KÜTÜPHANE | Marks-Engels

Karl Marks 1844 Elyazmaları
Ekonomi Politik ve Felsefe


Manuscrits de 1844 - Économie Politique et Philosophie (Éditions Sociales, Paris 1962)
 
ÜÇÜNCÜ ELYAZMASI[1]
[ÖZEL MÜLKİYET VE EMEK.
MERKANTİLİSTLERİN, FİZYOKRATLARIN, ADAM SMİTH'İN, RİCARDO VE OKULUNUN GÖRÜŞLERİ]

GÖRÜNGÜBİLİM[69]
 
A. — K e n d i n i n     B i l i n c i

        I. Bilinç. a) Duyulur kesinlik ya da şu ve benim şu ereğim. b) Algı ya da özgülükleri ile birlikte şey ve yanılsama. c) Güç ve anlık, görüngü ve duyulur-üstü dünya.
        II. Kendinin bilinci. Kendinin kesinliğinin doğruluğu. a) Kendinin bilincinin bağımsızlık ve bağımlılık, egemenlik ve bağımlılık. b) Kendinin bilincinin özgürlüğü. Stoacılık, kuşkuculuk, mutsuz bilinç.
        III. Us. Usun kesinlik ve doğruluğu. a) Gözlem yapan us; doğanın ve kendinin bilincinin gözlemlenmesi. b) Ussal kendinin bilincinin kendi öz etkinliği ile edimselleşmesi. Zevk ve zorunluluk. Yürek yasası ve kendini beğenme taşkınlık. Erdem ve dünyanın gidişi. c) Kendini kendinde ve kendisi için gerçek bilen bireysellik. Hayvanal tin dünyası ve aldatma ya da şeyin kendi. Yasamacı us. Yasaları inceleyen us.

B. — T i n

        I. Doğru tin; aktörel düzen
        II. Kendi kendine yabancılaşmış tin, kültür
        III. Kendinden kuşkusuz tin: sağtörelilik.

C. — D i n

        Doğal din. Estetik din. Açımlanmış din.

D. — M u t l a k     b i l g i

        Hegel'in Ansiklopedi'si
[70] mantık ile, salt kurgusal düşünce ile başlayıp, mutlak bilgi ile, felsefi ya da mutlak, yani (sayfa 242) insanüstü ve soyut, kendi bilincinde olan ve kendi kendini kavrayan tin ile bittiğinden, kendi bütünselliği içinde, felsefi tinin açılmasından, kendini nesnelleştirmesinden başka bir şey değildir; felsefi tin, kendinin yabancılaşmasından çıkmaksızın, kendini anlıkla, yani soyut olarak kavrayan yabancılaşmış dünya tininden başka bir şey değildir. Mantık, tinin parası, insanın ve doğanın düşünülmüş, kurgusal değeridir — tüm gerçek ve bundan ötürü de gerçek dışı belirlenime büsbütün kayıtsız duruma gelmiş özü — yabancılaşmış, demek ki doğayı ve gerçek insanları bir yana bırakan düşünce: soyut düşüncedir. — Bu soyut düşücenin dışsallığı ... bu soyut düşünce için olduğu biçimiyle doğa. O [doğa -ç.] tinin dışındadır, tinin kendi kendini yitirmesidir; ve tin de onu dışardan soyut bir düşünce, yabancılaşmış soyut düşünce olarak kavrar — son olarak tin, o kendi öz kaynağına dönen, insanbilimsel, görüngübilimsel, ruhbilimsel, sağtörel, sanatsal, dinsel biçim altında, sonunda kendi kendini mutlak bilgi, ve bunun sonucu mutlak, yani soyut tin olarak bulana kadar, kendi kendine uygun düşene ve kendine uygun bilinçli varoluşu kazanana kadar, kendisi için olduğunu hiç düşünmeyen düşünce. Çünkü tinin gerçek varoluşu soyutlamadır
        Hegel'de ikili yanılgı.
        Birincisi, en açık biçimde, Hegel felsefesinin kökensel kaynağı olan Görüngübilim'de görünür. Hegel, örneğin zenginliği, devlet erkliğini vb., insanal varlığa yabancılaşmış özler olarak kavradığı zaman, onları sadece kendi soyut biçimleri içinde ele alır ... Düşünülmüş varlıklar — öyleyse sadece arı, yani soyut felsefi düşüncenin bir yabancılaşmasıdır bunlar. Bu nedenle tüm hareket mutlak bilgi ile sona erer. Bu nesnelerin yabancılaşması oldukları, ve gerçeklik olduklarını ileri sürerek korkusuzca saldırdıkları şey, soyut düşüncenin ta kendisidir. Filozof —yabancılaşmış insanm soyut biçiminin ta kendisi— kendini yabancılaşmış dünyanın (sayfa 243) ölçüsü sayar. Bu nedenle tüm, yabancılaşma tarihi ve bu yabancılaşmanın tüm onarımı, soyut, yani mutlak düşüncenin, kurgusal mantıksal düşüncenin üretim tarihinden [XVII] başka bir şey değildirler. Bu yoksunlaşma ve onun kaldırılmasının, demek ki asıl önemli yanını oluşturan yabancılaşma, düşüncenin kendi içinde, Kendinde ile Kendisi İçin, bilinç ile kendinin bilinci, nesne ile özne karşıtlığıdır, yani soyut düşünce ile duyulur gerçeklik ya da gerçek duyulur karşıtlığı. Tüm öbür karşıtlıklar ve onların hareketleri, o öbür karşıtlıkların, yabancı karşıtlıkların anlamını oluşturan tek ilginç karşıtlıklar olan bu karşıtlıkların görünüşünden, dış görünüşünden, dışrak biçiminden başka bir şey değildirler. Yabancılaşmanın konulmuş ve kaldırılacak özü olarak görünen şey, insanal varlığın, kendi kendine karşıt olarak, insanal- olmayan biçimde nesnelleşmesi değil, ama soyut düşünceden ayrılarak ve ona karşıt olarak nesnelleşmesidir.
        [XVIII] bunun sonucu, insanın, nesneler, ve yabancı nesneler durumuna gelmiş bulunan özsel güçlerinin temellükü, ilkin bilinçte, arı düşüncede, yani soyutlamada olup biten bir temellüküdür, bu nesnelerin düşünceler ve düşünce hareketleri niteliğiyle temellüküdür ve temellük; bu nedenle daha Görüngübilim'de —dipten doruğa olumsuz ve eleştirel görünümüne karşın ve içerdiği ve daha sonraki açındırmayı çoğu kez geniş ölçüde önceleyen eleştiriye karşın— Hegel'in daha sonraki üretimlerinin eleştirel olmayan olguculuğu ile gene eleştirel olmayan idealizmi —varolan deneysel gerçekliğin o felsefi ayrıştırma ve yeniden kurulması— daha o zamandan gizli, tohum olarak varolan, gücül durumda ve giz olarak, görülür. İkinci olarak. Nesnel dünyanın insana dönüş istemi, — örneğin duyulur bilincin soyut olarak duyulur bir bilinç değil, ama insanal olarak duyulur bir bilinç olduğunu, dinin, zenginliğin vb., insanal nesnelleşmenin, yapıtlaşmış insanal özsel güçlerin yabancılaşmış gerçekliğinden başka, ve öyleyse gerçek insanal gerçekliğe götüren yoldan (sayfa 244) başka bir şey olmadıklarınım kabul etmek, — bu sürecin temellük ya da kavranması, demek ki, Hegel'de, duyulur dünyanın, dinin, devlet erkliğiniri vb., tinsel özler olmaları biçiminde görünür — çünkü sadece tin insanın gerçek özüdür ve gerçek tin biçimi de düşünen tin, kurgusal mantıksal tindir. Doğanın ve tarih tarafından oluşturulan doğanın, insan ürünlerinin insanal özlüğü, onların soyut tinin ve bunun sonucu, bu ölçü içinde, tinin uğraklarının, düşünülmüş varlıkların ürünleri olmalarında görünür. Bu nedenle Görüngübilim gizli, henüz kendi başına karanlık ve yalanlaştırıcı (mystifiante) eleştiridir, ama insanın yabancılaşmasını alıkoyduğu ölçüde, —insan orada ancak tin biçimi altında görünse de,— onda eleştirinin tüm öğelerinin gizli olarak varoldukları görülür, ve bunlar çoğu kez hegelci görüş açısını çok aşan bir biçimde hazırlanmış ve geliştirilmiş bulunurlar. "Mutsuz bilinç", "dürüst bilinç", "soylu bilinç ile soysuz bilinç" arasındaki savaşım vb., bu kesimlerin herbiri, —henüz yabancılaşmış bir biçim altında da olsa— din, devlet, uygar yaşam vb. gibi koca koca alanların eleştiri öğelerini içerirler. Ve öz, nesne, nasıl onun için her zaman düşünülmüş öz ise, özne de aynı biçimde her zaman bilinç ya da kendinin bilincidir, ya da daha doğrusu nesne ancak soyut bilinç ve insan da kendinin bilinci olarak görünür. Bu nedenle Görüngübilim'de görünen çeşitli yabancılaşma biçimleri, bilincin ve kendinin bilincinin çeşitli biçimlerinden başka bir şey değildirler. Nesnenin kavranma biçimi olan soyut bilinç, kendinde nasıl ki kendinin bilincinin bir ayrımlaşma uğrağından başka bir şey değilse, kendinin bilinci ile bilincin özdeşliği, mutlak bilgi, soyut düşüncenin artık dış yönünde değil, ama sadece kendi içinde oluşan hareketi de hareket sonucu olarak tıpkı öyle elde edilir, yani sonuç olarak arı düşünce diyalektiği elde edilir.
        [XXIII] Hegel'in Görüngübilim'i ile onun sonal (final) sonucunun —itici ve yaratıcı ilke olarak olumsuzluk (sayfa 245) diyalektiği— büyüklüğü, demek ki bir yandan Hegel'in, insanın kendisi tarafından üretimini bir süreç olarak, nesnelleşmeyi nesnelsizleşme olarak, yabancılaşma ve bu yabancılaşmanın kaldırılması olarak kavramasına; demek ki emeğin özünü kavramasına ve gerçek (réel) olduğu için nesnel, doğru (veritable) olan insanı da, kendi öz emeğinin sonucu olarak tasarlamasına dayanır. İnsanın kendi kendisi ile türsel varlık olarak etkin gerçek ilişkisi ya da gerçek türsel varlık olarak, yani insanal varlık olarak kendini göstermesi, ancak insan kendi tüm tinsel güçlerini yaratma ile gerçekten dışlaştırdığı —bu da ancak tarihin sonucu olarak, insanların toplu etkinliği etkisi ile olabilir—, bu güçler karşısında nesneler karşısındaymış gibi davrandığı için olanaklıdir, ki bu da ilkin ancak yabancılaşma biçimi altında olanaklıdır.
        Şimdi Görüngübilim'in son bölümünü, mutlak bilgiyi —aynı zamanda hem Görüngübilim'in özetlenmiş özünü, hem kurgusal diyalektik ile ilişkisini, ve hem de Hegel'in bir yandan bu ikisi, ve öte yandan karşılıklı ilişkileri üzerinde sahip bulunduğu bilinci içeren bölüm— irdeleyerek, Hegel'in darlık ve sınırlılığını ayrıntılı bir biçimde açıkyacağız.
        Öncelemek için, geçici olarak şundan çoğunu söylemeyeceğiz: Hegel, modern ekonomi politiğin bakış açısında yer alır. O, emeği öz olarak, insanın doğruluğu gösterilmiş özü olarak kavrar; emeğin sadece olumlu yönünü görür ve olumsuz yönünü görmez. Emek, insanın, yabancılaşma içinde ya da yabancılaşmış insan olarak, kendisi için oluşudur. Hegel'in bildiği ve kabul ettiği tek emek, tinin soyut emeğidir. Kısacası, demek ki, felsefenin özünü oluşturan şeyi, kendinin bilgisine sahip insanın yabancılaşmasını ya da kendi kendini düşünen yabancılaşmış bilimi, Hegel emeğin özü olarak kavrar ve bu nedenle, daha önceki felsefe karşısında, onun çeşitli uğraklarını biraraya getirip kendi felsefesini tek Felsefe olarak sunabilir. Öbür filozofların yaptıkları şeyi, —doğanın ve insanal yaşamın çeşitli uğraklarını kendinin (sayfa 246) bilincinin, ve üstüne üstlük soyut kendinin bilincinin uğrakları olarak kavramak— Hegel felsefesinin eylemi olarak bilir. Bu nedenle, bilimi mutlaktır.
        Şimdi konumuza geçelim.
        Mutlak Bilgi. Görüngübilimin son bölümü.
        Özsel fikir, bilinç nesnesinin, kendinin bilincinden başka bir şey olmaması, ya da nesnenin ancak nesnelleşmiş kendinin bilinci, nesne olarak bilinç olduğudur. (İnsanı koymak = kendinin bilinci.)
        Öyleyse bilinç nesnesini aşmak gerekir. Nesnellik olarak nesnellik, insanın yabancılaşmış bir ilişkisi, insanal öze, kendinin bilincine uygun düşmeyen bir ilişkidir. Yabancılaşma belirlenimi içinde, insanın, yabancı olarak oluşturulmuş nesnel özünün yeniden temellükü, demek ki sadece yabancılaşmanın değil, ama nesnelliğin de kaldırılması anlamına gelir; yani demek ki, insan, nesnel- olmayan, tinselci (spiritualiste) bir varlıktır.
        Hegel, bilinç nesnesinin aşılması hareketini işte şöyle betimler:
        Nesne, sadece (ve bu, Hegel'e göre, bu hareketin tek yönlü —demek ki yönlerden ancak birini kavrayan— görüşüdür) Kendi içinde dönen bir şey olarak görünmez.[71] İnsan, Kendine eşit olarak konulmuştur. Ama Kendi, soyut olarak kavranmış ve soyutlama ile oluşturulmuş insandan başka bir şey değildir. İnsan, Kendi doğasındandır.[72] Gözü, kulağı, vb., (sayfa 247) kendi doğasındandırlar; özsel güçlerinden herbirinin insanda Kendi[73] niteliği vardır. Ama bundan ötürü: kendinin bilincinin gözleri, kulakları, özsel güçleri vardır demek, çok yanlıştır. insanal doğa kendinin bilincinin bir niteliği değil, daha çok kendinin bilinci insanal doğanın, insanal gözün vb. [XXIV] bir niteliğidir.
        Soyut ve kendisi için saptanmış Kendi, soyut bencil olarak insan, kendi salt soyutlamasına, düşünceye yükseltilmiş bencilliktir. (Bu konuya gene döneceğiz.)
        Hegel için, insanal öz, insan, kendinin bilincine eşittir. Bunun sonucu, insanal özün tüm yabancılaşması, kendinin bilincinin yabancılaşmasından başka bir şey değildir. Kendinin bilincinin yabancılaşması, insanal özün gerçek yabancılaşmasının, düşünce ve bilgide yansıyan dışavurumu değildir. Tersine, somut olarak görünen gerçek yabancılaşma, en içten —ve sadece felsefe tarafından aydınlatılmış— gizli özüne göre, gerçek insanal özün yabancılaşmasının, kendinin bilincinin yabancılaşmasının belirtisinden başka bir şey değildir. Bu nedenle, bunu kavrayan bilime Görüngübilim adı verilir. Yabancılaşmış nesnel özün tüm yeniden temellükü demek ki kendinin bilincinde bir bütünleşme olarak görünür; kendi özüne egemen olan insan, nesnel özü egemen olan kendinin bilincinden başka bir şey değildir. Nesnenin Kendi içinde dönüşü, demek ki nesnenin yeniden temellüküdür.
        Evrensel bir biçirnde dile getirildiğinde, bilinç nesnesinin aşılması şuna dayanır:
        l° Nesne olarak nesne, kendini, bilince yokolmak üzere bulunan bir şey olarak sunar; 2° şeyliği (choséité) koyan şey, kendinin bilincinin yabancılaşmasıdır; 3° bu yabancılaşmanın olumsuz değil, olumlu bir anlamı da vardır; 4° o bu anlama yalnız bizim için ya da kendinde değil, ama kendisi için de sahiptir; 5° onun için,[74] nesnenin olumsuzunun ya da onun (sayfa 248) kendi kendini kaldırışının (autosuppression) olumlu bir anlamı vardır, başka bir deyişle, kendinin bilinci, kendi kendine yabancılaştığı için nesnenin bu hiçliğini bilir, çünkü bu yabancılaşmada o kendi kendini nesne olarak koyar, ya da, kendisi- için- Varlık'ın bölünmez birliği gereğince, nesneyi kendi kendisi olarak koyar. 6° Öte yandan bu, onun bu yabancılaşma ve bu riesnelliğe kendinde sahip olmuş, kaldırmış ve onarmış bulunduğu ve bunun sonucu kendi öteki varlığı içinde kendi öteki varlığı olarak kendi yanında olduğu o öbür uğrağı da içerir. 7° Bilinç hareketi böyledir ve demek ki o uğraklarının bütünselliğidir. 8° O aynı biçimde nesneye onun belirlenimlerinin bütünselliğine göre uygun gelmeli ve onu böylece onlar içinden herbirine göre kavramış olmalıdır. Belirlenimlerinin bu bütünselliği kendinde nesneyi tinsel öze yükseltir ve, bilinç için, bu gerçekte tikel belirlenimlerinden herbirinin Kendi olarak kavranması ya da onlara karşı daha önce sözü edilmiş bulunan tinsel davranışla olur.[75]
        l° konusunda. Nesne olarak nesnenin kendini bilince yokolmak üzere bulunan bir şey olarak sunması olgusu, nesnenin Kendi içinde yukarda sözü edilmiş bulunan dönüşüdür.
        2° konusunda. Kendinin bilincinin yabancılaşması, şeyliği koyar. İnsan = kendinin bilinci olduğundan, onun yabancılaşmış nesnel varlığı ya da şeylik — (şeylik onun için nesnedir, ve ancak onun için özsel nesne olan şey onun için gerçekten nesnedir, öyleyse şeylik onun nesnel varlığıdır. Özne olan gerçek insan olarak gerçek insan olmadığına, öyleyse doğa da olmadığına, —insan insanal doğadan başka bir şey değildir—, ama sadece insan soyutlaması olduğuna göre, kendinin bilinci, şeylik, yabancılaşmış kendinin bilincinden başka bir şey olamaz) yabancılaşmış kendinin bilincine eşittir, (sayfa 249) ve şeylik bu yabancılaşma tarafından konulmuştur. Canlı, doğal, nesnel, yani maddi özsel güçlerle donanıp bezenmiş bir varlığın, varlığının gerçek ve doğal nesnelerine sahip bulunması, ve kendinin yabancılaşmasının da, gerçek, ama kendini dışsallık (extéorité) biçimi altında sunan, demek ki onun özüne ilişkin olmayan ve onu egemenliği altına alan nesnel bir dünya koyması çok doğaldır. Burada garip ve anlaşılmaz hiç bir şey yok. Asıl karşıtı garip ve anlaşılmaz olurdu. Ama bir kendinin bilincinin, kendi yabancılaşması ile, gerçek bir şeyi değil, ancak şeyliği, yani ancak kendi başına soyut bir şeyi, bir soyutlama şeyini koyabileceği de bir o kadar açık. Ayrıca [XXVI] şeyliğin, kendinin bilincine göre hiç de bağımsız, özsel bir şey olmadığı, ama sadece yalın bir yaratık, kendinin bilincinin koymuş bulunduğu bir şey olduğu, ve konulmuş bulunanın, kendi kendini olurlayacak yerde, bir an için erkesini ürün biçimi altında saptayan ve görünüşte —ama sadece bir an için— ona bağımsız, gerçek bir varlık rolünü veren koyma eyleminin bir olurlamasından başka bir şey olmadığı da açıktır.
        Gerçek, etten kemikten, sağlam ve kararlı toprak üstünde yaşayan insan, doğanın tüm güçlerini soluyan insan, kendi gerçek nesnel özsel güçlerini yabancılaşması ile yabancı nesneler olarak koyduğu zaman, özne olan koyma olgusu değildir; eyleminin de nesnel olması gereken nesnel özsel güçlerin öznelliğidir. Nesnel varlık nesnel bir biçimde davranır, ve eğer özünün belirleniminde nesnellik olmasaydı, nesnel olarak davranamazdı. O sadece nesneler yaratır, nesneler koyar, çünkü kendisi nesneler tarafından konulmuştur, çünkü başlangıçta o, Doğadır. Öyleyse, koyma eyleminde, o kendi, "arı etkinlik"inden bir nesne evrenine düşmez, ama nesnel ürünü kendi nesnel etkinliğini, kendi doğal nesnel varlık etkinliğini doğrulamaktan başka bir şey yapmaz.
        Burada tutarlı doğalcılık ya da insancılığın, idealizmden olduğu kadar materyalizmden de ayrıldığını, ve aynı zamanda (sayfa 250) onların, onları birleştiren doğrulukları (vérité) olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda, evrensel tarih eylemini kavramaya, sadece doğalcılığın yetenekli olduğunu da görüyoruz.
        İnsan, araçsız olarak doğa varlığıdır. Doğal varlık, ve yaşayan doğal varlık niteliği ile, o bir yandan doğal güçlerle, dirimsel güçlerle donatılmıştır; etkin bir doğal varlıktır; bu güçler onda anıklıklar ve yetenekler biçimi altında, eğilimler biçimi altında vardırlar. Öte yandan, doğal, etten ve kemikten, duyarlı, nesnel varlık niteliği ile, insan, hayvanlar ve bitkiler gibi, edilgin, bağımlı ve sınırlı bir varlıktır; yani eğilimlerinin nesneleri, bağımsız nesneler olarak, onun dışında vardırlar; ama bu nesneler onun gereksinmelerinin nesneleridirler; onun özsel güçlerinin kullanılması ve doğrulanması bakımından zorunlu, özsel nesnelerdir bunlar. İnsanın etten ve kemikten, doğal, canlı, gerçek nesnel güçlerle donanmış olduğunu söylemek, onun kendi varlığı, kendi yaşam belirtisinin nesnesi alarak, gerçek, duyulur nesnelere sahip olduğunu, ve yaşamını ancak gerçek, duyulur nesneler aracıyla belirtebileceğini söylemek demektir.[76] Nesnel, doğal, duyulur olmak demek, nesne, doğa ve duyguya kendi dışında sahip olmak ya da bir üçüncü kişi için nesne, doğa ve duyu olmakla aynı şey demektir. Açlık doğal bir gereksinmedir; bu nedenle, onu karşılamak, onu yatıştırmak için, ona kendi dışında bir doğa, bir nesne gerekir. Açlık, benim bedenimin, kendi dışında bulunan, onu tamamlamak ve varlığını göstermek için zorunlu olan bir nesneye karşı duyduğu açıklanmış gereksinmedir. Güneş, bitkinin nesnesi, onun için (sayfa 251) zorunlu olan ve yaşamını doğrulayan bir nesnedir; aynı biçimde, bitki de, güneşin canlandırıcı gücünü, güneşin nesnel özsel gücünü belirten bir şey olarak, güneşin nesnesidir.[77]
        Doğası kendi dışında olmayan bir varlık doğal bir varlık değildir, doğanın varlığına katılmaz. Kendi dışında hiç bir nesne olmayan bir varlık, nesnel bir varlık değildir. Bir üçüncü varlık için kendisi nesne olmayan bir varlık, nesne olarak hiç bir varlığa sahip değildir, yani nesnel biçimde davranmaz, varlığı nesnel değildir.
        [XXVII] Nesnel-olmayan bir varlik, bir yokluktur (Unwesen) .[78]
        Kendisi nesne olmayan ve nesnesi de olmayan bir varlık düşünün. Böyle bir varlık, ilkin biricik varlık olacak; onun dışında hiç bir varlık olmayacak, o, yalnızlığı içinde, tek başına varolacaktır. Çünkü benim dışımda nesneler var olur, ben tek başıma olmaktan çıkar çıkmaz, bir başkası, benim dışımdaki nesneden bir başka gerçeklik olurum. Demek ki, bu üçüncü nesne için, ben ondan başka bir gerçekliğim, yani ben onun nesnesiyim. Bir başka varlığın nesnesi olmayan bir varlık, demek ki, hiç bir nesnel varlığın varolmadığını varsayar. Ben bir nesneye sahip olur olmaz, o nesne de bana nesne olarak sahip olur. Ama nesnel olmayan bir varlık, gerçek olmayan, duyulur olmayan, sadece düşünülmüş, yani sadece imgelenmiş bir varlıktır, bir soyutlama varlığıdır. Duyularla donatılmış olmak demek, gerçek olmak, duyuların nesnesi, duyulur nesne olmak, demek ki kendi dışında duyulur nesnelere, duyularının nesnelerine sahip olmak demektir. Duyulara sahip olmak, acı çekmek[79] anlamına gelir. (sayfa 252)
        Bu nedenle insan, duyulur nesnel varlık olarak, acı çeken bir varlıktır ve acısını duyan bir varlık olarak, tutkulu bir varlıktır. Tutku, kendi nesnesine doğru yılmadan yönelen insanın özsel gücüdür.[80]
        Ama insan sadece doğal bir varlık değildir, insanal bir doğal varlıktır da; yani kendisi için varolan bir varlık, öyleyse varlığı ve bilgisi içinde kendini türsel varlık olarak doğrulayıp göstermesi gereken türsel bir varlıktır da. Öyleyse ne insanal nesneler, kendilerini araçsız olarak sundukları biçimleri ile, doğal nesnelerdir, ne de insanal duyu, araçsız olarak, nesnel olarak olduğu biçimi ile insanal duyarlık, insanal nesnelliktir. Ne doğa —nesnel anlamda— ne de öznel anlamda doğa, insanal varlığa upuygun bir biçimde araçsız olarak vardırlar. Ve nasıl ki, doğal olan her şey doğmak zorunda ise, insan da kendi doğum belgesine, tarihe sahiptir, ama bu onun için bilinen bir tarihtir ve bunun sonucu, doğum belgesi olarak, kendi kendini bile bile ortadan kaldıran bir doğum belgesidir. Tarih, insanın gerçek doğal tarihidir — (bu konu üzerine gene gelinecek).
        Üçüncü olarak, şeyliği koyma olgusu, kendi başına sadece bir görünüşten, sadece arı etkinliğin özü ile çelişen bir eylemden başka bir şey olmadığından, sırası gelince kaldırılmalı, şeylik yadsınmalıdır.
        3, 4, 5, 6. noktalar üzerine: 3° Bilincin bu yabancılaşmasının sadece olumsuz değil, ama olumlu bir anlamı da var ve 4° o bu olumlu anlama sadece bizim için ya da Kendinde değil, ama kendisi için, bilinç için de sahip. 5° Onun [81] bakımından, (sayfa 253) kendi kendine yabancılaştığı için nesnenin olumsuzu ya da onun kendi-kendini kaldırışı olumlu bir anlama sahiptir (ya da o nesnenin hiçliğini bilir), çünkü bu yabancılaşmada, Kendisi-için-Varlığın bölünmez birliği gereğince, o kendini nesne ya da nesneyi kendisi olarak bilir. 6° Öte yandan bu, onun bu yabancılaşma ve bu nesnelliğe kendinde sahip olmuş, kaldırmış ve onarmış bulunduğu ve bunun sonucu kendi öteki varlığı içinde kendi öteki varlığı olarak kendi yanında olduğu o öbür uğrağı da içerir.
        Görmüş bulunduğumuz gibi, yabancılaşmış nesnel varlığın temellükü, ya da —zorunlu olarak kayıtsız yabancı özlükten gerçek düşman yabancılaşmaya kadar giden— yabancılaşma belirlenimi içinde nesnelliğin kaldırılması, Hegel için aynı zamanda, ya da hatta başlıca, nesnelliğin kaldırılması anlamına gelir; çünkü kendinin bilinci için davranış töresine aykırılık ve yabancılaşma olan şey, nesnenin belirli özlüğü değil, ama nesnel özlüğüdür. Öyleyse nesne bir olumsuzdur, kendi kendini kaldıran bir şeydir, bir hiçliktir. Nesnenin bu hiçliğinin bilinç için sadece olumsuz bir anlamı değil, ama olumlu bir anlamı da var; çünkü nesnenin bu hiçliği, onun nesnel-olmayışının, kendi soyutlamasının kendi kendini doğrulamasının [XXVIII] ta kendisidir. Bilincin kendisi için, nesnenin hiçliğinin olumlu bir anlamı vardır; çünkü o bu hiçliği, nesnel varlığı, kendi kendinin yabancılaşması olarak bilir, çünkü o bu nesnel varlığın ancak bu kendinin yabancılaşması aracıyla varolduğunu bilir...
        Bilincin varoluş ve şeylerin bilinç için varoluşları biçimi, bilgidir. Bilgi, onun tek eylemidir. Bu nedenle, herhangi bir şey, bilinç için, bilinç bu herhangi bir şeyi bildiği ölçüde vardır. Bilgi, onun tek nesnel davranışıdır. — Oysa bilinç nesnenin hiçliğini bilir, yani nesne ondan ayrılmaz, o nesnenin onun için yokluğunu bilir — çünkü o nesnenin kendi kendinin yabancılaşması olduğunu bilir, yani kendi kendini tanır —nesne olarak bilgi— çünkü nesne, hangi tansıkla bilmem, (sayfa 254) bir nesnenin görünüşünden başka bir şey değildir, ama özü gereği, kendi kendine karşı çıkan ve demek ki, bir hiçlik bilgi dışında hiç bir nesnelliği olmayan bir şey karşısına çıkartılmış bilginin kendisinden başka bir şey değildir; başka bir deyişle, bilgi, bir nesne ile ilişkili olduğu sürece, sadece kendi dışında olduğunu, kendine yabancılaştığını; kendisinin nesne olarak görünmekten başka bir şey yapmadığını, ya da ona nesne olarak görünen şeyin, kendisinden başka bir şey olmadığını bilir.
        Öte yandan, der Hegel, bu aynı zamanda, şu kendinin bilinci bu yabancılaşma ve bu nesnelliğe kendinde sahip olmuş, kaldırmış ve onarmış bulunduğu ve bunun sonucu kendi öteki varlığı içinde kendi öteki varlığı olarak kendi yanında olduğu öteki uğrağı da içerir.
        Bu usavurmada, kurgunun tüm yanılgılarını biraraya gelmiş buluyoruz. Birinci olarak. Bilinç, kendinin bilinci — kendi öteki varlığı içinde kendi öteki varlığı olarak kendi yanında bulunur. Demek ki o —ya da burada eğer hegelci soyutlamayı bir yana bırakır ve kendinin bilinci yerine insanın kendinin bilincini geçirirsek— demek ki, o, kendi öteki varlığı içinde kendi öteki varlığı olarak kendi yanında bulunur. Bu bir yandan bilgi olarak bilincin —bilgi— düşünce olarak düşüncenin, — doğrudan doğruya öteki kendisi olduğunu, duyulur dünya, gerçeklik, yaşam olduğunu ileri sürdüğünü içerir. Düşüncede kendi kendini aşan düşüncedir bu (Feuerbach).[82] Bilinç olarak bilinç, sadece yabancılaşmış nesnellikten değil, ama nesnellik olarak nesnellikten de incindiği ölçüde, bu yön burada içerilmiştir.
        İkinci olarak, bu, kendinin bilincinde olan insanın tinsel dünyayı —ya da kendi dünyasının evrensel tinsel varoluşunu— kendinin yabancılaşması olarak tanımış ve kaldırmış bulunduğu kadarıyla, gene de bu dünyayı bu yabancılaşmış biçim altında yeniden olurladığını, onu kendi gerçek varlığı (sayfa 255) olarak sunduğunu, yeniden kurduğunu, insanın kendi öteki varlığı içinde kendi öteki varlığı olarak kendi yanında bulunduğunu içerir. Ve böylece, örneğin dini kaldırdıktan sonra, onda bir kendinin yabancılaşması ürününü tanıdıktan sonra, gene de din olarak dinde kendi doğrulanmasını bulur. Hegel'in yanlış olguculuğunun (positivisme) ve görünüşten başka bir şey olmayan eleştiriciliğinin kökü işte burada yatar; Feuerbach'ın din ve tanrıbilimi koyma, yadsıma ve yeniden kurma[83] adını verdiği, ama daha evrensel bir biçimde kavranabilecek olan şey, işte budur. Öyleyse us, ussuzluk olarak ussuzluk içinde kendi yanında bulunur. Hukukta, siyasette, vb., yabancılaşmış bir yaşam sürdüğünü kabul etmiş bulunan insan, bu yabancılaşmış yaşam içinde, yabancılaşmış yaşam olarak, kendi gerçek insanal yaşamını sürer. Kendinin, kendi kendisi ile, bilgi ile olduğu kadar, nesnenin özü ile de çelişki durumundaki olurlanması, doğrulanması, gerçek bilgi ve gerçek yaşamdır.
        Böylece, Hegel tarafından dine, devlete vb. verilmiş ödünler artık sözkonusu bile edilemez, çünkü bu yalan, onun ilkesinin yalanıdır.
        [XXIX] Eğer ben dinin insanın yabancılaşmış kendinin bilinci olduğunu biliyorsam, din olarak dinde doğrulamasını bulan şeyin, benim kendimin bilinci değil, ama benim yabancılaşmış kendimin bilinci olduğunu da biliyorum demektir. Demek ki, o zaman, benim kendi kendine, kendi özüne bağlı (sayfa 256) bulunan kendimin bilincimin, kendini dinde değil, ama tersine yıkılmış, kaldırılmış dinde olurladığını da biliyorum demektir.
        Bu nedenle Hegel'de yadsımanın yadsınması, görünüşteki özün yadsınmasının ta kendisi aracıyla, doğru özün doğrulanması değil, ama görünüşteki özün ya da kendi yadsınması içinde kendine yabancılaşmış özün doğrulanması, ya da bu görünüşteki özün, insanın dışında bulunan ve ondan bağımsız nesnel öz olarak yadsınması ve özne durumuna dönüştürülmesidir.
        Demek ki yadsıma ile korumanın, olurlamanın içinde birbirlerine bağlı bulundukları aşamanın[84] (Aufhebung) oynadığı rol, kendine özgü bir roldür.
        Böylece örneğin Hegel'in Hukuk Felsefesi'nde aşılmış kişi hukuku sağtörelliğe, aşılmış sağtörellik aileye, aşılmış aile uygar topluma, aşılmış uygar toplum devlete, aşılmış devlet evrensel tarihe eşittir.[85] Gerçeklikte, kişi hukuku, sağtöre, aile, uygar toplum, devlet vb., oldukları gibi kalırlar; ama onlar, insanın, kendi başlarına değer taşımayan, eriyen ve birbirlerini doğuran uğrakları, varoluşları ve varlık biçimleri durumuna gelmişlerdir. Hareketin uğrakları.
        Gerçek varoluşlarında, devingen özleri gizlenmiştir. Bu öz, ancak düşüncede, felsefede belirir, kendini açınlar, ve bu nedenle benim gerçek dinsel varoluşum, din felsefesindeki varoluşum; gerçek siyasal varoluşum, hukuk felsefesindeki (sayfa 257) varoluşum; gerçek doğal varoluşum, doğa felsefesindeki varoluşum; gerçek sanatsal varoluşum, sanat felsefesindeki varoluşum; gerçek insanal varoluşum, felsefi varoluşumdur. Aynı biçimde, dinin, devletin, doğanın, sanatın gerçek varoluşu da, din felsefesi, doğa felsefesi, devlet felsefesi, sanat felsefesidir. Ama eğer sadece din felsefesi vb. benim için dinin gerçek varoluşu ise, ben, ancak din filozofu olduğum kadar gerçekten dindarımdır ki, bu da bana gerçek din duygusunu ve gerçekten dindar insanı yadsıtır. Ama aynı zamanda, ister kendi öz varoluşum içinde, ister ötekinin bunları karşısına çıkardığım varoluşu içinde olsun, bunları doğrularım da, çünkü varoluş bunların felsefi dışavurumlarından başka bir şey değildir; ister onların kendine özgü ilkel biçimleri içinde olsun, çünkü onlar benim için sadece görünüşteki öteki varlık, kendi öz gerçek varoluşlarının, yani benim felsefi varoluşumun duyulur görünüşleri altında gizlenmiş allegoriler, simgeler değerini taşırlar.
        Tıpkı, aşılmış niceliğin niteliğe, aşılmış niteliğin ölçüye, aşılmış ölçünün öze, aşılmış özün görüngüye, aşılmış görüngünün gerçekliğe, aşılmış gerçekliğin kavrama, aşılmış kavramının nesnelliğe, aşılmış nesnelliğin mutlak fikre, aşılmış mutlak fikrin doğaya, aşılmış doğanın öznel tine, aşılmış öznel tinin sağtörel, nesnel tine, aşılmış sağtörel tinin sanata, aşılmış sanatın dine, aşılmış dinin mutlak bilgiye eşit olması gibi.[86]
        Bir yandan bu aşma, düşünülmüş varlığın bir aşılmasıdır, demek ki düşünülmüş özel mülkiyet, sağtöre fikrinde aşılır. Ve düşünce kendinin doğrudan doğruya öteki kendi olduğuna, duyulur gerçeklik olduğuna inandığı, bunun sonucu eylemi onun için duyulur gerçek eylemi değerini taşıdığı için, düşünce tarafından, gerçeklikte nesnesini olduğu gibi bırakan bu aşma, onun gerçekten üstesinden geldiğini (sayfa 258) sanır; öte yandan, bu nesne onun için düşüncenin bir uğrağı durumuna gelmiş bulunduğundan, kend! gerçekliği içinde nesne onun için kendinin, kendinin bilincinin, soyutlamanın kendi kendini doğrulaması değerini de taşır.
        [XXX] Bir yandan Hegel'in felsefeye aktararak aştığı bir varoluş, demek ki din, devlet, gerçek doğa değil, ama daha şimdiden bilgi nesnesi niteliğiyle dindir, dogmatiktir,[87] ve hukuk (türe) bilimi, siyasal bilim ve doğa biliminde de durum böyledir. Bir yandan, demek ki o, hem gerçek varlık ile, hem de felsefi-olmayan araçsız bilim ya da bu varlığın felsefi-olmayan kavramları ile karşıtlık durumundadır. Bunun sonucu, günlük (courant) kavramların tersini söyler.
        Öte yandan, dindar insan vb., Hegel'de kendi sonal doğrulamasını bulabilir.
        Şimdi Hegel diyalektiğinin olumlu uğraklarını gözönünde tutalım — yabancılaşma belirlenimi içinde.
        a) Aşma, yabancılaşmayı kendinde onaran nesnel hareket. — {Yabancılaşmanın içinde dile getirilmiş, nesnel gerçekliğin kendi yabancılaşmasını kaldırması ile temellükü fikridir bu. İnsanın gerçek nesnelleşmesinin, kendi nesnel özünün, nesnel dünyanın yabancılaşmış belirleniminin yokolması ile, kendi yabancılaşmış varoluşu içinde ortadan kalkması ile temellükünün yabancılaşmış kavranışı, — tıpkı Tanrının kaldırılması olan tanrıtanımazlığın, kuramsal insancılık oluşu olması; özel mülkiyetin kaldırılması olan komünizmin, insanın gerçek yaşamının, onun özgürlüğü olarak, pratik insancılık oluşu olarak istenmesi olması gibi; başka bir deyişle, tanrıtanımazlık, dinin kaldırılması orta terimi aracıyla kendi kendine indirgenmiş insancılıktır; komünizm özel mülkiyetin kaldırılması orta terimi aracıyla kendi kendine indirgenmiş insanlıktır. Olumlu olarak kendi kendinden yola çıkan insancılık, olumlu insancılık, ancak bu —gene de zorunlu bir önkoşul olan— orta terimin kaldırılması ile doğar.} (sayfa 259)
        Ama tanrıtanımazlık ve komünizm, bir kaçış, bir soyutlama, insan tarafından oluşturulmuş nesnel dünyanın bir yitirilmesi, insanın nesnel bir biçim almış bulunan özsel güçlerinin bir yitirilmesi değildirler. Onlar, doğaya aykırı ve henüz gelişmemiş yalınlığa dönen bir yoksulluk değildirler. Onlar daha çok, ilk kez olarak, gerçek oluş, insan için kendi özünün, ve gerçek öz olarak kendi özünün, gerçek durumuna gelmiş gerçekleşmesidirler.
        Demek ki —yeniden yabancılaşmış bir biçimde de olsa— kendi kendine yönelmiş yadsımanın olumlu anlamını gözönünde tutarak, Hegel, kendinin yabancılaşmasını, özün yabancılaşmasını, insanın nesnellik ve gerçeklik yitimini, kendinin temellükü, özün belirmesi, nesnelleşme, gerçekleşme olarak kavrar. {Kısacası Hegel —soyutlama içersinde— emeği (çalışmayı) insanın kendisi tarafından oluşturulması eylemi olarak, kendisi ile ilişkiyi yabancı bir varlıkla ilişki olarak ve yabancı varlık olarak kendinin belirmesini de oluş biçimindeki türsel bilinç ve türsel yaşam olarak kavrar.}
        b) Ama Hegel'de —daha önce betimlemiş bulunduğumuz bozulma bir yana bırakılırsa, ya da daha doğrusu bu bozulmanın sonucu olarak— bu eylem, bir yandan soyut olduğu için sadece biçimsel bir eylem olarak görünür, çünkü insanal varlığın kendisi, ancak soyut düşünen varlık olarak, kendinin bilinci olarak değer taşır; ve
        ikinci olarak, kavranışı biçimsel ve soyut olduğu için, yabancılaşmanın kaldırılışı, ygbancılaşmanın doğrulanması durumuna dönüşür. Başka bir deyişle, Hegel için, bu kendini oluşturma, kendini nesnelleştirme hareketi, kendinin yabancılaşma ve yitirilmesi olarak, insanal yaşamın mutlak belirtisidir, ve sonuç olarak, kendi öz ereği olan ve kendi kendinde yatıştırılmış bulunan insanal yaşam, kendi özüne erişmiştir.
        Soyut biçimi [XXXI] altında, diyalektik olarak, bu hareket, demek ki, gerçekten insanal yaşam olarak görünür, ve (sayfa 260) ne de olsa insanal yaşamın bir soyutlaması, bir yabancılaşması olduğundan, tanrısal süreç, ama insanın tanrısal süreci olarak görünür — kendinden ayrı, soyut, arı, mutlak özünün kendisinden geçtiği süreç.
        Üçüncü olarak: Bu sürecin bir etkeni, bir öznesi olmalı; ama bu özne ancak sonuç olarak görünür; bu nedenle bu sonuç, yani kendini mutlak kendinin bilinci olarak tanıyan özne, kendini tanıyan ve belirten Tanrı, mutlak Tin, Fikir'dir. Gerçek insan ile gerçek doğa, bu saklı gerçek-dışı insan ile bu gerçek-dışı doğanın yalın yüklemleri, simgeleri durumuna gelirler.[88] Demek ki, özne ile yüklem, birbirleri karşısında mutlak bir terslik ilişkisi içindedirler; gizemli özne- nesne ya da nesneyi aşan öznellik, süreç olarak mutlak özne (özne bu yabancılaşma temelinde yabancılaşır, kendine döner, ama aynı zamanda bu yabancılaşmayı kendi içinde onarır) ve bu süreç olarak öznedir; bu, kendi içinde, durmayan, arı bir çembersel harekettir.
        Birinci nokta. İnsanın kendi kendini oluşturma ve kendi kendini nesnelleştirme eyleminin biçimsel ve soyut kavranışı.
        Yabancılaşmış nesne, insanın yabancılaşmış özsel gerçekliği —çünkü Hegel insanı kendinin bilincine eşit olarak koyar— bilinçten, yabancılaşma içinden, yabancılaşmanın soyut, ve bunun sonucu boş ve gerçek-dışı dışavurumundan, yadsımadan başka bir şey değildirler. Öyleyse yabancılaşmanın kaldırılması da, bu boş soyutlamanın boş ve soyut bir kaldırılmasından, yadsımanın yadsınmasından başka bir şey değildir. Kendinin nesnelleşmesinin, özlü, canlı, duyulur, somut etkinliği demek ki, kendi arı soyutlaması, mutlak olumsuzluk durumuna gelir, — sırası gelince, (sayfa 261) soyutlama olarak saptanmış ve bağımız bir etkinlik olarak, arı durumundaki etkinlik olarak düşünülmüş bulunan soyutlama. Nedir ki, sözü geçen olumsuzluk, bu canlı, gerçek eylemin boş ve soyut biçiminden başka bir şey olmadığından, içeriği de ancak tüm içerik bir yana bırakılarak üretilmiş, biçimsel bir içerik olabilir. Bu nedenle, bunlar, soyutlamanın, her içeriğe uygun ve bunun sonucu her içeriğe kayıtsız olduğu kadar, bunlardan herbiri için de geçerli soyut genel biçimleridirler, gerçek tin ve gerçek doğadan koparılmış, düşünce biçimleri, mantıksal kategorilerdir bunlar. (Mutlak olumsuzluğun mantıksal içeriğini daha ilerde açındıracağız.)
        Hegel'in burada olumlu olarak gerçekleştirmiş bulunduğu şey, —kurgusal Mantık'ında— düşüncenin belirli kavramlarının, duruk evrensel biçimlerini, doğa ve tin karşısındaki bağımsızlıkları içinde, insanal varlığın, öyleyse insan düşüncesinin de, genel yabancılaşmasının zorunlu sonucu durumuna getirmiş, ve sonuç olarak onları soyutlama sürecinin uğrakları olarak sunmuş ve biraraya getirmiş olmasıdır. Örneğin, aşılmış varlık öz, aşılmış öz kavram, aşılmış kavram... mutlak Fikirdir. Ama mutlak Fikir nedir? Eğer tüm soyutlama eyleminden, başından beri bir kez daha geçmek, ve bir soyutlamalar bütünselliği ya da kendi kendini kavrayan soyutlama olmakla yetinmek istemezse, sırası gelince o da [mutlak Fikir -ç.] aşılır. Ama kendini soyutlama olarak kavrayan soyutlama, kendini bir hiç olarak bilir; kendi kendini bırakmalı, soyutlamayı bırakmakdır, ve böylece kendi dolaysız karşıtı olan bir varlığa, Doğaya varır. Tüm Mantık, demek ki, soyut düşüncenin, tıpkı mutlak Fikir gibi, kendi başına hiç bir şey olmadığının, sadece doğanın bir şey olduğunun kanıtıdır.
        [XXXII] Mutlak Fikir, "kendi kendisi ile birliğine göre gözönünde tutulursa, seyredalma (contemplation)[89] olan" (sayfa 262) (Hegel, Ansiklopedi, 3. baskı, s. 222), "kendi mutlak doğrusunda, kendi tikellik ya da birinci belirlenim ve öteki varlık uğrağını kendinden özgürce çıkartmaya, kendi yansısı olarak araçsız fikrini, doğa olarak kendinden özgürce çıkartmaya karar veren"[89*] soyut Fikir, öylesine tuhaf ve öylesine garip bir biçimde davranan ve hegelcilerin üzerinde öylesine kafa şişirdikleri tüm bu Fikir, soyutlamadan, yani soyut düşünürden başka bir şey değildir. Deney tarafından bilgili kılınmış ve kendi doğruluğu üzerinde aydınlanmış olarak, bu Fikir, —kendi başlarına yanlış ve gene soyut— birçok koşullar altında, kendinden vazgeçmeye, ve kendi yanındaki varlığının, varlık-olmayanının, evrensellik ve belirsizliğinin yerine, öteki varlığını, tikeli, belirliyi koymaya karar verir; kendinde sadece soyutlama olarak, fikir olarak gizlediği doğayı, kendinden özgürce çıkartmaya, yani soyutlamayı bırakmaya ve sonunda kendinden çıkartmış bulunduğu doğaya bakmaya karar verir. Araçsız olarak seyredalma durumuna gelen soyut Fikir, kendi kendinden vazgeçen ve seyredalmaya dönüşen soyut düşünceden başka bir şey değildir. Mantık'tan Doğa Felsefesi'ne tüm bu geçiş, soyutlamadan seyredalmaya (soyut düşünür için gerçekleştirmesi öylesine güç ve sonradan onun tarafından öylesine zirzopça betimlenmiş) geçişten başka bir şey değildir. Seyredalma yararına filozofu soyut düşünceyi bırakmaya götüren gizemli duygu, cansıkıntısıdır, bir içerik özlemidir.

        (Kendine yabancılaşmış insan, kendi özüne, yani doğal ve insanal öze yabancılaşmış düşünürdür de. Bu nedenle onun fikirleri doğanın ve insanın dışında bulunan donmuş tinlerdir. Mantık'ında, Hegel, bütün bu donmuş tinleri biraraya getirip kapatmış, ve onlardan herbirine, önce yadsıma olarak, yani insan düşüncesinin yabancılaşması olarak, sonra da yadsımanın yadsınması olarak, yani bu yabancılaşmanın (sayfa 263) kaldırılması olarak, insanal düşüncenin gerçek belirtisi olarak bakmıştır; ama —henüz kendisi de, yabancılaşmanın tutsağı olduğundan— bu yadsımanın yadsınması ya kendi yabancılaşmaları içinde donup kalmış bulunan bu tinlerin eski durumuna gelmesi, ya son eylemde durma, bu donmuş tinlerin gerçek varoluşu olan yabancılaşma içinde kendi kendine uygun gelme olgusudur;[89**] ya da bu soyutlamanın kendi kendini kavradığı ve kendinden sonsuz bir cansıkıntısı duyduğu ölçüde, sadece düşünce içinde devinen, ne gözü, ne dişi, ne kulağı, ne de herhangi bir şeyi olan soyut düşüncenin bırakılması, Hegel'de öz olarak doğayı tanıma ve kendini seyredalmaya verme kararı olarak görünür.)

        [XXXIII] Ama hatta, insandan ayrılması içinde yalıtık, donmuş, soyut olarak alınmış doğa bile onun için hiçtir. Seyredalmaya karar vermiş bulunan soyut düşünürün onu soyut olarak seyrettiği açıktır. Doğa, düşünür tarafından, mutlak fikir, düşünülmüş şey biçimi altında, onun için henüz gizli ve bilinmez olan kendi öz kişisi içinde kapatılmış bulunduğundan, gerçekte o, doğayı kandinden kurtararak, kendinden sadece o soyut doğayı, Doğanın o arı soyutlamasını çıkartmıştır — şimdi onun düşüncenin öteki-Varlığı olduğu, soyut düşünceden ayrı, seyrine dalınmış gerçek doğa olduğu anlamı ile. Ya da, insanal bir dille konuşmak gerekirse, doğayı seyredalması içinde, soyut düşünür, tanrısal diyalektik içinde hiçlikten, arı soyutlamadan yola çıkarak, durmadan kendi içinde dönen ve dışarda gerçeklik içinde hiç (sayfa 264) bir yana bakmayan düşünce çalışmasının arı ürünleri olarak yarattığını sandığı varlıkların, doğal belirlenimlerin soyutlamalarından başka hiç bir şey olmadıklarırı öğrenir. Tüm doğa, demek ki, onun için, dışsal bir duyulur biçim altında, Mantık soyutlamalarını yinelemekten başka bir şey yapmaz. O, onu çözümler, ve bu soyutlamaları yeniden çözümler. Onun doğayı seyredalması, demek ki, onun doğayı seyredalma soyutlamasını doğrulayan eylemden, bile bile yinelediği soyutlamasını doğurma sürecinden başka bir şey değildir. Örneğin zaman, kendi kendisine uygun gelen olumsuzluğa özdeştir (s. 238, l.c.).[90] Varoluş olarak kaldırılmış oluşa, —doğal biçimi altında— maddi olarak kaldırılmış hareket karşılık düşer. Işık ... kendinde yansımanın... doğal biçimidir. Ay ve kuyruklu yıldız olarak cisim... Mantık'a göre bir yandan kendi kendine dayanan olumlu, öte yandan kendi kendine dayanan olumsuz olan karşıtlığın... doğal biçimidir. Yeryüzü, karşıtlığın olumsuz birliği olarak, mantıksal temelin doğal biçimidir, vb..
        Doğa olarak doğa, yani kendinde saklanmış bulunan o gizli anlamdan henüz somut olarak ayrıldığı ölçüde, bu soyutlamalardan ayrılmış ve ayrı doğa, hiçliktir, kendini hiçlik olarak doğrulayan bir hiçlik, anlamı yoktur, ya da ancak kaldırılması gereken dışsallığının anlamı vardır.
        "Sınırlı tanrıbilim görüşü, doğanın mutlak ereği kendinde içermediği doğru varsayımını içerir." (s. 225.)[91]
        Ereği, soyutlamanın doğrulanmasıdır.
        "Doğa, öteki-Varlık biçimi içindeki fikir olarak ortaya çıkmıştır. Düşünce böylece kendi kendinin olumsuzu olduğundan, başka bir deyişle kendi kendine dışsal olduğundan, doğa sadece bu (sayfa 265) fikre göre dışsal olmakla kalmaz, ama dışsallık, onun içinde doğa olarak o.Iduğu belirlenimi oluşturur." (s. 227.)[92]
        Dışsallık burada kendini dışlaştıran ve ışığa, duyu ile donatılmış insana açan duyulur dünya olarak anlaşılmamalıdır. Onu, burada, yabancılaşma, bir eksiklik, olmaması gereken bir kusur anlamında almak gerekir. Çünkü doğruluk hep fikir olarak kalır. Doğa onun öteki- Varlık biçiminden başka bir şey değildir. Ve soyut düşünce öz olduğundan, ona dışsal olan şey de, özü gereği, ancak dışsal bir şeydir. Soyut düşünür, aynı zamanda, duyulur dünyanın doğanın özü, durmadan kendi içinde dönen düşünce ile karşıtlık durumundaki dışsallık olduğunu da kabul eder. Ama aynı zamanda o bu karşıtlığı o biçimde dile getirir ki, doğanın bu dışsallığı, düşünceye karşıtlığı, onun kusurudur ve, kendini soyutlamadan ayırdığı ölçüde, doğa yetkinlikten uzak bir varlıktır.
        [XXXIV] Sadece benim için, sadece benim gözümde yetkinlikten uzak değil, ama kendinde öyle olan bir varlığın, kendi dışında onda eksik olan bir şey vardır. Yani özü kendinden başka bir şeydir. Bu nedenle soyut düşünür için doğa kendi kendini kaldırmalıdır, çünkü doğa onun tarafından gücül olarak kaldırılmış bir varlık biçiminde konulmuş bulunmaktadır.
        "Tin bizim için, önvarsayım olarak, doğaya dayanır: Tin doğanın doğruluğu ve bu nedenle de birinci mutlaklıktır. Bu doğruluk içinde doğa yitip gitmiş ve Tin, kavramı, aynı zamanda, hem özne ve hem de nesne olan kendi kendisi-için-Varlık'ına erişliş bulunan Fikir olarak ortaya çıkmıştır. Bu özdeşlik mutlak olumsuzluktur, çünkü doğada kavram kendi eksiksiz dışsal nesnelliğine sahiptir, ama o kendi yabancılaşması olan bu yabancılaşmayı kaldırmıştır ve onda kendisi ile özdeş duruma gelmiştir. Bundan ötürü o, ancak doğadan kendine döndükçe bu özdeşliktir." (s. 392.)[93]
        "Soyut Fikir olarak, dolayımsız geçiş olan belirme, özgür olan Tin'in belirmesi olarak, doğayı kendi dünyası olarak koyma olgusu (sayfa 266) olan doğanın oluşu; yansıma olarak, aynı zamanda bağımsız doğa biçiminde dünyanın önvarsayımı olan konum. Kavram içinde belirme, doğanın, kavramın içinde kendi özgürlüğünün doğrulanması ile doğruluğunu kazandığı kavram varlığı olarak yaratılmasıdır... Mutlak, Tindir: Mutlağın en yüksek tanımı işte budur."[94] (sayfa 267)


 

ÖNSÖZ




Üçüncü Elyazması'nın Dipnotları

[1] Üçüncü elyazması, Marx'ın kendi eliyle sayfa numarası verdiği ikiye katlanmış dört yapraklık 17 formadan oluşan, 68 sayfalık bir defterdir. Bununla birlikte, XXI. sayfadan sonra, Marx XXIII yazar, ve XXIV. sayfadan sonra da, XXVI numarasını verir. Son 23 sayfa boştur.
    Elyazması, yitik bir metne, ilk iki bölümü oluşturan iki ek ile başlar. XI. sayfa içinde, iktisadi açındırmaların hemen arkasından, Hegel felsefesinin yeni iktisadi düşüncelerle yer yer kesilen eleştirisi başlar. Hegel felsefesine ilişkin ne varsa bir bölüm içinde toplanmış, oysa iktisadi parçalar ilkin ayrı ayrı bölümler biçiminde verilmişlerdi. Son olarak, XXXIX. sayfada, şimdi kitabın başında yer alan önsöz başlar.
[2] Ekonomi Politiğin Bir Eleştiri Denemesi. Bu yapıtın "Ekler" bölümüne bakınız.
[1*] O, bilinçte kendisi için durumuna gelmiş özel mülkiyetin bağımsız hareketi, özerk özne olarak modern sanayidir. (Marx'ın notu.)
[3] Marx, burada, Unwesen deyimini kullanır. Terim, aynı zamanda hem öz hem de varlık anlamına gelen Wesen'in olumsuzlanmasıdır. Bunu hayalet (monstre) ile çeviriyoruz; bu, Marx'ın düşüncesini içeriyor, ama bizi onun üslubuna öylesine özgü ve zorlu Wesen- Unwesen karşıtlığından da vazgeçme zorunda bırakıyor. İngilizce çeviri tarafından benimsenen "özsel olmayan bir şey" biçimindeki çeviriye bağlı kalma gerektiğini sanmıyoruz.
[4] Büyük bir olasılıkla, Marx burada, bize sadece son dört sayfası (XL'tan XLIII'e) erişmiş bulunan ikinci elyazmasının XXXIX. sayfasına iletmede bulunuyor.
[5] "Tüm birikmiş sermaye toplumsal bir mülkiyet olduğundan, kimse onun salt (exclusive) mülkiyetine sahip olamaz." (Proudhon, l.c., s. 96.)
[2*] Fuhuş, işçinin genel fuhşunun tikel bir dışavurumundan başka bir şey değildir ve fuhuş içine sadece fuhuş yapanın değil, ama onu o duruma düşürenin de —bu ikincinin alçaklığı daha da büyüktür— girdiği bir ilişki olduğuna göre, kapitalist vb. bu kategoriye girer. (Marx'ın notu.)
[6] Bkz: Birinci Elyazması, 102. not, 158-159 sayfalar.
[7] Burada ne sözcük anlamında doğalcılık sözkonusudur, ne de doğaya dönüş. Marx, insanın kendi öz doğasını yeniden bulmuş olduğunu, yabancılaşma bu kendinin belirmesi sonuçlarını bozup, nesneler dünyasını, insanın varlığının uzantısı yerine, düşman bir dünya durumuna getirmeden ve sonunda kendi insan doğasının yadsınmasına yolaçmadan, kendi özsel güçlerini özgürce geliştirebileceğini söylemek ister.
[8] Marx, burada, kuşkusuz yitik elyazmasında bulunan bir açındırmaya iletmede bulunur.
[9] Marx burada toplumdan gerçek toplumu, insanların artık birbirleri ile çatışmayacakları ve özel mülkiyetin olumlu kaldırılmasından doğacak olan toplumu anlar.
[10] { } içindeki parçalar, Marx tarafından renklı bir kalemle dikine çizilmişlerdir.
[3*] Demek ki insanal gerçeklik, insanın özsel belirlenimleri ve etkinlikleri kadar çeşitlidir. (Marx'ın notu.)
[4*] Ancak nesne insan ile insanal olarak ilişikli ise, ben nesneye insanal olarak ilişikli olabilirim. (Marx'ın notu.)
[11] Marx, burada, kuşkusuz Hess'in 21 Yaprak'taki "Eylem Felsefesi" başlıklı makalesinin şu parçasına anıştırmada bulunur:
        "Maddi mülkiyet, tinin saplantı durumuna gelmiş kendisi için varlığıdır. Tin, emeği, emek aracıyla kendinin dışsal belirtisini kendi özgür eylemi, kendine özgü yaşamı olarak değil, ama maddi bakımdan ayrı bir şey olarak kavradığından, kendini sonsuzluk içinde yitirmemek, kendi kendisi için varlığına erişmek için, onu kendisi için korumak zorundadır da. Ama eğer tinin kendisi için varlığı olarak dört elle sarılıp tutulmuş bulunan şey, yaratma içindeki eylem değil de, sonuç ise, yaratılmış bulunan şey ise, eğer tinin kavramı olarak kavranmış bulunan şey onun gölgesi, tasarımı ise, kısacası onun kendisi için varlığı olarak kavranmış bulunan şey onun öteki varlığı ise, mülkiyet, tin için olması gereken şey, yani onun kendisi için varlığı olmaktan çıkar. Malik olma susuzluğuna götüren şey, varolma susuzluğunun yani belirli bireysellik olarak, sınırlı ben olarak, sonlu varlık olarak varlığını sürdürme susuzluğunun ta kendisidir. Sıraları gelince varolma ve malik olmaya götürmüş bulunan şeyler de, tüm belirlenimin yadsınması, soyut ben ve içi boş "kendinde-şey"in, eleştiricilik ve devrimin, yerine getirilmemiş ödevin sonucu olan soyut komünizmdir." (Moses Hess, Sozialistische Aufsätze, yayınlayan Zlocisti, Berlin 1921, s. 58-59.)
[12] Feuerbach'ın Hıristiyanlığın Özü'nün birinci bölümünde şunlar okunur: "Demek ki, insan, ancak kendi nesnesi ile alışveriş iledir ki, kendi kendinin bilincine varmış duruma gelir: nesnenin bilinci, insanın kendinin bilincidir. Sen insanı nesne ile tanırsın; onun [insanın -ç.] özü onda [nesnede -ç.] belirir: nesne onun açınlanmış özü, onun gerçek ve nesnel benidir. Ve bu, sadece tinsel nesneler için değil, duyulur nesneler için de doğrudur. Onun nesneleri oldukları için, ve taşıdıkları anlama göre, insandan en uzak nesneler bile, insanal özün açınlamalarıdırlar." (Loc. cit., s. 62).
[13] Feuerbach: "Eğer sende duygu da, müzik duygusu da yoksa, müziklerin en güzelinde, kulağında ıslık çalan rüzgârdan, ya da ayaklarının dibinde gürüldeyen selden daha çok bir şey duymayacaksın." (Ibidem, s. 66.)
[14] Feuerbach: "Varlığın, gözünün erebildiği yere, gözün, varlığının ulaşabildiği yere kadar uzanır." (Ibid..)
[15] Marx burada, Hegel'in, son bölümde üzerine bir kez daha döneceği doğa felsefesini düşünür.
[16] Burada duyulur dünya olarak çevirdiğimiz Sinnlichkeit terimi, Feuerbach'ta çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Biz, gene de burada İngilzce çevirinin anladığı gibi duyarlığın (duyu- algı) sözkonusu olduğunu sanmıyoruz. "Soyuttan somuta, düşünselden (idéal) gerçeğe" giden ve hiç bir zaman "kendi öz soyutlamalarının gerçekleşmesi"nden başka bir şeye erişmeyen kurgusal felsefeye karşı çıkan Feuerbach, felsefenin çıkış noktası olarak gerçeği almasını ister. Felsefe Reformu İçin Geçici Tezler'de (n° 65) şöyle yazar: "Tüm bilimler doğaya dayanmalıdırlar. Kendi doğal temelini bulmadıkça, bir kuram, bir varsayımdan başka bir şey değildir." (Loc. cit., s. 125.)
[17] Marx'ın elyazmasında, her iki terim de (Vorbereitungs - Entwicklungs-) üstüste yazılmışlardır.
[18] Bütün bu açındırma, bir varlığın özünü açınlayan şeyin, onun nesnesi olduğu fikrine dayanır. Geleceğin Felsefesinin İlkeleri'nde, Feuerbach, şöyle yazar (n° 7): "Oysa, bir varlığın doğası, onun nesnesinde tanınır; bir varlığın zorunlu olarak ilişikli bulunduğu nesne, onun özünün açınlanmasından başka bir şey değildir." (Loc. cit., s. 132-133.) Daha ilerde şöyle ekler: "Sadece aynı sınıftaki varlıklar birbirleri için nesnedirler, ve kendilerinde oldukları gibi öyledirler." (s. 134.)
[19] Bu parça, Feuerbach'ın şu geçici tezi (n° 43) ile karşılaştırılabilir: "Özgürlük, zaman, acı olmadan, ne nitelik, ne enerji, ne tin, ne sevgi ateşi, ne de sevgi vardır. Gereksinmesiz bir varoluş, gereksiz bir varoluştur. Genel olarak tüm gereksinmeden yoksun bulunan kişi, varolma gereksinmesini de duymaz. Varolsun olmasın, bu onun için de, öteki için de birdir. Acısız bir varlık temelsiz bir varlıktır. Ancak acı çekebilen kişi varolmaya değimlidir. Ancak acı çeken varlık tanrısal bir varlıktır. Sevgisiz bir varlık, varlıksız bir varlıktır. Sevgisiz bir varlık, duyarlıksız, maddesiz bir varlıktan başka bir şey değildir." (loc. cit., s. 115.)
        Marx'ın düşüncesi ile Feuerbach'ın düşüncesi arasındaki ayrılık daha iyi ölçüştürülebilecektir.
[20] Olmazsa olmaz.
[21] Romalı köleleri cezalandırmak için, onları bir değirmenin değirmentaşını döndürmeye mahküm ediyorlardı.
[22] Mill, Eléments d'économie politique, Parisot çevirisi, Paris 1823, s. 10 vd
[23] Ibid., s. 59 vd..
[24] Marx, aynı dönemde, Proudhon'un değimlerini açıkça kabul etmesine karşın, burada onun kuramının, her şeyden önce eşitlik kavramına dayanan temel bir eleştirisinin taslağını verir.
[25] Elyazması sayfasının sol köşesi yırtılmıştır. Sadece satırların sonları kalmış, bu da metnin aşağı yukarı tüm yeniden kuruluşunu olanaksız kılmıştır. Biz, Moskova Marksizm-Leninizm Enstitüsünün son çalışmalarından Yararlanarak, metinden kalan ne varsa, onu çeviriyoruz.
[26] Sayfa yırtılmıştır. Üç-dört satır eksiktir.
[27] Ulusların Zenginliğinin Doğası ve Nedenleri Üzerine Araştırma'dan alınmış bulunan bu alıntı, Adam Smith'in metnine göre verilmiştir. Köşeli ayraç [] içindeki parçalar, Marx tarafından alınmamış bulunan parçalardır.
[28] Ibid., c. 1, s. 29.
[29] Altları Marx tarafından çizilmiş.
[30] Ibid., c. I, s. 30-31. Son sözcük Marx tarafından çizilmiş.
[31] Altları Marx tarafından çizilmiş.
[32] Ibid., c. I, s. 32-33.
[33] Altları Marx tarafından çizilmiş.
[34] Altları Marx tarafından çizilmiş.
[35] Ibid., e. I, s. 34-37.
[36] Destutt de Tracy: Eléments d'idéologie, IV. ve V. bölümler: Traité de la volonté et de ses effets. Paris 1826, s. 68, 78.
[37] Ibid., s. 46.
[38] Say, Traité d'économie politique, 3. baskı, Paris 1817, c. I, s. 300.
[39] Ibid., c. I, s. 76.
[40] Skarbek, Théorie des richesses sociales, bir ekonomi politik bibliyografyası eklenimiş, c. I-II, Paris 1829, c. I, s. 25-27.
[41] Ibid., c. I, s. 75.
[42] Ibid., c. I, s. 121. Bu alıntı V. bölümün başlığıdır.
[43] J.Mill, Eléments d'économie politique, J.-T. Parisot çevirisi, Paris 1823, s. 7.
[44] Ibid., s. 11-12.
[45] Üçüncü elyazmasının, ikinci elyazmasının XXXIX. sayfasına bir çeşit ek olan bölümü burada biter. XXXVIII. sayfasının sadece sol bölümü yazılmıştır, sağ bölümü boştur. Daha sonra, XXXIX ve XL. sayfalardaki (1844 Elyazmalarının başına konmuş bulunan) önsöz, ve şimdi ele aldığımız para üzerindeki parça (s. XLI-XLIII) gelir.
[46] Sözcük okunmuyor.
[47] Faust, 1. bölüm, Lichtenberger çevirisi, Paris 1932, c. 1. s. 58.
[48] Shakespeare, Les Tragédies. Pierre Messiaen çevirisi, Paris 1941. "La vie de Timon d'Athènes", Perde IV, Sahne 3, s. 1035 vd..
[48*] Kenan Somer, Shakespeare'in bu dizelerini hatalı çevirmiş görünüyor. Aynı kısmın bir başka çevirisi şöyledir:
        ["Altın mı? Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın! Hayır, tanrılar,
        Açgözlü alığın biri değilim ben. Kökler, ey duru gözyüzü!
        Karayı ak; çirkini güzel; haksızı haklı; alçağı soylu;
        Yaşlıyı genç; korkağı yiğit yapmaya yeter bunun bu kadarı.
        Ah, tanrılar neden bu? Neden bu, ey tanrılar!
        Rahiplerinize, uşaklarınıza yüz çevirtir bu sizden,
        Başının altındaki yastığı çeker dipdiri bir insanın;
        Bu sarı köle
        Dinler kurar, sonra yıkar; ileçliyi kutsar;
        Cüzzamlıyı taptırır; hırsızı alıp
        Üne, özgüye boğar, yanyana oturtur senatörlerle;
        Budur işte yeniden evlendiren kırk yıllık dulu;
        Kapanmaz yarasıyla en umutsuz hastayı
        Merhemler, kokularla bir Nisan gününe çeviren de bu.
        Git, körolası maden parçası, insanlığın orta malı, sen,
        Ulusları birbirine düşüren." ]
[49*] Aynı dizelerin diğer bir çevirisi şöyledir:
        ["Sen ey sevimli kral katili ve ayıran
        Piçinden babayı! Sen kirlettin parlaklığınla
        Hymen'in tertemiz yatağını! Sen cesur Mars!
        Sen her dem taze, sevilen, zarif zampara,
        Yanağının pembeliğiyle eritirsin sen
        Diana'nın kucağındaki kutsal karı!
        İmkansızlıkları birbirine yaklaştırıp,
        Öpüştüren onları! Her dilde konuşup,
        Her anlamda laf eden, sen göze görünür tanrı!
        Sen, yürek yaralayan, düşün,
        Kölen insan başkaldırıyor; kullan gücünü,
        Birbirine düşür onları, öyle ki hayvanlar
        Yeryüzünde imparatorluk kursun!"]
[49] Ibid., s. 1046.
[50] Altları Marx tarafıindan çizilmiş.
[51] Sayfanın bir köşesi yırtılmıştır.
[52] Monnaie divisionnaire: Aslında "bozuk para" anlamına gelen bu deyim, "bir bölüme ait para" anlamına da gelir; Marx'ın bu deyimi burada daha çok paranın ayrılma aracı niteliğini de belirtmek üzere, bu ikinci anlamda kullandığı açık. -ç.
[53] Marx'ın elyazmasında, bu parça, bu yayındaki "Özel Mülkiyet ve Komünizm..." (s. 186-205) başlıklı bölümünden hemen sonra gelir. Marx Önsöz'ünde, "Hegel diyalektiğinin ve genel oarak Hegel felsefesinin" "eleştirel çözümleme"sini "son bölüm" olarak niteler. Bu nedenle, bu yayında da son bölüm olarak yer alır.
[54] Das Leben Jesu ("İsa'nın Yaşamı") adlı kitabı 1835'te yayımlanmış bulunan David Friedrich Strauss.
[55] Bruno Bauer, Kritik der evangelischen Geschichte der Synoptiker, Bd. 1-II, Leipzig 1841; Bd. III, Braunschwig 1842.
[56] Bruno Bauer, Das entdeckte Christentum. Eine Erinnerung an das achtzehnte Jahrhundert und ein Beitrag zur Krisis des neunzehnten, Zürich, Winterthur 1843.
[57] lbid., s. 113.
[58] Ibid., s. 114 vd..
[59] Bruno Bauer, Die gute Sache der Freiheit und meine eigene Angelegenheit, Zürich und Winterthur 1942. Marx'ın anıştırmada bulunduğu parça (s. 193 vd.) gerçekte Gruppe ile değil, am Marheinecke ile ilgili.
[60] Bkz: s. 93, 12. not.
[61] Bkz: s. 93. 11. not.
[62] Marx burada, Bruno Bauer'in, Allgemeine Literatur- Zeitung'da yayımlanmış bulunan makalelerine anıştırmada bulunur (Charlottenburg 1844). Marx, bu eleştiriyi, Kutsal Aile'de ayrıntılı bir biçimde yeniden ele alacaktır.
[63] Bu tümececik, Hirzel'in Allgemeine Literatur- Zeitung'daki (sayı 5, s. 15) bir makalesinin, şu son paragrafını özetler: "Sonunda bütün dünyanın ona (eleştiriye) karşı bağyaşacağı zaman, —ve bunun zamanı uzak değil,— bütün gerileyici dünya, son saldırı için, onun yöresinde toplanacağı zaman, eleştirinin gözüpekliği ve anlamı işte o zaman en büyük onayı bulmuş olacaklardır. Sonuç konusunda kaygılı değiliz. Her şey şuna varacak: bireysel kümelerle hesabımızı görecek ve o şövalyemsi düşmanlar için genel bir yoksulluk belgesi düzenleyeceğiz."
[64] Geleceğin Felsefesinin İlkeleri, § 5: "Kurgusal felsefenin özü, ussallaşmış, gerçekleşmiş ve güncelleşmiş Tanrının özünden başka bir şey değildir. Kurgusal felsefe, gerçek, tutarlı ve ussal dindir." (loc. cit., s. 129.)
[65] Ibid., § 41: "İnsanın insan ile ortaklığı, doğruluk ve evrenselliğin ilk ilke ve ilk ölçütüdür." (s. 185.) § 59: "Kendisi için insan, kendinde insan özüne, ne sağtörel varlık niteliğiyle sahiptir, ne de düşünen varlık niteliğiyle. İnsanın özü sadece ortaklık içinde, sadece ben ile sen ayrılığı gerçekliğine dayanan bir birlik olan, insanın insan ile birliği içinde içeriktir." (s. 198.)
[66] Ibid., § 38: "Araya giren doğruluk, henüz kendi karşıtı ile lekelenmiş doğruluktur. Karşıt ile başlanır, ama sonradan bu karşıt ortadan kaldırılır. Ama, eğer onu kaldırmak ve yadsımak gerekiyorsa, hemen yadsınmasından başlama yerine, neden ondan başlamalı? ... Öyleyse neden hemen somuttan başlamamalı? Öyleyse neden kendi kesinlik ve güvencesini kendine borçlu bulunan şey, kendi kesinliğini karşıtının hiçliğine borçlu bulunan şeyden üstün olmamalı?" (s. 182-183.)
[67] Bu konuda Geleceğin Felsefesinin İlkeleri'nin 21. paragrafına bakınız. Feuerbach orada özellikle şöyle yazar. "Hegelci diyalektiğin gizi, kısaca, daha sonra sırası gelince tanrıbilim adına felsefeyi yadsımak üzere, felsefe adına tanrıbilimin yadsınmasına dayanır. Başlangıç ve son olan tanrıbilimdir; ortada, ilk konumu yadsıyan felsefe bulunur; ama yadsımanın yadsınması olan da tanrıbilimdir." (loc. cit.. s. 158/9.)
[67*] Feuerbach henüz yadsımanın yadsınmasını, somut kavramı, düşüncede kendi kendini aşan ve, düşünce olarak, hemen sezgi, doğa, gerçeklik olmak isteyen Düşünce olarak tasarlar. (Marx'ın notu.)[68]
[68] Marx, burada, Feuerbach'ın, Geleceğin Felsefesinin İlkeleri'ndeki gözlemlerine iletmede bulunur. Feuerbach 29. paragrafta şöyle der: "Kendi karşıtının malına el uzatan düşünce ... kendi doğal sınırlarını aşan düşüncedir. Düşünce, kaşıtının malına el uzatıyor demek, düşünce, düşünceye değil, ama varlığa ait olan şeyi, kendisi için istiyor demektir. Oysa, tekillik ve bireysellik varlığa, evrensellik de düşünceye ilişkindirler. Düşünce ... evrenselliğin yadsınrnasını ... bir düşünce uğrağı durumuna getirir. Varlığı kendi dışında bırakan "soyut" düşünce ya da soyut kavram, durumuna gelir." (loc. cit. s. 17.) Ve 30. paragrafta şöyle der: "Hegel, düşüncede kendi kendini aşan bir düşünürdür — o şeyin kendisini, ama şeyin düşüncesinde kavramak ister; o düşüncenin dışına, ama düşüncenin ta içinde çıkmak ister: somut kavramını tasarlama güçlüğü de bundan doğar." (Ibid, s. 175.)
[69] Marx burada Görüngübilim'in içindekiler tablosunu ele alır. Tüm A bölümünü olduğu gibi (ve bazan küçük eklemelerle) verir. B, C ve D bölümleri için, sadece bölüm başlıklarınınsözünü eder. Biz burada M. J. Hyppollte çevirisinin metin ve terminolojisini benimsedik (2 cilt, Paris, Aubler, 1939).
[70] G.W.F. Hegel: Enzyklopädie der philsophischen Wissenschaften im Grundrisse. Bu yapıt üç bölümü kapsar: I. Mantık, II. Doğa felsefesi; III. Tin felsefesi.
[71] Görüngübilim'in önsözünde, Hegel şöyle yazar: "Olumsuz davranışı içinde ... kılı kırk yaran düşünce, içeriğin içinde döndüğü Kendi'nin ta kendisidir; buna karşılık, olumlu bilgisi içinde, Kendi, içeriğin ilinek ve yüklem olarak uygun geldiği tasarlanmış bir öznedir. Bu özne içeriğin bağlanmış bulunduğu temeli, hareketin üzerinde gelip gittiği temeli oluşturur. Tasarlayan düşünce konusunda durum bambaşkadir. Kavram, kendini kendi oluşu olarak gösteren nesnenin öz Kendi olduğuna göre, Kendi, ilineklere edilgin olarak katlanan dingin bir özne değil, ama kendi başına devinen ve kendi belirlenimlerini kendinde onaran (reprenant) kavramdır." (Hyppolite çevirisinden, c. I, s. 52.)
[72] Marx, burada, "selbstisch" terimini kullanır Bu terimdeki "isch" soneki aynı zamanda hem köken hem de nitelik belirtir. Biz, bu terimi, "Kendi doğasından" ile çeviriyoruz.
[73] Marx, Selbstigkeit der, bu terimin Kendilik ile çevrilmesi gerekirdi.
[74] Yani kendinin bilinci için.
[75] Marx, burada, "Mutlak Bilgi" bölümünün birinci paragrafını (Kendini varlık olarak tanıtlayan Kendi'nin yalın içeriği) aşağı yukarı sözcüğü sözcüğüne yineler. (Bkz: Hyppolite çevirisi, c. II, s. 293-294.)
[76] Feuerbach, Geleceğin Felsefesinin İlkeleri'nde şöyle yazar: "... çünkü sadece duyulur bir varlığın varolmak için kendi dışındaki şeylere gereksinmesi vardır. Solumak için hava, içmek için su, görmek için ışık, yemek için bitkisel ve hayvansal besinlere gereksinmem var; ama düşünmek için, hiç değilse dolayımsız olarak, hiç bir şeye gereksinmem yok. Soluyan bir varlık havasız düşünülemez, gören bir varlık ışıksız düşünülemez; ama düşünen varlık, — ben onu kendi başına kendisi için düşünebilrim. Soluyan varlık, zorunlu olarak kendi dışındaki bir varlık ile ilişkilidir; düşünen varlık ise, kendi kendisi ile ilişkili: o, kendinin öz nesnesidir, onun özü kendindedir, o kendi kendisi ile ne ise odur." (loc. cit., s. 131.)
[77] Hıristiyanlığın Özü'ne "Giriş"te, Feuerbach, şöyle yazar. "Nedir ki, bir öznenin özü gereği ve zorunluluk ile kendisine yöneldiği nesne, bu öznenin kendine özgü, ama nesnelleşmiş özünden başka bir şey değildir." (loc. cit., s. 61.) Bu konuda s. 201'deki 18. nota bakınız.
[78] Unwesen terimini burada yokluk (non-être) olarak çeviriyoruz. Ama bu sözcük, hayalet, saçmalık anlamına da gelir. (s. 182'deki 3. nota bakınız.)
[79] Burada, Marx tarafından kullanılan ve daha önce edilgin olarak çevirmiş bulunduğumuz "leidend sein"e bu anlamı (acı çekmek) veriyoruz. Ama Marks işin içine tutkulu varlık fikrini de sokacaktır, ve tutkunun kökeninde, insanın ödünlemeye çalıştığı bir eksiklik, acı var.
[80] Feuerbach: Geçici Savlar § 43: "Sınır, zaman, acı yoksa, nitelik, erke, tin, sevgi ateşi ve sevgi de yoktur. Sadece zorunluluk duyan varlık, zorunlu varlıktır. Gereksinmesiz bir varlık gereksiz bir varlıktır. ... Acısız bir varlık temelsiz bir varlıktır. Sadece acı çekebilen kişi varolmaya değimlidir. Sadece acı ceken varlık tanrısal bir varlıktır. Duygusuz bir varlık, varlıksız bir varlıktır." (loc. cit., s. 115.)
[81] Kendinin bilinci" bakımından.
[82] s. 241'deki 68. nota bakınız.
[83] Ibid., § 21: "Tanrıbilim bakımından tanrıbilimi yadsıyan, ya da tanrıbilimin yadsınmasını yeniden tanrıbilim durumuna dönüştüren modern felsefenin, özellikle tümtanrıcılığın (panthéisme) çelişkisi: bu çelişki özellikle hegelci felsefenin ayırdedici niteliğidir." (s. 156.) "Böylece daha Hegel felsefesinin en üstün ilkesinde, onun din felsefesinin ilke ve sonucunu buluruz; şöyle ki, felsefe, tanrıbilimin dogmalarını ortadan kaldırmak şöyle dursun, onları usçuluğun yadsınmasına dayanarak yeniden kurmak, ve araya koymakla (médiatiser) yetinir. Hegelci diyalektiğin gizi, eninde sonunda, daha sonra sırası gelince felsefeyi de tanrıbilim adına yadsımak üzere, tanrıbilimi felsefe adına yadsımaya dayanır. Başlangıç ve son olan tanrıbilimdir; ortada, ilk konumu yadsıyan felsefe yer alır; ama yadsımanın yadsınması olan, tanrıbilimdir." (s. 158-9.)
[84] Buraya değin Aufhebung sözcüğünü "kaldırma" ile çevirdik. Ama, bundan sonraki parçada, Marx, Hegel'de aynı zamanda hem kaldırma hem de koruma anlamına gelen hegelci Aufhebung kavramını inceler. Mantık'ta (l. Kitap, 1. kısım, bölüm I, Gözlem), Hegel şöyle yazar: "Aufheben dilde şu ikili anlamı taşır: sözcük hem saklama, koruma gibi, ve hem de bitirme, sona erdirme gibi bir anlama gelir. Saklama olgusunun kendisl, daha şimdiden o olumsuz yönü içerir; onu korumak için, nesneden onun o anda oluşu (immédiateté) ve bunun sonucu dış etkilere açık bir varlık oluşu çıkartılır. Böylece kaldırılmış olan şey, aynı zamanda, sadece kendi o anda oluşunu yitirmiş, ama bu yüzden yokolmamış bulunan, saklanmış olan bir şeydir de." Öyleyse bu anlamda aşma teriminden yararlanacağız.
[85] Marks, burada, Hegel'in hukuk felsefesinin, kitabın başlıca bölümlerini oluşturan bellibaşlı kavramlarının zincirlenişını verir.
[86] Marx, burada, kavramların, Ansiklopedi'nin bölüm ve planından çıktığı biçimindeki zincirlenişini verir.
[87] Bir dindeki inanç ilkeleri anlamında.
[88] Feuerbach, Geçici Tezler'de (§ 51) şöyle yazar: "Hegel'de düşünce, varlık'tır; düşünce özne, varlık da yüklem'dir. Mantık, düşünce öğesi içindeki, ya da kendi kendini düşünen düşünce, yüklemsiz özne olarak düşünce ya da aynı zamanda hem özne hem de kendi öz yüklemi olan düşüncedir." (loc. cit.. s. 120.)
[89] Anschauung. Sezgi, dolaysız görüş anlamında, seyredalma ile çeviriyoruz.
[89*] Hegel, Ansiklopedi, 3. baskı s. 222/§ 244/. (Marx'ın notu.)
[89**] Bu, Hegel'in, bu donmuş soyutlamalar yerine, soyutlamanın kendi içinde çember biçiminde dönen eylemini gecirdiği anlamına gelir; bu işte, Hegel, köken tarihlerine göre, çeşitli filozoflara özgü tüm bu uygunsuz kavramların kaynağını göstermiş, onları biraraya getirmiş, ve belirli bir soyutlama yerine, tüm genişliği içindeki eksiksiz soyutlamayı eleştiri konusu olarak yaratmış bulunması değimine sahiptir (Hegel'in düşünceyi özneden neden ayırdığını daha ilerde göreceğiz; ama daha şimdiden açıktır ki, eğer insan yoksa, onun özünün belirtisi de insanal olamaz; öyleyse düşünce de, artık gözlerle, kulaklarla vb. donatılmış, toplum, dünya ve doğa içinde yaşayan insanal ve doğal bir özne olarak insan özünün belirtisi biçiminde tasarlanamaz). (Marx'ın notu.)
[90] Marks'ın anıştırmada bulunduğu Hegel'in tezi şu: "Nokta olarak uzayla ilişikli olan ve kendinde çizgi ve yüzey olarak kendi belirlenimlerini açındıran olumsuzluk, böyle olmakla birlikte kendi dışında varlık küresinde, ve kendisi içindir, ve dingin yanyana konuluş karşısında kayıtsızlık olarak göründüğünden, belirlenimlerini olumsuzluğun kendisi, içini, içinde, ama aynı zamanda dışındaki varlık küresi içinde de koyar." (Ibid., § 254)
[91] Ibid., § 245
[92] Ibid., § 247.
[93] Ibid., § 381.
[94] Ibid., § 384.