KÜTÜPHANE | LENIN

Viladimir İliç Lenin Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm

 

GELİŞEN EMPERYALİST EKONOMİZM EĞİLİMİ

P. KİEVSKİ'YE (Y. Piyatakov) YANIT

MARKSİZMİN BİR KARİKATÜRÜ VE EMPERYALİST EKONOMİZM

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
 Savaşa ve "Ata Topraklarının Savunulması"na Karşı Marksist Tutum
"Yeni Çağı Anlayışımız" .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
Ekonomik Tahlil Nedir? .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
Norveç Örneği .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
"Bircilik ve İkicilik"  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
P. Kievski'nin Ortaya Attığı ve Çarpıttığı Öteki Siyasal Konular
Sonuç. Aleksinski Yöntemleri   .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .

Açıklayıcı Notlar


GELİŞEN EMPERYALİST EKONOMİZM EĞİLİMİ [1]
      1894-1902 yılları arasında görülen eski ekonomizmin[2] mantığı şuydu: narodnik[3] teoriler çürütülmüştür; Rusya'da kapitalizm zafer kazanmıştır. Bu durumda siyasal devrim sorunu sözkonusu olamaz. Pratik vargı şudur: Ya "iktisadi savaşım işçilere">

KÜTÜPHANE | LENIN

Viladimir İliç Lenin Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm

 

GELİŞEN EMPERYALİST EKONOMİZM EĞİLİMİ

P. KİEVSKİ'YE (Y. Piyatakov) YANIT

MARKSİZMİN BİR KARİKATÜRÜ VE EMPERYALİST EKONOMİZM

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
 Savaşa ve "Ata Topraklarının Savunulması"na Karşı Marksist Tutum
"Yeni Çağı Anlayışımız" .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
Ekonomik Tahlil Nedir? .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
Norveç Örneği .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
"Bircilik ve İkicilik"  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .
P. Kievski'nin Ortaya Attığı ve Çarpıttığı Öteki Siyasal Konular
Sonuç. Aleksinski Yöntemleri   .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .  .

Açıklayıcı Notlar


GELİŞEN EMPERYALİST EKONOMİZM EĞİLİMİ [1]
      1894-1902 yılları arasında görülen eski ekonomizmin[2] mantığı şuydu: narodnik[3] teoriler çürütülmüştür; Rusya'da kapitalizm zafer kazanmıştır. Bu durumda siyasal devrim sorunu sözkonusu olamaz. Pratik vargı şudur: Ya "iktisadi savaşım işçilere, siyasal savaşım liberallere bırakılmalıdır" —bu sağa doğru bir sıçrayıştır— ya da siyasal devrim yerine, sosyalist devrim için genel greve gidilmelidir. Bu sola doğru sıçrayış, doksanların sonuna doğru bir Rus ekonomistin, şimdilerde unutulan bir broşüründe[4] savunulmuştur.

      Şimdi yeni bir ekonomizm doğuyor. Onun mantığı da benzer biçimde, iki sıçrayış üzerine kuruludur: (sayfa 7) "Sağa doğru" — biz "kendi kaderini tayin hakkına" karşıyız (yani ezilen halkların kurtuluşuna, toprak ilhaklarıyla savaşıma karşıyız — bu henüz tam olarak düşünülmüş ya da açıkça belirtilmiş değildir). "Sola doğru" — biz, sosyalist devrimle "çatıştığı" için, asgari programa karşıyız (yani reformlar ve demokrasi için savaşım verilmesine karşıyız).

      Gelişen bu eğilimin, 1915 ilkyazında yapılan Bern konferansında birçok yoldaşa açıkça anlatılmasından bu yana bir yılı aşkın bir süre geçti. İyi bir talih eseri, bu emperyalist ekonomizm düşüncelerinde, o zaman konferans boyunca, yalnız bir yoldaş sonuna kadar direnmiş, özel "tezler" halinde de yazmıştı, o yoldaşı herkes reddetti. Hiç kimse bu tezleri benimsememişti.
[5]

      Daha sonra, (sorunun, yukarda anılan "tezler"in genel çizgisiyle ayrılmaz biçimde bağlı olduğunu anlayamayan) iki kişi, bu yoldaşın, kendi kaderini tayin hakkına karşı çıkan tezlerini benimsedi.
[6] Ne var ki, Şubat 1916'da, Enternasyonal Sosyalist Kurul Bülteni'nin 3. sayısında "Hollanda programi"nın yayınlanması,[7] bu "yanlış anlayış"ı derhal gözler önüne serdi ve ilk tezlerin yazarını, bir kez daha, kendi emperyalist ekonomizmini yeniden ifade etmeye zorladı; üstelik iddia edildiği gibi yalnızca "belli bir" soruna ilişkin olarak değil, bütünü içerisinde ifadeye zorladı.

      Sözkonusu yoldaşları tekrar tekrar uyarmak kesin bir zorunluluktur: kendilerini bir bataklığa saplamışlardır; "fikirler"inin, ne marksizmle, ne devrimci sosyal-demokrasiyle hiç bir ortak yanı yoktur. Sorunu, daha fazla "karanlıkta" bırakamayız: böyle bir şey, yalnızca ideolojik kargaşayı besler, bu kargaşayı en kötüsünden kaçamak davranışlara, "özel" çatışmalara, uzayıp giden "sürtüşmeler"e, vb. yöneltir. Tam tersine, bize düşen görev, ortaya atılan sorunların inceden (sayfa 8) inceye düşünülüp tahlil edilmesi ve tartışılması zorunluluğu üzerinde, en kesin ve en güçlü biçimde ısrar etmektir.

      Sotsial-Demokrat
[8] yazıkurulu, (Almanca yeniden basılan Vorbote'nin[9] 2. sayısından) kendi kaderini tayine ilişkin tezlerde,[1*] konuyu kişisel olmayan bir biçimde, ama bütün ayrıntılarıyla, kasıtlı olarak basına yansıttı; kendi kaderini tayinle reformlar için ve demokrasi için savaşılması genel sorunu arasındaki bağlantıyı, işin siyasal yönünün görmezlikten gelinmesine, vb. izin verilmeyeceğini, özellikle vurguladı. Yazıkurulunun tezleri hakkındaki yorumunda, ilk tezlerin (emperyalist ekonomizm tezlerinin) yazarı, Hollanda programıyla dayanışma içine giriyor; böylece, gelişen eğilimin yandaşlarınca ileri sürüldügü gibi, kendi kaderini tayin hakkının "özel" bir sorun olmadığını, genel ve temel bir sorun olduğunu açıkça belirtmiş bulunuyor.

      Hollanda programı, Enternasyonal Sosyalist Kurulun, 5-8 Şubat 1916 tarihleri arasında Bem'de yaptığı toplantıda,
[10] Zimmerwald Solu[11] temsilcilerine sunuldu. Zimmerwald Solunun hiç bir üyesi, hatta Radek bile, programdan yana çıkmadı; çünkü program hiç bir ayrım yapmaksızın, "bankaların devletleştirilmesi", "gümrük tarifelerinin kaldırılması", "senatonun feshi", vb. gibi noktaları içeriyordu. Zimmerwald Solu, hiç bir yorumda bulunmaksızın gerçekte yalnızca omuz silkerek, Hollanda programını, açıkça ve tümüyle, uygun olmayan bir program diye, oybirliğiyle reddetti.

      Buna karşılık, 1915 ilkyazında yazılan ilk tezlerin (sayfa 9) sahibi, programı öylesine sevmişti ki, şöyle konuştu: "Esasen [1915 ilkyazında]
[2*] benim de söylediğim budur. Hollandalılar sorunu düşünüp ortaya koymuşlardır: Onlara göre işin iktisadi yanı bankaların ve büyük-ölçekli üretimin [işletmelerin] devletleştirilmesidir, siyasal yanı ise cumhuriyettir, vb.. Kesinlikle doğru!"
      Oysa gerçek şudur: Hollandalılar "sorunu düşünüp ortaya atmış" değildirler; iyice düşünülmemiş bir program öne sürmüşlerdir. Rusya'nın acı yazgısı, aramızdan bazı kişilerin, iyice düşünülmemiş yeni modalara hemen sarılmalarıdır.

      1915 tezlerinin yazarı, Sotsial-Demokrat yazıkurulunun "kendisi", "bankaların devletleştirilmesi"nde ısrar ettiği ve hele 8. maddede ("Somut Önlemler" maddesinde) "derhal" sözcüğünü (ayrıca "diktatörce önlemler"i) eklediği zaman çelişkiye düştüğü inancındadır. 1915 tezlerinin yazarı, 1915 ilkyazındaki Bern görüşmelerini anımsatarak, "Ben aynı şey için Bern'de nasıl paylanmıştım." diye haykırıyor öfkeyle.

      Yazar şu "küçük" noktayı ya unutuyor, ya görmezlikten geliyor: Sotsial-Demokrat yazıkurulu 8. maddede iki olasılığı açıkça birbirinden ayırmıştır: I. Sosyalist devrim başlamıştır. Bu durumda yazıkurulu, "bankalar derhal devletleştirilmelidir", vb. diyor. II. Sosyalist devrim başlamamamıştır. Bu durumda, bu hoş şeyler üzerinde konuşmayı daha sonraya bırakmamız gerekir.

      Sosyalist devrim, yukarda belirtilen anlamda henüz başlamadığına göre, Hollanda programı yersizdir. Tezlerin yazarı da, siyasal istekleri ("birinci meclisin feshi" gibi istekleri) "toplumsal devrim için siyasal (sayfa 10) formüller" haline dönüştürme şeklindeki eski hatasını yineleyerek (zaten hep aynı noktaya döndüğü görülüyor) programa kendi "derin düşünceleri"ni eklemektedir.

      Bir yıl boyunca durduğu yerde sayan yazar, yine eski hatasına dönüp gelmiştir; talihsizliğinin "özü" buradadır: Rahmetli ekonomizm, kapitalizmin doğuşuyla demokrasi savaşımını nasıl birbirine bağlayamamışsa, o da emperyalizmin doğuşunu reformlar ve demokrasi için verilecek savaşımla nasıl bağlayacağını bilemiyor; bu sorunu çözümleyememiştir.

      Bunun sonucu, emperyalizm döneminde demokratik isteklerin "elde edilemezliği"ne varan bir kargaşadır.
      Bunun sonucu, siyasal savaşımın, bugün, şimdi, derhal ve her zaman için yadsınmasıdır, ki bir marksist buna izin veremez (yalnız bir Rabocaya
Mysıl[12] ekonomisti izin verebilir).

      Bunun sonucu, (rahmetli ekonomizmin, kapitalizmi tanıyıp anlamak yerine onu mazur gösterme çabasına kayması gibi) emperyalizmi tanıyıp anlamak yerine, ısrarla, onu mazur gösterme çabasına ustalıkla "kaymak"tır.

      Falan, filan.
      1915 tezleri yazarının, Sotsial-Demokrat'ın kendi kaderini tayin hakkı konusundaki tezlerini yorumlarken düştüğü yanılgıları ayrıntılarıyla ele almak olanaksızdır, çünkü her satır yanlış. Her şey bir yana, eğer emperyalist ekonomizmin yaratıcıları bir yıl boyunca yerlerinde sayarlarsa ve siyasal konulara karşı ciddi bir tutum takınmak istedikleri takdirde partiye karşı doğrudan görevleri sayılması gereken şeyi, yani "aramızdaki fark" olarak gördükleri konularda düşünülüp taşınılmış, açıkça ortaya konmuş bir beyanda (sayfa 11) bulunmayı inatla reddederlerse, "yorumları"nı yanıtlamak için oturup broşür ya da kitap yazamazsınız.
      İşte bu nedenle ben, yazarın temel yanılgısını nasıl işlediğini ve o yanılgıya nasıl "yenilerini eklediği"ni incelemekle yetinmek zorundayım.
      Yazar benim çelişkiye düştüğüm inancında: 1914'te (Prosveşçeniye'de)
[13] "Batı-Avrupa sosyalistlerinin programlarında"[3*] kendi kaderini tayin hakkını aramanın saçma olduğunu yazdım, fakat 1916'da kendi kaderini tayinin özellikle ivedi olduğunu ilan ediyorum.
      Yazar o "programlar"ın 1875, 1880 ve 1891'de hazırlandığını
[14] aklına getirmiyor (!!).
      Şimdi (Sotsial-Demokrat'ın kendi kaderini tayin tezlerine) yazarın itirazlarını madde madde ele alalım.
      Madde 1. Siyasal sorunları görmeyi ve ortaya koymayı reddeden aynı ekonomist anlayış. Mademki sosyalizm, uluslara zulmedilmesinin siyasal alanda ortadan kaldırılmasının iktisadi temellerini yaratmaktadır, öyleyse yazarımız bu alanda siyasal hedeflerimizi belirlemeyi reddediyor. Bu gülünçtür!

      Mademki utkun proletarya öteki ülkelerin burjuvazilerine karşı savaşları yadsımayacaktır, öyleyse yazarımız uluslara zulmedilmesine ilişkin siyasal hedeflerimizi belirlemeyi reddetmektedir!! Bunlar marksizmin ve mantığın açıktan ihlal edildiğinin örnekleridir, ya da dilerseniz, emperyalist ekonomizmin temel hatalarındaki mantığın ifadesidir.

      Madde 2. Kendi kaderini tayin hakkına karşı olanlar, bu hakkın "elde edilemezliği"ne değinirken devasız bir karışıklığa düşmektedirler.

      Sotsial-Demokrat yazıkurulu, bu hakkın elde edilemezliğinin iki olası yorumunu ve her iki durumdaki hatalarını, onlara izah ediyor.
      Ama, 1915 tezlerinin yazarı gene de, bu hakkın "elde edilemezliği" hakkında kendi görüşünü söylemeye bile çalışmaksızın, dolayısıyla burada iki ayrı şeyin birbirine karıştırıldığına ilişkin bizim açıklamamızı kabul ederek, o karışıklıkta direniyor!!
     
Yazar bunalımları "emperyalist siyasete" bağlıyor; siyasal ekonomi uzmanımız, emperyalizmden önce de bunalımlar olduğunu unutmuştur!

      Yazıkurulu, ekonomik bakımdan kendi kaderini tayin hakkı elde edilebilir olmaktan uzaktır görüşünde direnmek, sorunu karmakarışık etmektir, diyor. Yazar, ekonomik bakımdan kendi kaderini tayin hakkını elde etmenin olanaksız olduğunu düşündüğünü söylemiyor, bunu yanıtlamıyor; belirgin olmayan tutumunu bir yana koyuyor ve emperyalizmde kendi kaderini tayin ne kadar elde edilemez bir şeyse, cumhuriyetin de siyasal bakımdan o kadar "elde edilemez" bir şey olduğu, kendisine çok açık bir dille söylendiği halde, siyasete sapıyor ("ne olursa olsun" elde edilemez).

      Köşeye sıkıştırıldığı için yazar bir kez daha "sıçrıyor": cumhuriyeti ve asgari programın tümünü salt "toplumsal devrim için siyasal bir formül" olarak kabul ediyor!!

      Yazar, kendi kaderini tayin hakkının "ekonomik" yönden elde edilemezliğini savunmayı reddediyor ve bu hakkın siyasal yönden elde edilemezliğinin, yalnızca asgari programın bütünü için sözkonusu olduğunu öne sürerek, siyasete sapıyor. Burada emperyalist ekonomizmin mantığı dışında, ne bir damla marksizm, ne de bir damla mantık vardır.

      Yazar hiç belli etmeksizin Sosyal-Demokrat Partinin asgari programından (bir an durup düşünmeksizin, doğru-dürüst bir şey ortaya koymaksızın, kendi programını öne sürmeksizin) kurtulmaya çalışıyor. (sayfa 13) Elbette bir yıl boyunca yerinde sayar!!

      Kautskicilikle savaş sorunu, bir kez daha, sınırlı bir sorun değil, bugünün genel ve temel sorunudur: Yazar bu savaşımı anlamıyor. Ekonomistlerin, narodniklerle savaşımı kapitalizmi mazur göstermeye dönüştürmeleri gibi, yazar da kautskicilikle savaşımı, emperyalizmi mazur göstermeye dönüştürüyor. (Bu üçüncü madde için de geçerlidir.)

      Kautskicilerin hatası, ancak devrimci bir tutumla öne sürülebilecek bu tür istekleri, böyle bir zamanda reformcu bir tutumla ortaya atmalarındadır (ama nasıl ki ekonomistler, narodizmle savaşımı "otokrasi kahrolsun" sloganı narodizmdir diye "anlamışlarsa", yazar da kautskicilerin hatasını, bu istekleri ortaya atmış olmaları sanacak bir tutuma giriyor).

      Kautskiciliğin hatası, doğru demokratik istekleri, geleceğe, toplumsal devrime göre değil, geçmişe, banşçıl kapitalizme göre tasarlamasındadır (yazar ise, bu istekleri yanlış sayan bir tutum takınıyor).

      Madde 3. Yukarıya bakınız. Yazar "federasyon" sorununu da atlıyor. Eski, bilinen ekonomizmin, eski, bilinen temel hatası: Siyasal sorunları belirleme yeteneksizliği.
[4*]
      Madde 4. Yazar inatla yineliyor: "Kendi kaderini tayin, ata topraklarının savunulmasına varır." Burada yazarın hatası, ata topraklarının savunulmasını yadsımayı gelenek haline, getirmesinde, onu belli bir savaşın somut tarihsel özelliklerinden çıkarmamasında, fakat "genel olarak" [her savaşa —ç.] uygulamasındadır. Bu marksizm değildir.

      Çok önceleri, yazara, uluslara baskı yapılmasıyla ve eşitsizlikle savaşımı öngören, ama "ata topraklarının savunulması"nı haklı çıkarmayan bir formül düşünmesi söylenmişti. Böyle bir formül koyamazsınız. Yazar da buna karşı çıkmadı.

      Uluslara baskı yapılmasıyla savaşım, ata topraklarının savunulması anlamına alınabilir diye, bundan, bizim uluslara baskı yapılmasıyla savaşımı yadsıdığımız anlamı mı çıkar?

      Hayır. Biz "ata topraklarının savunulması"na, genel olarak "tümden" karşı değiliz (parti kararlarına bakınız);
[5*] ama bu sahte sloganın, şimdiki emperyalist savaşı allayıp-pullamak için kullanılmasına karşıyız.

      Yazar, "ata topraklarının savunulması" sorununu, temel olarak yanlış ve tarihsel olmayan bir biçimde ortaya koymak istiyor (ama yapamıyor; bütün bir yıldır boşuna çabalayıp duruyor ... ).
      Yazar, "ikicilik"ten (dualism) sözederken, bircilik (monism) ile ikicilik arasındaki farkı anlamadığını ortaya koyuyor.
      Eğer bir ayakkabı fırçasıyla bir memeli hayvanı "birleştirirsem", bu "bircilik" mi olacak?
      Eğer a hedefine erişmek için

(c)——> a <—— (b)

      (b) noktasından sola ve (c) noktasından ise sağa doğru yol almalıyız dersem, bu "ikicilik" mi olacak?
      Proletaryanın, ulusların baskı altında tutulması sorununa ilişkin tutumu, ezen ve ezilen uluslarda aynı midir? Hayır, aynı değildir, iktisadi, siyasal, ideolojik, manevi vb. bakımdan aynı değildir.

      Bu ne anlama gelir?

      Aynı hedefe (ulusların kaynaşması hedefine) farklı başlangıç noktalarından, birinin şu yolda, ötekinin  bir başka yolda yaklaşması anlamına gelir. Bunun yadsınması, bir ayakkabı fırçasını bir memeliyle birleştiren "bircilik"tir.

      "Bunun [yani kendi kaderini tayin hakkında ısrar etmenin] ezilen ulusların proletaryasına söylenmesi uygun düşmez" — yazar, yazıkurulunun tezlerini işte böyle "yorumluyor".

      Çok eğlendirici! Tezlerde böyle bir şey yok. Yazar, ya bu tezleri sonuna kadar okumadı, ya da onlar üzerinde hiç düşünmedi.

      Madde 5. Yukarda kautskiciliğe bakınız.

      Madde 6. Yazara, dünyada üç tür ülke olduğu söyleniyor. O buna "itiraz ediyor" ve bazı "haller"e sarılıyor. Bu, istediğini, dilediği gibi yorumlamak demektir, siyaset yapmak değildir.
      Somut bir "örnek" istiyorsunuz: "Belçika'ya ne buyrulur?"

      Lenin'le Zinovyev'in broşürüne
[15] bir gözatın: O broşür, eğer bu somut savaş farklı olsaydı, Belçika'nın (gerekirse savaş yoluyla) savunulmasından yana olduğumuzu söyler.[6*]
      Bu görüşü paylaşmıyor musunuz?

      Öyleyse açıkça söyleyin!!

      Sosyal-demokratların "ata topraklarının savunulması"na neden karşı olduklarını gereği gibi düşünmemişsiniz.

      Biz, ata topraklarının savunulmasına sizin inandığınız nedenlerden ötürü karşı çıkıyor değiliz; sizin sorunu ortaya atış biçiminiz (ortaya atış değil, boşuna çabalayış) tarihin akışına karşıdır. Yazara yanıtım budur.
      Uluslara baskıya son verilmesi için savaşımı haklı görürken, her iki tarafın da uluslara baskıyı (sayfa 16) artırmak amaciyla giriştikleri şimdiki emperyalist savaşı haklı görmeyişimizi "safsata" diye tanımlamak, sorun üzerinde hiç düşünmeksizin "sert" sözcükler kullanmaktan başka bir şey değildir.

      Yazar "ata topraklarının savunulması" sorununu, daha "sol" bir tutumla ortaya koymak istiyor, ama sonuç (tüm bir yıl boyunca) kargaşaya düşmek şeklinde olmuştur!

      Madde 7. Yazar eleştiriyor: "'Barış koşulları' sorununa hiç değinilmiyor." [diyor -ç.].

      Garip bir eleştiri: Bizim ortaya bile atmadığımız bir sorunu ele almakta beceriksizlik ettiğimiz söyleniyor!!
      Ama "değinilmiş" ve tartışılmış olan şey toprak ilhakları sorunudur. Bu sorunda emperyalist ekonomistler, bu kez Hollandalılarla ve Radek'le birlikte tam bir karışıklık içine düşmüşlerdir.

      Ya en başta gelen, eski ve yeni ilhaklara karşıyız sloganını reddedersiniz —(emperyalizmde, Avrupa'da olduğu kadar sömürgelerde de, kendi kaderini tayinden daha az "elde edilemez" bir şey değil)— ve bu durumda, emperyalizmi mazur göstermekte örtülü davranmak yerine apaçık ortaya çıkarsınız.

      Ya da (Radek'in basında yaptığı gibi) sloganı kabul edersiniz — bu durumda, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını, başka bir ad altında kabul etmiş olursunuz!!

      Madde 8. Yazar "Batı Avrupa çapında bolşevizm" ilan ediyor ("sizin durumunuz değil" diye ekliyor).
      Bu "bolşevizm" sözcüğüne tutunma arzusuna hiç bir önem vermiyorum; çünkü öyle "eski-bolşevikler" biliyorum ki, Tanrı bizi onlardan korusun. Söyleyebileceğim tek şey, yazarın ilan ettiği "Batı Avrupa çapında bolşevizm"in, yürekten inanıyorum ki, ne bolşevizmle ne marksizmle ilişiği yoktur; bu eski, bilinen ekonomizmin, ufak değişikliklerle, bir benzeridir.

      Benim görüşümce, tüm bir yıl boyunca yeni bir bolşevizm ilan etmek ve işleri o noktada bırakmak adamakıllı hoşgörülemez bir şeydir, bilir-bilmez konuşmaktır ve partili davranışı değildir. Sorunları iyice düşünmenin ve yoldaşlara "Batı Avrupa çapında bolşevizm" hakkında bir bütünlüğü olan, aydınlık bir açıklama yapmanın zamanı gelmemiş midir?

      Yazar, sömürgelerle Avrupa'nın ezilen ulusları arasında (tartışma konusu sorunda) fark olduğunu kanıtlayamamıştır, kanıtlayamayacaktır.

      Hollandalılarla PSD'nin,[7*] kendi kaderini tayin hakkını yadsımaları, pek de, yalnızca yaratılan karışıklığın sonucu değildir, —çünkü Gorter olaylara dayanarak bunu kabul ediyor; Polonyalıların Zimmerwald bildirisi[16] de aynı şeyi yapmıştır— ama daha çok kendi uluslarının özel durumunun (yüzyıllardan bu yana sürüp gelen geleneklere ve büyük-devlet statüsünde görünme iddialarına sahip küçük uluslar olma durumunun) sonucudur.

      Başka ülkelerde, uluscul burjuvaziye ve o burjuvazinin halkı aldatmasına karşı uzun yıllar boyunca gelişmiş olan şeyleri mekanik bir biçimde benimseyip, eleştiriden geçirmeksizin yiinelemek, alabildiğine düşüncesizce ve bönce bir şeydir. Burada kesinlikle benimsenmemesi gereken bir şeyin benimsenişiyle karşı karşıyayız.

Ağustos-Eylül 1916'da yazıldı.
ilk kez Bolşevik dergisinde
n° 15'te, 1929'da yayınlandı.
İmza: N. Lenin
[Collected Works, Vol. 23, s. 13-21.]

KİEVSKİ'YE (Y. PİYATAKOV) YANIT >>