KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

17. ÖZGÜRLÜK

Amerikalıların çoğu için özgürlük">

KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

17. ÖZGÜRLÜK

Amerikalıların çoğu için özgürlük, devlet müdahalesi olmaksızın istediklerini yapmak, diledikleri şeyi söylemek hakkıdır. Hele, hükümet ile hükümeti yönetenleri eleştirme haklarından dolayı, büyük gurur duyarlar.

Amerikalıların haklı olarak gurur duydukları bu özgürlükler, İnsan Hakları Bildirisi ile Anayasanın başlangıcındaki on maddede sayılmıştır. Güvenlik altına alınan haklar şunlardır: konuşma özgürlüğü, keyfî tutuklanmama özgürlüğü, bütün ceza kovuşturmalarında jürinin bulunduğu bir mahkemede yargılanmadan mahkûm edilmeme özgürlüğü.

Bu özgürlüklerin önemi konusunda ne söylense azdır. Bunlar çok değerli özgürlüklerdir, îşçi sınıfının daha iyi ko^ sullar için verdiği mücadelede, bunlar, başlıca silah olmuştur. Büyük Amerika'nın yaratılmasına yardımcı olmuşlardır. Bunlar, Birleşik Devletler'i, diğer ülkelerden göç edeceklerin çekim alanı haline getirerek ulusun inşasına yardım etmişlerdir. Kardeşi Josef'ten yeni bulduğu özgürlüğü öven şu mektubu aldıktan sonra Misel artık eski yurdunda kalabilir miydi? "Misel, burası görkemli bir ülke. İstediğin her şeyi yapma özgürlüğü var. İstediğin şeyi okur, istediğini yazar, aklına gelen her şeyi konuşabilirsin; bunun için kimse seni tutuklamaz."

Amerikalılar, hiç kuşkusuz, bu özgürlüklerin tadını, öteki birçok ülke halklarından daha fazla çıkarmışlardır. Ancak Anayasa ile bize verilen hakların gerçek hayatımızda daima var olduğunu sanmak budalalık olur. Kitaplardaki özgürlükler, gerçek hayatımızda her zaman bizim olmamıştır. Bunun için, Senato Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komitesi, yurttaşları, însan Hakları Bildirisine hiç aldırmaksızın suçlamakta ve kovuşturmaktadır. Devlet memurlarının düşünce ve örgütlenme özgürlükleri, Başkanlığın, Amerika'nın geleneksel anlayışından uzak, yeni bir sadakat emriyle, ayaklar altına alınmıştır. Federal Araştırma Bürosu (FBI), milyonlarca Amerikalının inanç ve eylemleri hakkında bitip tükenmez gizli dosyalar düzenleyen siyasî bir polis dairesine döndürülmüştür. FBI, giriştiği araştırmalarda, yeni-"sadakat" anlayışı çerçevesi dahilinde, örnekte görülen yorumlarda bulunmayı görevi saymaktadır. 1948 tarihli bir FBI raporunda şu yorum yer alabilmiştir: "Zenci hizmetçisinin ön kapıdan eve girmesine izin verecek nitelikte bir insandır.“

Olaylar, bizim, yücelttiğimiz özgürlüklerin tantanayla ilân edilmeleri ile bunların gerçekleşmelerinin bir ve aynı şeyler olduğu konusunda benimsediğimiz inancın hiç de yerinde olmadığını gösteriyor. Durup dinlenmeden bunlara olan bağlılığımızı ilân etsek de, dua okur gibi her gün tekrarlasak da, bu özgürlükler gene de gerçekleşemez.

Üstelik, özgürlüklerimiz, devletin doğrudan zorlaması olmadan da, etkin bir biçimde kısıtlanabilir ya da yok edilebilir. Bunun örnekleri pek çoktur: güneyde zenciler, beyazlarla eşit yurttaşlık haklarına sahip değildir, ve ülkenin her yerinde, şu ya da bu biçimde farklı muamele görürler. Yahudiler, kolejlere, otellere, işe, eşit koşullarla giremezler. Sahne yazarları, Anayasanın kendilerine sağladığı kişisel inançlarını, kanaatlerini açıklamamak haklarında direndikleri için ekmeklerinden edildiler. Yorumcular, fazla "liberal“ görüldükleri için işlerinden oldular.

İstediğimizi söylemek özgürlüğü, övündüğümüz ve inandığımız ölçüde güvence altında mıdır? Politik ve ekonomik karşı görüşlere, gerçekten hoşgörü ile bakabiliyor muyuz? Olağan zamanlarda liberaller ile radikalleri hapisanelere kapamadığımız doğrudur. Ya büyük gerilim zamanlarında neler oluyor? îşin, gücün ve saygınlığın hemen her zaman yumuşak başlılara, "sağlam ve güvenilir" kişilere nasip olduğu doğru değil midir? Örneğin eğitim alanını ele alalım. Üniversitelerimizdeki akademik özgürlükle övünürüz. Birleşik Devletler'deki yüzlerce üniversitede binlerce profesör vardır. Genellikle –tabiî olağan zamanlarda– bunların, düşündüklerini öğretme özgürlüğü vardır. Ama bunların, her şeyden önce, üniversite yöneticileri ile hemen aynı çizgide düşündükleri için seçildikleri doğru değil midir? Akademik yönden yeterli kaç sosyalist, fakültelere ekonomi profesörü olarak atanmıştır?

Basın özgürlüğü, soylu ve tantanalı bir sözdür ve Amerikalıların kulaklarına pek hoş gelir. Bunun, kamuya her şeyi rahatça söylemek hakkı olduğunu sanırız. Bir zamanlar belki öyleydi, ama artık değil. Chicago Üniversitesi eski rektörü Dr. Robert Hut chins yönetimindeki Basın Özgürlüğü Komisyonu, 1947 tarihli raporunda şöyle diyordu: "Hükümete karsı korunmuş olmak, artık söyleyecek şeyi olan bir insanın, bunu söylemek fırsatını ve olanağını bulmasına yetmemektedir. Basının sahipleri ile yöneticileri, kimin, neyi, nasıl söyleyeceğini, hangi düşüncelerin halka ulaşacağını kararlastırıyorlar."

Biz, Amerika'da, tüm özgürlük sorununun, "hükümete karsı korunmaya" bağlı olduğunu, söyleyeceğimiz ya da ya-pacağımız şeyler üzerine yasalarla konulan zorunlulukların ya da denetimin sınırlandırılmasıyla sorunun çözümlenebileceğini sanırız. Ama, Komisyon raporunun da gösterdiği gibi, kısıtlamanın bulunmayışı, tek başına yetmiyor; "söyleyecek şeyi olan bir insanın, bunu söylemek fırsatı ve olanağını bulması" yetmiyor.

Sosyalistler, bunun, tüm sorunun candamarı olduğunu öne sürüyorlar. Zor ve baskının bulunmayışı, sosyalistler için, hiç kuşkusuz çok değerli olmakla birlikte, kendiliğinden özgürlüğü sağlayamıyor. Size bir şeyi yapmayı yasaklayan bir yasanın bulunmayışı, sizin onu yapabilecek durumda olduğunuz anlamına gelmez. En yakın havaalanına giderek, New Orleans'a, Hollywood'a veya New York'a gidecek bir uçağa binmek hakkınız olabilir ama, eğer cebinizde bilet alacak paranız yoksa, aslında bunu yapmak özgürlüğünüz yok demektir. Kullanamadıktan sonra, hakkinizin bulunması neye yarar?

Öyleyse özgürlük, zor ve baskının bulunmamasından çok daha fazla bir şey demektir. Özgürlüğün, insanların çoğunluğu için derin anlam ve önemi olan olumlu bir yanı vardır. Özgürlük, hayatı bütünüyle yaşamak demektir; yeterli beslenme, giyinme ve barınma konusunda, bedenin gereklerini karşılamak için ekonomik olanak, ayrıca aklın faaliyet alanını genişletmek, kişiliği geliştirmek ve kişiliğimizi ortaya koymak için etkin fırsat ve olanaklara sahip olmak demektir.

Bu özgürlük anlayışı, isteklerini daima tatmin etme ve zihnî yetilerini geliştirme olanağına sahip olmuş kimseleri şaşırtabilir. Bunlar için özgürlük, sadece haklarına müdahale edilmemesi ile ölçülür. Oysa insanlığın büyük çoğunluğu için özgürlük haklarla değil, ekmek, tatil ve dinlenme, güvenlikle ölçülür. Bu daha geniş anlayışın geçerliğini saptamak için birkaç soru sormak yeterlidir, îşsiz ve aç bir insan özgür müdür? Kitap ve kültür dünyasının kapıları kendisine kapanmış okuma yazma bilmeyen cahil bir insan özgür müdür? Yılın 52 haftasında çalışmak zorunda olan, dinlenme, tatil, gezmek için birkaç günü biraraya getiremeyen bir insan özgür müdür? Gece gündüz, iki yakasını biraraya getirme tasasında olan bir insan özgür müdür? Her an işini kaybetme korkusu içinde olan bir insan özgür müdür? Yetenekli ama yeteneklerini geliştirecek öğrenim olanaklarından yoksun bir insan özgür müdür?

Bolluk, güvenlik ve gezip tozma anlamındaki bu geniş özgürlüğün tadını, sadece zenginler çıkartabilir. Yoksullar özgür değildir. Ayrıca yukarda gördüğümüz gibi, kapitalizmde, özgürlüklerini de kazanamazlar. Corliss Lamont'un yerinde bir deyişiyle sosyalizm için mücadele, "özgürlükten pay alma" mücadelesidir.

İşçi sınıfı için özgürlüğe giden yol, açıkça bellidir: üretim araçlarının özel mülkiyeti yerine kolektif mülkiyeti koymak, kapitalizmin yerine sosyalizmi kurmak. Çoğunluğun gerçek özgürlüğü bu yoldadır. John Strachey bunu şöyle ifade ediyor: "Kapitalistleri mülksüzleştirmek olan ilk adım, kapitalizmde bir çırpıda o güne kadar varolmuş ya da varolabileceklerin hepsinden daha fazla özgürlük yaratır; tabiî kapitalistler hariç. Hayatları, geçim araçlarım ellerinde tutan küçük bir sınıfın lütuf ve merhametine bağlı kaldıkça, ne anayasa, ne insan hakları, ne cumhuriyet, ne anayasal monarşi, insanları özgür kılabilir. İngiliz ve Amerikan işçilerinin sadece bir kırıntısına sahip oldukları özgürlükler, ancak sosyalist bir toplumda biçim ve öz kazanabilir. Sosyalist bir toplumda işçiler, yalnız teorik haklara değil, özgürlüklerini kullanmada günlük pratik fırsatlara da kavuşurlar. Sadece çalışmazlar, yasamaya da zaman bulurlar. Sosyalizmde çalışma, özgür ve iyi bir hayatın aracı olur. Kapitalizmde ise işçinin hayatı, kendisinden en fazla işi koparmak için, gerekli bir araç olarak korunur."

Sosyalizm, halk yığınları için özgürlüğün koşuludur, ama kapitalist sınıfı da keyfini sürdüğü özgürlükten yoksun kılar. İşte bunun için, kapitalistlerin, sosyalizm ile özgürlüğün bağdaşamaz şeyler olduğu konusundaki öfkeli çığlıklarını şu soruyla karşılamalıyız: kimin özgürlüğü? Sosyalizmin, onların alıştığı cinsten özgürlükle bağdaşamayacağı doğrudur. Sosyalizm, bunların kendi refahlarını, genel refahın üzerine koyma özgürlüklerine son verir. Başkalarını sömürme özgürlüklerine de son verir. Çalışmadan yaşama özgürlüklerine de.

Ama bütün geriye kalanlarımız için sosyalizm, daha az değil, daha fazla ve etkin özgürlük demektir. Kapitalistlerin özgürlüklerini yitirecekleri konusunda fazla tasalanmak yerine, azıcık özgürlükleri olanların daha fazla özgürlüğe, ancak, gereğinden çok özgürlüğü olanlar zararına kavuşabileceğini unutmayalım. Abraham Lincoln'ün sözleriyle:

"Hepimiz özgürlükten yana olduğumuzu ilân ediyoruz; aynı sözcüğü kullanıyoruz, ama aynı şeyi kastetmiyoruz. Bazıları için özgürlük, canının çektiği şeyi yapmak, emeğinin ürününü dilediği gibi kullanmaktır. Buna karşılık, başkaları için aynı sözcük, bazı insanların başkalarına istediklerini yapmaları, başkalarının emeklerinin ürününü diledikleri gibi kullanmaları anlamına gelebilir. Burada, sadece farklı değil, uyuşmaz iki şeye aynı ad verilmekte, özgürlük denilmektedir. Bunun sonucu, bu şeylerin herbirine, iki ayrı taraf, iki farklı ve bağdaştırılamaz ad vermekte, özgürlük ve zulüm demektedirler.

"Çoban, koyunu boğazlamak üzere olan kurdu kovalar; koyun, kurtarıcısı olduğu için çobana teşekkür eder; oysa kurt, aynı hareketinden dolayı çobanı özgürlüğün yıkıcısı di-ye lanetler. ... Açıkçası, koyun ile kurt, özgürlük sözcüğünün tanımı üzerinde anlaşamıyorlar."

İşte tıpkı bunun gibi, sosyalistlerle kapitalistler, serbestlik, özgürlük sözcükleri üzerinde anlaşamazlar. Sosyalistler için, ulusun bütün üretim araçlarının halkın malı olması ve bunların merkezî bir plana göre yönetilmesi özgürlük demektir, oysa özgürlüğün anlamı kapitalistler için tam tersidir. Bunların hangisi doğrudur? Sosyalist görüşaçısı, hiç değilse, tutarlı olmak gibi bir erdeme sahiptir. Eğer siyasal demokrasiden yana isek –ki bunu dilimizden hiç düşürmüyoruz– aynı nedenle ekonomik demokrasiden de yana olmalıyız.

Kapitalistler artık siyasal demokrasiye karşı çıkmak cesaretini gösteremiyorlar. Ama, ekonomik demokrasiye, özgürlüğe karşı bir darbe olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Gene aynı soruyu sormalıyız: kimin özgürlüğü? Bunlar, hayatın nimetlerini paylaşmak için bütün bireylerin özgürlüğü ile mi ilgileniyorlar, yoksa kendi ayrıcalıklı durumlarını sürdürmek için sadece üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet özgürlüğünü mü düşünüyorlar?

Özgürlük, hayatı tümüyle yaşamak demektir; yeterli beslenme, giyinme ve barınma konusunda bedenin gereklerini karşılamak için ekonomik olanak, ayrıca aklın faaliyet alanını genişletmek, kişiliği geliştirmek ve kişiliğimizi ortaya koymak için etkin fırsatlara sahip olmak demektir. Besbellidir ki, bu anlamda özgürlük, en büyük bolluğa kavuşulunca mümkün olur.

Toplum sınıflara bölünmesi, insanın insanı sömürmesi ve özgürlükten küçük bir azınlığın yararlanmasının tarihî gerekçesi insan üretkenliğinin düşük düzeyi, artık ortadan kalkmıştır.

Şimdi insanlık tarihinde ilk kez, işsizliği yoketmek, toplumsal güvenliği ve huzuru eksiksiz sağlamak, kültür dünyasına herkesin girebilmesini kolaylaştırmak, dinlenmek, eğlenmek, çalışmak ve yaratıcı eylemlere zaman ayırmak için sınıfları kaldırmak, yeryüzünden sömürüyü silmek, insan yaşamının niteliğini zenginleştirmek mümkün hale gelmiştir.

Bu kolay olmayacaktır, çabuk olmayacaktır, ama bu sosyalizmle gerçekleştirilir.

însanm yüzyıllar boyu süren, insanlığın kurtuluşu hayalinin gerçekleşmesinin eşiğindeyiz; yalnızca bir avuç insan için değil, tüm insanlar için özgürlük.

 İKTİDAR YOLU >>>