KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

16. SOSYALİZM ÜZERİNE SORULAR


EKONOMİK SİSTEMİMİZ KAPİTALİSTLER OLMAKSIZIN İŞLEYEBİLİR Mİ?

 Bu sorudaki kapitalistler sözcüğünü değiştiriniz">

KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

16. SOSYALİZM ÜZERİNE SORULAR


EKONOMİK SİSTEMİMİZ KAPİTALİSTLER OLMAKSIZIN İŞLEYEBİLİR Mİ?

 Bu sorudaki kapitalistler sözcüğünü değiştiriniz, tarihin her döneminde sorulmuş beylik bir soruyu görürsünüz. Dört yüz yıl önce Avrupa'da soru şöyleydi: ekonomik sistemimiz feodal beyler olmaksızın işleyebilir mi? Yüz yıl önce Amerika'da soru şöyleydi: ekonomik sistemimiz köle sahipleri olmaksızın isleyebilir mi?

Toplum, feodal beyler ve köle sahipleri olmaksızın da pekâlâ yaşayabileceğini nasıl gördüyse, kapitalistler olmadan da yasayabileceğini görecektir.

Kapitalistler ile, bunların sermaye olarak sahip oldukları üretim araçları arasında bir ayrım yapmak gerekir. Toplum, hiç kuskusuz, bu üretim araçları, yani toprak, madenler, hammaddeler, makineler ve fabrikalar olmadan edemez. Bunlar gereklidirler. Robert Blatchford, Merrie England adlı tanınmış yapıtında bu ayrımı şöyle belirtir:

'Sermaye olmaksızın çalışamayacağımızı söylemek, tırpan olmaksızın çayır biçemeyeceğimizi söylemek kadar doğrudur. Oysa, kapitalist olmadan çalışamayacağımızı söylemek, bütün tırpanlar tek bir adama ait olmadan çayır biçemeyeceğimizi söylemek kadar saçmadır. Bundan da öte, bütün tırpanlar tek bir kişiye ait olmadan ve bu adam, ürünün üçte-birini, tırpanlarını ödünç verdiği için almadan, çayır biçemeyeceğimizi söylemek kadar saçmadır."

Kapitalist, zorunlu yönetim işlevini yürüttüğü, gelirini hakettiği sürece toplum için gerekli bir kimseydi, oysa şimdi tutulmuş yöneticiler işi yürütürken kendisi sadece hisse senetlerine ve tahvillere sahip olduğu için Ve haketmediği bir gelir sağladığı için gerekli değildir.

Bir zamanlar yararlı olan mülkiyet, artık asalaktır. Ekonomik sistemimizin, asalaklar olmadan işleyebileceğini – hatta öncekinden daha da iyi işleyeceğini– kim yadsıyabilir?

İşin aslı aranırsa, bugün biz, toplumun, kapitalistler olmadan işleyebileceği noktaya değil, işlemek zorunda olduğu noktaya gelmiş bulunuyoruz, çünkü bunların, üretim araçlarına sahip olmaları nedeniyle ellerinde bulundurdukları güç, işsizliğe, güvensizliğe ve savaşa yolaçacak biçimde kullanılıyor,

İNSANLAR K‚R TEŞVİKİ OLMADAN DA ÇALIŞIRLAR MI?
ı> Bu soruya verilecek en iyi karşılık, kapitalist toplumda, bugün bile pek çok kimsenin kâr teşviki olmadan çalıştığıdır. Bir çelik fabrikasında, bir dokuma fabrikasında ya da bir kömür madeninde çalışan bir işçiye, emeğine karşılık ne kadar kâr elde ettiğini sorunuz. Size çok yerinde olarak böyle bir kâr elde etmediğini söyleyecektir. Bu kârlar, fabrika ya da maden ocağı sahibine gitmektedir. Öyleyse işçi niçin çalışıyor?

işçiyi teşvik eden, "kâr. değilse nedir? Kapitalist toplumda insanların çoğu, çalışmak zorunda oldukları için çalışır.. Çalışmazlarsa karınlarını doyuramazlar. Bu, bu kadar basittir. Bunlar, kâr elde etmek için değil kendileri ile ailelerini doyurmak, giydirmek ve barındırmak için gerekli ücret için çalışırlar.

Sosyalizmde de aynı zorunluluk olacaktır, insanlar yaşayabilmek için çalışacaklardır.

Sosyalizmde, kapitalizmin sağlayamadığı bazı ek teşvikler de vardır, işçilerden, kimin uğruna üretimi artırma cabsına girişmeleri istenecek? Sosyalizmde daha fazla ve cfetha iyi çalışma isteği, haklı bir temele, yani bundan bütito toplumun yararlandığı gerekçesine dayanır. Kapitalizmde böyle değildir. Orada fazla çabanın sonucu, kamu yararı değil, özel kârdır. Bunlardan ilkinin bir anlamı vardır, ikincisinin yoktur. İşçiyi, birisi elinden geldiğince çok vermeye; ötekisi ise elinden geldiğince az vermeye özendirir. Birisi, insanın manevî isteklerini doyuran ve onu heyecanlandıran bir amaçtır; ötekisi ise, yalnızca basit kafalıları ayartan bir erektir.

Buna karşı şu itiraz öne sürülür: kâr teşvikinin büyük ölçüde zaten bir hayal olduğu ortalama işçi için bu doğru olabilir, ama, kâr teşvikinin gerçek olduğu deha, mucit ya da kapitalist girişimciler için aynı şey söylenemez.

Bilim adamlarını ve mucitleri, denemelerini başarıya ulaştırmak için gece gündüz çalışmaya iten şeyin zenginlik hayali olduğu doğru mudur? Bu savı destekleyen pek az kanıt vardır. Öte yandan, yaratıcı dehaların, buluşlarından duydukları büyük haz ya da yaratıcı güçlerinin tam ve serbestçe kullanılmasından doğan mutluluk dışında bir ödül peşinde olmadıklarını gösteren pek çok kanıt vardır.

Şu isimlere bakınız: Remington, Underwood, Corona, Sholes. Bunlardan ilk üçünü, başarılı daktilo yapımcısı olarak hemen tanırsınız. Ya dördüncüsü, Bay Christopher Sholes de kimdi? O da daktiloyu icat eden zat! Acaba onun beyninden doğmuş olan yaratık, Remington'a, Underwood'a veya Corona'ya getirdiği serveti ona da kazandırmış mıdır? Ne gezer. O, buluşu üzerindeki haklarını, Remington'a 12.000 dolara satmıştır!

Öyleyse, Sholes'ı teşvik eden kâr mıydı? Onun hayatım yazan yazara göre değil: "Parayı pek az düşünür, aslını ararsanız, sıkıntı verici bir şey olduğu için, para kazanmak istemediğini söylerdi. Bu nedenle iş konularına pek aldırmazdı."

Sholes, yaratıcı çalışmalarına kendilerini büsbütün verdikleri için "parayı pek az düşünen" binlerce bilim adamı ve mucitten sadece birisidir. Bu, elbette, kârın tek teşvik unsuru olduğu bazı kimselerin bulunmadığı anlamına gelmezr.

Altına tapan toplumda, bu da beklenir. Ancak, böyle bir toplumda bile, insanlığa hizmetin tek teşvik unsuru olduğu büyük isimlerin listesi, dehaların kâr teşviki olmaksızın çalıştıklarını kanıtlayacak kadar uzundur.

Eskiden bu konuda bir kuşku olsa bile bugün olamaz. Çünkü, bilim adamlarının kendi hesaplarına çalıştıkları günler çoktan geride kaldı. Bilim dünyasındaki yetenekli kişiler, artık belirli ücretle laboratuvarlarda çalışmak üzere büyük şirketler tarafından kiralanmaktadır. Güvenlik, düşte görülebilecek cinsten bir laboratuvar, kendini işe vermekten gelen tatmin – bunlar, bilim adamının aradığı şeylerdir, ve çoğu zaman da bunlara kavuşurlar, ama kâra değil.

Diyelim ki, yeni bir süreç buldular. Bu buluşun getirdiği kâr onlara mı gider? Hayır. Ek prestij, terfi ve daha çok ücret elde edebilirler ama kâr değil.

Sosyalist bir toplum, bilim adamlarını ve mucitleri nasıl teşvik edeceğini ve onurlandıracağını bilir. Onlara, hem paraca ödül, hem de lâyık oldukları saygınlığı sağlar. Ayrıca onlara, her şeyden fazda değer verdikleri bir şeyi verir: yaratıcı faaliyetlerini en geniş ölçüde yürütme olanağını.

Kâr, çok eskiden kapitalist girişimci için gerçekten teşvik ediciydi, ama bu kişi artık sanayi alanından çekilmiştir. Rekabetçi sanayiin tekelci sanayie dönüşmesi ile, bu duruma daha uygun olan yeni bir tip yönetici, onun yerini al-mıştır. Eski tip girişimcinin özellikleri olan atılganlık, cesaret ve saldırganlık, bugünün tekelci sanayiinde aranmamaktadır. Büyük şirketler risk altına girmeyi asgariye indirmişlerdir, işleri mekanik ve planlıdır. Kararları, artık, sezgiye değil, istatistik! araştırmalara dayanmaktadır.

Bu şirketler, artık dünün mal sahibi-girişimcileri tarafından yönetilmiyor. Bunların sahipleri yönetime hiç karışmazlar; bunları, kâr için değil, maaşla çalışan ücretli kimseler yönetir. Bunların maaşları çok ya da az olabilir. Bundan başka ikramiye de alabilirler. Başka ödüller de olabi"îir:"övgü,"saygınlık, kudret, işi iyi yapma zevki. Ama Amerikan iş hayatını yöneten insanların çoğu için kâr teşviki çok-ıtan ortadan kalkmıştır.

Peki, insanlar kâr dürtüsünden başka şeyler için de çalışabilirler mi? Bunu tahmin etmeye gerek yok, biz çalıştıklarını biliyoruz,


 

SOSYALİST TOPLUMDA HERKES AYNI ÜCRETİ Mİ ALIR? >>>