapitalistin üretken sermayesini değerden düşüren her türlü teknik devrimler dikkate alınmaksızın; ayrıca, üretken sermayenin değer öğelerindeki bir değişikliğin, mevcut meta-sermayenin değeri üzerinde yaratabileceği bütün tepkileri, eldeki stok üzerinde değerlendirici ya da değerden düşürücü etkileri hesaba katılmaksızın, R ... R biçimini ele alalım. Diyelim, 10.000 libre iplik, M', değeri olan 500 sterline satılmış olsun; 422 sterline eşit 8.440 libre, M"nde bulunan sermaye-değeri yerine koysun. Ama eğer pamuğun, kömürün, vb. değeri artmışsa (biz salt fiyat dalgalanmalarını dikkate almıyoruz), bu 422 sterlin, üretken sermayenin öğelerinin bütünüyle yerine konulması için yetmeyebilir; ek para-sermaye gereklidir, para-sermaye bağlanmıştır. Bu fiyatlar düştüğü zaman ise bunun tersi olur. Para-sermaye serbest kalır. Süreç yalnız değer bağıntıları sabit kaldığı zaman bütünüyle normal bir yol izler; bu kargaşalıklar devrenin yinelendiği sırada birbirini dengelediği sürece sürecin yolu hemen hemen normaldir. Ama bu kargaşalıklar büyüdükçe, sanayi kapitalistinin, yeniden ayarlama döneminde bağlamak zorunda kalacağı para-sermaye miktarı da artar; her bireysel üretim sürecinin ölçeği ve onunla birlikte yatırılacak sermayenin asgari büyüklüğü, (sayfa 117) kapitalist üretim sürecinde arttığı için sanayi kapitalistinin işlevini gitgide daha fazla, tek başına ya da. şirket halinde iş gören büyük para-kapitalistlerinin tekeline dönüştüren diğer koşullara ek olarak, burada, bir başka durum daha ortaya çıkmış oluyor.
      Burada şunu da belirtelim ki, eğer üretim öğelerinin değerinde bir değişme olursa, bir yanda P .. P' biçimi ile diğer yanda R ... R ve M' ... M' arasında bir fark ortaya çıkar.
      Önce, para-sermaye olarak görülen, yeni yatırılmış sermaye formülü P ... P' 'nde, hammadde, yardımcı malzemeler vb. gibi üretim araçlarının değerindeki bir düşme, belli büyüklükte bir işi başlatmak amacı için bu düşüşten öncesine göre daha az bir para-sermaye harcamasına yolaçacaktır, çünkü üretim sürecinin ölçeği (üretkenlik gücünün gelişmesi aynı kalmak kaydıyla), belli miktarda emek-gücünün üstesinden gelebileceği üretim aracı kitlesi ile hacmine bağlıdır; ama ne bu üretim araçlarının, ne de emek-gücünün değerine bağlı değildir (emek-gücünün değeri ancak kendini genişletmenin büyüklüğünü etkiler). Bunun tersini alalım. Eğer üretken sermayenin öğelerini oluşturan metaların üretim öğelerinin değerinde bir yükselme olursa, o zaman, belli büyüklükte bir işin kurulması için daha fazla para-sermayeye gerek olacaktır. Her iki durumda da, yalnız yeni yatırım için gerekli para-sermaye miktarı etkilenmektedir. Belli bir sanayi kolunda yeni bireysel sanayi sermayesi artışı olağan biçimde ilerlemek koşuluyla, ilk durumda para-sermaye fazlalık halini alacak, ikincisinde bağlanır kalacaktır.
      R ... R ve M' ... M' devreleri, ancak, R ile M' 'nün hareketleri aynı zamanda birikim, yani ek para, p, para-sermayeye çevrildiği ölçüde kendilerini P ... P' olarak gösterirler. Bunun dışında, üretken sermayenin öğelerinin değerindeki değişme ile P ... P' 'nden farklı biçimde etkilenirler; biz, burada, gene, değerdeki bu gibi değişikliklerin, sermayenin, üretim sürecine katılan parçaları üzerindeki tepkilerini dikkate almıyoruz. Burada doğrudan etkilenen ilk harcama olmayıp, birinci devresinde değil, yeniden-üretim sürecinde bulunan sanayi sermayesidir; yani, M'–M< meta-sermayenin, metalardan oluşan üretim öğelerine yeniden çevrilmesidir. Değerler (ya da fiyatlar) düştüğü zaman üç durum olabilir: yeniden-üretim süreci aynı boyutlarda devam eder; bu durumda, para-sermayenin o zamana kadar varolan bir kısmı serbest kalır ve gerçek bir birikim (genişlemiş (sayfa 118) boyutlarda üretim) ya da p'nin (artı-değerin) böyle bir birikimi başlatan ve onunla birlikte yürüyen birikim-fonuna dönüşmesi daha önce gerçekleşmemesine karşın, para-sermaye birikir. Ya da yeniden-üretim süreci, teknik boyutların elvermesi koşuluyla, olağan duruma göre daha yoğun bir ölçekte yürütülür. En sonu, ya da daha fazla hammadde vb. stoku yapılır.
      Meta-sermayenin yerini alacak öğelerin değerinde bir artma olduğu zaman ise bunun tersi olur. Bu durumda yeniden-üretim artık normal boyutlarında yapılmaz (örneğin, işgünü kısalır); ya da eski iş hacmini sürdürmek için ek para-sermayenin kullanılması gerekir (para-sermaye bağlanmış olur); ya da eğer varsa birikime ayrılan para fonu, süreci genişletmek yerine eski boyutlarında yeniden-üretim sürecini sürdürmek için bütünüyle ya da kısmen kullanılır. Ek para-sermaye, eğer dışardan, para-piyasasından gelmeyip, sanayi kapitalistinin kendi olanaklarından geliyorsa, bu da gene para-sermayenin bağlanması demektir.
      Bununla birlikte, R ... R ve M' ... M' 'nde değişiklik yapan koşullar da olabilir. Bizim iplik fabrikası sahibinin, sözgelişi, büyük bir pamuk stoku varsa (üretken sermayesinin büyük kısmı pamuk stoku biçiminde ise), üretken sermayesinin bir kısmı, pamuk fiyatlarındaki düşme nedeniyle, değerinden kaybeder; ama tersine, bu fiyatlar yükselirse, üretken sermayesinin bu kısmı değer kazanır. Öte yandan, eğer meta-sermaye biçiminde, örneğin pamuk ipliği biçiminde, büyük miktarları bağlamışsa, meta-sermayenin bir kısmı ve dolayısıyla devredeki genel sermayesinin bir kısmı, pamuk fiyatlarındaki düşüş nedeniyle, değerinden kaybeder ya da, fiyatlardaki yükseliş nedeniyle, değer kazanır. Son olarak, M'–P–M< sürecini alalım. Eğer M'–P, meta-sermayenin gerçekleşmesi, M'nin öğelerinin değerinde bir değişmeden önce olmuşsa, sermaye, yalnızca birinci durumda belirtildiği biçimde, yani dolaşımın ikinci hareketinde, P–M < gerçekleştirilmiştir; yok eğer, M'–P gerçekleşmeden önce böyle bir değişiklik olmuş ise, diğer koşullar aynı kalma kaydıyla, pamuk fiyatında bir düşüş, iplik fiyatında bir düşüşe yolaçar, pamuk fiyatında yükseliş ise, tersine, iplik fiyatını yükseltir. Aynı üretim koluna yatırılmış bulunan çeşitli bireysel sermayeler üzerindeki etki, bunların içinde bulundukları koşullara bağlı olarak büyük ölçüde farklı olabilir.
      Para-sermaye, ayrıca, dolaşım süreci süresindeki, dolayısıyla (sayfa 119) dolaşımın hızındaki farklılıklar nedeniyle de serbest bırakılabilir ya da bağlanabilir. Ama bu, sermayenin devrine ilişkin konuya aittir. Bu noktada biz, yalnızca, P ... P ve diğer iki devre biçimi arasında, üretken sermaye öğelerinin değerlerindeki değişmeler yönünden açık seçik hale gelen gerçek farklar ile ilgiliyiz.
      P–M< dolaşım kesiminde, gelişmiş ve egemen hale gelmiş bulunan kapitalist üretim biçimi çağında, ÜA'yı, üretim araçlarını oluşturan metaların büyük kısmı, bir başkasına ait meta-sermaye olarak işlev yapar. Bu nedenle satıcı açısından M'–P', meta-sermayenin para-sermayeye dönüşmesi yeralır. Ne var ki, bu mutlak bir kural değildir. Tam tersine. Sanayi sermayesinin para ya da meta olarak işlev yaptığı dolaşım süreci içerisinde, para-sermaye ya da meta-sermaye biçimindeki sanayi sermayesinin devresi, toplumsal üretimin birbirinden en değişik biçimlerinin -bunlar meta ürettikleri sürece- meta dolaşımları ile kesişir. Bu metaların, köleliğe, dayanan bir üretimin, köylü üretiminin (Çinli, Hintli rençberler), toplulukların (communes), üretiminin (Hollanda, Doğu Hint Adaları), devlet girişimlerinin (Rus tarihinde eski çağlarda toprak köleliğine dayanan girişimler gibi) ya da yarı-yabanıl avcı kabilelerin vb. üretiminin bir ürünü olmasının önemi yoktur - metalar ve para olarak, sanayi sermayesinin kendisini gösterdiği para ve metalar ile yüzyüze gelirler ve onun devresine kaç kez giriyorsa, meta-sermayede doğan artı-değerin -bu artı-değer gelir olarak harcanmak koşuluyla- devresine de o kadar girer; böylece, bunlar, meta-sermaye dolaşımının her iki koluna da girmiş olurlar. Bunların çıktıkları üretim sürecinin niteliği önemli değildir. Pazarda metalar olarak işlev yaparlar ve metalar olarak hem sanayi sermayesinin devresine ve hem de buna katılan artı-değerin dolaşımına girerler. Pazarın, sanayi sermayesinin dolaşım sürecini diğerlerinden ayırdedecek biçimde, dünya-pazarı olarak varolması, işte bunun için, metaların kökeninin evrensel niteliğidir. Başkalarına ait metalar için doğru olan şey, başkalarına ait para için de doğrudur. Tıpkı, meta-sermayenin paranın karşısına ancak metalar olarak çıkması gibi, bu para da, meta-sermaye karşısında ancak para olarak işlev yapar. Para burada, dünya-parasının işlevlerini yerine getirir.
      Burada gene de iki noktaya değinmek gerekir.
      Birincisi: P–ÜA hareketi tamamlanır tamamlanmaz, metalar (sayfa 120) (ÜA) meta olmaktan çıkarlar ve sanayi sermayesinin işlevsel biçimi üretken sermaye R'nin varlık biçimlerinden biri halini alırlar. Ne var ki, böylece, bunların kökenleri kaybolur. Bundan böyle, yalnızca sanayi sermayesinin varlık biçimleri olarak bulunurlar ve onun içerisinde somutlaşmışlardır. Bununla birlikte bunların yerine konulması için yeniden üretilmeleri gerektiği, ve bu ölçüde, kapitalist üretim tarzının, kendi gelişme aşamasının dışında kalan üretim tarzlarının varlığı koşuluna dayandığı gene geçerlidir. Ne var ki, bütün üretimi alabildiğine meta üretimine dönüştürmek, kapitalist üretim tarzının eğilimidir. Bunu gerçekleştirecek ana güç, tamda, bütün üretimin, kapitalist dolaşım sürecine katılmasıdır. Ve gelişmiş meta üretiminin kendisi, kapitalist meta üretimidir. Sanayi sermayesinin işe karışması, her yerde bu dönüşümü teşvik eder, bununla birlikte, bütün doğrudan üreticilerin ücretli-emekçiler haline dönüşmesini de teşvik eder.
      İkincisi: Sanayi sermayesinin dolaşım sürecine giren metalar (değişen sermayenin, emekçilere ödeme yapıldıktan sonra, emek-güçlerini yeniden-üretmek amacıyla dönüştüğü zorunlu tüketim maddeleri dahil), kökenleri ile kendilerini var eden üretken sürecin toplumsal biçimi ne olursa olsun, meta-sermaye biçimine, meta-toptancısı ya da tüccar sermayesi biçimine girmiş bulunan sanayi sermayesi ile yüzyüze gelirler. Ve tüccar sermayesi, niteliği gereği, her türlü üretim tarzına ait metaları kapsar.
      Kapitalist üretim tarzı, yalnız geniş boyutlu üretimi öngörmekle kalmaz, aynı zamanda ve zorunlu olarak, geniş ölçekte satışları, yani bireysel tüketicilere değil tüccarlara satışları öngörür. Eğer bu tüketicinin kendisi üretken bir tüketici, dolayısıyla bir sanayi kapitalisti ise; yani bir üretim kolunun sanayi sermayesi, sanayiin diğer bir koluna bazı üretim araçlarını sağlıyorsa, bir sanayi kapitalisti tarafından diğer bir çok sanayi kapitalistine (sipariş, vb. şekillerde) doğrudan satış yapıyor demektir. Bu bakımdan her sanayi kapitalisti doğrudan bir satıcı ve kendi kendisinin tüccarı olduğu gibi, bir tüccara satış yaptığı zaman da gene kendisinin tüccarıdır.
      Tüccar sermayesinin bir işlevi olarak meta alışverişinde bulunmak, kapitalist üretimin bir öncülüdür ve bu üretimin gelişmesiyle birlikte, o da gitgide gelişir. Bu nedenle, kapitalist dolaşım sürecinin özel yanlarını göstermek için biz bazan onun varlığını peşinen kabul ederiz; ama bu sürecin genel tahlilinde, (sayfa 121) tüccarı işe karıştırmaksızın doğrudan satış yapıldığını varsayarız, çünkü onun işe karışması, hareketin çeşitli yönlerinin anlaşılmasını zorlaştırır.
      Konuyu biraz da safça ortaya koyan Sismondi'ye bakalım:
      "Ticaret, ilk bakışta hareketini anlatmış bulunduğumuz sermayenin bir kısmı gibi, görünmeyen oldukça büyük bir sermaye kullanır. Kumaş tüccarının depolarında, biriken kumaşların değeri, önce, yıllık üründen, zenginin, çalıştırmak için ücret olarak yoksula verdiği kısma tamamen yabancıymış gibi görünür. Ne var ki, bu sermaye, sözünü ettiğimiz diğerilerin yalnızca yerini almıştır. Servetin gelişmesini açıkça anlamak amacıyla, onun yaratılmasıyla başladık ve onu tüketimine kadar izledik. Kumaş fabrikatörünün kullandığı sermaye, örneğin bize daima aynı göründü; ve bu, tüketicinin geliri ile değişildiği zaman yalnız iki kısma ayrıldı, bunlardan birisi kâr biçiminde fabrikatörün geliri olarak hizmet etti, diğeri ise yeni kumaşı yaptığı zamana ait ücret biçiminde işçilerin geliri olarak hizmet etti.
      "Ama çok geçmeden, bu sermayenin farklı kısımlarının birbirlerinin yerini doldurmaları halinde bunun herkesin çıkarına olacağı görüldü; fabrikatör ile tüketici arasındaki dolaşımın tamamı için eğer 100.000 ecus yeterli ise bunun fabrikatör ile toptancı ve perakendeci tüccar arasında eşit biçimde bölüşülmesi gerekir. Böylece fabrikatör, sermayesinin üçte-biriyle, eskiden sermayesinin tamamıyla yaptığı kadar iş yapmış olur, çünkü imalat işi tamamlanır tamamlanmaz, tüketiciden çok, malını alacak bir tüccarı hazır bulur. Öte yandan toptancının sermayesi de perakendeciye göre çok daha önce yerine konmuş olur. ... Ücretler için yatırılan miktarlar ile sonal tüketici tarafından ödenen satınalma fiyatı arasındaki fark, bu sermayelerin kârı olarak düşünülür. Aralarında görev bölümü yaptıkları andan itibaren, bu kâr, fabrikatör, tüccar ve perakendeci arasında bölüşülmüştür ve, bir yerine üç kişi ve bir yerine üç kısım sermaye gerektirdiği halde yapılan iş aynıdır." (Nouveauz Principes, I, s. 139 ve 140.)
      "Hepside [tüccarlar] üretime doğrudan katılmışlardır; amacı tüketim olduğu için, üretilen şey tüketiciye ulaştırılmadan üretime tamamlanmış gözüyle bakılamaz." (Ibid., s. 137.)
      Devrenin genel biçimlerinin tartışılmasında ve genellikle bütün ikinci ciltte, simgesel para, bazı devletlerde özel kullanımlar (sayfa 122) için yapılmış salt değer alametleri ve henüz gelişmemiş kredi-para dışında, biz, parayı, madeni-para anlamında aldık. Bu, ilkin, tarihsel bir sıradır; kredi-para, kapitalist üretimin ilk dönemi boyunca ya çok küçük rol oynar ya da hiç rol oynamaz. Sonra, böyle bir sıralamanın gerekliliği teorik bakımdan şu olgu ile de tanıtlanmıştır ki, kredi-paranın dolaşımı ile ilgili olarak Tooke ile diğerlerinin o zamana kadar yaptıkları eleştirel nitelikteki bütün yorumlar, onları, tekrar tekrar, dolaşımda yalnız madeni-para bulunsaydı, acaba durum ne olurdu? sorusunu sorma zorunda bırakmıştır. Ama şurasını da unutmamak gerekir ki, madeni-para satınalma aracı olarak hizmet edebileceği gibi, ödeme aracı olarak da hizmet edebilir. Kolaylık olsun diye biz bu ikinci ciltte, genellikle onu birinci işlevsel biçimi içerisinde ele alıyoruz.
      Sanayi sermayesinin, kendi bireysel devresinin yalnızca bir kısmı olan dolaşım süreci, genel meta dolaşımı içerisinde ancak bir dizi hareket olması ölçüsünde, daha önce ortaya konulan genel yasalarla (Buch I, Kap. III) belirlenir. Paranın dolaşım hızı ne kadar büyük olursa, her bireysel sermaye, kendi meta ya da para başkalaşımları dizisinden o kadar çabuk geçer ve belli bir para kitlesiyle, diyelim 500 sterlinle, ardarda dolaşıma başlayan sanayi sermayelerinin (ya da meta-sermayeler biçiminde bireysel sermayelerin) sayıları o kadar fazla olur. Para ne denli bir ödeme aracı olarak işlev yaparsa, denkleştirilmesi gereken şey de -örneğin bir miktar meta-sermayenin yerine onun üretim aracının konması- o denli yalnızca hesap bakiyeleridir, ve ödemelerin yapılması gereken vade, örneğin ücretlerin ödenmesinde olduğu gibi, ne denli kısa olursa, belirli bir sermaye-değer kitlesinin dolaşımı için gerekli olan para da o denli az olur. Öte yandan, dolaşımın hızı ve bütün öteki koşulların aynı kaldığı varsayıldığında, para-sermaye olarak dolaşımda bulunması gereken para miktarı, metaların fiyatlarının toplamı (fiyatlar ile metalar hacminin çarpımı) ile, ya da metaların miktarı ve değeri sabit ise, bizzat paranın kendi değeriyle belirlenir.
      Ne var ki, genel meta dolaşım yasaları, ancak, sermaye dolaşım sürecinin bir dizi basit dolaşım hareketlerinden oluşması halinde geçerlidir; eğer, sermaye dolaşım süreci, bireysel (sayfa 123) sanayi sermayelerine ait devrenin işlevsel yönden belirlenmiş kesimlerinden oluşuyorsa, bu yasalar uygulanamaz.
      Bunu açıklığa kavuşturmak için, dolaşım sürecini, aşağıdaki iki biçimde görüldüğü gibi, kesintisiz iç bağıntıları içerisinde incelemek en iyi yoldur:



II.


R ... M'

{


M –
– P'
m –

{


P –M< ... R (R')

p –m



III.


M'

{


M –
– P'
m –

{


P –M< ... R ... M'

p –m

      Genellikle bir dizi dolaşım hareketi olan dolaşım süreci (M–P–M ya da P–M–P biçiminde olsun), yalnızca iki karşıt meta başkalaşım dizisini temsil eder ve bunlardan herbiri, sırasıyla, meta ile karşı karşıya gelen başkasına ait meta ya da başkasına ait paranın ters yönde başkalaşımını ifade eder.
      Meta sahibi yönünden M–P olan hareket, satın alan yönünden P–M demektir; metaın M–P ile birinci başkalaşımı, P biçiminde görünen metaın ikinci başkalaşımıdır; P–M için bunun tersi geçerlidir. Bir aşamadaki herhangi bir metaın diğer bir aşamada başka bir metaın başkalaşımı ile içiçe geçmesi üzerine gösterilen şeyler, kapitalistin, meta alıcısı ve satıcısı olarak işlev yapmadığı ve sermayesinin bu bakımdan, bir başkasının metaları karşısında para biçiminde, bir başkasına ait paralar karşısında ise meta biçiminde işlev yaptığı, için, sermaye dolaşımı için de geçerlidir. Ama bu içiçe geçme, sermayelerin başkalaşımlarındaki içiçe geçişle özdeşleştirilmemelidir.
      Her şeyden önce, P–M (ÜA), gördüğümüz gibi, farklı bireysel sermayelerin başkalaşımlarındaki içiçe oluşu temsil edebilir. Örneğin, iplik fabrikasının sahibinin meta-sermayesi iplik, kısmen kömür tarafından yerine konulmuştur. Para biçiminde bulunan sermayesinin bir kısmı, metalar biçimine çevrilmiştir, oysa kömür üreticisi kapitalistin sermayesi meta biçimindedir ve bu yüzden de para biçimine çevrilmiştir; ayrı dolaşım hareketi bu durumda (farklı üretim kollarında) iki sanayi sermayesinin karşıt başkalaşımlarını, dolayısıyla, bu sermayelerin başkalaşım dizilerinde bir içiçe geçmeyi temsil eder. Ama gördüğümüz (sayfa 124) gibi P'nin dönüştüğü ÜA'nın dar anlamda meta-sermaye olmasına, yani sanayi sermayesinin işlevsel biçiminde bulunmasına, kapitalist tarafından üretilmiş olmasına gerek yoktur. Bu, daima bir yanda P–M, öte yanda M–P biçimindedir, ama her zaman sermayelerin başkalaşımlarının içiçeliği sözkonusu değildir. Ayrıca, P–E, emek-gücü satın alınması hiç bir zaman sermayelerin başkalaşımlarının içiçe geçmesi değildir, çünkü,emek-gücü, emekçinin metaı olduğu halde, kapitaliste satılana kadar sermaye halini almaz. Öte yandan, M'–P' sürecinde P' 'nün dönüşmüş meta-sermayeyi temsil etmesi gerekmez; bu, meta emek-gücünün (ücretler) ya da bağımsız emekçinin, kölenin, toprak kölesinin, topluluğun ürününün para olarak gerçekleşmesi olabilir.
      Sonra, bireysel bir sermayenin dolaşım süreci içerisinde meydana gelen her başkalaşımın işlevsel bakımdan belirleyici bir rolü yerine getirmesi için, dünya piyasasındaki bütün üretimin kapitalistçe yürütüldüğünü varsaymak kaydıyla, bu başkalaşımın diğer bir sermayenin devresinde buna tekabül eden karşıt bir başkalaşımı mutlaka temsil etmesi hiç de gerekmez. Örneğin R ... R devresinde M' 'nü, paraya çeviren P', alıcı için, artı-değerinin (meta eğer bir tüketim nesnesi ise) ancak para olarak gerçekleşmesi olabilir; ya da P'–M' < dolaşımında (ki, birikmiş sermaye zaten dahildir), P', ÜA'nın satıcısı bakımından, sermayesinin dolaşımına ancak yatırdığı sermayenin yerini almak için girebilir, ya da gelir harcamasına saptırıldığı için hiç de yeniden girmeyebilir.
      Demek oluyor ki, bireysel sermayelerin yalnızca bağımsız olarak işlev yapan kısımlarını oluşturduğu toplam toplumsal sermayeyi oluşturan çeşitli kısımların dolaşım sürecinde -gerek sermaye, ve gerek artı-değer bakımından- karşılıklı olarak birbirlerinin yerini alma biçimi, dolaşım sürecindeki başkalaşımların basit içiçe geçişlerinden -sermaye dolaşım hareketlerinin metaların diğer bütün dolaşımları ile ortak içiçe geçişlerinden- anlaşılamaz. Bu ayrı bir araştırma yöntemini gerektirir. Şimdiye değin, daha yakından incelendiğinde, her türlü meta dolaşımında ortak olan başkalaşımların içiçe geçişinden alınan belirsiz fikirlerden başka bir şey içermediği görülen sözlerle yetinilmiştir. (sayfa 125)



      Sanayi sermayesi devrelerindeki hareketin ve dolayısıyla da kapitalist üretimin en belirgin özelliklerinden birisi şu olgudur: bir yandan, üretken sermayeyi oluşturan öğeler meta pazarından alınır, ve bunlar sürekli olarak oradan yenilenmek, metalar olarak satın alınmak zorundadır; öte yandan da, emek-sürecinin ürünü meta olarak ondan çıkar ve meta olarak yeniden sürekli satılmak zorundadır. Sözgelişi, İskoçya düzlüklerindeki modern bir çiftçi ile, Kıta-Avrupası'ndaki eski moda küçük bir köylüyü karşılaştırınız. İlki bütün ürününü satar ve bu yüzden de, gerekli bütün öğeleri, tohumluğunu bile pazardan yerine kor; ikincisi, ürünün daha büyük bir kısmını doğrudan doğruya kendisi tüketir, elden geldiğince az satar ve satın alır, kullandığı araçları, giysileri, vb., elden geldiğince kendisi yapar.
      Doğal ekonomi, para-ekonomisi ve kredi-ekonomisi, bu nedenle, toplumsal üretimde, hareketin üç karakteristik ekonomi biçimi olarak birbirlerinin karşısına konulmuştur.
      Önce, bu üç biçim, gelişmenin eşdeğer evrelerini temsil etmez. Kredi-ekonomisi denilen biçim yalnızca para-ekonomisinin bir biçimidir, çünkü her iki terim de, üreticilerin kendi aralarındaki değişim işlevlerini ya da biçimlerini ifade eder. Gelişmiş kapitalist üretimde, para-ekonomisi, yalnızca kredi-ekonomisinin bir temeli olarak ortaya çıkar. Para-ekonomisi ile kredi-ekonomisi, demek ki, kapitalist üretimin gelişme sürecinde ancak farklı aşamalara tekabül eder, ama bunlar hiç bir zaman, doğal ekonomi karşısında bağımsız değişim biçimleri değildir. Aynı gerekçe ile, doğal ekonominin birbirinden çok farklı biçimlerini bu iki ekonomi biçiminin karşısına eşdeğer olarak çıkarmak da mümkündür.
      İkincisi, bu iki kategorinin, para-ekonomisi ile kredi-ekonomisinin ayırdedici özelliği olarak üzerinde durulan nokta, ekonomi, yani üretim sürecinin kendisi olmayıp, üretimi yürüten çeşitli kimseler ya da üreticiler arasındaki -bu ekonomiye tekabül eden- değişim biçimi olduğuna göre, aynı şey ilk kategoriye de uygulanabilir. Şu halde, doğal ekonomi yerine, değişim ekonomisi denilebilir. Peru'daki İnka devleti gibi tamamıyla tecrit edilmiş bir doğal ekonomi, bu kategorilerin hiç birisine sokulamaz.
      Üçüncüsü, para-ekonomisi, bütün meta üretiminde ortaktır ve ürün, toplumsal üretimin çok çeşitli organizmasında meta (sayfa 126) olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla, bu durumda, kapitalist üretimi belirleyen şey, ancak, ürünün, bir ticaret nesnesi, bir meta olarak üretilmesinin genişliği, ve böylece, ürünü oluşturan öğelerin tekrar ticaret nesnesi olarak, meta olarak, çıkmış bulunduğu ekonomiye girmesinin ölçüsü olacaktır.
      Gerçekte de kapitalist üretim, genel üretim biçimi olarak, meta üretimidir. Ne var ki, böyle olmasının ve bu üretim sürecinin gelişmesi sırasında gitgide daha fazla bu hale gelmesinin tek nedeni, emeğin burada bizzat meta olarak ortaya. Çıkması, emekçinin emeğini, yani kendi emek-gücünün işlevini satması ve bizim varsayımımıza göre bunu, yeniden-üretim maliyetiyle belirlenen değeri üzerinden satmasıdır. Emeğin, ücretli-emek haline gelmesi ölçüsünde, üretici de sanayi kapitalisti halini alır. Bu nedenle, kapitalist üretim (ve dolayısıyla da meta üretimi), doğrudan tarımsal üretim yapan kimse, ücretli-emekçi halini alana kadar, tam boyutlarına ulaşamaz. Kapitalist ile ücretli-emekçi ilişkisinde para bağıntısı, yani alıcı ile satıcı arasındaki ilişki, üretime özgü bir ilişki halini alır. Ama bu ilişkinin temeli, değişimin tarzında değil, üretimin toplumsal niteliğindedir. Değişim tarzı, üretimin toplumsal niteliğinden çıkar. Ne var ki, karanlık işler çeviren herkesin, üretim tarzının niteliğinde buna tekabül eden değişim tarzının temelini değil de bunun tersini görmesi, burjuva görüş ufku ile tam bir uyuşma halindedir.[7]



      Kapitalist, dolaşıma, para biçiminde, çektiğinden daha az değerde para sürer, çünkü dolaşımdan, metalar biçiminde çektiği değerden daha fazlasını gene metalar biçiminde dolaşıma sürer. Yalnızca kişileşmiş bir sermaye olarak, bir sanayi kapitalisti olarak işlev yaptığı için, arz ettiği meta-değer daima meta-değer talebinden büyüktür. Arz ve talebi bu bakımdan birbirini karşılamış olsaydı, bu, sermayesinin hiç artı-değer üretmemiş olduğu, üretken sermaye olarak işlev yapmadığı, meta-sermayeye çevrilen üretken sermayenin artı-değer ile büyümediği anlamına gelirdi; ayrıca, sermayesi, üretim süreci sırasında, emek-gücünden, meta biçiminde herhangi bir artı-değer çekmemiş, sermaye (sayfa 127) olarak hiç bir işlev yapmamış olurdu. Kapitalist, gerçekten "satın aldığından daha pahalı satmak" zorundadır, ama bunu başarmasının tek nedeni, kapitalist üretim sürecinin ona, satın aldığı daha ucuz metaı -daha az değer içerdiği için daha ucuz- daha büyük değerde, dolayısıyla, daha pahalı bir metaya çevirme olanağını sağlamasıdır. Daha pahalıya satmasının nedeni, metaını değerinin üzerinde satması değil, elindeki metaın, üretimine giren öğelerin içerdiğinden daha fazla değer içermesidir.
      Kapitalistin arzı ile talebi arasındaki fark ne kadar büyük ise, yani, arz ettiği meta-değerin, talep ettiği meta-değere göre fazlalığı ne kadar büyük olursa, kapitalistin sermayesinin değerini genişletme oranı da o kadar büyük olur. Amacı, arzı ile talebini denkleştirmek değil, bunlar arasındaki eşitsizliği, arzı ile talebi arasındaki fazlalığını olabildiğince artırmaktır.
      Tek kapitalist için geçerli olan şey, kapitalist sınıf için de geçerlidir.
      Kapitalistin salt sanayi sermayesinin temsilcisi olması ölçüsünde, talebi, yalnızca üretim aracı ve emek-gücüyle sınırlıdır. Değer açısından ÜA talebi, yatırdığı sermayeden küçüktür; sermayesinden daha küçük değerde üretim aracı satın alır ve bu nedenle bu, değer sağladığı meta-sermaye değerinden de daha küçüktür.
      Emek-gücü talebine gelince, bu, değer açısından, değişen sermayesinin toplam sermayesine oranı ile belirlenir, yani, d : S'ya eşittir. Kapitalist üretimde bu talep, bu yüzden, üretim araçlarına olan talebinden nispeten daha az büyür. ÜA satın almaları düzenli şekilde E satın almalarının üzerine yükselir.
      İşçi, genellikle ücretini tüketim maddelerine ve büyük bir kısmını zorunlu tüketim maddelerine çevirdiği için, kapitalistin emek-gücü talebi, dolaylı olarak aynı zamanda, işçi sınıfı için, temel tüketim nesnelerine olan taleptir. Ama bu talep d'ye eşittir ve bir zerre bile fazla değildir (eğer emekçi ücretlerinin bir kısmını tasarruf ederse -biz burada haliyle bütün kredi ilişkilerini konudışı tutuyoruz- ücretlerinin bu kısmını para-yığını haline çevirir ve bu ölçüde de, bir müşteri olarak, bir alıcı, olarak hareket etmemiş olur). Kapitalistin talebinin üst sınırı S, s+d'ye eşittir, ama arzı s+d+a'dır. Dolayısıyla, eğer meta-sermayesinin bileşimi 80s + 20d + 20a ise, talebi 80s + 20d'ye eşittir ve böylece değer açısından düşünülürse, arzından beşte-bir küçüktür. Ürettiği (sayfa 128) artı-değer kitlesinin, yüzdesi (kâr oranı) ne kadar büyük olursa, arz ettiği miktara oranla talebi o kadar küçülür. Üretimdeki gelişmeyle birlikte, kapitalistin emek-gücüne ve dolaylı olarak zorunlu tüketim maddelerine olan talebi, üretim araçlarına olan talebine kıyasla azalmakla birlikte, ÜA'ya olan talebinin daima sermayesinden daha küçük olduğunu da unutmamak gerekir. Üretim araçlarına olan talebinin, bu nedenle, aynı değerde sermaye ile çalışan ve eşit koşullar altında kendisine bu üretim araçlarını sağlayan kapitalistin meta-sermayesinden değer olarak daima daha küçük olması gerekir. Bu üretim araçlarının tek bir kapitalistin değil, bir çok kapitalistin sağlaması, durumu değiştirmez. Sermayesi 1.000 sterlin ve bunun değişmeyen kısmı 800 sterlin olsa, bütün bu kapitalistlerden yaptığı talep 800 sterline eşit olur. Kâr oranının aynı olduğu varsayılırsa (bunlardan herbirine beher 1.000 sterlinden ne pay düşeceğine ve herbirine ait payın toplam sermayenin hangi kısmını temsil edebileceğine bakılmaksızın) hep birlikte, bunlar, beher 1.000, sterlin için 1.200 sterlin değerinde üretim aracı sağlarlar. Dolayısıyla, değer olarak ölçüldüğünde, kendi toplam talebi ancak kendi arzının yalnızca beşte-dördü kadar olduğu halde, talebi onların arzının yalnızca üçte-ikisini kapsar.
      Sırası gelmişken belirtelim, devir sorunu, bizim için hâlâ araştırılması gereken bir şey olarak durmaktadır. Kapitalistin, diyelim, 5.000 sterlinlik toplam sermayesinin 4.000 sterlini sabit, 1.000 sterlini döner sermaye olsun; bu 1.000 sterlin de, yukarda varsayıldığı gibi 800s artı 200d'den oluşsun. Kapitalistin toplam sermayesinin yılda bir kez devretmesi için döner sermayesinin beş kez devretmesi gerekir. Bu durumda onun meta ürünü 6.000 sterline eşittir, yani yatırdığı sermayeden 1.000 sterlin fazladır ve yukardaki gibi aynı artı-değer oranındadır:
      5.000 S : 1.000a = 100(s+d) : 20a.
      Bu devir, demek ki, kapitalistin toplam talebinin, toplam arzına olan oranında hiç bir değişiklik yapmamaktadır. İlki, ikincisinden beşte-bir daha küçük kalmaktadır.
      Sabit sermayesinin 10 yılda yenilendiğini varsayalım. Böylece kapitalist her yıl sermayesinin onda-birini, yani, 400 sterlini amortisman fonuna ayıracak ve elinde yalnızca 3.600 sterlin değerinde sabit sermaye ile bir de para olarak 400 sterlin bulunacaktır. Eğer onarımlar gerekiyor ve ortalamayı aşmıyorsa, (sayfa 129) bunlar yalnızca sonradan yatırılan sermayeyi temsil eder. Biz bu soruna aynen, onarım giderlerini daha önceden, yatırım sermayesinin değerini hesaplarken yıllık meta-ürüne girdiği ölçüde dikkate almış, ve böylece onda-bir oranındaki amortisman fonu ödemesinin kapsamına alınmış gibi, bakabiliriz. (Eğer onarım gereksinmesi ortalamanın altında ise o kadar kârlıdır, yukardaki gibiyse tersinedir. Ama bu, aynı sanayi kolunda iş yapan, kapitalist sınıfın tamamı için birbirini telafi eder.) Her ne olursa olsun, yıllık talebi, yatırdığı ilk sermaye değere eşit, 5.000 sterlin olarak kaldığı halde (toplam sermayesinin yılda bir kez devredildiği varsayılarak), bu talep, sermayesinin döner kısmı bakımından arttığı halde, sabit kısmı bakımından düzenli olarak azalır.
      Şimdi yeniden-üretime gelmiş bulunuyoruz. Kapitalistin, artı-değerin, p'nin tamamını tükettiğini ve yalnızca sermayesi S'yi başlangıçtaki büyüklüğü ile üretken sermayeye tekrar çevirdiğini varsayalım. Bu durumda, kapitalistin talebi, değer olarak arzına eşit olur; ama bu, sermayesinin hareketi açısından değildir. Kapitalist olarak o, arzının (değer olarak) yalnızca beşte-dördü kadar bir talepte bulunur. Beşte-birini, kapitalist işlevi içerisinde değil, özel gereksinmeleri ya da zevkleri için, kapitalist olmayan bir kimse gibi tüketir.
      Buna göre, yaptığı hesabın, yüzde olarak ifadesi şöyledir:

Kapitalist olarak talebi . . . . . . .

100, arzı 120

Ehlikeyf bir insan olarak talebi .

20,  arzı  –

          Toplam talebi . . . . . .

120, arzı 120


      Bu varsayım, kapitalist üretimin mevcut olmadığını varsaymakla ve bu nedenle sınai kapitalistin kendisinin varlığını kabul etmemekle aynı şeydir. Çünkü itici güç olarak zenginleşmenin değil, kişisel tüketimin geçerli olduğunu varsaymak bile kapitalizmin kökünden yokolduğunu kabul etmek demektir.
      Ayrıca böyle bir varsayım teknik yönden de olanaksızdır. Kapitalist, yalnızca, fiyat dalgalanmalarının etkisini azaltmak ve kendisine uygun satınalma ve satma koşullarını bekleme olanağınım sağlamak için bir yedek sermaye oluşturmak durumunda değil, aynı zamanda, üretimini genişletmek, teknik gelişmeleri üretim örgütüne uygulamak için de sermaye biriktirmek zorundadır.
      Sermaye biriktirmek için, önce, dolaşımından elde ettiği artı-değerin bir kısmını para-biçimde dolaşımdan çekmek ve eski işini genişletmek ya da yeni bir işkolu açmasına yetecek miktara (sayfa 130) ulaşana kadar bunu istif etmek zorundadır. Bu, para-yığma oluşumu devam ettiği sürece, kapitalistin talebini artırmaz, Para hareketsiz hale getirilmiştir. Arz ettiği metalar için meta piyasasından bunların para eşdeğeri olarak herhangi bir eşdeğer meta çekmez.
      Kredi burada sözkonusu edilmemiştir. Kredi, örneğin, kapitalistin bir bankada faiz getiren cari hesapta biriktirdiği parayı kapsar. (sayfa 131)






Dipnotlar



[1*] Fillen. -ç.
[2*] Bkz: Bailey Samuel, A Critical Dissertation on the Nature, Measures, and Causes of Value; Chiefly in Reference to the Writings of Mr. Ricardo and His Followers. By the Author of Essays on the Formation and Publication of Opinions, London 1825, s. 72. -Ed.

[7] Elyazması V'in sonu. Bu blömün sonuna kadar bundan sonra gelenler çeşitli kitaplardan yapılan alıntılar arasında 1877 ya da 1878 tarihli bir defterde bulunan bir nottur. -F. E.



 
 
Sayfa başına gidiş