KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

7. EMPERYALİZM VE SAVAŞ

Büyük ölçekli tekelci sanayi">

KÜTÜPHANE | SOSYALİZMİN ALFABESİ

7. EMPERYALİZM VE SAVAŞ

Büyük ölçekli tekelci sanayi, üretici güçleri, daha önce görülmedik bir ölçüde geliştirdi. Sanayicilerin mal üretme güçleri, yurttaşların tüketim güçlerinden daha büyük bir hızla artıyordu.

Bu, onları, mallarını anayurdun dışında satmak zorunda bırakıyordu. Üretim fazlasını emebilecek yabancı pazarlar bulmak zorundaydılar.

Bunları nereden bulacaklardı? Bu soruya verilebilecek tek bir karşılık vardı: sömürgelerde.

Üretilen fazla mamul mallar için pazarlar bulmak zorunluluğu, sömürgeler edinme konusunda duyulan baskının ancak bir kısmıydı. Büyük ölçekli yığın üretimi geniş ham

madde ikmallerini gerektirir. Kauçuk, petrol, nitrat, kalay, bakır, nikel ve bunlara benzer daha bir yığın şey, tekelci kapitalistlere her yerde gerekli olan hammaddelerdi. Bun

lar, bu gerekli hammaddelerin kaynaklarına sahip olmak veya bunları denetimleri altında bulundurmak istiyorlardı.

Emperyalizmi yaratan ikinci etken de buydu. Ama bu iki baskıdan daha da önemlisi, bir başka fazla şey için de pazar bulmak zorunluluğuydu: sermaye fazlası.

Emperyalizmin ana nedeni buydu.

Tekelci sanayi, sahibine çok büyük kârlar getirmişti. Aşırı kârlar. Sahibinin ne yapacağını bilemeyeceği kadar çok para. Harcayabileceklerinden daha çok para. Bu para, yurt içinde gelir getirici yatırım için kullanabileceklerinden de fazlaydı. Aşırı bir sermaye birikimi.

ı> Mal ve sermaye için pazarlarda kârlar arayan bu sanayi ve banka ittifakı, emperyalizmin başlıca kaynağı olmuştur.

J. A. Hobson, daha 1902 yılında, bu konuya öncülük eden incelemesinde şöyle diyordu: ''Emperyalizm, sanayiin büyük denetçilerinin anayurtta satamadıkları ya da kullanamadıklan malları ve sermayeyi elden çıkartmak için dış pazarlar ve yatırım alanları arayarak, servet fazlalarının yatağını genişletmedir/'

Sömürge halklarına karşı tutum, zamana ve yere göre değişmiştir. Ama zulüm ve baskı genel yasaydı – hiç bir emperyalist ulus masum değildi. Bu konuda uzman kabul edilen Leonard Woolf şöyle yazıyordu: "Avrupa'da ulusal toplumda nasıl son yüzyılda açıkça belirli sınıflar, kapitalistler ile işçiler, sömürenler ile sömürülenler ortaya çıkmışsa, uluslararası toplumda da biri egemen ve sömüren öteki güdülen ve sömürülen, gene aynı derecede belirli sınıflar, Batının emperyalist güçleri ile Afrika ve Doğunun uyruk ırkları ortaya çıkmıştır.

Öteki emperyalist uluslar ne ise, Amerika Birleşik Devletleri de öyledir. Özel yatırımlardan gelen bütün kârlar, ilgili malî gruplara gitmiş, ama hükümet politikası, hükümet parası ve hükümet kuvveti, bunların özel çıkarlarını sağlamak ve korumak için kullanılmıştır. Başkan Taft, tekelci kapitalizmin gerekleri ile hükümet politikası arasındaki bağ konusunda açıksözlüydü: "Dış politikamızın hak ve adaletin düz yolundan kıl payı saptırılmaması gerekmekle birlikte, bu politika, emtiamız ve kapitalist fırsatlarımız için kârlı yatırımlar sağlamak üzere etkin müdahaleyi de içerecek hale pekâlâ getirilebilir."

20. yüzyılda, her büyük sanayi ülkesinde, tekelci kapitalizm gelişmiş ve onunla birlikte sermaye fazlası ile ürün fazlasının ne yapılacağı sorunu da ortaya çıkmıştır. Kendi ulusal pazarlarını denetim altında bulunduran çeşitli devler, uluslararası pazarlarda karşı karşıya geldikleri zaman önce uzun, zorlu, acı bir rekabete, ardından uluslararası bir temel üzerinde anlaşmalara, birleşmelere, kartellere girişirler.

Dünya pazarını bölüşmek üzere aralarında anlaşmalar yapan bu büyük uluslararası birleşmeler ile, rekabetin sona ereceği ve uzun süreli bir barış döneminin başlayacağı sanı

lir. Ama böyle olmaz, çünkü kuvvet oranları durmadan değiş mektedir. Bazı şirketler gitgide büyür ve güçlenirken, öte kiler geriler. Böylece bir zamanlar hakkaniyet ölçüleri için de yapılmış olan bölüşüm sonradan hakkaniyetsiz olur. Güç lü grup tarafında bir hoşnutsuzluk başlar ve bunu daha bü yük bir pay alma savaşımı izler. Her hükümet, kendi uyruk larını korumak için ayağa kalkar. Bunun kaçınılmaz sonucu savaştır.

Emperyalizm savaşa yolaçar. Ne var ki, savaş da hiç bir şeyi kesin olarak çözemez. Artık bir masa çevresinde çözümlenemez hale gelen düşmanlıklar, şimdi pazarlık, güçlü patlayıcılar, atom bombaları, sakat insanlar ve parçalanmış cesetlerle yapılıyor diye ortadan kalkmaz.

Hayır! Pazar avı sürüp gitmelidir. Tekelci kapitalizm, mal ve sermaye fazlası için alan bulmak zorundadır ve tekelci kapitalizm varoldukça yeni savaşlar sürecektir.

8. DEVLET >>>>