KÜTÜPHANE | Marks-Engels: Seçme Yapıtlar III

MADEN PROLETARYASI


      İNGİLTERE'NÎNKİ gibi dev bir sanayi için hammadde ve yakıt üretmek çok sayıda işçi gerektirir. Ama İngiltere">

KÜTÜPHANE | Marks-Engels: Seçme Yapıtlar III

MADEN PROLETARYASI


      İNGİLTERE'NÎNKİ gibi dev bir sanayi için hammadde ve yakıt üretmek çok sayıda işçi gerektirir. Ama İngiltere, sanayi için gerekli tüm maddelerden (tarımsal yörelere ait olan yün dışında) yalnızca mineralleri üretir: metaller ve kömür. Cornwall'da zengin bakır, kalay, çinko ve kurşun madenleri, Galler yöresinde,[461*] Staffordshire'da ve başka bazı bölgelerde çok miktarda demir, ve hemen hemen İngiltere'nin tüm kuzeyi ve batısı, orta İskoçya ve İrlanda'nın bazı yörelerinde çok bol miktarda kömür vardır.[462*]
      Cornwall yöresindeki madenlerde bir bölümü toprak üstünde, bir bölümü toprak altında olmak üzere yaklaşık 19.000 erkek, 11.000 kadın ve çocuk çalıştırılmaktadır. Toprak altındaki madenlerde neredeyse tamamen erkekler ve [sayfa 318] oniki yaşını geçmiş çocuklar çalıştırılır. Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyonun raporuna göre, yeraltı işçilerinin koşulları, göreceli olarak maddi yönden katlanılabilir durumdadır; ve İngilizler, maden damarını denizin altına kadar izleyen cesur ve güçlü madencileri olmasıyla sık sık övünürler. Ama bu işçilerin sağlığı konusunda, aynı Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyonun raporu, başka bir yargıya varmaktadır. İçinde pek az oksijen bulunan tozla ve patlamış barutun dumanıyla karışmış maden havasını solumanın, ciğerleri nasıl ciddi biçimde etkilediğini, kalp hareketini bozduğunu, sindirim organlarının çalışmasını yavaşlattığını, komisyon raporunda yeralan Dr. Barham'ın bilgi raporu göstermektedir. Aynı rapora göre, bu yorucu çalışma, özellikle gündelik çalışmadan önce ve sonra, güçlü genç erkeklerin bile yapmak zorunda olduğu, bazı madenlerde bir saatten uzun bir süre merdiven çıkıp inme hareketi bu hastalıkların oluşumuna büyük ölçüde katkı yapar; öyle ki yeraltında, madende çalışmaya erken gençlik yaşında başlayan erkeklerin boyu, yer üstünde çalışan kadınların boyu kadar bile değildir; birçok madenci hızla gelişen veremden genç yaşında, çoğu madenci de yavaş gelişen veremden orta yaşında [sayfa 319] ölür; çok erken yaşlanırlar ve otuzbeş-kırkbeş yaş arasında çalışamaz hale gelirler; şaftın sıcak havasından (ter içinde merdivenleri tırmandıktan sonra), birden yerüstündeki soğuk rüzgara çıktıkları zaman birçok işçide had derecede soluma organları yangısı nöbeti gözlenir; bu had safhadaki yangı çoğu zaman öldürücüdür. Yerüstü işleri, kömürün kırılması ve sınıflandırılması, kızlar ve çocuklar tarafından yapılır; açık havada yapıldığı için de sağlıklı diye tanımlanmaktadır.
      İngiltere'nin kuzeyinde, Northumberland-Durham sınırında Alston Moor'da geniş kurşun madenleri vardır. Bu yöreden alman raporlar,[462b*] Cornwall'dan alınan raporlarla hemen hemen tıpatıp aynıdır. Burada da oksijen azlığından, aşırı tozdan, barut dumanından, havadaki karbonik asit gazı ve sülfürden yakınılmaktadır. Sonuç olarak buradaki madenciler de Cornwall'dakiler gibi, kısa boyludurlar; hemen hepsi otuz yaşından itibaren göğüs rahatsızlılığından yakınır; bu işte çalışmakta ısrar edilirse de hemen her zaman olduğu gibi, bu insanların ortalama ömrünü çok büyük ölçüde kısaltan veremden sona erer. Eğer bu yörenin madencileri, Cornwall'dakilerden bir parça daha uzun yaşıyorlarsa, bu, yerin altına ondokuz yaşından önce girmedikleri içindir; Cornwall'da ise, gördüğümüz gibi toprak altı işine oniki yaşında başlanır. Ama gene de tıbbi verilere göre, burada da çoğunluk kırk-elli yaş arasında ölür. Yörenin nüfus kayıtlarına göre, ortalama 45 yaşında ölen 79 madenciden 37'sinin ölüm nedeni verem, 6'smınki astımdı. Çevredeki Allendale, Stanhope ve Middleton'da ortalama ömür sırasıyla 49, 48 ve 47 yıldır; göğüs hastalıklarından ölenlerin oram da gene sırasıyla yüzde 48, yüzde 54 ve yüzde 56'dır.[463*] Bu rakamları İsveç çizelgesi denen ve İsveç'in tüm nüfusunun ayrıntılı [sayfa 320] ölüm istatistiklerini içeren ve İngiltere'de İngiliz işçi sınıfının ortalama ömür uzunluğu açısından elde edilebilecek en doğru standart olarak kabul edilen çizelgelerle karşılaştıralım. İsveç çizelgesine göre, ondokuz yaşını geçen erkeklerin ortalama ömür süresi 57½ yıldır; bu ölçüye göre, kuzey İngiltere'deki madencilerin işi, onların ortalama on yılını çalmaktadır. Gene de İsveç çizelgeleri işçiler için ömür uzunluğu standardı olarak kabul edilmiştir, o nedenle de proletaryanın içinde yaşadığı aleyhteki koşullardan etkilenmiş yaşam olasılığını, yani normal standarttan daha kısa bir ömür standardını temsil etmektedir. Yöredeki pansiyonlar ve yatakhaneler, kentlerde nasıl olduğunu daha önce gördüğümüz bu yerler,, oradakiler kadar pis, mide bulandırıcı ve aşırı kalabalıktır. Komisyon üyesi Mitchell, 18 fit uzunluğunda, 15 fit eninde[464*] 42 erkek ve 14 erkek çocuk toplam 56 kişiyi, gemilerdeki gibi, yarısı üst katta yatmak üzere ranzalarda ağırlamak için hazırlanmış bir baraka-yatakhaneyi gezmiştir.[465*] Barakada kirli havanın çıkmasını sağlayacak herhangi bir hava deliği yoktur; ziyaretten önceki üç gece bu yatakhanede kimse kalmadığı halde, koku ve odanın havası öylesine kötüdür ki komisyon üyesi Mitchell, bir saniye bile dayanamamıştır. O oda, sıcak bir yaz gecesi, içindeki 56 kişiyle kim bilir nasıldır? Ve burası bir Amerikan köle gemisinin kasara altı yatakhanesi değil, özgür Britanyalıların kaldığı yerdir!
      Şimdi İngiltere madenciliğinin en önemli dalma kömür ve demir madenciliğine bakalım; Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyon, bu ikisini birlikte ve konunun öneminin gerektirdiği ayrıntıda ele alıyor. Bu raporun ilk bölümü, neredeyse tümüyle, bu madenlerde çalışan işçilerin durumuna ayrılmış. Daha önce sanayi işçilerinin durumunu ayrıntılı biçimde anlattığım için, şimdi burada, bu çalışmanın gerektirdiği çerçevenin gerektirdiği kısalıkta ele alacağım.
      Hemen hemen aynı biçimde işletilen kömür ve demir [sayfa 321] madenlerinde dört, beş ve yedi[466*] yaşında çocuklar çalıştırılmaktadır. Bu çocuklar, madencinin damardan çıkardığı demir cevherinin ya da kömürün oradan at patikasına ya da ana şafta aktarılması ve işçilerle malzemenin geçişi için, (maden bölümlerini ayıran ve havalandırmayı düzenleyen[467*]) kapıları açıp kapatmakta çalıştırılmaktadırlar. Kapılara bakmakla en küçük çocuklar görevlendirilmektedir; böylece o çocuklar günde oniki saatlerini, karanlıkta, yalnız başlarına, rutubetli geçitlerde oturarak, hiçbir şey yapmamaktan kaynaklanan uyuşturucu ve yabanlaştırıcı bir bezginliğe kapılmamalarını sağlayacak kadar bile bir meşguliyetleri olmaksızın geçirirler. Öte yandan, kömür ve demir cevherinin taşınması ise çok ağır bir iştir; altında tekerlekleri olmayan geniş teknelerde, madenin düzgün olmayan tabanında sürüklenerek çekilir; bu aktarma işi çoğu zaman ıslak bir killi tabaka üstünden, bazan su birikintisinden geçerek, ve sık sık yokuş yukarı tırmanan tünellerden geçerek yapılır; tünellerin tavanı o kadar alçaktır ki, işçiler çoğu zaman elleri ve dizleri üzerinde emekleyerek ilerler. Bu daha yorucu iş için, daha büyük çocuklar ve büyümek üzere olan genç kızlar çalıştırırlar. Duruma göre, tekne başına ya bir erkek ya iki erkek çocuk görevlendirilir; eğer iki erkek çocuk görevlendirilirse, biri çeker, öteki iter. Kömürün ya da demir cevherinin damardan sökülmesi de çok yorucu bir iştir; erkek işçiler ya da onsekizinin üstündeki güçlü gençler tarafından yapılır. Normal işgünü onbir-oniki saattir, bazan daha uzundur; Îskoçya’da on-dört saate çıkar ve çift mesai sıkçadır: Yer altına inen işçiler, bir seferinde yirmidört hatta bazan otuzaltı saat boyunca çalışırlar. Yemek arası için belirlenmiş bir zaman çoğunca bilinmez, bu insanlar acıkınca ve zamanın elverdiği ölçüde yerler.
      Büyük bir yoksulluğun egemen olduğu İrlanda madenleri ve İskoçya'nın belli kesimleri dışında, madencilerin yaşam [sayfa 322] standardının, genellikle oldukça iyi olduğu ve ücretlerinin, çevrelerindeki tarım işçilerininkinden (gerçi onlar açlık ücretiyle çalışırlar) yüksek olduğu söylenir. Bu belirlemeye ilerde döneceğiz, ama şimdiden söyleyelim ki, İngiltere'deki en yoksul sınıfla yapılan bir karşılaştırmaya dayandığı için sözü edilen yükseklik yalnızca göreceli bir yüksekliktir. Sözün bu noktasında biz bugünkü madencilik yönteminden kaynaklanan kötülükleri gözden geçireceğiz; o zaman okur, herhangi bir parasal ödemenin, madencinin çektiği ızdırabı tazmin edip edemeyeceği konusunda bir yargıya varabilir.
      Demir cevheri ve kömür taşıyan çocukların ve gençlerin hepsi aşırı yorgunluktan şikayet ederler. En insafsızca yönetilen sanayi kuruluşlarında bile böylesine yaygın ve abartılı bir fazla çalışma yoktur. Raporun tümü, her sayfasında birkaç örnekle bu gerçeği kanıtlıyor. Sürekli olan şudur: Çocuklar eve varır varmaz, kendilerini şöminenin önündeki taşlığa atarlar ve bir-iki lokma yemeden uyuyuverirler; yıkanıp yatağa yatırılırken bile uyuklamaktadırlar. Bazan eve giderken yolda bir yere kıvrılıp uyuyakaldıkları ve gecenin bir vakti, ana-babaları tarafından bulundukları olur. Öyle anlaşılıyor ki, haftanın aşırı yorgunluğunu bir ölçüde atabilmek için bu çocukların bütün bir pazar gününü yatakta geçirmeleri çok yaygındır. Kiliseye ve okula gideni pek azdır; onların da çok fazla uykulu hallerinden ve öğrenme isteksizliğinden öğretmenleri yakınır. Daha yaşlı genç kızlar ve kadınlar için de aynı şey geçerlidir. En hayvanca biçimde çok aşırı çalıştırılırlar. En azap verici doruk noktasına kadar tırmanan yorgunluk, doğal ki beden yapısını etkiler. Aşırı çalışmanın ilk sonucu, adalelerin tek yönlü gelişmesi ve canlılığın bir yöne kaymasıdır; örneğin itme ve çekme işlerinde kolların, bacakların, sırtın, omuzların ve göğsün hangi adaleleri kullanılıyorsa, görülmedik ölçüde güçlü bir gelişme gösterir; buna karşılık bedenin geri kalan kısmı gıdasızlık nedeniyle az gelişmiş kalır. En çok da boy etkilenir; bodurluk ve büyüme gecikmesi gözlenir; çok ayrıksın ölçüde lehte koşullar altında çalışan Liecestershire ve Warwickshire madencileri dışında, [sayfa 323] hemen tüm madenciler kısa boyludur. Dahası, kız ve oğlan çocuklarda buluğ, –oğlan çocuklarda onsekiz yaşına kadar uzayarak– gecikir. Örneğin komisyon üyesi Symons, dişleri dışında herhangi bir buluğ belirtisi göstermeyen, onbir-oniki yaşında olduğu izlenimini veren bir erkek çocuk görmüştür. Çocukluk döneminin böylece uzaması, temelde, engellenmiş gelişmenin belirtisinden başka bir şey değildir; ileri yaşlarda da etkisini göstermekten asla geri kalmaz. Bacakların çarpılması, dizlerin içeri, ayakların dışarı doğru bükülmesi, omurganın çarpılması ve öteki formasyon bozuklukları, çalışması sırasında bedenin almak zorunda kaldığı pozisyonların sonucu olarak böylesine zayıf düşen bedenlerde çok kolay ortaya çıkar. Bu o kadar yaygındır ki, Northumberland ve Durham'da olduğu gibi Yorkshire ve Lancashire'da da yalnızca doktorlar değil, ama komisyona konuşan birçok tanık yüz kişinin arasından bir madencinin, beden biçimi nedeniyle hemen ayırdedilebileceğini söylemişlerdir. Maden çalışmasından, özellikle kadınlar çok fazla etkilenmektedir; öteki kadınlar kadar dik oldukları pek seyrektir. Bazı ifadelere göre, kadınların madenlerde çalışması, havsala deformasyonuna ve bunun sonucu olarak güç, hatta ölümcül hamileliklere neden olmaktadır. Fakat bu deformasyonların ötesinde madenciler, işin doğasından ileri geldiği kolaylıkla anlaşılan bazı özel hastalıklara[468*] yakalanırlar. İlk sırada sindirim organları hastalıkları yeralır; iştahsızlık, mide sancıları, iç bulantısı, gasyan çok sık görülür; aşırı susuzluk hissedilir ve ancak madendeki pis ılık suyla giderilebilir; böylece sindirim engellenir ve ayrıca başka hastalıklara çağrı çıkarılır. Kalp hastalıkları, özellikle kalp büyümesi, kalp ve kalp zarı yangısı, kulakçık-karıncık arasında ve aort girişinde daralmalar madenci hastalığı olarak tekrar tekrar belirtilmektedir; hepsi aşırı çalışmayla açıklanmaktadır; aynı şeyler fıtık hastalığı için de geçerlidir; o da aşırı çalışmanın ürünüdür. Kısmen aynı nedenden, kısmen kötü, toz yüklü, karbonik asit ve [sayfa 324] hidrokarbon gazıyla karışmış, aslında kolaylıkla sakınılabilecek pis havanın solunması sonucu birçok tehlikeli ve ızdırap verici akciğer hastalığı, özellikle astım ortaya çıkar; bu hastalık bazı yörelerde kırklı, bazı yörelerde otuzlu yaşlarda birçok madencide görülür ve kısa sürede, onları çalışamaz hale getirir. Islak işlerde çalışanlar arasında göğüs sıkışıklığı, doğal olarak çok daha erken yaşta ortaya çıkar; İskoçya'nın bazı kesimlerinde yirmilerde-otuzlarda görülür ve zaten etkilenmiş olan akciğerler bu göğüs baskılarının başladığı dönemde, yangıya ve başka ateşli hastalıklara çok daha fazla açık hale gelir. Bu işçilere özgü bir hastalık da "kara salyadır;[469*] akciğerlerin kömür parçacıklarıyla dolmasından ileri gelir; belirtileri takatsizlik, başağrısı, göğüste baskı ve koyu, kara balgam tükürmektir. Bazı yörelerde bu hastalık daha hafiftir, bazı yörelerde özellikle İskoçya'da ise tedavi edilemez ölçüde ciddidir. Orada, anılan ama daha yoğun belirtilerinin yanısıra kısa hırıltılı soluk, nabzın hızlanması (dakikada 100'ün üstünde), kesik kesik öksürme, giderek artan zayıflama ve takatsizlik, kısa sürede hastayı çalışamaz hale getirir. Hastalık ölümcüldür. Doğu Lothian'da Pencaitland'dan Dr. Mackellar, tanıklığı sırasında, doğru dürüst havalandırılan madenlerde bu hastalığın bilinmediğini, ama iyi havalandırılan madenlerden kötü havalandırılan madenlere giden madencilerin bu hastalığa yakalandığını söyledi. Demek ki, bu hastalıktan sorumlu olan maden sahiplerinin vantilatör kullanımını kulak ardı eden kâr açgözlülüğüdür. Warwick ve Leicestershire madencileri dışında, romatizma da kömür madenlerinde çalışan işçilerin yaygın hastalığıdır; genelde rutubetli yerlerde çalışmanın sonucudur. Tüm bu hastalıkların sonucu, istisnasız tüm maden yörelerinde, kömür madencilerinin erken yaşlanması ve kırkıncı yılından kısa süre sonra çalışamaz duruma gelmesidir; ama çalışamazlık, farklı yerlerde, farklı yaşlarda ortaya çıkar. Kırkbeş-elli yaşından sonra çalışabilen madenci gerçekten çok seyrektir. Genellikle kabul edilmektedir ki, maden işçileri [sayfa 325] yaşlılık dönemine kırkında girerler. Bu maden yatağından kömürü kazanlar için geçerlidir; ağır kömür parçalarını sürekli olarak yerden kaldırıp teknelere yükleyen işçiler yirmisekiz-otuz yaşlarında yaşlanırlar; kömür madeni yörelerindeki öz deyişle, kömür yükleyiciler genç olmadan yaşlanırlar. Bu erken yaşlanmayı erken ölümün izlemesi, işin o kadar doğası gereğidir ki, maden işçileri arasında altmışına ulaşmış birini bulmak büyük bir istisnadır. Madenlerin sağlığa daha az zararlı olduğu güney Staffordshire'da bile ellibir yaşına ulaşan pek azdır. Bu erken yaşlılık nedeniyle, doğal olarak, fabrikalarda olduğu gibi, yaşlanan işçilerin sık sık işsiz kalması ve genç çocuklarının bakımına muhtaç hale gelmesi olayıyla karşılaşılır. Kömür madenlerinde çalışmanın sonuçlarını kısaca özetlersek komisyon üyelerinden Dr. Southwood Smith'in dediği gibi, bir yanda uzamış bir çocukluk, öte yandan erken gelmiş yaşlılık arasında, insanın gücünün kuvvetinin tam yerinde olduğu erkeklik dönemi, ömür ortalamasının hayli altında kalmasına koşut olarak büyük ölçüde kısalmaktadır. Bunu da burjuvazinin borç hanesine yazmak gerekir!
      Bütün bu söylediklerimiz ortalama İngiliz kömür madenleri içindir. Ama daha başka birçoğu var ki, oralarda durum çok daha kötüdür; özellikle kömür damarları çok ince olanlar böyledir. Eğer kömür damarının hemen bitişiğindeki kum ve killi tabakalar da kazılırsa, kömür çok pahalıya mal olur; o nedenle maden sahipleri yalnızca kömür damarlarının kazılmasına izin verirler; bu yüzden de başka madenlerde dört-beş fit[470*] yüksekliğinde ya da daha yüksek olabilen dehlizler, ince damarlı bu madenlerde o kadar alçak tavanlıdır ki, bu dehlizlerde ayakta durulması düşünülemez. Maden işçisi bir yanının üstüne yatarak kazar; hep dirseğini yere dayayarak kuvvet aldığı için, eklem yeri yangısı başgösterir; diz çökerek çalışmak zorunda olduğu yerlerde de aynı hastalık diz kapaklarında görülür. Kömürü taşıyan kadınlar ve çocuklar (genelde bacaklarının arasından geçen) bir zincirle bağlandıkları [sayfa 326] kömür dolu tekneyi ellerinin ve dizlerinin üstünde sürünerek çekerken, arkadan bir erkek tekneyi elleri ve başıyla iter. Teknenin başla itilmesi derinin yer yer tahriş olmasına, yaraya ve başın şişmesine yolaçar. Birçok madende de şaftlar ıslaktır, o yüzden bu işçiler birkaç inç derinlikteki pis ya da tuzlu suların içinden sürünerek geçerler ve derilerinin tahriş olması daha kolaylaşır. Madencilere özgü hastalıkları, bu dehşet verici kölece çalışmanın ne kadar büyük ölçüde besleyip geliştirdiği kolayca tahmin edilebilir.
      Ama kömür ocağı işçisinin başına musallat olan belalar bu kadarla bitmiyor. Tüm Britanya İmparatorluğunda, bir insanın, ölümle bu kadar değişik biçimlerde yüzyüze bulunduğu başka hiçbir uğraş yoktur. Kömür ocağı, birçok dehşet verici felaketin sahnesidir ve o felaketler de doğrudan doğruya burjuvazinin bencilliğinden ileri gelir. Bu maden ocaklarında ortaya çıkan hidrokarbon gazı, havayla birleştiği zaman patlamaya hazır hale gelir ve bir alevle temas ettiği anda patlar, çevresindeki herkesi öldürür. Bu patlamalar, neredeyse hemen her gün olageliyor; 28 Eylül 1844'te Durham'da Haswell ocağında 96 kişiyi öldürdü. Ocaklarda bol miktarda oluşan karbonik asit gazı da, ocağın derin kesimlerinde birikir, zaman zaman bir insan boyuna kadar yükselerek içinde kalanları boğar. Madenlerde bölümleri birbirinden ayıran kapılar, patlamanın ve gaz hareketinin yayılmasını önlemek içindir; ama bu kapılardan küçük çocuklar sorumludur; onlar da ya uyur kalırlar, ya görevlerini gereği gibi yapmazlar; bu yüzden kapıların önlem görevi yalnızca düşseldir. Bu iki gazın neden olduğu zararları, ocağı temiz hava taşıyan havalandırma şaftları tamamen ortadan kaldırabilir. Ama burjuvazinin bu amaca ayırabileceği parası yoktur; o nedenle Davy lambalarını yeğler; ama bunlar da pek yararsızdır; çok ölgün bir ışık verirler; o yüzden de genelde mum kullanılır. Bir patlama olduğu zaman da suçlanan maden işçisinin dikkatsizliği olur; oysa burjuvazi, iyi bir havalandırma sağlayarak, patlamayı bütün bütün olanaksız hale getirebilir. Dahası var, birkaç günde bir ocaktaki kazı yeri çöker, [sayfa 327] içinde çalışan maden işçileri ya diri diri gömülür, ya ezilip yaralanır. Burjuvazinin çıkarı, kömür damarının olabildiği ölçüde tamamen kazılmasıdır; kazı yerlerinde bu tür kazalar da bu yüzden olur. Sonra işçilerin ocağa inmelerinde kullanılan halatlar çoğu zaman eski ya da çürüktür, kopar ve talihsizler yere çarpıp parçalanır. Tüm bu kazalar, Mining Journal'a göre yılda bindörtyüz insanın yaşamına malolmaktadır.[66] Özel kazalar için yerim dar. Manchester Guardian her hafta yalnızca Lancashire'daki iki ya da üç kazanın haberini veriyor. Hemen hemen tüm maden yörelerinde adli tıpta görevli kişiler, maden sahiplerine bağımlıdırlar; bunun böyle olmadığı yerlerde de çok eski zamanlardan kalmış bir gelenek, hükmün "kazaen ölüm" olmasını, sağlama bağlamıştır. Kaldı ki adlı tıp yetkilileri, madenin durumuyla pek ilgilenmezler, çünkü meseleyi bilmezler. Ama Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyon, bu tür olayların çoğunluğundan doğrudan maden sahiplerini sorumlu tutmakta tereddüt göstermiyor.
      Madenci nüfusun eğitimine ve ahlaksal durumuna gelince, Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyona göre, bu açıdan Cornwall iyidir, Alston Moor mükemmeldir; kömür yörelerinde ise, genel olarak tam tersine eğitim ve ahlaksal durumun çok aşağı düzeyde olduğu belirtiliyor. İşçiler, kırsal kesimde ihmal edilmiş yerlerde yaşamaktadırlar; o yorucu işlerini yaparlarsa, polis dışında kimse onlar hakkında zahmete katlanmaz. Bu yüzden ve çok erken yaşta işe sokuldukları için eğitimleri tamamen ihmal edilmektedir. Gündüz okulları, ulaşabilecekleri yakınlıkta değildir; akşam okullarıyla pazar okulları ise yalancı okullardır, öğretmenleri de değersizdir. Bu yüzden pek azı okuyabilir, ondan da daha azı yazabilir. Tek gözü açık oldukları şey, lanet olası tehlikeli işleri karşılığında aldıkları ücretin çok düşük olduğu gerçeğidir. Kiliseye ya çok seyrek giderler ya hiç gitmezler; rahiplerin tümü, onların eşine raslanmadık dinsizliğinden yakınır. Gerçekten de dinsel ve laik sorunlardaki cahillikleri, öyledir ki, fabrika işçilerinin daha önce sözünü ettiğimiz cahilliği, [sayfa 328] bunun yanında hiç kalır. Dinin öğretilerini, ancak ettikleri yeminin içindekiler kadar bilirler. Ahlaklarını tahrip eden şey, işin kendisidir. Aşırı çalışmanın, madencileri sarhoşluğa itmesi apaçık ortada olan bir gerçektir. Cinsel ilişkilerine gelince, erkekler, kadınlar ve çocuklar maden ocaklarında aşırı sıcak yüzünden birçok durumda çırılçıplak, birçok durumda da hemen hemen çıplak çalışırlar; tabii karanlık ıssız madenlerde bunun ne tür sonuçlar doğuracağı tahmin edilebilir. Buralarda gayrımeşru çocuk sayısı, oransal olarak büyüktür ve toprağın altında yarı-yaban insanlar arasında ne olup bittiğinin işaretidir; ama aynı zamanda, gayrımeşru cinsel ilişkinin büyük kentlerde olduğu gibi, fahişelik düzeyine inmediğinin de kanıtıdır. Kadının çalışması, fabrikalarda yaptığını burada da yapar, aileleri çözer ve anneyi, tümden eli ev işine yatmaz duruma getirir.
      Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyonun raporu parlamentoya sunulur sunulmaz, lord Ashley, kadınların madenlerde çalışmasını tümden yasaklayan ve çocukların çalışmasını da büyük ölçüde sınırlayan bir yasa önerisi hazırlamıştı. Öneri yasalaştı,[67] ama birçok yörede sözde kalmaktan öteye geçemedi, çünkü yasanın uygulanmasını gözetecek hiçbir maden müfettişi atanmadı. Maden yörelerinde yasalardan kaçmak çok kolaydır; İskoçya'da Hamilton düküne ait kömür ocaklarında geçen yıl altmıştan çok kadının çalıştırıldığına ilişkin Maden İşçileri Sendikasınca bir rapor hazırlanması ve içişleri bakanına sunulmasında şaşılacak hiçbir şey yoktur; Manchester Guardian'ın, Wigan yakınlarında bir maden ocağındaki patlamada bir kızın öldüğü haberinin, yasaya karşı bir eylemi ortaya koymasına karşın, kimsenin umursamamasında da şaşılacak bir şey yoktur. Bazı yerlerde kadınların maden ocaklarında çalışması durdurulmuş olabilir, ama genelde eski durum sürmektedir.
      Madencilerin derdi bunlarla da bitmez. Bu insanlarının sağlığını çökertmekle yetinmeyen, yaşamlarını bir anda yitirme tehlikesi içinde tutan, her türlü eğitim fırsatından yoksun bırakan burjuvazi, onları başka açılardan da çok [sayfa 329] utanmazcasına yağmalıyor. Takas istemi, buralarda ayrıksın bir durum değil, kural; ve hiç saklamaya bile gerek görmeksizin uygulanıyor. Kulübe kiralama sistemi de aynı biçimde çok yaygın ve hatta neredeyse bir zorunluluk; burada da işçileri daha iyi yağmalamak için kullanılıyor. Bu gaddarlıklara bir de doğrudan aldatmanın her türlüsünü eklemek gerekiyor.[471*] Kömür ağırlık ölçüsüyle satılıyor, ama işçinin ücreti, genelde tekne hesabıyla ödeniyor; ve tekne tıka basa dolu değilse bir kuruş alamıyor, fazla doldurulmuşsa ek ücret ödenmiyor. Teknede belli bir ölçünün üstünde kül varsa, bu madenciden çok kömür damarının eseri olduğu halde, yalnızca tüm ücretini yitirmekle kalmıyor, ayrıca bir de ceza kesiliyor. Ceza sistemi, kömür ocaklarında, genel olarak öylesine incelikli hale getirilmiş ki, zavallı adam bir hafta çalışıyor ve ücretini almaya gelince, işçiye haber vermeksizin, kendi bildiğince ceza yazan nezaretçiden, o hafta hiç ücret haketmediğini öğrenmekle kalmıyor, üstelik bir miktar da ceza borçlanmak zorunda olduğunu öğreniyor! Genelde nezaretçinin ücretler üzerindeki yetkisi mutlaktır; yapılan iş miktarını not eder ve onun sözünü kabul etmek zorunda olan işçiye, gönlünün istediğini öder. Ücretin ağırlığa göre olduğu bazı madenlerde, hileli tartılar kullanılmaktadır; bu tartılar teftiş konularının dışındadır; kömür madenlerinden birindeki bir kurala göre, tartıların hileli olduğunu öne sürmek isteyen bir işçi, üç hafta öncesinden nezaretçiye ihbarda bulunmak zorundaydı. Birçok yörede, özellikle İngiltere'nin kuzeyinde işçiler işe bir yıllığına alınır; işçiler o süre içinde başka bir işverene çalışmama yüklenimi altına girerler; ama maden sahibi onlara iş verme yüklenimi altına girmez; bu yüzden de aylarca işsiz kaldıkları olur; eğer başka yerde işe girmek isterlerse o zaman da sözleşmeye uymadıkları gerekçesiyle altı haftalığına ıslahevine gönderilirler. Başka sözleşmelerde, işveren madenciye karşı her iki haftada bir 26 şilinlik iş verme yüklenimi altına girer, ama bunun gereğini yerine getirmez; başka [sayfa 330] sözleşmelerle işveren madenciye, sonradan kapatılmak üzere az miktarda avans verir, böylece borçluyu kendisine bağımlı hale getirir. Kuzeyde, ücret ödemelerini bir hafta geriden yapma geleneği geneldir; bu yolla madenciyi işe zincirlerler. Ve böylece tutsak edilmiş işçilerin köleliğini tamamlamak için, kömür yörelerinde sulh yargıçlığı yapanların hemen hepsi maden sahibidirler, ya maden sahiplerinin akrabası ya da arkadaşıdırlar ve, pek az gazetesi bulunan, olanların da egemen sınıfın hizmetinde olduğu ve başka tür ajitasyonların[472*] pek az geliştiği bu yoksul ve uygarlıktan uzak yörelerde sınırsız yetkiye sahiptirler. Kendi davalarında yargıç olarak yeralan bu sulh yargıçlarının, bu yoksul maden işçilerini nasıl yağmaladıkları ve onlara nasıl zulmettiklerini insan aklı almaz.
      Epey uzun zaman bu böyle sürüp gitmiştir. İşçiler, oradaki varlıklarının yalnızca dolandırılmak için olduğunu biliyorlardı; ama bunu bilmenin ötesinde, ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Ama yavaş yavaş, onların arasında da ve özellikle, daha zeki fabrika işçileriyle temasın etkisini göstermekten geri durmayacağı fabrika yörelerinde, "kömür krallarının hayasız zulmüne karşı durma ruhu ortaya çıktı. İşçiler sendika kurmaya ve zaman zaman grev yapmaya başladılar. Uygar yörelerde yürekten, çartist harekete katıldılar. Tüm sanayi ilişkilerinden kopuk tutulan Kuzey İngiltere'nin geniş kömür yöresi, bir ölçüde çartistlerin, bir ölçüde de daha akıllı madencilerin gösterdiği çabalar sonucu, 1843'te genel bir karşı çıkma ruhu doğuncaya dek, geri bir yöre halinde kaldı. Hareket önce Northumberland ve Durham işçilerini sardı; Krallığın tümündeki kömür ocağı işçilerini kapsayacak biçimde bir genel sendika kurma hareketinin önderliğini ele aldılar ve Bristol'dan çartist avukat W. P. Roberts'ı kendi "başsavcı"ları yaptılar; Roberts, daha önce çartistlerin davasında onların avukatlığını üstlenmiş ve kendisine seçkin bir yer yapmıştı. Sendika kısa sürede maden yörelerinin büyük çoğunluğuna yayıldı; her yerde temsilcilikler kuruldu; [sayfa 331] bunlar toplantı düzenliyorlar ve sendikaya yeni üye yazıyorlardı; 1844'te[473*] Manchester'da yapılan ilk konferansa gelen delegeler 60.000 üyeyi temsil ediyorlardı; altı ay sonra Glasgow'da yapılan ikinci konferansta ise temsil edilen üye sayısı 100.000'di. O konferansta kömür madeni işçilerinin tüm sorunları tartışıldı ve daha büyük grevler yapılması kararına varıldı. Madencilerin haklarını korumak üzere birçok dergi ve özellikle de Newcastle-upon-Tyne'da Miner’s Advocate[474*] kuruldu. 31 Mart 1844'te Northumberland ve Durham'daki bütün madencilerin sözleşmesi sona erdi. Roberts'a yeni bir sözleşme hazırlama yetkisi verildi. Sözleşmede işçiler şunları öngörüyorlardı: (1) Ölçü yerine ağırlığa göre ücret; (2) Ağırlığın, kamu müfettişlerinin denetimine açık sıradan tartılarda belirlenmesi; (3) Sözleşmelerin altı ayda bir yenilenmesi; (4) Ceza sisteminin yürürlükten kaldırılması ve yapılan işe göre ücret ödenmesi; (5) Maden sahibinin işçiye en az dört gün çalıştırma ya da karşılığı olan ücreti ödeme güvencesi vermesi. Bu sözleşme "kömür kralları"na sunuldu ve onlarla görüşmeleri yürütmek üzere bir temsilciler kurulu atandı; ama maden sahipleri, kendileri açısından sendikanın varolmadığı, ancak tek tek işçilerle görüşecekleri ve sendikayı hiçbir zaman tanımayacakları yanıtını verdiler. Ayrıca yukardaki noktalan görmezden gelen kendi sözleşmelerini sundular ve doğal olarak bu sözleşme maden işçileri tarafından reddedildi. Böylece savaş ilan edildi. 31 Mart 1844'te 40.000 madenci kazmalarını bıraktılar ve ülkedeki bütün madenler boşaldı. Sendikanın fonları öylesine büyüktü ki, her aileye haftalık 2 şilin 6 penilik ücret aylar boyunca ödenebilirdi. Maden işçileri, böylece patronlarının sabrını sınavdan geçirirken, Roberts, İngiltere'yi bir başından öteki ucuna kadar tarayan toplantıları, eşi bulunmaz bir azimle düzenleyerek hem grevi, hem ajitasyonu yürüttü;[475*] barışçıl ve yasal bir kampanyayı savundu ve İngiltere'de eşi görülmedik bir [sayfa 332] biçimde, sulh yargıçlarına ve takas sisteminin patronlarına karşı bir haçlı seferi yürüttü. Bu çabaya yılın başında başlamıştı. Her nerede bir maden işçisi, bir sulh yargıcı tarafından mahkum edilse, Londra'daki Yüksek Mahkeme Court of Queen’s Bench’ten bir habeas corpus[476*] kararı çıkartarak müvekkilini Londra'ya götürdü ve aklanmasını sağladı.[68] Örneğin, 13 Ocakta yargıç Williams, güney Staffordshire'da Bilston sulh yargıcının mahkum ettiği üç madenciyi akladı; madencilerin suçu, çökme tehlikesi gösteren bir kesimde çalışmayı reddetmekti ve nitekim, onlar geri dönmeden önce de o kesim çöktü. Daha önce bir başka duruşmada yargıç Patterson, altı işçiyi aklamıştı. Böylece Roberts adı,[477*] maden sahipleri için terör anlamına gelmeye başladı. Preston'da, onun müvekkillerinden dördü cezaevine konmuştu. Ocak[478*] ayının ilk haftasında dava dosyasını incelemek üzere oraya gitti, ama kasabaya vardığında, ceza süresi dolmadan madencilerin salıverildiğini gördü. Manchester'da yedi madenci cezaevindeydi; Roberts bir habeas corpus çıkarttı ve yargıç Wightman'in sanıkları aklamasını sağladı. Prescott'da dokuz madenci, güney Lancashire'daki St. Helens'de karışıklık çıkardıkları gerekçesiyle tutuklanmışlardı, yargılanmayı bekliyorlardı. Roberts oraya gider gitmez sanıklar salıverildi. Bütün bunlar Şubatın ilk yarısı içinde oldu. Nisanda Roberts, Derby cezaevinden bir, Wakefield'dan[479*] dört ve Leicester'den dört madencinin salıverilmesini sağladı. Bu Kızılcıklar[480*] madencilere biraz saygı duymayı öğreninceye kadar bu iş böyle sürdü gitti. Takas sistemi de aynı kaderi paylaştı. Roberts haysiyetsiz bir sürü maden sahibini birbiri ardından mahkeme önüne çıkarttı ve gönülsüz sulh yargıçlarının, [sayfa 333] onları mahkum etmesini sağladı; aynı anda her yerde hazır ve nazır olan bu "yıldırım" "başsavcı" maden sahipleri arasına öyle bir dehşet havası yaydı ki, örneğin Belper'de,[481*] Roberts'in oraya gidişi üzerine bir takas firması şu ilanı astı:
     
      DUYURU!
      Pentrich Kömür Ocağı
      Haslam efendiler (bir yanlış anlamayı önlemek için) kendi ocaklarında çalışan tüm işçilerin ücretlerinin tamamını para olarak alacaklarım ve nerede isterlerse orada harcama özgürlüğüne sahip olduklarını duyurmayı uygun bulmuşlardır, işçiler, eğer Haslam efendilerin mağazasından alışveriş ederlerse, satış (şimdiye dek olduğu gibi) toptan fiyatı üzerinden yapılacaktır; ama oradan alışveriş etmek zorunda değildirler ve o mağazaya da başka mağazaya da gitseler, aynı işte aynı ücreti alacaklardır.
     
      Bu utku, İngiliz işçi sınıfında büyük bir coşku ve sevinç yarattı ve sendikaya yeni bir üye kitlesi sağladı. Bu arada kuzeydeki grev sürüyordu. Tek işçi bile çalışmıyordu ve ana kömür limanı Newcastle, o kadar kömürsüz kalmıştı ki, ata-sözünün deyişine karşın[482*], İskoçya kıyısından kömür getiriliyordu. İlkin, sendikanın fonları yettiği sürece, her şey iyi gitti; ama yaza doğru, savaşım maden işçileri için ızdıraplı hale gelmeye başladı. Çok büyük bir yoksunluk başgösterdi; paraları yoktu; çünkü İngiltere'deki tüm işkollarında çalışan işçilerin yapabildikleri katkı, çok sayıdaki grevci için çok azdı ve grevci işçiler, dükkanlardan veresiye alışveriş ediyorlar ve bu yüzden büyük bir yitikle karşılaşıyorlardı. Birkaç proletarya dergisi dışında, tüm basın, işçilere karşıydı; belki bazısı, madencileri destekleyici bir adalet duygusu taşıyor olsa bile burjuvazi, kokuşmuş liberal ve muhafazakar basından [sayfa 334] onlar hakkında yalnızca yalan duyuyordu. Oniki maden işçisinden oluşturulan bir temsilci kurul proletaryadan yardım toplamak üzere Londra'ya gitti, ama bu para da desteğe gerek duyan geniş kitle için çok azdı. Ama tüm bunlara karşın maden işçileri istiflerini bozmadılar; daha da önemlisi, maden sahiplerinin ve onların sadık hizmetkarlarının tüm düşmanlık ve kışkırtmaları karşısında da çok sakin ve barışçıl kaldılar. Hiçbir öç alma hareketine kalkışılmadı, hiçbir dönek hırpalanmadı, hiçbir hırsızlık yapılmadı. Böylece grev dördüncü ayına ulaştı; maden sahipleri de herhangi bir üstünlük sağlayabilmiş görünmüyorlardı. Ama henüz, onlara açık bir yol vardı. Kulübe kiralama sistemini anımsadılar;-isyancı ruhların oturduğu evlerin kendi mülkleri olduğunu düşündüler. Temmuzda, tahliye duyurusu işçilere bildirildi ve bir hafta sonra kırkbin kişi kapının önüne kondu. Bu önlem, isyan ettirici bir kabalıkla uygulanmıştı. Hasta, dermansız yaşlı erkekler ve küçük çocuklar, hatta doğum yapmakta olan kadınlar, merhametsizce, yataklarından sürüklenip yol kenarına atılıverdiler. Bir emlak komisyoncusu, doğum sancıları başlamış olan bir kadını saçlarından sürükleyerek yatağından çıkarıp sokağa attı. Çok sayıda asker ve polis, ilk direnç belirtisinde tüm tahliye işlemini yürüten sulh yargıcının en ufak işaretiyle, ateş açmak üzere orada hazırdı. İşçiler, bunu da direnmeksizin sineye çektiler. İşçilerin şiddete başvuracağı umulmuştu; tüm gayretleriyle, işçileri yasalara karşı gelmeye kışkırtarak, askeriyenin müdahalesini sağlamak ve böylece grevi sona erdirmek istiyorlardı. Maden işçileri, kendi başsavcılarının uyarılarını anımsayarak, kışkırtmalara kapılmadılar; ev eşyalarını kırlık yerlere ya da ürünü kaldırılmış tarlalara koydular ve dayandılar. Başka yeri olmayan bazıları yol kenarlarında, hendeklerde kamp kurdu, bazıları, başkasına ait arazi üzerinde kamp kuranlar mahkemeye verildiler ve verdikleri "yarım penilik zarar" için bir sterlinlik para cezasına çarptırıldılar ve para cezasını ödeyemedikleri için, bir ıslahevine girmeye mahkum edildiler. Böyle geçen[483*] yazın yağmurlu son kısmında [sayfa 335] sekiz hafta ve hatta daha fazlasını madenciler aileleriyle birlikte açık havada geçirdiler; kendileri ve yavruları için yataklarının basma örtüsünden yapılmış perdeler dışında başlarını sokabilecekleri hiçbir dam altı yoktu; sendikanın kıt-kanaat yardımının dışında başka hiçbir yardım yoktu; esnaf veresiyeyi gittikçe daraltıyordu. O sıralarda Durham'da çok geniş madenleri bulunan lord Londonderry; "kendi" kasabası olan Seaham'deki esnafı "kendi" asi işçilerine veresiye vermelerinden ötürü hiç de hoş gözle görmediğini söyleyerek tehdit etti. Bu "soylu" lord, ulusu eğlendirmekten başka yararı olmayan, zaman zaman işçilere hitaben yayınladığı gülünç, tantanalı, İngilizcesi bozuk fermanlarıyla kendisini grevin ilk palyaçosu yapmıştı.[484*] Çabalarının hiçbiri, hiçbir sonuç vermeyince, maden sahipleri, büyük paralar harcayarak, İrlanda'dan ve Galler yöresinin, henüz işçi hareketinin girmediği ücra köşelerinden işçi getirttiler. Ve işçinin işçiyle rekabeti böylece yeniden başlayınca grevcilerin gücü çöktü. Maden sahipleri, onları, sendikayı reddetmek, Roberts'i terketmek ve patronlar tarafından konan koşulları kabul etmek zorunda bıraktılar. Zulüm görenlerin en yüce hayranlığa layık olan dayanıklılığı, cesareti, zekası ve serinkanlılığıyla yürüttükleri savaş, maden işçilerinin maden sahiplerine karşı sürdürdükleri büyük beş aylık savaş, Eylülün sonunda[485*] işte böyle sona erdi. Çocukların Çalıştırılması Hakkında Komisyonun raporunda gördüğümüz gibi, daha 1840'ta, tamamen hayvanca ve ahlak duygusundan yoksun diye tanımlanan insanlar[486*] açısından böyle bir savaş, üstün bir gerçek insani kültür, karakter gücü ve coşku demektir. Ama baskı da kim bilir ne kadar şiddetli olmalı ki, bu kırkbin maden işçisini tek adam olarak ayağa kalkıp bir ordu gibi, yalnızca [sayfa 336] şevkli değil, ama aynı zamanda iyi disiplinli bir ordu gibi, soğukkanlı, kararlı ve dingin bir ordu gibi, ötesine geçilmesinin delilik olacağı bir noktaya kadar direnerek savaştırabilmiş olsun. Ve ne savaş! Görülebilen, ölümlü düşmanlara karşı değil; ama açlığa, yokluğa, sefalete, evsiz-barksız kalmaya, zenginliğin vahşetiyle deliliğe kışkırtılan öfkelerine karşı savaş. Eğer şiddete dayalı bir isyana kalkışsalardı; bu silahsız ve savunmasız insanlar kurşunlanır ve maden sahiplerinin utkusu için bir-iki gün yeterdi. Bu yasaya saygılı ihtiyat, polisten korkmanın eseri değildi; basiretin sonucuydu, emekçilerin zekasının ve kendine hakimiyetin en iyi kanıtıydı.
      Böylece emekçiler, eşi görülmedik dayanıklılıklarına karşın, bir kez daha sermayenin gücüne teslim olmaya zorlandılar. Ama savaş boşa gitmemişti. Her şeyden önce, ondokuz hafta süren bu grev, Kuzey İngiltere maden işçilerini, o zamana kadar içinde bulundukları entelektüel ölümden, sonsuza dek çekip çıkarmıştı; uykudan uyandılar, kendi çıkarlarını savunmak için artık tetikteler ve uygarlık hareketine, özellikle işçi hareketine girdiler. Maden sahiplerinin tüm hoyratlığını gözler önüne seren grev, burada sürüp gidecek bir işçi muhalefetinin yerleşmesine neden oldu ve en azından üçte-ikisini çartist yaptı; böyle kararlı, deneyimli otuz-bin kişiyi kendi yanma kazanmak çartistler için kuşkusuz büyük değer taşıyor. Ayrıca, tüm greve damgasını vuran azmi ve yasaya saygılı davranışının yanısıra ona eşlik eden aktif ajitasyon, kamuoyunun dikkatini maden işçilerinin üzerinde topladı. Kömürden ihracat vergisi alınmasına ilişkin görüşmeler sırasında konuşan, Avam Kamarasının kararlı tek çartist üyesi Thomas Duncombe kömür ocağı işçilerinin durumunu gözler önüne serdi, dilekçelerini okudu ve yaptığı konuşmayla en azından meclis haberleri sütununda duruma ilişkin doğru bir açıklamayı yayınlamaya burjuva gazetelerini zorlamış oldu.[69] Grevden hemen sonra Haswell kömür ocağındaki patlama üzerine, Roberts Londra'ya gitti, Peel'in kendisini kabul edip görüşmesini istedi; maden işçilerinin temsilcisi olarak, durumun iyice incelenmesinde ısrar [sayfa 337] etti ve Lyell ve Faraday gibi ünlü jeoloji ve kimya profesörlerinin görevlendirildiği bir kurulun ilk kez olay yerini ziyaret edip patlama hakkında inceleme yapmasını sağladı. Birbiri ardından kömür ocaklarında birçok patlama daha olunca Roberts, ayrıntıları yeniden başbakanın önüne koydu; başbakan maden işçilerinin korunmasına ilişkin gerekli önlemleri, parlamentonun gelecek çalışma dönemine, yani şimdiki 1845 dönemine yetiştirmeye çalışacağı sözünü verdi. Bu işçiler, kendilerinin her türlü saygıya değer, Özgürlük aşığı kişiler olduklarını grev yoluyla kanıtlamasalardı ve danışmanları olarak Roberts'i seçmeselerdi, bütün bunlar başarılamazdı.
      Kuzeydeki kömür ocağı işçilerinin sendikayı reddetmeye ve Roberts'in işine son vermeye mecbur edildikleri daha henüz duyulmuştu ki, Lancashire maden işçileri onbin üyeli bir sendika kurdular ve kendi başsavcılarına yıllık 1.200 sterlin maaş güvencesi verdiler. Bir yıl önce sonbaharda 700 sterlinden daha fazla para toplamışlardı; bunun 200 sterlinden fazlasını aylıklara ve mahkeme giderlerine ve gerisini de ya iş olmayışı nedeniyle ya patronla anlaşmazlığa düştüğü için işsiz kalan arkadaşlarına harcadılar. Böylelikle işçiler giderek daha açık bir biçimde görüyorlar ki, birleştikleri zaman onlar da saygıdeğer bir güç oluyorlar ve, en son olasılık olarak burjuvazinin kudretine bile meydan okuyabiliyorlar. Ve bu anlayış, tüm işçi hareketlerinin bu kazancı, tüm İngiliz maden işçileri için sendikayla 1844 grevi tarafından başarıldı. Halen fabrika işçilerinin lehine olan zeka ve enerji farkı kısa süre içinde silinecek ve krallığın maden işçileri, her bakımdan onlarla aynı hizaya geleceklerdir. Bu çerçevede, burjuvazinin ayağının altındaki dayanak noktaları, birbiri ardından düşmektedir; tüm toplumsal ve siyasal yapılarının, üzerinde yükseldiği temelle birlikte çökmeden daha ne kadar zaman geçer acaba?[487*]
      Ama burjuvazi uyarı kabul etmiyor. Maden işçilerinin direnci onu yalnızca daha da kızdırdı. İşçilerin genel hareketi [sayfa 338] içindeki bu ileri adımı takdir edecek yerde,[488*] mülk sahibi sınıf, o adımda, yalnızca bir sınıfa yöneltilmiş öfkeyi görüyor; şimdiye kadar karşılaştıkları muamelelere artık boyun eğmeyeceklerini ilan etmekle budalalık yaptığına inandığı bir halkın öfkesini görüyor. Mülksüz işçilerin haklı istemlerinde küstah bir hoşnutsuzluk görüyor; "ilahi ve insancıl düzen"e çılgınca bir başkaldırı görüyor; en iyi bir yaklaşımla da "çalışmak istemeyecek kadar tembel olan yalnızca ajitasyonla geçinen kötü niyetli demagogların" (burjuvazi tarafından vargüçle direnilecek olan) bir başarısıdır. Burjuvazi, Roberts'i ve doğal olarak aylık alan sendika yöneticilerini, işçilere, emekçinin cebindeki son kuruşu da çeken arsız dolandırıcılar gibi göstermeye de çalışmış, ama kuşkusuz başarılı olamamıştır. Mülk sahibi sınıfa böylesine bir cinnet egemen olduğu zaman, zamanın en belirgin işaretlerini göremeyecek kadar anlık kârların körlüğüne kapıldığı zaman, İngiltere'de toplumsal sorunun barışçıl yoldan çözüleceği umutlarını unutmak gerekir. Tek olası çözüm şiddetli bir devrimdir; olmaması beklenemez. [sayfa 339]