KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

18. İKTİDAR YOLU

 Marksistler">

KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

18. İKTİDAR YOLU

 Marksistler, toplumu değiştirmek için devrimin zorunlu olduğu düşüncesindedirler. Kapitalizmden sosyalizme geçişin, herhangi bir anda değil, ancak dönüşüm için koşulların olgunlaştığı zaman olabileceği inancındadırlar, iktidarın, bir azınlık tarafından ele geçirilmesinden yana değildirler; devrim, ancak, nispî bir toplumsal karışıklık anında, egemen sınıfın önderliği etkisiz hale geldiği ve iktidarın ele geçirilmesinde halkın çoğunluğunun iyi örgütlenmiş isçi sınıfının desteklediği zaman başarılı olabilir.

Devrim, ayaklanma ya da başkaldırma ile, hükümet kadrolarının egemen sınıfın birinin üyelerinin elinden ötekine geçmesini sağlayan bir nöbet değiştirme değildir. Marksistler için "devrim" teriminin daha derin bir anlamı vardır. Devrim, ekonomik ve siyasal iktidarın, bir sınıftan diğer bir sınıfa geçmesi demektir. Marx'm öngördüğü devrim türü, sosyalist devrim, iktidarın kapitalist sınıftan, işçi sınıfına geçmesi anlamına gelir, îşçi sınıfı ile. kapitalistler arasındaki ilişkileri değiştirerek, işçi sınıfının egemen sınıf olması demektir; üretim araçlarının toplumsallaştırılması yoluyla, kapitalizmin ortadan kaldırılması demektir.

Siyasal iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi, devrimin ilk adımıdır. İkinci adım, toplumsal düzene yeni bir biçim vermek ve kapitalist sınıfın değişmeye karşı direncini ezmektir.

Marksistler, bu noktada, tarihten edinilen deneylere dayanarak, devrimlerin kuvvet ve şiddetle birlikte yürüdüklerini hatırlattıkları için halk arasında, onların "kuvvet ve şiddet" yanlısı oldukları kanısı yaygındır. Bu, doğru değildir. Marksistler, şiddet kullanılmasından yana değildirler; zaten aklı başında kimse şiddetten yana olamaz. Marksistler, toplumu, kapitalizmden sosyalizme, barışçı ve demokratik yöntemlerle dönüştürmeyi herkesten fazla isterler. Ancak, gerekli değişiklik için, isçi sınıfının çoğunluğunun isteğini gerçekleştirme girişiminin, eski düzenin sürüp gitmesini arzu eden egemen sınıfın direnciyle karşılaşacağını hatırlatırlar. Ayrıca, bir kez iktidara gelen işçi sınıfının kuvvet ve şiddete başvurmasının, mülksüzleştirilmiş kapitalistlerin ve bunların öteki ülkelerdeki müttefiklerinin, kuvvet ve şiddet kullanan bir karşı-devrimle kendi iktidarını devirmesini önlemenin bir aracı olması bakımından da haklılığında diretirler.

Marksistler, kapitalizmden sosyalizme geçişi, "despotluktan özgürlüğe" dönüşüm olarak kabul ederler. Bunu, zorunlu ve kaçınılmaz olarak görürler. Bunun tehlikelerinin pekâlâ farkındadırlar. Kan akabileceğinin, can kaybı olabileceğinin farkındadırlar. Ama bunun bir başka seçeneği var mı diye sorarlar. Sosyalist devrime eşlik edebilecek can kaybının dışında kalan seçenek, ıstırap olmaması, kan dökülmemesi, şiddet olmaması, can kaybı olmaması mıdır? Hiç de değil. Öteki seçenek, kapitalist savaşlarda daha büyük ıstırap, daha fazla kan dökülmesi, daha fazla şiddet, daha fazla can kaybı kaçınılmazdır. Tarih kitapları, Fransız Devrimi sırasında ölen binlerce insanın öyküsünü dehşetle anlatmaktadır. Bu, gerçekten trajik bir öyküdür. Ama bir de bu devrimde kaybedilen insan sayısını –17.000 kadar tahmin ediliyor– son dünya savaşının tek bir muharebesinde ölen insan sayısı ile karşılaştırınız. 17.000 insanın hayatına malolan Fransız Devriminin şiddeti ile-, asker ve sivil 22.060.000 ölü, 34.400.000 yaralı sayısı ile İkinci Dünya Savaşının şiddet ve dehşetini karşılaştırınız! Dünya çapında sosyalizmi kurmak ve onunla birlikte barışa kavuşmanın karşısında seçilecek yol, kapitalizmi, getireceği kaçınılmaz savaşlarla birlikte olduğu gibi yerinde bırakmaktır.

Yepyeni bir hayat tarzının kurulmasının dışındaki seçenek, gelecek kapitalist savaş hengamesinde belki de tüm insanlığın yokolup gitmesidir. Yüz yıl önce Karl Marx ile Friedrich Engels Komünist Manifestomda, dünya işçilerine, insan soyunun tarihsel gelişiminde bir sonraki adım olan kapitalizmden sosyalizme geçişin niçin gerektiğini ve bunu nasıl gerçekleştireceklerini açıklamışlardı. Bu devrim bilimcileri o büyük yapıtlarını yayınlamadan birkaç hafta önce, 12 Ocak 1848'de, bir büyük Amerikalı, Temsilciler Meclisinde, onların düşüncelerini aynen yansıtan bazı şeyler söylüyordu, îşte Abraham Lincoln'ün, halkın devrim yapma hakkı üzerinde söylediği sözler: "Dünyanın her yerinde halkın, eğer istiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, ayaklanma, mevcut hükümeti devirme ve kendi isteklerine daha iyi uyan bir yenisini kurma hakkı vardır. Bu en değerli ve en kutsal haktır -- bir hak ki, dünyayı kurtarıp özgürleştireceğine umudumuz ve inancımız vardır. Bu hak, mevcut devletin .bütün halkının kullanmaya karar vereceği durumlarla da sınırlı değildir. ... Böyle bir halkın çoğunlukta olan bir kesimi, arasına karışmış ya da kendisiyle yanyana duran bir azınlığı bu harekete karşı koyduğu için devirerek, devrim yapabilir. Bizim devrimimizde, Torylerin durumu, işte tam bu azınlığın durumu gibiydi. Devrimlerin bir niteliği de, eski yollar ya da eski yasalar doğrultusunda gitmek değil, her ikisini de parçalayıp yenilerini yapmaktır."

 SOSYALİZMİN HAYATIMIZDAKİ ETKİSİ NE OLACAKTIR? >>