KÜTÜPHANE | Marks-Engels

Karl Marks 1844 Elyazmaları
Ekonomi Politik ve Felsefe


Manuscrits de 1844 - Économie Politique et Philosophie (Éditions Sociales">

KÜTÜPHANE | Marks-Engels

Karl Marks 1844 Elyazmaları
Ekonomi Politik ve Felsefe


Manuscrits de 1844 - Économie Politique et Philosophie (Éditions Sociales, Paris 1962)
 
ÜÇÜNCÜ ELYAZMASI[1]
[ÖZEL MÜLKİYET VE EMEK.
MERKANTİLİSTLERİN, FİZYOKRATLARIN, ADAM SMİTH'İN, RİCARDO VE OKULUNUN GÖRÜŞLERİ]


        [I] XXXVI. sayfa konusunda.
        Özel mülkiyetin öznel özü, kendisi için olan etkinlik olarak, özne olarak, kişi olarak özel mülkiyet, emektir. Öyleyse ancak emeği ilke olarak kabul etmiş bulunan —Adam Smith—, öyleyse özel mülkiyeti artık sadece insan dışında (sayfa 180) bir durum olarak kabul etmeyen ekonomi politiğin, ancak bu ekonomi politiğin bir yandan özel mülkiyet enerji ve gerçek hareketinin bir ürünü olarak,
[1*] modern sanayiin bir ürünü olarak düşünülmesi gerektiği, ve öte yandan onun bu sanayiin enerji ve gelişmesini hızlandırmış, kutlamış ve bunu bir bilinç erkliği durumuna getirmiş bulunduğu kolay anlaşılır. Öyleyse, zenginliğin öznel özünü —özel mülkiyet sınırları içinde— bulmuş bulunan bu aydınlanmış ekonomi politik gözünde, özel mülkiyeti insan için sadece nesnel bir öz olarak tanıyan parasal sistem ve merkantilizm yandaşları, tapıncakçılar, katolikler olarak. görünürler. Demek ki, Engels, Adam Smith'i ekonomi politiğin Luther'i olarak adlandırırken haklıydı.[2] Tıpkı Luther'in dini, imanı, gerçek dünyanın özü olarak tanıması ve dolayısıyla katolik paganizmine karşı çıkması gibi, tıpkı din duygusunu insanın içsel özü durumuna getirerek dışsal din duygusunu kaldırması gibi, tıpkı rahibi layikin yüreğine aktardığı için layik dışında varolan rahipleri yadsıdığı gibi, insanın dışında ve ondan bağımsız bulunan —öyleyse ancak dışsal bir biçimde korunup olurlanabilen— zenginlik de kaldırılmıştır; başka bir deyişle, servetin o saçma dışsal nesnelliği, özel mülkiyetin insanın kendisine katılması ve insanın da onun özü olarak tanınması sonucu, ortadan kalkmıştır; ama, sonuç olarak, insanın kendisi özel mülkiyet belirlenimi içine konulmuştur, Luther'de din belirlenimi içine konulmuş bulunduğu gibi. İnsanı tanıma bahanesi ile, ilkesi emek olan ekonomi politik, demek ki, tersine, insanın yadsınmasını tutarlı bir biçimde tamamlamaktan başka bir şey yapmaz, çünkü insan özel mülkiyetin dışsal özü ile artık aşırı bir gerginlik ilişkisi içinde değildir, ama kendisi özel mülkiyetin bu gergin özü durumuna gelmiştir. Eskiden kendine-dışsal-varlık, insanın gerçek (sayfa 181) yabancılaşması olan şey, şimdi yabancılaşma eyleminden, kendinin yabancılaşmasından başka bir şey olmamıştır. Öyleyse eğer bu ekonomi politik, insanı, onun bağımsızlığını, kendine özgü etkinliğini vb. tanır görünerek başlıyor, ve eğer, özel mülkiyeti insanın kendi özü içine aktardığı zaman, artık kendi dışında varolan öz olarak özel mülkiyetin yerel, ulusal. vb. belirlenimleri ile koşullandırılamıyorsa; öyleyse eğer bu ekonomi politik, kendini ortaya tek siyaset, tek evrensellik, tek engel ve tek bağ olarak koymak üzere her engel ve her bağı alaşağı eden kozmopolit, evrensel bir erke geliştiriyorsa, gelişmeye devam ederken bu ikiyüzlülüğü yadsıması ve tüm kinizmi içinde görünmesi gerekecektir; ve o, emeği, zenginliğin biricik özü olarak, çok daha salt, öyleyse daha açık ve daha tutarlı bir biçimde geliştirerek, —bu öğretinin onu sürüklediği tüm görünür çelişkilerden kaygılanmaksızın— bu işi yapar; emeğin, zenginliğin biricik özü olduğu yolundaki ilk görüşe karşıt olarak, tersine, bu öğretinin sonuçlarının insana düşman olduklarını tanıtlar ve eninde sonunda, emek hareketinden, özel mülkiyet hareketinden bağımsız son bireysel, doğal varlığa ve zenginlik kaynağina —toprak rantı—, feodal mülkiyetin iyice iktisadi duruma gelmiş ve bunun sonucu iktisada direnmekte yeteneksiz bulunan bu dışavurumuna son yumruğu indirir (Ricardo okulu). Smith'ten Say'a, ve ondan da Ricardo'ya, Mill'e, vb. kadar, sanayi sonuçlarının Ricardo ve Mill gibilerine daha gelişmiş ve daha çelişki dolu göründükleri ölçüde, ekonomi politiğin kinizmi, sadece Smith'e oranla büyümekle kalmaz, ama ayrıca, olumlu planda, Ricardo ve Mill gibileri, hem de sadece kendi bilimleri daha tutarlı ve daha doğru bir biçimde geliştiği için, insana yabancılaşmada, kendilerinden öncekilerden durmadan ve bilinçli olarak daha ileriye giderler. Etkin biçimi altındaki özel mülkiyeti özne, böylece insanı da (o bir hayalete[3] indirgedikleri insanı da) öz durumuna (sayfa 182) getirmeleri sonucu, gerçekliğin çelişkisi, onların ilke olarak benimsemiş bulundukları çelişkilerle dolu öze tastamam karşılık düşer. Sanayiin [II] parçalanmış gerçekliği, bunu çürütmek şöyle dursun, onların kendiliğinde parçalanmış ilkelerini doğrular. İlkeleri, gerçekte bu parçalanmanın ilkesidir.

        Doktor Quesnay'nin fizyokratik öğretisi, merkantilizmden Adam Smith'e geçişi oluşturur. Fizyokrasi, doğrudan doğruya feodal mülkiyetin iktisadi dağılmasıdır, ama bunun sonucu bir o kadar dolayımsız biçimde feodal mülkiyetin iktisadi dönüşümü, yeniden canlanmasıdır da; şu farkla ki, dili artık feodal değil, ama iktisadidir. Tüm zenginlik, toprak ve tarıma dönüşür. Toprak henüz sermaye değildir, henüz sermayenin, doğal özelliği içinde ve bu özellik nedeni ile geçerli olacak tikel bir varoluş biçimidir; ama toprak, gene de doğal, genel bir öğedir, oysa merkantilizm zenginliğin varlığı olarak sadece değerli madeni tanıyordu. Zenginlik nesnesi, maddesi, demek ki, doğal sınırlar çerçevesinde kendi evrenseliğini çabucak kazanmıştır — doğa olarak, dolayımsızca nesnel zenginlik de olduğu ölçüde. Ve toprak, insan için ancak emek, ancak tarım aracıyla vardır. Öyleyse zenginliğin öznel özü daha şimdiden emeğe aktarılmış bulunmaktadır. Ama aynı zamanda tarım tek üretken emektir de. Öyleyse, emek henüz kendi evrenselliği ve kendi soyutlaması içinde kavranmamıştır; o hâlâ tikel bir doğal öğeye, kendi maddesine bağlanmıştır, demek ki henüz ancak doğa tarafından belirlenmiş tikel bir varlık biçimi altında tanınmıştır. Demek ki, o, sadece insanın belirli, tikel bir yabancılaşmasıdır, tıpkı ürünün de henüz —insandan çok doğaya düşen— belirli bir zenginlik olarak kavranmış (sayfa 183) bulunması gibi. Toprak henüz burada insandan bağımsız; doğal varoluş olarak tanınmıştır, yoksa sermaye olarak, yani emeğin kendisinin bir uğrağı olarak tanınmamıştır. Daha çok emek, onun uğrağı gibi görünür. Ama sadece nesne olarak varolan eski dışsal zenginlik fetişizminin çok yalın bir doğal öğeye indirgenmiş ve özünün, parçasal bir biçimde de olsa, kendi öznel varlığı içinde tikel bir biçimde tanınmış bulunması sonucu, zorunlu ilerleme şu olacaktır ki, zenginliğin genel özü tanınacak, ve bunun sonucu, emek, eksiksiz mutlaklığı, yani soyutlaması içinde, ilke durumuna yükseltilecektir. Tarımın, iktisadi bakımdan, yani tek geçerli açıdan, başka hiç bir sanayiden ayrı olmadığı; öyleyse zenginliğin özünün, belirli bir emek, tikel bir öğeye bağlanmış emeğin özel bir dışlaşması değil, ama genel olarak emek olduğu, fizyokrasiye tanıtlanmış bulunacaktır.

        Fizyokrasi, emeğin zenginliğin özü olduğunu açıklayarak, sadece nesnel nitelikteki dışsal tikel zenginliği yadsır. Ama her şeyden önce emek onun için toprak mülkiyetinin öznel özünden başka bir şey değildir (fizyokrasi, tarihsel bakımdan egemen ve kabul edilmiş tür olarak beliren mülkiyet türünden yola çıkar); o, sadece toprak mülkiyetini yabancılaşmış insan durumuna getirir. Sanayiin (tarımın) onun özü olduğunu açıklayarak, toprak mülkiyetinin feodal niteliğini kaldırır; ama sanayi dünyası karşısında da olumsuz bir tutumu vardır, tarımın aslında tek sanayi olduğunu söyleyerek, feodaliteyi kabullenir.

        Özel mülkiyet ile karşıtlığı içinde, yani sanayi olarak kurulan sanayiin öznel özü kavranır kavranmaz, bu özün kendine özgü olan o karşıtı da içerdiği açıktır. Çünkü sanayi, kaldırılmış toprak mülkiyetini nasıl kapsıyorsa, öznel özü de toprak mülkiyetinin öznel özünü öyle kapsar.

        Tıpkı toprak mülkiyetinin özel mülkiyetin ilk biçimi olması, sanayiin ilkin onunla tarihsel bakımdan özel bir mülkiyet türü olarak çarpışması gibi —sanayi daha çok toprak mülkiyetinin kurtulmuş kölesidir—, özel mülkiyetin öznel özü, emek, bilimsel bir biçimde kavrandığı zaman, bu süreç de tıpkı öyle yinelenir; ve emek ilkin sadece tarımsal emek olarak görünür, ama daha sonra genel olarak emek biçiminde tanınmıştır.

        [III] Tüm zenginlik, sınai zenginlik, emek zenginliği durumuna dönüşmüştür, ve sanayi eksiksiz emektir; tıpkı fabrika rejiminin, sanayiin, yani emeğin gelişmiş özü, ve sınai sermayenin de özel mülkiyetin eksiksiz nesnel biçimi olması gibi.
        Özel mülkiyetin insan üzerindeki egemenliğini neden ancak şimdi tamamlayabildiğini ve, en evrensel biçimi altında, tarihsel bir dünya erkliği durumuna neden ancak şimdi gelebildiğini görüyoruz.