KÜTÜPHANE | LENIN  | NISAN TEZLERI

Viladimir İliç Lenin Nisan Tezleri

1917 Nisan'ında yazıldı.
İlk kez 7 Nisan 1917 tarihli Pravda No° 26'da yayınlandı.
 
       

ÜÇ BUNALIM


      HASIMLARIMIZ bizi suçlamaya ve bizim hakkımızda yalan söylemeye bir süreden beri olduğu gibi">

KÜTÜPHANE | LENIN  | NISAN TEZLERI

Viladimir İliç Lenin Nisan Tezleri

1917 Nisan'ında yazıldı.
İlk kez 7 Nisan 1917 tarihli Pravda No° 26'da yayınlandı.
 
       

ÜÇ BUNALIM


      HASIMLARIMIZ bizi suçlamaya ve bizim hakkımızda yalan söylemeye bir süreden beri olduğu gibi, daha bir hararetle sarıldıkça, biz, bir yandan yalanları ve kara çalmaları yanıtlarken, bir yandan da olayların tarihsel bağlarını ve devrimin güncel değişikliklerinin siyasal anlamını, y a n i s ı n ı f s a l a n l a m ı n ı sükûnetle derinlemesine incelemeliyiz.
      Yalanları ve kara çalmaları ortaya koymak için, burada, 6 temmuz tarihli Listok "Pravdi"ye başvurabilir ve okurun, özellikle, daha ilerde yayınladığımız ve kanıtlarıyla birlikte, bolşeviklerin 2 temmuzda gösteriye k a r ş ı kampanya yürüttüklerini (sosyalist-devrimci partinin organı bunu [sayfa 93] doğrular); 3 temmuzda, sabırsızlanan yığınları tutma olanağı olmadığını, ve gösterilerin bizim önerilerimizin aksine olarak başlamış olduğunu; bizim, 4 temmuzda, aynı sosyalist-devrimci organ tarafından, Diyelo Naroda tarafından hazırlanan b a r ı ş ç ı ve ö r g ü t l e n m i ş bir gösteri çağrısında bulunduğumuzu; 4 temmuz gecesi gösteriye son vermeye karar verdiğimizi ortaya koyan bir makaleye dikkatini çekebiliriz. Karaçalın, karaçalıcılar! Bu olguları ve bunların olayların bütün akışı üzerindeki kesin önemini örtbas etmeyi başaramayacaksınız!
      Olayların tarihsel zincirlemesini inceleyelim. Nisan başında, biz, Geçici Hükümetin desteklenmesine karşı olduğumuzu açıkladığımız zaman, sosyalist-devrimciler ve menşevikler de bize katılmışlardı. Olaylar ne gösterdi?
      20 ve 21 nisan, 10 ve 18 haziran, 3 ve 4 temmuz olmak üzere 3 siyasal bunalım ortaya çıktı. Olaylar şunu gösterdi ki, ilkin, Geçici Hükümetin burjuva çoğunluğunun burjuva siyaseti, halk yığınlarında gittikçe artan bir hoşnutsuzluk doğurmaktadır,
      Diyelo Naroda'nın,
sosyalist-devrimci partinin, hükümet partisinin organının 6 temmuz sayısında, bolşeviklere karşı bütün düşmanlığına karşın, 3 ve 4 temmuz hareketinin derin iktisadî ve siyasal nedenleri olduğunu kabul etmek zorunda kaldığını belirtmek ilgi çekici olmaktan geri kalmaz. Bu hareketin yapay olarak tahrik edilmiş olmasını ve bolşeviklerin gösteriden yana kampanya başlatmış olmalarını ileri süren akılsız, kaba ve iğrenç kara çalmanın her gün biraz daha örtüsü açılacaktır.
      Üç siyasal bunalımın hemen az önce sıraladığım genel nedeni, genel kaynağı, genel derin kökü, özellikle bilimin siyasal olayların ele almışını bize gösterdiği şekilde bağlantılarıyla inceledikleri zaman apaçık görünür. Bu derece önemli üç bunalımın yapay olarak tahrik edilmiş olabileceğini iddia etmek saçmadır. [sayfa 94]
      İkinci olarak, bu üç bunalımdan her birinin genel olarak ve kendine özgü bireysel olarak sahip oldukları özellikleri incelemek öğretici olacaktır.
      Burjuvaziye ve onun hükümetine karşı yığınların genel ve kabından taşan hoşnutsuzluğu, yığınların aşırı kızgınlığı - her kim ki, bu şeylerin esasını unutur, onu sessiz olarak geçiştirir ya da küçümserse, sosyalizmin, sınıf savaşımına ilişkin ilk ilkelerini yadsımış olur.
      Rus devriminde sınıflar savaşımı, işte, kendisine sosyalist diyenlerin ve Avrupa'nın öteki ülkelerinde sınıflar savaşımının ne olduğunu bilenlerin üzerinde düşünmek zorunda oldukları konu budur.
      Bu bunalımlar, ortaya çıkış biçimleriyle birbirinden ayrılır ve bireysel özellikler kazanırlar. Birincisi 20-21 nisan bunalımı, göstericiler üzerine yüz-karaları ateş açmaya sevk eden ve bolşeviklere karşı eşi görülmemiş şiddette bir kara çalmalar dalgası yaratan anî, kendiliğinden, organizasyondan yoksun bir hareket oldu. Patlamayı bir siyasal bunalım izledi.
      İkinci olayda, bolşevikler tarafından bir gösteri kararlaştırılmıştır. Sovyetler Kongresi bu gösteriyi kesin olarak yasaklayınca ve bolşeviklere tehditkâr bir ültimatom gönderince, bundan vazgeçiliyor; ortak olarak yapılan 18 haziran gösterisi sırasında bolşeviklerin sloganları açık bir şekilde üstün geliyor. Sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin kendi itiraflarına göre, 18 akşamı bir siyasal bunalım kesin olarak patlak verecekti, eğer cephedeki bir saldırı onu önlemeseydi.
      Üçüncü bunalım, 2 temmuzda onu önlemeye uğraşan bolşeviklerin çabalarına karşın, 3 temmuzda kendiliğinden gelişiyor; 4 temmuzda en ateşli noktasındadır ve 5 ve 6 temmuzda karşı-devrimin doruğuna varıyor.
      Bizzat Spiridonova ve öteki sosyalist-devrimciler, bu fikre kesinlikle karşı çıkmamış olan enternasyonalist menşevikler [sayfa 95] gibi iktidarın Sovyetlere geçmesinden yana olduklarını söylüyorlar; böylece sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin kararsızlıklarını dile getiriyorlar.
      Son olarak, sanırım ki, olaylar bağlantılarıyla incelendikleri zaman kendini kabul ettiren sonuçların en aydınlatıcısı olan, bu üç bunalımın bizim devrim tarihimizde yeni bir gösteri biçimi, öncekilerden daha karışık bir biçim, hareketin kabaran bir dalga gibi çabukça geliştiği ve sonra birdenbire kırıldığı, orta öğeler az çok uzun bir zaman için "saf dışı edilmiş" oldukları halde, devrim ve karşı-devrimin vahimleştiği bir gösteri biçimi sunmalarıdır.
      Bu üç bunalım sırasında, hareket, bir g ö s t e r i biçimine büründü. Olayların, biçim bakımından en doğru tanımlaması her kez şöyle olabilirdi: hükümete karşı bir gösteri. Ama bu gösteri -işin özü hurdadır- alışılmış bir gösteri değil, bir gösteriden çok daha fazla bir şeydi, bir devrimden ise çok daha az. Bu gösteri, devrimin ve karşı-devrimin a y n ı a n d a patlaması, proletarya ve burjuva öğelerin şiddetle aştığı orta öğelerin aniden, çok kez hemen hemen birdenbire "saf dışı edilmesi" idi. Orta öğelerin, bu hareketlerin h e r b i r i n i, belirli i k i toplumsal güce, proletarya ve burjuvaziye yüklemesi, bu bakımdan çok karakteristiktir. Daha çok sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin, bir yandan kadetlerin (birlikte hükümet kurdukları kadetlerin) karşı-devrimci olduklarını kabul etmekten de geri durmayarak, bolşeviklerin aşırılığının karşı-devrime yardım ettiğini tanıtlamak için kan ter içinde çırpınmalarına bakınız. Diyelo Naroda dün şöyle yazıyordu: "Bizimle, öylesine savaşı olan Edintsvo da dahil [Edintsvo, ekleyelim ki, sosyalist-devrimciler, şu yakınlarda, seçimlerde onunla blok kuruyordu] bütün sağ öğeler arasında derin bir çukur kazmak, işte bizim en yakın hedefimiz."
      Plehanov'un başyazısının, Sovyetlerin (bir başka deyişle [sayfa 96] sosyalist-devrimciler ve menşeviklerin) "iki haftalık bir düşünceye" daldıklarını, eğer iktidar Sovyetlere geçerse, bunun, "leninistlerin zaferi demek olacağı" olgusunu saptamak zorunda kaldığı Edinstvo'nun bugünkü (7 temmuz) sayısının satırlarını yakından inceleyin.
      "Eğer kadetler, en kötü olasılığı hesaba katma politikasına bağlı kalmazlarsa, diye yazıyor Plehanov, [başbakanlıktan çekilmekle] leninistlerin işini kolaylaştıran büyük bir hata işlemiş olduklarını kabul etmek zorunda kalacaklardır."
      İlginç değil mi? Orta öğeler, kadetleri, bolşeviklere yardım etmekle suçluyorlar, bolşevikleri de kadetlere yardım etmekle! Siyasal adlandırmaların yerine toplumsal -sınıfsal- adlandırmaların konulması gerektiğini ve, küçük-burjuvazinin beslediği, proletarya ile burjuvazi arasında savaşımın ortadan kalkması düşünün o zaman ortaya çıktığını, fark etmek güç müdür? Küçük-burjuvazi, proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf savaşından yakınıyor mu? Şu halde dünyada hiç bir bolşeviğin, en derin siyasal ve iktisadî nedenler proletaryayı harekete getirmedikçe, ne üç, hatta ne de bir tek "halk hareketini" "tahrik edemeyeceğini" ve bir sınıf olarak ele alınan burjuvazi daha az derin olmayan nedenlerle karşı-devrimci olmadıkça, kadetlerle kralcıların ortak çabalarının hiç bir zaman en küçük bir "sağ" hareketi başlatamayacaklarını anlamak o kadar güç müdür?
      20-21 nisan hareketi, bizim, kadetler gibi, kararsızlıkla, aşırılıkla suçlanmamıza neden oldu. Hatta bolşeviklerin Perspektiv Nevski üzerine ateş açtıklarını öne sürmeye (budalaca bir şey) kadar varıldı. Hareket bir kere bittikten sonra, aynı sosyalist-devrimciler, aynı menşevikler, kendi ortak resmî organları İzvestiya'da "halk hareketi"nin "emperyalist Milyukov ve hempalarını temizlediğini" yazıyorlar. Bir başka deyişle, hareketi t a ç l a n d ı r ı y o r l a r!! İlginç değil mi? Burjuvaziye karşı proletaryanın sınıf savaşımının mekanizması ve özü konusundaki küçük-burjuva [sayfa 97] kavrayışsızlığı, burada, apaçık, kendini göstermiyor mu?
      Nesnel durum şöyledir: ülke nüfusunun çoğunluğunun çok büyük kısmı, toplumsal koşulları bakımından ve, daha da çok, ideolojisiyle, küçük-burjuvadır. Ama büyük sermaye, ülkeyi, her şeyden önce, bankaların ve patron sendikalarının aracılığıyla egemenliği altına almaktadır. Kentte kendi öz yolunu izleyebilecek durumda, oldukça gelişmiş bir proletarya vardır, ama o, yarı-proleterlerin çoğunluğunu kendi davasına kazanacak ölçüde henüz gelişmiş değildir. Bu çok önemli toplumsal olgu, incelediğimiz ve biçimlerini belirlediğimiz bunalımlara benzer bunalımları kaçınılmaz kılmaktadır.
      Bunalımlar, doğal olarak, gelecekte biçim değiştirebilirler, ama şeylerin özü, örneğin sosyalist-devrimci bir Kurucu Meclisin ekimde toplanması halinde bile değişmeyecektir. Sosyalist-devrimciler, köylülere: toprakta özel mülkiyetin kaldırılmasını; 2° toprağın emekçilere geçirilmesini; büyük toprak sahiplerinin arazilerinin zoralımını ve köylülere -parasız olarak- verilmesini vaat ettiler.
      Eğer yalnız en yoksul köylülerle proletaryanın birlikte çabalarıyla uygulanabilen, yalnız bankaların ve patron sendikalarının ulusallaştırılmasıyla sağlanabilen en kesin devrimci önlemler, burjuvaziye karşı alınmamışsa, bu büyük dönüşümleri gerçekleştirmek kesinkes olanaksız olacaktır.
      Bir zaman için, kusursuz işlerin, burjuvazinin izniyle elde edilebileceğine inanmış olan iyi niyetli saf köylüler, proletaryanın, sosyalist-devrimci partinin vaatlerinin gerçekleşmesi uğruna burjuvaziye karşı verdiği ateşli sınıf savaşımından büyük bir hayal kırıklığına ve... "hoşnutsuzluğa" (söz adabı gereği böyle diyelim) uğrayacaklardır. Bu, böyle olmuştur ve böyle olacaktır.
     

20 (7) Temmuz 1917'de yazıldı.
1 Ağustos (19 Temmuz) 1917'de Rabotnitsa
n° 7'de yayınlandı.

            

SİYASAL DURUM
(DÖRT TEZ)


      KARŞI-DEVRİM örgütlendi, sağlamlaştı ve devlet iktidarını gerçekten ele geçirdi.
      Karşı-devrimin tam örgütlenmesi ve tam sağlamlaşması, karşı-devrimin başlıca üç kuvvetinin enine boyuna düşünülmüş ve daha önce gerçekleşmiş birliğine dayanmaktadır:
      1. Örgütlenmiş burjuvazinin gerçek kılavuzu, başbakanlıktan çekilirken başbakanlığa bir ültimatom gönderen, ve böylece başbakanlığın karşı-devrim tarafından devrilmesini hazırlayan Meşrutî-Demokrat Partidir.
      2. Şimdi en gözde bazı sosyalist-devrimcilerin bile Cavaignac gibi davrandıkları Kerenski'nin bilerek ya da yarı-bilerek yardım ettiği, gerçekte iktidarı çoktan ele geçirmiş [sayfa 99] olan, cephede devrimci birlikleri kurşuna dizmeye, Petrograd'ın ve Moskova'nın devrimci birlik ve işçilerini silahtan tecrit etmeye, Nijni-Novgorod hareketini bastırmaya ve cezalandırmaya, bolşevikleri tutuklamaya ve mahkemelerden, hatta hükümetten alınmış bir karar olmaksızın bolşevik gazetelerinin yayımını durdurmaya başlamış olan Büyük Genelkurmay Heyeti ve ordunun üst kumanda mevkileri. Gerçekten, başlıca devlet iktidarı, Rusya'da, bugün askerî diktatörlüktür; bu olgu, her ne kadar pratikte güçsüz olsalar da, sözde devrimci kurumların varlığıyla daha da karanlık olsalar da, yadsınılamaz bir olgudur ve o kadar önemli bir olgudur ki bunu kavramadan, siyasal durumdan hiç bir şey anlaşılamaz.
      3. Bolşeviklere karşı kızgın bir kampanyadan Sovyetlere karşı sistematik tahriklere geçen aşırı gerici kralcı basın ve burjuva basın, "kundakçı" Çernov vb., bugün Rusya üzerinde kadetlerin ve kralcıların desteğiyle hüküm sürmekte olan askerî diktatörlük siyasetinin gerçek amacının Sovyetlerin dağılışını hazırlamak olduğunu en büyük bir açıklıkla göstermektedirler. Sosyalist-devrimcilerin birçok önderi, yani Sovyetlerin bugünkü çoğunluğunun liderleri, şu günlerde buna inanmış bulunuyorlar, ama gerçek anlamıyla küçük-burjuvazi, bu korkunç gerçek karşısında, en boş tümcelerle yetiniyor.
      Sovyetlerin ve sosyalist-devrimci ve menşevik partilerin liderleri, başta Çereteli ve Çernov, devrimi karşı-devrime teslim ederek, kendilerini, partilerini ve Sovyetleri karşı-devrim için bir paravan haline getirerek, devrim davasına ihanet ettiler.
      İşte bunun kanıtı: sosyalist-devrimciler ve menşevikler, bolşevikleri gericiliğe teslim ettiler ve bolşevik gazetelerinin kapatılmasını sessizce onayladılar, halka, bunu yaptıklarını ve neden yaptıklarını açıkça ve kesin olarak söylemek yürekliliğini bile gösteremeden. Devrimci işçi ve alayların silahsızlandırılmasını yasallaştırarak kendi kendilerini [sayfa 100] gerçek güçten yoksun bıraktılar. Sovyetlerin dağılması için yapılan son hazırlıklar tamamlanıncaya kadar halkın dikkatini "çekip oyalamakta" gericiliğe yardım etmek rolünü benimseyen en amansız gevezeler haline geldiler. Sosyalist-devrimci ve menşevik partilerin ve Sovyetlerin bugünkü çoğunluğunun tam ve kesin başarısızlığı hesaba katılmadan ve onların "direktuarları"nın ve bütün öteki soytarılıklarının salt hayal olduklarını anlamadan siyasal durumdan hiç bir şey anlaşılamaz.
      Rus devriminin barışçı bir yolla gelişmesi üzerine kurulan umutlar geri dönmemek üzere sönmüştür. Nesnel durum şöyle görülmektedir: ya askerî diktatörlüğün tam zaferi ya da işçilerin silahlı ayaklanmasının zaferi. Bu zafer, ancak, ayaklanma, iktisadî yıkım ve savaşın uzaması sonucu, yığınların, hükümete ve burjuvaziye karşı derin bir kaynaşmasıyla birlikte olduğu zaman olanaklı olacaktır.
      "Bütün iktidar Sovyetlere" sloganı, nisan, mayıs, haziran aylarında ve 5-9 temmuza kadar, yani gerçek iktidarın askerî diktatörlüğe geçtiği ana kadar mümkün olmuş olan devrimin barışçıl gelişmesinin sloganı oldu. Ne askerî diktatörlüğün, ne de sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin, tam, fiilî ihanetini hesaba katmadığına göre, bu slogan artık bugün doğru değildir. Serüvenlerin, kargaşalıkların, kısmî direnmelerin, gericiliğe karşı bölük pörçük, umutsuz çarpışma girişimlerinin davamıza hiç bir yaran olamazdı. Öncü işçi, durum konusunda açık bir bilince varmalı, bu konuda bir sağlamlık ve yetenek örneği vermeli, bütün kuvvetlerini, zaferin çok güçleştiği, ama yukarıda gösterilen etmenler ve akımlar bir araya geldiği takdirde olanaksız olmadığı bu kesin savaş hedefine göre hazırlamalıdır. Meşrutiyetçiler ya da cumhuriyetçiler hakkında hayale kapılmak yok, barışçıl yollar hakkında hayale kapılmak yok, dağınık eylemler yok, şu anda yüz-karaların ve Kozakların kışkırtmalarına yanıt vermek yok: güçlerin bir araya [sayfa 101] toplanması ve yeniden örgütlenmesi, kesin savaşa sıkı bir şekilde hazırlanma, eğer bunalımın evrimi izin verirse, yığınları, bütün halkı bu savaşa gerçekten katmak. İktidarı az önce eline geçiren karşı-devrim, sınıf olarak büyük toprak sahipleriyle birleşmiş olduğu için, toprağın köylülere devredilmesi, kesin bir savaşım vermeden şu sırada olanaksızdır.
      Savaşımın, partimizin programının uygulanması ereğiyle, iktidarın en yoksul köylülerce desteklenen proletarya tarafından ele geçirilmesinden başka bir amacı olamaz.
      4. İşçi sınıfının partisi, legal eylemden vazgeçmeksizin, ama ona bir an bile büyük bir önem vermeksizin, 1912-1914 yılları sırasında olduğu gibi, legal çalışmayı illegal çalışmayla b i r l e ş t i r m e l i d i r.
      Legal eylemi bir saat olsun durdurmayalım. Ama anayasaya dayanan ve "barışçı" hayallerle, gözlerimizin kamaşmasına izin vermeyelim. Zaman yitirmeden her yanda bildirilerin vb. yayınlanması için örgütler kurulmalı. Bütün hatlarda zaman yitirmeden, sağlam bir şekilde ve soğukkanlılıkla, yeniden örgütlenmeliyiz.
      1912-1914'te İmparatorluk Dumasındaki, yardım sandıklarındaki, sendikalardaki vb. legal üslerimizi yitirmeksizin, çarlığın devrim yoluyla devrilmesinden söz edebildiğimiz zamanlarda olduğu gibi hareket etmeli.
     

23 (10) Temmuz 1917'de yazıldı.
Proletarkoye Diyelo, n°
6, 2 Ağustos (20 Temmuz) 1917'de yayınlandı.
İmza: V.