ANA SAYFA | KÜTÜPHANE | LENIN | Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü

  DİKTATÖRLÜK SORUNUNUN TARİHİNE KATKI

      PROLETARYA diktatörlüğü sorunu">

 ANA SAYFA | KÜTÜPHANE | LENIN | Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü

  DİKTATÖRLÜK SORUNUNUN TARİHİNE KATKI

      PROLETARYA diktatörlüğü sorunu, bütün kapitalist ülkelerdeki modern işçi hareketinin esas sorunudur. Bu sorunu iyice aydınlatmak için, tarihini bilmek zorunludur. Uluslararası ölçüde, genel olarak devrimci diktatörlük ve özel olarak da proletarya diktatörlüğü öğretisi, devrimci sosyalizm öğretisi ile ve daha özel bir biçimde marksizm öğretisi ile örtüşür. Sonra -ve en önemlisi de elbette budur- ezilen ve sömürülen sınıfın sömürücülere karşı bütün devrimlerinin tarihi, bizim diktatörlük sorunu üzerindeki başlıca bilgi ve eğitim kaynağımızdır. Zaferi kazanmak için her devrimci sınıfın diktatörlüğü zorunluluğunu kavramamış kimse devrimler tarihinden hiçbir şey kavramamış ya da bu alanda hiçbir şey öğrenmek istemeyen biridir.

   Rusya planında, teorik bakımdan söylemek gerekirse, 1902-1903'te Zarya ve İskra yazıkurulu tarafından, ya da daha doğrusu, G. Plehanov tarafından hazırlanmış, sonra bu yazıkurulu tarafından değiştirilmiş, düzeltilmiş ve onanmış bulunan Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisi programı, çok özel bir önem taşır. Proletarya diktatörlüğü sorunu, bu programda, hem de Bernstein'a karşı, oportünizme karşı savaşım ile bağlılık içinde, duruluk ve açıklık ile konmuş bulunmaktadır. Ama en büyük önemi, elbette devrim deneyimi, yani Rusya'da, 1905 deneyimini taşımasıdır.

      1905 yılının son üç ayı -ekim, kasım ve aralık- son derece zorlu ve geniş devrimci bir yığın savaşımı dönemi, en güçlü iki savaşım silahının: siyasal yığın grevi ile silahlı ayaklanmanın zamandaş kullanımı ile belirlenen bir dönem oldu. (Parantez içinde belirtelim ki, daha 1905 Mayısında, bolşevik kongre, "Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisi üçüncü kongresi", "proletaryanın silahlı ayaklanma yoluyla otokrasiye karşı doğrudan savaşım için örgütlenmesi"ni, "partinin en önemli ve en ivedi görevlerinden biri" olarak görüyor ve tüm parti örgütlerini "ayaklanmanın başında ve ayaklanma süresince büyük bir önem taşıyabilecek siyasal yığın grevlerinin rolünü irdelemek" ile görevlendiriyordu.)
[
70*]

      Dünya tarihinde ilk kez olarak, devrimci savaşım öyle bir gelişme derecesine ve öyle bir güce erişti ki, silahlı ayaklanma, yığın grevi ile, proletaryanın bu özgül silahı ile örtüştü. Bu deneyimin, tüm proleter devrimler için uluslararası bir anlam taşıdığı açıktır. Ve bolşevikler, iktisadi yönleri içinde olduğu kadar siyasal yönleri içinde de, bu deneyimi çok büyük bir ilgi ve çok büyük bir özenle irdelediler. İktisadi ve siyasal 1905 grevleri, bunlar arasında varolan ilişkiler, grevci savaşımın o zaman, dünyada ilk kez olarak erişmiş bulunduğu gelişme derecesi ile ilgili aylık verilerin tahlili üzerine dikkati çekeceğim; bu tahlil 1910 ya da 1911'de Prosveşçenye dergisinde benim tarafımdan yayınlanmış ve, özet bir biçim altında, o çağın yurtdışı bolşevik basınında aktarılmıştır.[71*]

      Yığın grevleri ve silahlı ayaklanmalar, devrimci iktidar ve diktatörlük sorununu gündeme kendiliklerinden koyuyorlardı, çünkü bu savaşım biçimleri; kaçınılmaz olarak, ilkin yerel ölçekte, eski yetkelerin (otoritelerin) işbaşından atılmasına, (sayfa 226) iktidarın proletarya ve devrimci sınıflar tarafından alınmasına, toprak sahiplerinin kovulmasına, bazan fabrikaların işgaline, vb., vb. yolaçıyorlardı. Bu dönemdeki devrimci yığın savaşımı, işçi temsilcileri sovyetleri gibi dünya tarihinde o zamana değin hiç görülmemiş örgütleri, sonra da asker temsilcileri sovyetlerini, köylü komitelerini vb. ortaya çıkardı. Bugün bütün ülkelerdeki bilinçli işçileri düşündüren temel sorunların (Sovyetler iktidarı ve proletarya diktatörlüğü), kendilerini 1905 sonlarında pratik içinde koymuş bulundukları görüldü. Devrimci proletarya ve tahrif edilmemiş marksizmin Rosa Luxemburg gibi önemli temsilcileri, bu yaşanmış deneyimin önemini her ne kadar kavradılar ve, toplantılarda ve basında, bu deneyimin eleştirel tahlilini her ne kadar yaptılarsa da, resmi ve sosyal-demokrat ve sosyalist partilerin, içlerinde reformistler ve gelecekteki "kautskiciler", "Longuet'ciler", Amerika'daki Hillquit yandaşları bulunan resmi temsilcilerinin büyük çoğunluğu, bu deneyimin anlamını kavramak ve devrimci ödevlerini yerine getirmekte, yani bu deneyimin öğrettiklerinin irdeleme ve propagandasına girişmekte, son derece yeteneksiz göründüler.

      Rusya'da, 1905 Aralık ayaklanmasının yenilgiye uğramasından hemen sonra, bolşevikler ve menşevikler bu deneyimin bilançosunu çıkardılar. Bu çalışma, 1906 Nisanında, Stockholm'de, biçimsel olarak birleşen bolşevikler ile menşeviklerin temsil edildikleri "Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisi birleşme kongresi" denilen kongrenin toplanmasıyla özellikle hızlandırıldı. Bu kongrenin hazırlanması, her iki bölüntü tarafından da çok büyük bir çaba ile sürdürülmüştü. Kongreden önce, 1906 başlarında her iki bölüntü ve bütün önemli sorunlar üzerindeki kendi karar tasarılarını yayınlamış bulunuyorlardı. Benim Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisi Birleşme Kongresi Üzerine Rapor (Petersburg işçilerine mektup), Moskova 1906 broşürümde (hemen yarısı her iki bölüntünün karar tasarıları ve kongre tarafından kabul edilen kararlar metinleri ile dolu 110 sayfa) aktarılmış bulunan bu tasanlar, sorunun o dönemdeki kendini koyuş biçimini öğrenmek için en önemli belgeleri oluştururlar.

      Sovyetlerin anlamı üzerindeki tartışmalar, daha o sırada diktatörlük sorununa bağlanıyordu. Daha 1905 Ekim devriminden önce, bolşevikler diktatörlük sorununu koymuşlardı (sayfa 227) (şu broşürüme bakınız: Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, Cenevre, Temmuz 1905, 12 Yılda adlı derleme içinde yeniden yayınlanmıştır). Menşevikler "diktatörlük" sloganı karşısında olumsuz bir tutum takınıyorlardı. Bolşevikler ise, bolşeviklerin karar tasarısının harfi harfine gösterdiği gibi, işçi temsilcileri sovyetlerinin, "gerçekte yeni devrimci iktidarın çekirdeğini oluşturdukları"nı belirtiyorlardı ("Rapor"un 92. sayfasına bakınız). Menşevikler, sovyetlerin önemini kabul ediyorlardı, "kuruluşlarına katkıda bulunmak" için birliktiler, vb., ama onları devrimci iktidar çekirdeği olarak görmüyor, genel olarak bu ya da benzer tipte bir "yeni devrimci iktidar"dan sözetmiyor, diktatörlük sloganını kesinlikle yadsıyorlardı. Menşevikler ile bütün güncel anlaşmazlıklarımızın, daha o zamandan sorunu bu koyuş biçimi içinde tohum olarak varolduklarını görmek güç değil. Menşeviklerin (Rus ya da, kautskiciler, Longuet'ciler, vb. gibi öbür menşeviklerin), sorunu koyuş biçimleri ile, proletarya diktatörlüğünü söze gelince kabul eden, ama gerçekte devrim kavramının ta kendisinde özsel ve temel olarak varolan her şeyi yadsıyan reformistler ya da oportünistler olarak ortaya çıktıklarını görmek de güç değil.

      Daha 1905 devriminden önce, sözü geçen İki Taktik broşüründe, beni "devrim kavramı yerine, yavaş yavaş diktatörlük kavramını geçirmiş bulunmak" (12 Yılda, s. 459) ile suçlayan menşeviklerin uslamlamasını tahlil ediyordum. Menşeviklerin, bu suçlamanın ta kendisi ile, oportünizmlerini, liberal burjuvazinin küçük memurları, proletarya içinde liberal burjuvazi etkisinin yayıcıları olma yolundaki kendi gerçek siyasal niteliklerini gösterdiklerini ayrıntılı bir biçimde tanıtlıyordum. Anayasacı-kralcı olarak kalmış Rus liberalleri örneğini göstererek, devrim sözgötürmez bir güç durumuna gelince, düşmanları onu "tanıma" ya başlarlar, diyordum (1905 yazında). Bugün, 1920'de, Almanya ve İtalya da, liberal burjuvaların, ya da hiç değilse aralarından en kültürlü ve en kurnaz olanların, "devrimi tanıma"ya adamakıllı hazır oldukları eklenebilirdi. Ama devrimi "tanıyarak" ve aynı zamanda belirli bir sınıfın (ya da belirli sınıfların) diktatörlüğünü kabul etmeyi yadsıyarak, eski Rus liberal ve menşevikleri ile bugünkü Alman ve İtalyan liberalleri, Turati ve Kautsky yandaşları, reformizmlerini ve devrimci olma (sayfa 228) bakımından bütünsel yeteneksizliklerini ortaya koyuyorlar.

      Gerçekten, devrim, artık kesin, sözgötürmez bir güç durumuna geldiği zaman, liberaller bile onu "tanıdıkları" zaman, yönetici sınıflar ezilen yığınların yenilmez gücünü yalnızca saptamakla kalmadıkları, ama duydukları zaman, tüm sorun -teorisyenler için olduğu kadar, siyaseti pratik olarak yöneten kişiler için de-, devrimci bir sınıf açısından sıkı sıkıya tamamlamaya dayanır. Oysa, "diktatörlük" kavramı olmaksızın, bu belgin tanımı bir sınıf açısından vermek olanaksızdır. Diktatörlük hazırlığı olmaksızın, gerçekte devrimci olmak olanaksızdır. Menşevikler 1905'te bu doğruyu, anlamıyorlardı, Komünist Enternasyonalin sert "koşullar"ından çok korkan İtalyan, Alman, Fransız sosyalistleri ve öbür sosyalistler, 1920'de bu doğruyu anlamıyorlar; diktatörlüğü söze gelince tanımakta yetenekli, ama onu gerçekte hazırlamakta yeteneksiz kişiler bu doğrudan çok korkuyorlar. Bu nedenle, Marx'ın görüşlerinin, Rus menşeviklerini yanıtlamak için 1905 Temmuzunda tarafımdan yayınlanmış bulunan, ama 1920 Batı Avrupa menşeviklerine de uyan tahlilini, burada bütün ayrıntıları ile yinelemek sırasız olmayacak (gazete başlıkları, vb. yerine, menşeviklerin mi, yoksa bolşeviklerin mi sözkonusu olduğunu belirtmekle yetiniyorum):

      "Mehring, Marx'ın 1848'de Neue Rheinische Zeitung'da yayınlattığı makalelerine ilişkin notlarında, burjuva yazınının, bu gazeteye, başka eleştiriler arasında, bir de şu eleştiriyi yönelttiğini anlatır. Neue Rheinische Zeitung, "demokrasiyi gerçekleştirmenin tek aracı olarak görülen diktatörlüğün hemen kurulmasını" istemiş. (Marx, Nachlass,* c. III. s. 53.) Sıradan burjuva açısından, diktatörlük ve demokrasi kavramları birbirlerini dıştalarlar. Sınıf savaşımı teorisini anlamayan, siyasal alanda burjuvazinin çeşitli çevre ve zümrelerinin küçük bir çekişmesinden başka bir şey görmemeye alışmış bulunan burjuva, diktatörlük denince, tüm demokratik özgürlük ve inancaların kaldırılmasını, keyfe bağlı yönetimi, diktatörün kişisel çıkarına göre iktidarın her türlü kötüye kullanılmasını düşünür. Gerçeklikte, bolşeviklerin "diktatörlük" sloganını yeğlemelerini, Lenin'in "talihini çılgınca (sayfa 229) denemek istemesi" (İskra, n° 103, s. 3, sütun 2) olgusu ile açıklayan menşeviklerimizde de, bu sıradan burjuva anlayışı görülür. Menşeviklere, kişisel diktatörlük kavramına karşıt olarak sınıf diktatörlüğü kavramını, ve sosyalist diktatörlüğe karşıt olarak da demokratik diktatörlüğün görevlerini açıklamak için, Neue Rheinische Zeitung'un görüşleri üzerinde durmamız yararsız olmayacak.

      Bu gazete 14 Eylül 1848'de şöyle yazıyordu: "Devletin her geçici örgütlenmesi, bir devrimden sonra, bir diktatörlük ve gözüpek bir diktatörlük gerektirir. Baştan beri, Camphausen'i (18 Mart 1848'den sonra, bakanlar kurulu başkam), diktatörce davranmamış, eski kurumları hemen ortadan kaldırıp, döküntülerini süpürmemiş olmakla kınadık. Ve işte bay Camphausen anayasal düşler kurduğu sırada, yenik parti (yani gerici parti) bürokrasi ve ordu içindeki konumlarını pekiştiriyor, hatta şurada burada açık savaşıma girmeye cesaret ediyordu."
[72*]

      Bu sözler, der Mehring haklı olarak, Neue Rheinische Zeitung'un Camphausen hükümeti üzerindeki uzun makalelerinde ayrıntılı olarak açındırdığı şeyleri, birkaç tümce içinde özetliyor. Marx'ın bu sözleri bize ne öğretir? Geçici devrimci hükümetin diktatörce davranması gerektiğini (diktatörlük sloganına karşı duydukları kutsal korkular içinde, menşeviklerin kesin olarak anlamayacakları formül); bu diktatörlüğün görevinin, eski kurumların kalıntılarını ortadan kaldırmak olduğunu (Rus Sosyal-Demokrat (Bolşevik) İşçi Partisi III. kongre kararında, karşı-devrim ile savaşım üzerine açıkça belirtilmiş, ve yukarda gösterdiğimiz gibi, menşeviklerin kararında da sözü edilmemiş bulunan şeyin ta kendisidir bu). Ensonu, üçüncü olarak, bu sözlerden, Marx'ın burjuva demokratları devrim ve açık iç savaş döneminde "anayasal yanılgı"ları yüzünden kınadığı sonucu çıkar. Bu sözlerin anlamı, Neue Rheinische Zeitung'un 6 Haziran 1848 günlü makalesinde çok açık bir biçiminde belirir. Marx şöyle yazıyordu:

      "Kurucu halk meclisinin, her şeyden önce etkin, devrimci planda etkin bir meclis olması gerekir. Oysa Frankfurt meclisi, kendini parlamentarizm üzerine skolastik tartışmalara veriyor ve hükümetin istediği gibi davranmasına gözyumuyor. Kabul edelim ki, bu bilgin konsil,** uzunboylu düşünüp (sayfa 230) taşındıktan sonra, gündemlerin en iyisi ile anayasaların en iyisini hazırlama başarısını göstersin. Eğer Alman hükümetleri o anda süngüyü gündeme koymuş bulunuyorlarsa, gündemlerin en iyisi ile anayasaların en iyisi ne işimize yarayacak?"
[73*]
      "Diktatörlük sloganının anlamı bu...

      "Halkların büyük yaşam sorunları, yalnızca güç aracıyla çözülürler. Güce, iç savaşa, genellikle ilk olarak gerici sınıfların kendileri başvururlar, Rus otokrasisinin yaptığı ve 9 Ocaktan bu yana, her yerde ve her zaman, sistemli olarak ve şaşmadan yapmakta devam ettiği gibi, "süngüyü gündeme [ilk olarak gerici sınıfların kendileri - Ç.] koyarlar". Böyle bir durumun ortaya çıktığı, süngünün gerçekten siyasal gündemin başında bulunduğu sırada, ayaklanmanın zorunlu ve ivedi bir duruma geldiği bir sırada, anayasal düşler ve parlamentarizm üzerindeki skolastik tartışmalar, burjuva devrim dönekliğini maskelemekten, burjuvazinin devrimi 'kendi başına bıraktığını' gizlemekten başka bir şeye yaramazlar. O zaman gerçekten devrimci sınıfın ileri süreceği tek slogan, diktatörlük sloganıdır."
[74*]

      Bolşevikler 1905 Ekim devriminden önce diktatörlük üzerine böyle düşünüyorlardı.
      Bu devrim deneyiminden sonra, diktatörlük sorununu, Kadetlerin Zaferi ve İşçi Partisinin Görevleri, Petersburg 1906 (broşüre 28 Mart 1906 tarihi atılmıştır) broşürü içinde tahlil etme zorunda kaldım. Yalnızca kadetlerin mi, yoksa menşeviklerın mi sözkonusu olduklarını bildirmek üzere birçok özel adı kaldırdığımı belirterek, bu tahlilin en önemli kanıtlarını aktaracağım. Genel olarak, broşür, kadetleri ve, kısmen de, yarı-kadet, yarı-menşevik, partisiz liberalleri hedef alır. Ama gerçekte, diktatörlük üzerine söylenmiş bulunan her şey, bu sorunlar üzerinde her adımda kadetlerin konumları üzerine koyan menşeviklere de uygun düşer.

      "Moskova'da yaylım ateş gürültüsü dindiği, asker ve polis diktatörlüğü kendini öfkeli aşırılıklara verdiği, yığınlara karşı uygulanan idamlar ve kandökücülüklerin tüm Rusya'da birbirini kovaladığı sırada, kadet basın sol zorbalığa karşı, devrimci partilerin grev komitelerine karşı sesini yükseltiyordu. (sayfa 231) Bilimlerinden, Dubasov'lar hesabına yarar sağlayan kadet profesörler, "diktatörlük" sözcüğünü "pekiştirilmiş güvenlik" sözcüğüne çevirecek kadar ileri gidiyorlardı. "Bilim adamlarını", devrimci savaşımı gözden düşürmek için, kendi kolej Latincelerini bile bozuyorlardı. Bunu hiç unutmayın -kadet baylar-, diktatörlük, yasaya değil, güce dayanan sınırsız iktidar anlamına gelir. İç savaş sırasında, her utkun iktidar ancak diktatörce olabilir. Ama azınlığın Çoğunluk üzerinde diktatörlüğü, bir polis kliğinin halk üzerinde diktatörlüğü olabildiği gibi, halkın büyük çoğunluğunun bir avuç baskıcı, soyguncu ve halk iktidarı kapkaççısı üzerinde diktatörlüğü de olabilir. Bilimsel "diktatörlük" kavramını kabaca bozmaları ile, en yasadışı ve en alçak sağ zorbalığın zincirlerinden boşandığı sırada sol zorbalığa karşı hoşnutsuzluk haykırışları ile, kadet baylar, sıkı bir savaşım içinde "uzlaşıcılar"ın konumunun ne olduğunu açıkça gösterdiler. Savaşım canlanınca, "uzlaşıcı", korkakça saklanır. Devrimci halk yenince (17 Ekim), "uzlaşıcı" ininden çıkar, üstünlüklerini kurum satarak ortaya serer, bir söz sefihliği içinde gemi adamakıllı azıya alır ve çılgınca ulur: ne "şanlı" siyasal grev! Karşı-devrim üstün gelince, "uzlaşıcı", bu kez ikiyüzlü yüreklendirme ve uyarmaları ile yenikleri bunaltmaya başlar. Başarı kazanmış grev "şanlı" idi. Yenik grevler, kıyacı, yabanıl, sağduyuya aykırı, anarşist idiler. Yenik ayaklanma, bir çılgınlık, kör güçlerin bir zincirlerinden boşanması, barbarlık, saçmalık idi. Kısacası, "uzlaşıcı"nın siyasal bilinç ve siyasal anlayışı, bugün en güçlü olan karşısında yerlere kapanmaya, savaşan kişilerin bacaklarına atılmaya, kamplardan bazan birini, bazan öbürünü engellemeye, savaşımı güçten düşürmeye, özgürlüğü için umutsuzca savaşan halkın devrimci bilincini köreltmeye dayanır."
[75*]


      Devam edelim. Diktatörlüğe ilişkin olarak bay R. Blank'a yönelttiğim açıklamaları anımsatmak pek yerinde olacak. R. Blank, 1906'da, resmen partisiz ama gerçeklikte menşevik bir gazetede, menşeviklerin, "Rus sosyal-demokrasisini, başında büyük Almanya Sosyal-Demokrat Partisinin bulunduğu, uluslararası sosyal-demokrasi yoluna sokmaya çalışmak"la övdüğü görüşlerini sergiliyordu.

      Bir başka deyişle, tıpkı kadetler gibi, R. Blank da, akılsız, marksist-olmayan, başkaldırıcı vb. devrimciler olan bolşeviklerin (sayfa 232) karşısına, Alman sosyal-demokrasisi ile bir tuttuğu "akıllı" menşevikleri koyuyordu. Bütün ülkelerde, bolşeviklerin "çılgınlık"ına karşı akıllı sosyalistler olan reformistlerin, oportünistlerin, kautskicilerin, Longuet'cilerin değerini öven, uluslararası sosyal-liberaller, pasifistler vb. eğiliminin beylik bir yöntemidir bu.


      Bay R. Blank'a, 1906 broşüründe işte bu biçimde yanıt veriyordum:

      "Bay Blank, Rus devriminin iki dönemini karşı karşıya getiriyor: birincisi, yaklaşık olarak 1905 Ekim-Aralık aylarını kapsıyor. Devrimci kargaşalık dönemidir bu. İkincisi de, kadetlerin Duma seçimlerindeki zaferler dönemi, ya da hatta, eğer öncelememize izin verilirse, kadetler Duması dönemi olarak niteleyebileceğimiz güncel dönem.

      "Bay Blank, bu dönem üzerine, onun düşünce ve bilgeliğe dönüşü gösterdiğini, ve bilinçli, birlikli, sistematik bir etkinlikten yeniden sözaçmanın olanaklı olduğunu söylüyor. Bay Blank, birinci dönemi, tersine, teori ile pratik arasındaki ayrılık ile belirlendiriyor. Bütün sosyal-demokrat ilke ve görüşler yokolmuş, Rus sosyal-demokrasisi kurucuları tarafından her zaman öğütlenen taktikler unutulmuş ve sosyaldemokrat dünya görüşünün temelleri tamamen sarsılmıştır.

      Bay Blank'ın bu temel olumlaması, salt biçimsel bir niteliğe sahip. Tüm marksist teori, devrimci kargaşalık döneminin "pratiği" ile uyumsuzluk içinde bulunuyor.

      Bu gerçekten böyle mi? Marksist teorinin ilk ve özsel "temel"i nedir? Şu: çağdaş toplumda, sonuna değin, devrimci tek sınıf ve, dolayısıyla, her devrimin öncüsü olan sınıf, proletaryadır. Şu soru sorulabilir: devrimci kargaşalık, sosyaldemokrat dünya görüşünün bu "temel"ini tamamen sarsmış mıdır? Tam tersine, onu en parlak biçimde doğrulamaktan başka bir şey yapmamıştır. Bu dönemin başlıca, ve başlangıçta hemen hemen tek savaşçısı, proletaryanın ta kendisi idi. Dünya tarihinde deyim yerindeyse ilk kez olaraktır ki, burjuva devrim, en ileri kapitalist ülkelerde bile bilinmeyen salt proleter bir savaşım silahına: siyasal yığın grevine, geniş bir ölçek üzerinde başvurmakla belirlendi. Struve'ler ve Blank'lar Buligin Dumasına katılmaya çağırdıkları, kadet profesörler, öğrencileri yalnızca dersleri ile yetinmeye çağırdıkları bir sırada, proletarya, savaşıma, doğrudan doğruya (sayfa 233) devrimci bir savaşıma girişti. Kendi proleter savaşım silahı ile, proletarya, Rusya'ya, o zamandan beri bozmak, budamak ve güdükleştirmekten başka bir şey yapılmayan tüm bu "anayasa"yı -eğer böyle denebilirse- kazandırdı. Proletarya, 1905 Ekiminde, altı ay önce, Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi Bolşevik III. kongresinin, siyasal yığın grevi ile ayaklanmayı birleştirmenin önemi üzerine dikkati özel olarak çeken kararının sözettiği taktik savaşım aracını uyguladı; ve tüm "devrimci kargaşalık" dönemini, 1905'in tüm son üç ayını, işte bu birleştirmenin ta kendisi belirler. Böylece, bizim küçük-burjuva ideoloğumuz, gerçekliği en küstahça, en açık bir biçimde bozmuştur. Marksist teori ile "devrimci kargaşalık"ın pratik deneyimi arasında bir ayrılığa tanıklık eden bir tek olgu göstermemiş, "bütün sosyal-demokrat ilke ve fikirler"in, "sosyal-demokrat dünya görüşünün tüm temelleri"nin parlak bir doğrulamasını vermiş bulunan bu kargaşalığın özsel özelliğini gizlemeye kalkışmıştır.

      Gene de bay Blank'ı, bu "kargaşalık" dönemi boyunca marksist ilke ve fikirlerin yokoldukları yolundaki şaşılacak derecede yanlış kanıyı benimsemeye götüren gerçek dürtü nedir? Bu olgunun incelenmesi büyük bir yarar sağlar: bize küçük-burjuva anlayışını siyasal alandaki gerçek doğasını bir kez daha gösterir.

      "Devrimci kargaşalık" dönemi ile güncel dönem, "kadetler" dönemi arasındaki fark, çeşitli siyasal eylem araçları bakımından, halkın çeşitli tarihsel yaratma yöntemleri bakımından, başlıca neye dayanır? İlkin ve özellikle, "kargaşalık" dönemi boyunca, siyasal yaşamın öbür dönemlerinde bilinmeyen özel yöntemlerin uygulanmış olmasına, işte bu yöntemlerin en önemlileri: 1° hukuksal olmayan yoldan elde edilmiş, ne yasa, ne de kısıtlama tanıyan siyasal özgürlüğün halk tarafından "fethi" (üniversitelerde de olsa, toplanma özgürlüğü, basın, haberleşme, kongre, vb. özgürlüğü); 2° yeni devrimci iktidar organları kurulması: işçi, asker, demiryolcu, köylü temsilcileri sovyetleri, kentlerde ve kırlarda yeni yetkeler, vb., vb.. Halkın salt devrimci katmanları tarafından, her türlü yasallık ve tüm kurallar dışında, halkın kendiliğinden yaratması ürünü olarak, eski polis engellerinden kurtulmuş ya da kurtulmakta olan halkın etkinliklerinin dışavurumu olarak, salt devrimci yoldan kurulmuş organlar. (sayfa 234) Bu organlar, ensonu, embriyoner yapıları ve kendiliğinden, biçimsiz niteliklerine, bileşim ve işleyişlerinin gerileyip bozulmasına karşın, iktidar organları idiler. Örneğin, basımevlerini egemenliği altına alan (Petersburg'da) devrimci halkın haklarını kullanmasını engellemek isteyen polis memurlarını tutuklayan bu organlar (yeni iktidarın falanca organının daha güçsüz, ve eski iktidarın daha güçlü bulunduğu Petersburg'da bunun da örnekleri görüldü), iktidar olarak davranıyorlardı. Tüm halkı artık eski hükümete para vermemeye çağıran bu organlar, iktidar olarak davranıyorlardı. Hükümetin paralarına elkoyuyor (Güney demiryolcuları grev komitesi) ve bu paraları yeni halk hükümetinin gereksinmeleri için kullanıyorlardı; bu organlar, sözgötürmez bir biçimde, yeni bir halkçı, ya da eğer isterseniz, devrimci hükümetin çekirdekleri idiler. Siyasal ve toplumsal nitelikleri bakımından, bu hükümet, tohum durumunda, halkın devrimci öğelerinin diktatörlüğü idi; bu sizi şaşırtıyor mu, bay Blank ve bay Kisewetter? Siz bunda, burjuvalar için diktatörlüğün eşdeğeri olan "pekiştirilmiş güvenlik"i görmüyor musunuz? Bilimsel diktatörlük kavramı üzerine hiçbir fikriniz olmadığını, size daha önce söylemiştik. Birazdan size bu fikri vereceğiz, ama ilkin "devrimci kargaşalık" döneminin üçüncü eylem "yöntem"ini belirteceğiz: halkı ezen kimselere karşı, halk tarafından zor kullanılması.

      Yukarda betimlenen iktidar organları, tohum durumunda, diktatörce idiler, çünkü bu iktidar, nereden gelirlerse gelsinler, başka hiçbir iktidar, hiçbir kural tanımıyordu. Sözcüğün en dar anlamında güce dayanan, yasadışı, sınırsız iktidar, diktatörlük işte budur. Ama yeni iktidarın dayandığı ve dayanmak istediği güç, ne bir avuç askerin elindeki süngü gücü, ne "polis komiserliğî" gücü, ne para gücü, ne de eski kurumlardan herhangi birinin gücü idi. Hiçbiri değildi. Yeni iktidar organlarının elinde ne silah, ne para, ne de eski kurumlar vardı. Düşünebiliyor musunuz bay Blank ve bay Kisewetter, güçlerinin eski zor araçları ile hiçbir ilişkisi, eski iktidarın polis ve öbür organlarının bastırmasına karşı halkın pekiştirilmiş güvenliğinden başka bir "pekiştirilmiş güvenlik" ile hiçbir ilişkisi yoktu.

      Öyleyse bu güç neye dayanıyordu? Halk yığınına dayanıyordu. İşte bu yeni iktidarı, daha önceki tüm eski iktidar organlarından (sayfa 235) tepeden tırnağa ayıran şey. Eski organlar, bir azınlığın halk üzerindeki, işçiler ve köylüler yığını üzerinde- - ki iktidar organları idiler. Yeni organlar ise, halkın, işçilerin ve köylülerin, bir azınlık üzerindeki, bir avuç polis baskıcısı üzerindeki, bir avuç soylu ve ayrıcalıklı memur üzerindeki iktidar organları idiler. Halkın üzerindeki diktatörlük ile devrimci halk diktatörlüğü arasındaki fark budur, bunu aklınızda iyi tutun bay Blank ve bay Kisewetter! Bir azınlığın diktatörlüğü olan eski iktidar kendini ancak polis önlemleri ile, halk yığınlarını iktidara katılmaktan uzaklaştırmak, iktidarı denetlemekten uzaklaştırmak ile ayakta tutabilirdi. Eski iktidar, yığınlardan sistemli olarak kuşkulanıyor, ışıktan korkuyor, varlığını yalanla sürdürüyordu. Büyük çoğunluğun diktatörlüğü olan yeni iktidar ise kendini ancak büyük yığına güven sayesinde, tüm yığını en özgür, en geniş ve en güçlü bir biçimde iktidara katılmaya çağırdığı için ayakta tutabilirdi ve tutabiliyordu. Saklı, gizli, buyruk altında, biçimsel hiçbir şey yok. İşçi misin? Rusya’yı bir avuç polis baskıcısının boyunduruğundan kurtarmak için savaşmak istiyor musun? Yoldaşımızsın. Hemen, beklemeden, seç temsilcini; istediğini seç, onu, işçi temsilcileri sovyetimizin, köylü komitemizin, asker vekilleri sovyetimizin vb., vb. eşit haklara sahip üyesi olarak seve seve ve sevinçle karşılayacağız. Aydınlıkta, yığınların gözü önünde davranan, yığınların katılabilecekleri, doğrudan doğruya yığınlardan çıkan bir iktidar, halk yığınlarının dolaysız ve aracısız organı, onların iradelerinin dışavurumudur bu. Böyle bir şeydi yeni iktidar, ya da daha doğrusu onun tohumu, çünkü eski iktidarın zaferi, yeni bitkinin genç filizlerini çok çabuk ezdi.

      Bay Blank ve bay Kisewetter, belki "diktatörlük" ve "zor"un burada ne işleri olduğunu soracaksınız. Büyük yığının bir avuç kimseye karşı zor kullanma gereksinmesi mi var? Onmilyonlarca ve yüzmilyonlarca insan, binlerce, onbinlerce insan üzerinde diktatörlük uygulayabilir mi?

      Proletarya teriminin kendileri için yeni bir anlamda ilk kez olarak kullanıldığını gören kimselerin genellikle sorduklan sorudur bu. Polis iktidarı ve polis diktatörlüğünden başka bir şey görmemeye alışılmış. Polissiz bir iktidar, polis diktatörlüğü olmayan bir diktatörlük olabilmesi onlara garip görünüyor. Siz milyonlarca insanın, binlerce insana karşı zor (sayfa 236) kullanma gereksinmeleri olmadığını mı söylüyorsunuz? Yanılıyorsunuz, ve olayı kendi gelişmesi içinde dikkate almadığınız için yanılıyorsunuz. Yeni iktidarın gökten düşmediğini, ama eskisine koşut olarak, ona karşıt olarak, ona karşı savaşım içinde ortaya çıkıp geliştiğini unutuyorsunuz. İktidar araç ve organlarını ellerinde tutan baskıcılara karşı zor kullanmaksızın, halkı bunlardan kurtarmak olanaksızdır.


      İşte, bay Blank ve bay Kisewetter, size bir kadetin aklının almadığı, "ona başdönmesi veren" o yüksek bilgeliği özümlemenizi sağlayacak küçük bir örnek. Avramov'un Spiridonava'ya işkence ettiğini ve ona acı çektirdiğini düşünün. Spiridonava”nın onlarca ve yüzlerce silahsız adamı olsun. Avramov'un da bir avuç Kazağı. Eğer Spiridonava'ya bir zindandan başka bir yerde işkence edilseydi, halk ne yapardı? Avramov ve avanesine karşı zora başvururdu. Belki Avramov tarafından öldürülen birkaç savaşçıyı yitirirdi, ama eğer onlara adam denebilirse, büyük bir olasılıkla bu adamlardan birkaçını da öldürerek, Avramov ile Kazakları zorla silahsızlandırırdı. Sağ kalanlarına gelince, taşkınlıklarına son vermek ve halk adaletinin önüne çıkarmak üzere, onları da hapishanenin birine atardı.

      Görüyorsunuz bay Blank ve bay Kisewetter, Avramov ve Kazakları Spiridonava'ya acı çektirdikleri zaman, halk üzerinde uygulanan asker ve polis diktatörlüğüdür bu. Devrimci (yalnızca yüreklendirmeye ve öğüt vermeye, üzüntü bildirmeye, kınamaya, ağlamsamaya ve ağlayıp sızlamaya değil, baskıncılara karşı savaşmaya yetenekli, sınırlı küçük-burjuva değil, ama devrimci) halk, Avramov ve benzerlerine karşı zor kullandığı zaman ise, devrimci halkın diktatörlüğü vardır. Bal gibi diktatörlüktür bu, çünkü halkın Avramov üzerindeki, hiçbir yasanın sınırlandırmadığı iktidarıdır (bir küçük-burjuva, belki Spiridonava'mn Avramov'un elinden zorla alınması olgusuna karşı çıkardı: çünkü, ensonu, bu iş "yasadışı"dır! Ve, Avramov'un öldürülmesine izin veren bir "yasa" var mıdır? Bazı küçük-burjuva ideologlar, kötülüğe zorla karşı konmaması yolunda bir teori icat etmediler mi?). Bilimsel diktatörlük kavramı, hiçbir şeyin sınırlandırmadığı, hiçbir_.yasanın, hiçbir kuralın gemlemediği, ve doğrudan doğruya zora dayanan bir iktidara uygun düşer. Diktatörlük kavramı bundan başka hiçbir şey değildir; bunu aklınızda (sayfa 237) iyi tutun, kadet baylar. Sonra, verdiğimiz örnek aracıyla, halk diktatörlüğünün sözkonusu olduğunu görüyoruz; çünkü halk, henüz örgütlenmemiş ve belli bir yerde "rasgele" toplanmış bulunan nüfus yığını, kendiliğinden ve doğrudan doğruya savaşıma girer. Adaleti yerine getirir, cezalandırır, iktidarı kullanır, yeni bir devrimci hukuk kurar. Ensonu, devrimci halkın diktatörlüğü sözkonusudur. Neden devrimci halkın da, tüm halkın değil? Çünkü Avramov'ların marifetlerinden durmadan en kötü biçimde acı çeken halk yığını içinde maddi olarak çökmüş, örneğin kötülüğe zorla karşı koymama teorisi aracıyla tinsel olarak yalnız, çökmüş, ya da bir teori aracıyla değil, ama düpedüz önyargılar, alışkılar, görenek yüzünden çökmüş kimseler vardır: ilgisiz kişiler, keskin savaşımdan uzaklaşmayı, önem vermemeyi, hatta saklanmayı yeğleyen küçük-burjuvalar, darkafalı denilen kimseler (gene de bunların başına bela çabuk gelir!). İşte bu yüzden diktatörlüğü tüm halk değil, ama yalnızca halkın tümünden gene de hiç korkmayan, davranışlarının dürtü ve ayrıntılarını ona bildiren, tüm halkı sadece devlet yönetimine değil, ama iktidarın ve devlet örgütünün ta kendilerine de katılmaya seve seve çağıran devrimci halk uygular.

      Böylece, bu basit örnek, bilimsel "devrimci halk diktatörlüğü" ile "asker ve polis diktatörlüğü" kavramlarının tüm öğelerini içinde saklar. Ve bilgin bir kadet profesörün bile anlayabileceği bu basit örnek, toplumsal yaşamın daha karmaşık olaylarına geçmemizi sağlar.

      Sözcüğün dar ve ilk anlamında bir devrim, halk yaşamındaki, Avramov'ların marifetlerine karşı yüzyıllar boyunca birikmiş nefretin, sözde değil, ama eylemde, tek tek kişilerin değil, ama milyonlarca insanı kapsayan halk yığınlarının eyleminde patlak verdiği bir dönemin ta kendisidir. Halk uyanır ve kendisini Avramov'lardan kurtarmak için ayaklanır. Halk, Rus yaşamının sayısız Spiridonava'larını Avramov'lardan kurtarır, Avramov'lara karşı zor kullanır, Avramov'lar üzerinde iktidar kurar. Kuşkusuz bu iş, yukarda verilmiş ve profesör bay Kisewetter yararına tarafımızdan basitleştirilmiş bulunan örnekte olduğu kadar basit ve "bir anda" olmaz; halkın Avramov'lara karşı bu savaşımı, sözcüğün dar ve ilk anlamındaki bu savaşım, Avramov'ların halk tarafından bu iktidardan edilmesi, aylar ve yıllar süren (sayfa 238) bir "devrimci kargaşalık" gerektirir. Avramov'ların halk tarafından iktidardan edilmesi, büyük Rus devrimi denilen şeyin gerçek içeriğinin ta kendisini oluşturur. Tarihsel yaratma yöntemleri bakımından, bu iktidardan etme, devrimci kargaşalıktan sözederken betimlemiş bulunduğumuz biçimler içinde gerçekleşir: siyasal özgürlüğün, yani Avramov'ların karşı çıktıkları özgürlüğün halk tarafından fethi; halk tarafından yeni bir devrimci iktidarın, Avramov'lara karşı eski polis rejimi baskıcılarına karşı yöneltilmiş bir iktidarın kurulması; o kuduz köpekleri, bütün o Avramov'ları, o Durnovo'ları, o Dubasov'ları, o Min'leri vb., vb. uzaklaştırmak, silahsızlandırmak, zararsız duruma getirmek için, Avramov'lara karşı zora başvurma.

      Halkın, özgürlüğün fethi, açıkça kimse tarafından tanınmayan yeni bir devrimci iktidarın kurulması kadar yasadışı, düzensiz, us-dışı, sistematik olmayan savaşım araçlarını kullanması, halkın baskıcılarına karşı zor uygulaması iyi bir şey midir? Evet, çok iyi bir şeydir. Halkın özgürlük savaşımının en yüce dışavurumudur bu. Rusya’nın en iyi insanlarının özgürlük düşlerinin, bir gerçeklik, tek tek kahramanların değil halk yığınlarının bir yapıtı durumuna geldikleri büyük bir çağın gelmesidir bu. Örneğimizdeki Spiridonava'nın, Avramov'un pençelerinden yığın tarafından kurtarılması, Avramov'un zorla silahsızlandırılması ve zararsız duruma getirilmesi kadar iyi bir şeydir bu.

      Ama kadetlerin art düşünce ve korkularının merkez noktasına işte burada yanaşıyoruz. Bir kadet, küçük-burjuva ideologunun ta kendisidir, çünkü siyaset, halkın kurtuluşu, devrim gibi konulara, bizim Avramov tarafından Spiridonava ya yapılan işkenceler örneğimizde, kalabalığı önlemeye kalkışan, ona yasaya karşı gelmemeyi, işkence edilen adamı, yasal iktidar adına davranan bir işkencecinin elinden kurtarmakta ivecenlik göstermemeyi öğütleyen sokaktaki adam açısından bakar. Gerçi bizim örneğimizde, bu darkafa, yalnızca tinsel bir canavar olurdu, ama, toplumsal yaşam bütününe uygulanınca, küçük-burjuvanın tinsel canavarlığı, yineleyelim, hiçbir zaman bireysel değil, belki burjuva ve hamkafa hukuk biliminin -kafalarda iyice kök salmış-- önyargıları ile koşullanmış toplumsal bir niteliktir.

      Neden bay Blank, "kargaşalık" dönemi boyunca, tüm (sayfa 239) marksist ilkelerin unutulmuş bulundukları olgusunu, tanıtlanmaya gereksinme olmayan bir olgu olarak görüyor? Çünkü, özgürlüğün fethi, devrimci iktidarın kurulması, halk tarafından zora başvurulması gibi "ilkeler"i, marksist-olmayan ilkeler olarak gördügünden, marksizmi bozuyor ve brentanizm durumuna getiriyor. Bu görüş bay Blank'ın tüm makalesinde, ve yalnızca onunkinde değil, ama Bez Zaglavya bernştayncıları bay Prokopoviç, bayan Kuskova ve başka kim varsa onlara değin ve onlar dahil, bugün kadet sevgisi yüzünden Plehanov'un değerini öven tüm kadetlerin, tüm liberal ve radikal kamp yazarlarının makalelerinde de buram buram tüter.

      Bu görüşün nasıl doğdugunu ve neden doğması gerektiğini inceleyelim.

      Bu görüş, doğrudan doğruya Batı Avrupa sosyal-demokrasisinin bernştayncı ya da daha genel bir biçimde söylemek gerekirse, oportünist anlayışından doğmuştur. Batıda "ortodoks"ların sistemli olarak ve tüm cephe üzerinde yüzündeki maskeyi çıkardıkları bu anlayışın yanılgıları, bir başka yaldız ile ve bir başka bahane altında, bugün "elaltından" Rusya'ya ithal edilmiş bulunuyorlar. Bernstein yandaşları, marksizmi, doğrudan doğruya devrimci yönü dışta kalmak üzere kabul ediyorlardı ve kabul ediyorlar. Parlamenter savaşımı, özellikle tarihin bazı belirli dönemlerinde geçerli savaşım araçlarından biri olarak değil, ama savaşımın, "zor"u, "fetih"i, "diktatörlük"ü yararsız duruma getiren başlıca ve hemen hemen tek biçimi olarak görüyorlar. Plehanov'un değerini öven bay Blank ve öbür liberal baylar, bugün Rusya'ya marksizmin işte bu kaba, küçük-burjuva bozulmasını sokuşturuyorlar. Bu bozulmayı öylesine benimsemişlerdir ki, devrimci kargaşalık dönemi sırasında marksist fikir ve ilkelerin unutulmuş bulunduklarının tanıtlanmasını bile gerekli görmüyorlar.

      Neden bu görüşün ortaya çıkması gerekiyordu? Çünkü bu görüş, küçük-burjuvazinin sınıf durumuna ve çıkarlarına tastamam uygun düşer. "Arıtılmış" burjuva toplum ideoloji-, si, devrimci halkın "kargaşalık" döneminde kullandığı ve' devrimci sosyal-demokrasinin uygulanmasını onadığı ve buna yardım ettiği yöntemler dışında, sosyal-demokrasinin bütün savaşım yöntemlerini kabul eder. Burjuvazinin çıkarları, (sayfa 240) proletaryanın otokrasiye karşı savaşıma katılmasını gerektirir, ama yalnızca proletarya ve köylülüğün egemenliğine dönmeyen bir katılmayı, polis iktidarı, otokrasi ve toprak köleliğinin eski organlarını büsbütün ortadan kaldırmayan bir katılmayı. Burjuvazi bu organları, yalnızca kendi dolaysız denetimi altına alarak korumayı ister; bu organlar proletaryaya karşı ona gereklidir, çünkü bütünsel yıkılmaları proleter savaşımı çok kolaylaştırır. Sınıf olarak burjuvazinin çıkarları, krallık ve yüce meclisi, devrimci halk diktatörlüğünün olanaksızlaştırılmasını, işte bu nedenle gerektirir. Burjuvazi, proletaryaya: otokrasiye karşı savaş, ama benim gereksinme duyduğum eski iktidar organlarına dokunma, der. "Parlamenter planda", yani benim, krallık ile uyuşarak, sana saptayacağım sınırlar içinde savaş; merkez grev komiteleri, işçi, asker, vb. temsilcileri sovyetleri gibi örgütler aracılığı ile değil, ama krallık ile uyuşarak, benim tarafımdan yayınlanmış bulunan yasanın tanıdığı, sınırlandırdığı ve Sermayeye karşı zararsızlaştırdığı örgütler aracılığı ile savaş...

      Öyleyse, "kargaşalık" döneminden, burjuvazinin neden küçümseme, horgörürlük, öfke ve nefret ile, ama Dubasov tarafından savunulan anayasal dönemden, neden esrime, kendinden geçme ve küçük-burjuvazinin... gericilik için duyduğu sonsuz sevgi ile sözettiğini anlamak güç değil. Hep kadetlerin aynı ayırdedici, sürekli ve değişmez belirtisi: halka dayanma isteği ve halkın devrimci girişkenliğinden korku.

      Burjuvazinin "kargaşalık"tan neden ateşten çok korktuğunu, yeni bir devrimci bunalımın öğelerini neden bilmezden gelip elçabukluğuna getirdiğini, anayasal düşleri halk içinde neden besleyip yaydığını anlamak da güç değil. Bay Blank, bütün küçük-burjuvalar gibi, marksizmi, kendi devrimci içeriği dışta kalmak üzere kabul eder, sosyal-demokrat savaşım yöntemlerini, en devrimci ve en dolaysız biçimde devrimci olan yöntemler dışta kalmak üzere kabul eder.
      Bay Blank'ın "kargaşalık" dönemi karşısındaki tutumu, burjuvazinin proleter hareketleri anlama yetersizliğine, burjuva sert ve kesin savaşımdan korkusuna, toplumsal ve tarihsel sorunların sonuca bağlanmasında, eski kurumları kırıp parçalayan ve sözcüğün gerçek anlamıyla devrimci olan sert yöntemlerin bütün belirtilerine karşı burjuva nefretine (sayfa 241) bir örnek olarak, son derece belirticidir. Bay Blank kendini ele vermiş, sınırlı burjuva anlayışını ortaya koymuştur. Kargaşalık dönemi boyunca, sosyal-demokratların "yanlışlıklar" yaptıklarının söylendiğini duyup okumuş, (en küçük bir fikrine sahip olmadığı!) marksizmin tüm "ilke"lerinin unutulduğu sonucuna varmak ve bunu damdan düşercesine açıklamakta ivedilik göstermiştir. Bu "yanlışlıklar" konusunda soracağız: işçi hareketinin gelişmesinde, sosyal-demokrasinin gelişmesinde, şu ya da bu yanlışlıkların yapılmadığı bir dönem hiç olmuş mudur? Sağa ya da sola doğru dalgalanmaların görülmediği bir dönem hiç olmuş mudur? Almanya sosyal-demokrasisi parlamenter savaşım dönemi tarihi, dünyanın tüm sınırlı burjuvaları için son, aşılmaması gereken bir sınır gibi görünen bu dönem, bu türlü "yanlışlıklar" ile dolu değil midir? Eğer bay Blank sosyalizm sorunlarını hiç mi hiç bilmeyen biri olmasaydı, Mülberger ve Dühring'i, Dampfersubvention,
[76*] "gençler"i[77*] bernştayncılık sorunlarını ve daha başka birçok şeyi kolayca anımsardı. Ama onun için önemli olan şey sosyal-demokrasinin gerçek gelişmesinin irdelenmesi değildir, kendi kadet partisinin burjuva yoksulluğunu yüceltmek için, proleter savaşımın genişliğini azaltmak ona yeter.
      Gerçeklikte, eğer olup bitenleri, sosyal-demokrasinin alışılmış, "normal" yolundan sapması bakımından incelersek, bu bakımdan da, "devrimci kargaşalık" döneminin, daha önceki döneme oranla sosyal-demokrasinin daha küçük değil, ama daha büyük bir birlik ve ideolojik bütünlüğe tanıklık ettiğini görürüz. "Kargaşalık" döneminin taktiği, sosyal-demokrasinin iki kanadını ayırmamış, ama yaklaştırmıştır. Daha önceki anlaşmazlıklar yerine, silahlı ayaklanma sorunu üzerinde bir görüş birliği yaratılmıştır. Her iki bölüntüden sosyal-demokratlarda, işçi temsilcileri sovyetleri, bu özgün nitelikteki embriyoner devrimci iktidar organları içinde çalışmış, askerleri ve köylüleri bu organlara sokmuş, küçük-burjuva devrimci partiler ile birlikte devrimci bildirgeler yayınlamışlardır. Devrim-öncesi dönemin eski tartışmaları, yerlerini pratik sonuçlardaki dayanışıklığa bırakmışlardır. Devrimci dalganın yükselmesi, bir savaş taktiği kabul etmeye zorlayarak, Duma sorununu uzaklaştırarak, gündeme ayaklanma sorununu koyarak, sosyal-demokrasi ile devrimci (sayfa 242) burjuva demokrasisini birbirlerine yaklaştırarak, fikir ayrılıklarını bastırıyordu.
Severni Golos'da,[78*] menşevikler ve bolşevikler, grev ve ayaklanmaya birlikte çağırıyor, işçilere iktidar ellerinde olmadıkça savaşımdan vazgeçmemelerini söylüyorlardı. Pratik sloganları, devrimci ortamın kendisi telkin ediyordu. Tartışma yalnızca olayları değerlendirmenin ayrıntıları üzerinde oluyordu. Örneğin Naçalo,[79*] işçi temsilcileri sovyetlerini, devrimci öz-yönetim (auto-administration) organları olarak kabul ediyor, Novaya Jizn[80*] bu sovyetlerde proletarya ile devrimci demokrasiyi birleştiren embriyoner devrimci iktidar organları görüyordu. Naçalo proletarya diktatörlüğüne doğru eğilim gösteriyordu. Novaya Jizn, proletarya ile köylülüğün demokratik diktatörlüğü görüşünü benimsiyordu. Ama tüm Avrupa sosyalist partilerinin bütün gelişme uğraklarında, sosyal-demokrasi içinde benzer görüş ayrılıkları görmüyor muyuz?
      Hayır, olup bitenlerin bay Blank tarafından bozulması, dünkü tarihin açıkça değiştirilmesi, yalnızca ve yalnızca, bir burjuva bayağılığı örneği karşısında, kendisi için devrimci kargaşalık dönemleri çılgınlık ("bütün ilkeler unutulmuştur", "düşünce ve sağduyu hemen tamamen yokolurlar") oysa devrimin ezilme ve (Dubasov'lar tarafından korunan) küçük-burjuva "ilerleme" dönemleri ise usa-uygun etkinlik dönemleri olan kendini beğenmiş bir birey karşısında olmamız olgusu ile açıklanırlar. Bay Blank'ın tüm makalesinin dokusunu, iki dönemin ("kargaşalık" dönemi ile kadetler dönemi) bu karşılaştırmalı değerlendirmesi oluşturur. İnsanlık tarihi bir lokomotif hızı ile ilerleyeceği zaman, "kargaşalık", "sel", bütün "ilke ve fikirler"in "yokolması"dır bu. Tarih bir kağnı hızı ile ilerlediği zaman, o zaman us ve uzun uzun düşünülmüş planlar sözkonusudur. Halk yığınlarının kendileri, yepyeni basit zihniyetleri, sade ve sert kararlılıkları ile, tarihi yapmaya, "ilke ve teoriler"i doğrudan doğruya ve dolaysız bir biçimde olgular içine aktarmaya başladıkları zaman, o zaman burjuva korkuya kapılır ve "usun geri plana çekildiği"ni haykırır (tam tersi değil mi, ey küçük-burjuva kahraman? Tarihte tek tek kişilerin bilgeliği yerine, yığınların bilgeliğinin kendini gösterdiği anlar, tam da bu anlar değil mi? Yığınların bilgeliğinin, soyut bir güç olmaktan çıkıp, canlı ve geçerli bir güç durumuna geldiği zaman, bu zaman değil (sayfa 243) mi?). Yığınların kendiliğinden hareketi, kurşuna dizmeler, idamlar, sopalar, işsizlik ve açlık ile ezildiği zaman, bütün duvar çatlaklarından Dubasov tarafından beslenen profesörler biliminin tahtakuruları çıktıkları ve yığınların çıkarlarını bir avuç ayrıcalıklı yararına satarak ve onlara ihanet ederek, işleri halk için ve yığınlar adına düzenlemeye koyuldukları zaman, o zaman küçük-burjuvazi şövalyelerine, dingin ve barışık ilerleme çağı başlıyormuş, "düşünce ve usun sırası geliyor"muş gibi görünür. Burjuva her yerde ve her zaman kendi kendine bağlı kalır; ister Polyarnaya Zvezda'yı, ister Naşa Jizn'i alın;
[81*] ister Struve'yi, ister Blank'ı okuyun, her yerde hep aynı şey, her yerde hep devrimci ve reformist dönemlerin, o sınırlı, profesörce ve bilgiç, donmuş ve bürokratik değerlendirmesi. Birinciler çılgınlık, "tolle jahre", düşünce ve usun yokolması dönemleridirler. İkinciler ise, "bilinçli ve sistemli" bir etkinlik dönemleri.

      Sözlerimi yanlış yorumlamayın, burada, bay Blank ve hempalarının şu ya da bu dönemi yeğ tuttuklarından sözettiğimi söylemeyin. Yeğ tutma hiçbir zaman sözkonusu değil; tarih dönemlerinin birbiri ardından gelmesi bizim öznel yeğlemelerimize bağlı değil. Gerçek şu ki, şu ya da bu dönemin özelliklerinin tahlilinde (yeğleme ya da yakınlık duygularımızdan tamamen bağımsız olarak), bay Blank ve hempaları, gerçeği, küstahça bozuyorlar. Gerçek şu ki, devrimci dönemler, küçük-burjuva, kadet ve reformist dönemlere bakarak, kendilerini daha geniş bir güçlülük, daha büyük bir zenginlik, daha yüksek bir bilinç, daha büyük bir yöntem ve sistemleştirme anlayışı, daha büyük bir gözüpeklik ve daha büyük bir tarihsel yaratma parlaklığı ile belli ederler. Oysa, bay Blank ve hempaları herşeyi tersine gösteriyorlar. Yoksulluğu, tarihsel yaratma zenginliği olarak yutturmak istiyorlar. Ezilmiş ya da bastırılmış yığınların etkinlik yokluğunu, memurların, burjuvaları etkinliğindeki "sistem anlayışı"nın zaferi olarak görüyorlar. Yasa tasarılarının her soydan kalem efendileri tarafından, liberal "penny-oliner"ler*** tarafından bürokratik oymacılığı yerine, halkı bastırma organlarını düpedüz, dobra dobra, hemen yıkan, iktidarı, halkın her türlü sömürücüsünün özgürlüğü olarak görülen şeyi (sayfa 244) eline alan "aşağılık halk"ın dolaysız bir siyasal eylem dönemi geçtiği zaman, kısaca söylemek gerekirse, milyonlarca ezilmişin düşünce ve usu, yalnızca broşürler okumak için değil, ama eylem için, canlı, insanal eylem için, tarihsel yaratma için uyandığı zaman, onlar düşün ve usun yokolduğunu haykırıyorlar."
[82*]

      Rusya'da, 1905-1906'da, diktatörlük üzerindeki tartışmalar böyle idi.

      Almanya'da Dittmann'lar, Kautsky'ler, Grispieri’ler, Hilferding'ler, Fransa'da Longuet'ler ve hempaları, İtalya’da Turati'ler ve dostları, Büyük-Britanya'da MacDonald'lar ve Snowden'ler vb., diktatörlüğü tıpkı Rusya'da bay Blank ve kadetlerin 1905'te düşündükleri gibi düşünüyorlar. Diktatörlüğün ne olduğunu anlamıyor, onu hazırlamayı bilmiyor, onu anlama ve gerçekleştirmede yeteneksiz bulunuyorlar.
     
      20 Ekim 1920
      1920'de yayınlanmıştır.
     
      Notlar:
      * Marx, Yazınsal Kalıt. -ç.
      ** Din bilginleri meçlisi. -ç.
      *** Satırı bir metelik kötü yazarlar. -ç.

KOMÜNİST ENTERNASYONAL II. KONGRESİNİN TEMEL GÖREVLERİ ÜZERİNE TEZLER