KÜTÜPHANE | LENIN  | NISAN TEZLERI

Viladimir İliç Lenin Nisan Tezleri

1917 Nisan'ında yazıldı.
İlk kez 7 Nisan 1917 tarihli Pravda No° 26'da yayınlandı.
 

RUS DEVRİMİ VE İÇ SAVAŞ

İÇ SAVAŞ KORKULUĞU


      BURJUVAZİ">

KÜTÜPHANE | LENIN  | NISAN TEZLERI

Viladimir İliç Lenin Nisan Tezleri

1917 Nisan'ında yazıldı.
İlk kez 7 Nisan 1917 tarihli Pravda No° 26'da yayınlandı.
 

RUS DEVRİMİ VE İÇ SAVAŞ

İÇ SAVAŞ KORKULUĞU


      BURJUVAZİ, menşeviklerin ve sosyalist-devrimcilerin, kadetler ile bir koalisyon oluşturmayı kabul etmemeleri, ve demokratların kadetler olmadan da bir hükümet kurabileceği ve onlara karşı Rusya'yı yönetecekleri olasılığı kaygısıyla, demokratları korkutmak için elinden geleni yapıyor.
      Korkutabildiğin kadar korkut, bütün burjuva basının sloganı bu. Her çareye başvurarak korku saç! Yalan söyle, kara çal, ama yeter ki korkut!
      Borsa Gazetesi,
[
74] bolşeviklerin gizli marifetleri üstüne baştan aşağı uydurma haberlerle okurlarının gözlerini korkutmaya çalışıyor. Alekseyev'in istifası üstüne, Petrograd doğrultusunda bir Alman yarma hareketi tehdidi üstüne bir [sayfa 159] sürü gürültü yapılarak çevreye korku saçılıyor; sanki, olaylar, cepheyi Galiçya'da, Riga önlerinde, Petrograd önlerinde Almanlara açabilecek olanlar Kornilov'un generallerinin (ki hiç kuşkusuz Alekseyev de bunların arasında bulunmaktadır) ta kendileri olduklarını, ordu içinde Genelkurmaya karşı en büyük kini körükleyenlerin bu generaller olduklarını tanıtlamamış gibi.
      Bu demokrasiyi yıldırma yöntemini, daha "ciddî" ve daha inandırıcı kılabilmek için "iç savaş" tehlikesi ileri sürülüyor. Bütün yıldırma yöntemleri arasında iç savaş korkuluğunu sallayıp durmak belki de en yaygın olanıdır. Şu sırada pek geçerli ve dar görüşlü burjuva çevrelerinde çok yaygın olan bu fikir, Halkın Özgürlüğü Partisinin Merkez Komitesi tarafından, komitenin Rostov'daki 1 eylül tarihli (Reç'in 210'uncu sayısı[75]) kararında bakın nasıl belirtilmektedir:
      "... Komite, iç savaşın, devrimin bütün kazançlarını silip süpürebileceğine ve henüz yerine oturmamış genç özgürlüğümüzü kan dalgaları içinde boğabileceğine inanmıştır; bu yüzden devrimin kazançlarını kurtarmak için gerçekleşemeyecek sosyalist ütopyalar adına devrimi daha ileri götürme eğilimine karşı enerjik bir protesto hareketine geçmeyi zorunlu sayar. ..."
      Burada Ref'in başyazılarında, Plehanov'un ve Potressov'un makalelerinde, menşevik gazetelerin başyazılarında vb., vb. aralıksız ortaya çıkıp duran ana fikrin en açık, en kesin, üzerinde en çok düşünülmüş ve en ayrıntılı biçimi ile ifade edilişini görüyoruz. Onun için bu fikir üzerinde daha uzun boylu durmamız yararlı olacaktır.
      İç savaş sorununu, özellikle altı aylık devrim deneyimimize dayanarak daha somut bir biçimde tahlil etmeye çalışalım.
      18. yüzyılın sonundan beri Avrupa'daki bütün devrimlerin deneyimine tamamıyla uygun düşen bu deneyim, bize [sayfa 160] gösteriyor ki, iç savaş, birbiri ardı sıra gelen, birbiri üzerine yığılmış, artmış, kızışmış, iktisadî ve siyasal çatışmalardan sonra iki sınıf arasında silahlı çatışma haline dönüşen sınıf savaşımının, en keskin biçimidir. Ülkelerin pek çoğunda -hemen istisnasız hepsinde denilebilir- ne kadar az özgür ve az gelişmiş olurlarsa olsunlar, kapitalizmin bütün iktisadî gelişmesinin, bütün dünyadaki modern toplumun tüm tarihinin, aralarında uzlaşmaz karşıtlık yarattığı ve bu uzlaşmaz karşıtlığı güçlendirdiği sınıflar arasında, yani burjuvazi ile proletarya arasında iç savaş görülür.
      Böylece, devrimimizin altı ayı boyunca, 20-21 nisanların,[76] 2-3 temmuzların, proletarya tarafından başlatılan bir iç savaşın başlangıcı olmaya çok yaklaşmış olan kendiliğinden şiddetli patlamalara tanık olduk. Kornilov ayaklanması ise, başta kadet partisi olmak üzere toprak sahipleri ve kapitalistler tarafından desteklenen, hükümete karşı askerî bir hareketti: bu burjuvazi tarafından başlatılmış bir iç savaşın eşiğine varan hükümete karşı bir hareketti.
      İşte olgular bunlardır. Bizim kendi devrimimizin tarihi budur. Biz, her şeyden önce, bu tarihten bir ders almalıyız, her şeyden önce onun gelişmesi ve onun sınıf anlamı üzerinde düşünmeliyiz.
      Rusya'da proletarya iç savaşının başlangıcı ile burjuva iç savaşının başlangıcını şu noktalarda karşılaştırmaya çalışalım: 1° hareketin kendiliğindenliği; 2° amaçları; 3° harekete katılan yığınların bilinci; 4° hareketin gücü; 5° hareketin direşkenliği. Biz şunu kabul ediyoruz ki, bugün "iç savaş" sözleriyle "yerli yersiz hokkabazlık eden" bütün partiler, sorunu bu biçimde koymuş olsaydılar ve iç savaşın ilk adımlarını gerçekten incelemek için bir çaba gösterseydiler, bütün Rus devriminin bilinci bundan kazançlı çıkacaktı, çok şey kazanacaktı.
      Hareketin kendiliğindenliğiyle başlayalım. 3 ve 4 temmuz günleri konusunda, menşevik Raboçaya Gazeta[77] ve sosyalist-devrimci [sayfa 161] Diyelo Naroda'nın[78] hareketin kendiliğinden büyümesi olgusunu kabul eden tanık niteliğindeki bildirileri elimizdedir. "Karaçalıcılara Yanıt" adı ile tek yapraklı bildiri halinde yayınlanan Proletarskoye Diyelo'nun[79] bir makalesinde bu bildirilerden söz etmiştim. Ama pek iyi anlaşılabilecek nedenlerden ötürü, menşevikler ve sosyalist-devrimciler, bolşeviklere karşı yapılan kovuşturmalara katılmış olmaktan dolayı kendilerini savunmak amacıyla, 3 ve 4 temmuz patlamasının kendiliğindenliğini resmen yadsımaya devam ettiler.
      Bir an için yadsınılabilir olanı bir yana bırakalım. Yadsınılamaz olan üzerinde duralım. 20-21 nisan hareketinin kendiliğindenliği hiç kimse tarafından yalanlanmadı. Bolşevik partisi bu kendiliğinden harekete "bütün iktidar Sovyetlere!" sloganı ile katıldı; bu partiden tamamen bağımsız olarak merhum Linde de harekete katıldı ve hükümeti tutuklamaya hazır 30.000 silahlı askeri sokağa döktü. (Söz arasında, bu birliklerin sokağa dökülüşünün henüz aydınlatılmamış ve incelenmemiş olduğunu söyleyelim. Ve eğer iyice düşünülür, eğer 20 nisan olayları tarihsel gidişine bağlanırsa, yani 20 nisan, 28 şubattan 29 ağustosa giden zincirin bir halkası sayılırsa, bolşeviklerin, taktiklerinde, burjuvaların bizi suçladıkları gibi, asla devrimci ruhta aşırılıktan dolayı değil, devrimci ruhtaki yetersizlikten dolayı hata işlemiş oldukları açıkça ortaya çıkar.)
      Öyleyse, bir proletarya iç savaşının patlak vermesine çok yaklaşmış olan hareketin kendiliğindenliği her türlü kuşkunun dışındadır. Kornilov hareketindeki kendiliğindenliğe uzaktan bile hiç bir şekilde benzememektedir. Bu hareket, birliklerin bir kısmını aldatarak yetkenin etkisiyle onları sürüklemeyi hesaplayan generallerin bir komplosundan başka bir şey değildi. Hareketin kendiliğindenliğinin, onun halk yığınları arasında derin bir biçimde nüfuz etmiş olmasının, köklerinin sağlamlığının, ve onu uzaklaştırmak olanaksızlığının [sayfa 162] bir belirtisi olduğu kesin bir şeydir. Proletarya devriminin derin kökleri, burjuva karşı-devriminin köksüz oluşu; işte hareketin kendiliğindenliği lehinde bize olguları gösteren budur.
      Hareketin amaçlarını inceleyelim: 20-21 nisan hareketi, bolşevik sloganlarına bütün öteki hareketlerden daha fazla yaklaşıyordu; 3 ve 4 temmuz hareketine gelince, bu hareket, bu sloganlarla bağlantılı olarak, onların etkisi altında ve onların doğrudan yönetimi altında doğdu. Proletaryanın ve yoksul köylülüğün diktatörlüğü, barış ve hemen barış önerisi, toprak sahiplerinin topraklarının zoralımı: bolşevik partisi, bu proletarya iç savaşının esas amaçlarından gazetelerinde ve sözlü propagandalarında kesinlikle ve açıklıkla, açıkça ve yüksek sesle söz ediyordu.
      Kornilov ayaklanmasının amaçlarına gelince, hepimiz biliyoruz, ve demokrasi saflarında bunu hiç kimse yadsıyamaz ki, bu amaçlar, toprak sahiplerinin ve burjuvazinin diktatörlüğünden, Sovyetlerin dağılmasından ve krallığın yeniden kurulmasına hazırlıktan ibaretti. Bolşeviklerinkinden daha üstün bir basını ve propaganda araçlarını elinde bulunduran kadet partisi -kornilovcu baş parti (aslında bu partiyi, bundan böyle, Kornilov partisi diye adlandırmak yerinde olur)-, hiç bir zaman burjuvazinin diktatörlüğünden, Sovyetlerin dağılmasından, ne de genellikle Kornilov'un amaçlarından halka açıkça söz etmeyi göze almadı ve almıyor!
      Hareketin amaçları bakımından, olgular gösteriyor ki, proletarya, iç savaşın amaçlarını açık açık halkın gözleri önüne serebilir ve bununla emekçilerin sempatisini kazanabilir. Oysa burjuvazi, iç savaşa, ancak kendi amaçlarını gizleyerek yığınların bir kısmını çekmeye çalışabilir; yığınların bilinç derecesi bakımından pek büyük fark bundan ileri gelmektedir.
      Bu nokta üzerindeki nesnel veriler, öyle görünüyor ki, [sayfa 163] yalnızca partilerin üye sayısı ve seçimlerle ilgilidir. Yığınların bilinç derecesi üzerinde kesinlikle bir değerlendirme yapmaya olanak sağlayacak başka belirtiler yok gibi görünüyor. Devrimci proletarya hareketinin başında bolşevik partisi, burjuva karşı-devrim hareketinin başında da kadet partisi bulunuyor, işte altı aylık devrim deneyiminden sonra kesin olan ve tartışma götürmez olan budur. Olaylara dayanan üç karşılaştırma öğesi, incelemekte olduğumuz sorunda bizi aydınlatabilir. Petrograd bölgesi dumaları için mayıs ayında yapılan seçimler ile ağustosta yapılan Merkez Duması seçimleri arasında karşılaştırma, kadetlerin oylarında bir azalma, bolşevikler tarafından elde edilen genel oylarda ise büyük bir artma göstermektedir. Kadetlerin basını, işçi ve köylü yığınlarının toplaşmış bulunduğu yerlerde genel kural olarak bolşevizmin gücüne tanık olunduğunu itiraf etmektedir.
      İkinci olarak, parti üye sayılarındaki dalgalanmalar konusunda, toplantıların sıklığı konusunda, istatistiklerin bulunmayışı karşısında yığınların bilinç düzeyi, yığınların partiye sağladıkları yarar, ancak, parti yararına yapılan para yardımları konusunda yayınlanan bilgiler sayesinde ölçülebilmektedir. Bu bilgiler bolşevik işçi yığınlarının Pravda, yasaklanmış gazeteler, vb. yararına gerçekleştirdikleri para toplama kampanyası sırasında tanıtladıkları hareketli kahramanlığı göstermektedir. Para yardımlarının tutarı her zaman yayınlanmıştır. Kadetlerde yalnız şunu görüyoruz: partinin kasasını "besleyen" kaynağın para babalarının katkıları olduğu apaçık ortadadır. Yığınların etkin yardımından en küçük bir iz yok.
      Ensonu, bir yanda 20-21 nisan, 3-4 temmuz olayları arasında ve öte yanda Kornilov çılgınlığı arasındaki karşılaştırma, bolşeviklerin yığınlara iç savaşta düşmanlarını açıkça tanımladıklarını gösteriyor: bunlar, burjuvazi, toprak sahipleri ve kapitalistlerdir. Ama Kornilov hareketi, Kornilov'u [sayfa 164] izleyen birliklere ahlâksızca yalan söylendiğini, bundan böyle açıkça göstermiş ve bu yalan, "vahşî tümen" ve Kornilov'un gönderdiği askerî birlikler, Petrograd emekçileriyle karşılaşır karşılaşmaz ortaya çıkmıştır.
      Devam edelim. İç savaşta proletaryanın gücü ve burjuvazinin gücü konusunda hangi verilere sahibiz? Bolşeviklerin gücü yalnızca proleterlerin sayısına, onların bilinç düzeyine, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin "alt tabakaları"nın (yani işçi ve yoksul köylülerin) bolşevik sloganlara karşı sempatilerine dayanır. Bu sloganlar, 20-21 nisan, 18 haziran[80] ve 3 ve 4 temmuz günleri etkin devrimciler yığınının çoğunluğunu pratik olarak Petrograd'a sürüklemişlerdir. Bu, tartışma götürmez bir olgudur.
      Parlamenter seçimlerin verileri ile daha yukarda sözü edilen hareketlere ilişkin veriler arasındaki karşılaştırma, Rusya bakımından, Batıda birçok kez yapılan, devrimci proletaryanın gücünün, yığınlar üzerinde etki ve yığınları savaşıma sürükleme bakımından, parlamento-dışı savaşımda, parlamenter savaşımla karşılaştırılamayacak kadar daha büyük olduğu gözlemini tamamıyla doğrulamaktadır. Bu, iç savaşla ilgili çok önemli bir gözlemdir.
      Parlamenter savaşımın ve seçimlerin koşulları ve ortamının, ezilen sınıfların, iç savaşta pratik olarak ortaya koyabildikleri gücü ortaya koymalarına niçin izin vermediği anlaşılıyor.
      Kadetlerin ve kornilovcuların gücü, zenginliktir. Sermaye ve Fransa-İngiliz emperyalizmi, kadetlerden ve Kornilov'dan yanadır, bir sürü siyasal müdahale ve basın, bunu tanıtlamıştır. 12 ağustos Moskova Konferansındaki[81] bütün "sağ"ın Kornilov ve Kaledin'den yana ayağa kalktığı herkesçe bilinmektedir. İngiliz ve Fransız burjuva hasmının Kornilov'a "yardım" ettiği gene herkesçe bilinmektedir. Bazı belirtiler, Kornilov'un bankalardan yardım gördüğüne tanıklık etmektedir. [sayfa 165]
      Zenginler bütün güçleriyle Kornilov'un yardımına koştu, ama gene de ne çabuk ve ne acınacak bir çöküş oldu! Kornilovcuların yanında, zenginlerin dışında ancak iki toplumsal güç daha görülebilir: "vahşî tümen" ve Kazaklar. Birincisinin gücü, yalnız aldatılmanın ve bilisizliğin gücüdür. Bu güç, basın, burjuvazinin elinde ne kadar kalırsa o kadar tehlikelidir. İç savaşın galibi proletarya, bu "güç" kaynağını bir darbede yok edecektir.
      Kazaklara gelince, onlar, Rusya'nın bir uç eyaletinin, yaşayışlarında, iktisatlarında ve törelerinde ortaçağdan sayısız çizgiler saklamış olan zenginlerinden, küçük ve orta toprak sahiplerinden (mülkler, ortalama olarak, aşağı yukarı 50 desiyatin kadardır) meydana gelen bir halk tabakasını temsil ederler. Kazaklarda bir Rus Vendée'sinin[82] toplumsal ve iktisadî temeli bulunabilir. Ama Kornilov-Kaledin hareketine ilişkin olaylar ne göstermişlerdir? Kaledin bile Guçkovlar, Milyukovlar, Riyabuşinskiler ve hempaları tarafından desteklenen "gözbebeği lider" bile, her şeye karşın, bir yığın hareketi başlatamadı! Kaledin, bolşeviklerden çok daha "fazla dolambaçsız" bir yolla, dümdüz bir çizgi halinde iç savaşa doğru gidiyordu. Kaledin, dosdoğru "Don'u ayaklandırmaya" gidiyordu, ama gene de kendi "öz" bölgesinde, Rus demokrasisinin bu uzak Kazak ülkesinde hiç bir yığın hareketi çıkartamadı. Tam tersine, proletarya yönünden, anti-bolşevik Rus demokrasisinin etki ve kuvvet merkezlerinde bile hareketin kendiliğinden devrimci patlamalar gösterdiğine tanık oluyoruz.
      Kazakların çeşitli tabakalarının ve çeşitli ekonomik toplulukların demokrasiye ve Kornilov hareketine karşı tutumları üstüne nesnel veriler bulunmamaktadır. Yalnız, yoksul ve orta Kazakların çoğunluğunun daha çok demokrasiye doğru eğilim gösterdiklerini ve ancak subayların ve varlıklı Kazakların yüksek tabakalarının, tamamen, Kornilov'dan yana olduklarını bize gösteren belirtiler var. [sayfa 166]
      Her ne olursa olsun, 26-31 ağustos deneyiminden sonra, burjuva karşı-devrimi lehinde Kazak yığın hareketinin son derece zayıf olduğu tarih bakımından tanıtlanmıştır.
      Son bir sorun kalıyor: hareketin dayanıklılığı sorunu. Bolşevik devrimci proleter hareket bakımından, Rusya'daki cumhuriyet rejiminin altı ayı içinde bolşevizmin düşmanlarını, bolşevizme karşı, fikirler alanında, basın ve propaganda araçlarındaki pek büyük üstünlükleriyle savaşım verdikleri gibi (ki kara çalma kampanyaları, büyük bir "cüretle fikirler alanında savaşım"a dahil edilmiştir) üstelik yüzlerce insanın tutuklanması, basımevimizin tahrip edilmesi, baş yayın organımızın ve başka birçok bolşevik gazetelerin kapatılması gibi baskı önlemlerine başvurdukları da bir gerçektir. Olaylar şu sonucu gösteriyor: Petrograd'daki ağustos seçimlerinde bolşevizmin son derece güçlenmesi, sonra, sosyalist-devrimciler ve menşevikler arasında enternasyonalist bir bolşevizme yakın "sol" akımların güçlenmesi. Bu, devrimci proletarya hareketinin dayanıklılığının, cumhuriyetçi Rusya'da çok güçlü olduğu anlamına gelir. Olaylar tanıtlıyor ki, kadetlerin, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin birleşik çabaları, bu hareketi birazcık olsun zayıflatmayı başaramadı. Tersine, kesin olarak, kornilovcularla "demokrasi"nin koalisyonudur ki, bolşevizmi güçlendirmiştir. İdeolojik eylem ve baskılar dışında, devrimci proleter akıma karşı savaşım aracı bulunamazdı.
      Kadet-kornilovcu hareketin davaya bağlılığı üstüne veriler henüz bulunmamaktadır. Kadetler hiç bir kovuşturmaya uğramadılar. Guçkov'un kendisi bile serbest bırakılmıştı. Ne Maklakov, ne de Milyukov tutuklandı. Reç'i yasaklamadılar bile. Kadetleri korudular. Kerenski hükümeti kornilovcu-kadetlerin üstüne titriyor. Sorunu şöyle koyalım: diyelim ki, İngiliz-Fransız ve Rus Riyabuşinskileri, kadetlere, Edinstvo'ya, Dien'e[83] vb. Petrograd'da yeni bir seçim kampanyası için milyonlar ve milyonlar ayırıyor; bun1ar, [sayfa 167] bugün, Kornilov darbesinden sonra, oylarının sayısını yükseltmek şansına sahip midir? Çok küçük bir olasılık; toplantılarla, mitinglerle vb. bu hükme varılacak olursa, bu soruyu olumsuz yanıtlamak gerekir.
      RUS devrim tarihinin bize verdiği verileri karşılaştıracak ve özetleyecek olursak, şu sonuca varılır: iç savaşın proletarya tarafından başlatılması, proletarya hareketinin gücünü, bilincini, dayanışmasını, büyümesini ve çözülmezliğini ortaya koydu. İç savaşın burjuvazi tarafından başlatılması, hiç bir güç, yığınlarda hiç bir bilinç, hiç bir dayanışma, ne de hiç bir zafer şansı ortaya koymadı.
      Kadetlerin sosyalist-devrimciler ve menşeviklerle, bolşeviklere, yani devrimci proletaryaya karşı ittifakları, aylar boyunca pratikte denendi ve kornilovcuların, geçici olarak susturulan "demokrasi" ile ittifakı, aslında, bolşeviklerin zayıflamasına değil, güçlenmelerine, "koalisyon"un iflâsına, menşeviklerin kendi içinde de "sol" muhalefetin güçlenmesine yol açtı.
      Bolşeviklerin, kadetlere karşı, burjuvaziye karşı sosyalist-devrimciler ve menşeviklerle ittifakı, henüz sınavdan geçmedi. Ya da daha doğrusu, bu ittifak, ancak bir tek cephede, 26-31 ağustos arasındaki beş gün boyunca, Kornilov serüveni sırasında denenmişti, ve bu ittifak, bu günler içinde, karşı-devrime karşı başka hiç bir devrimde örneği olmayan bir çabuklukla elde edilen tam bir zafer sağladı; burjuvazinin, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin müttefik emperyalizminin, kadetlerin karşı-devrimini öyle ezici bir bozguna uğrattı ki, daha başlangıcında toz duman edilen burjuvazinin başlattığı iç savaş, "vuruşulmaksızın, kolaylıkla" ezildi ve sönüp gitti.
      Bu tarihsel olgu karşısında, bütün burjuva basını, küçük adamlarıyla birlikte (Plehanovlar, Potressovlar, Breşko-Breşkovskayalar ve başkaları), iç savaş musibetini, [sayfa 168] ülkenin üstüne, kesin olarak, bolşevikler ile sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin ittifakı çökertti diye avazları çıktığı kadar haykırıyorlar!..
      Bu, o kadar acıklı olmasa, gülünç olurdu. Olayları ve devrimimizin bütün tarihini alaya alan bu kadar belirgin, bu kadar açık, bu kadar çileden çıkartan bir saçmalığın, genellikle hâlâ benimsenmesi acıdır... Bu, devrimin en şaşmaz, en tartışma götürmez, en elle tutulur derslerini örtüp boğan yalanın, burjuvazinin çıkarına bağlı yalanın her zaman geniş bir şekilde yayılışını (basın, burjuvazinin tekelinde olduğu sürece de kaçınılmaz olan yayılışını) ortaya koyuyor.
      Eğer, devrim, bize kesin olarak yadsınılmaz, olayların kesinlikle tanıtladığı bir ders verdiyse, o da şudur: yalnız bolşeviklerin sosyalist-devrimcilerle ve menşeviklerle ittifakı, yalnız bütün iktidarın hemen Sovyetlere devredilmesi, Rusya'da, iç savaşı olanaksız kılacaktır. Çünkü, böyle bir ittifaka karşı, işçi, asker ve köylü vekilleri sovyetlerine karşı, burjuvazinin herhangi bir "iç" savaşı başlatabileceği düşünülemez, bu "savaş", bir tek kavgaya bile varamaz; Kornilov sorunundan sonra, burjuvazi, Sovyetler hükümetine karşı yürüyecek ne bir ikinci "vahşî tümen", ne de o kadar büyük bir Kazak kafilesi bulamaz!
      Devrim en ciddî sınıf çelişkilerinin son derece keskinleşmesi olduğu için, bir devrimin, hangi devrim olursa olsun, barışçı yollarla gelişmesi, genellikle son derece seyrek rastlanan ve güç bir şeydir; ama, proletarya ile köylülüğün ittifakının, en haksız, en caniyane bir savaşla bitmiş tükenmiş olan yığınlara barış getirebildiği ve bütün toprağı köylülere verebildiği bir tarım ülkesinde, bu kadar istisnaî tarihsel bir dönemde, devrimin barışçı yollarla gelişmesi, eğer bütün iktidar Sovyetlere devredilmişse, olanaklı ve olasıdır. Sovyetler içinde partilerin iktidar savaşımı, barışçı bir biçimde cereyan ederse, eğer şu demokrasi ilkelerinin [sayfa 169] "küçük küçük tırtıklanmaları"ndan, şu demokrasi ilkelerine "çelme takmalar"dan, örneğin 500 askere bir temsilci, bin işçiye ise bir temsilci tanımak gibi davranışlardan vazgeçilirse, demokratik bir cumhuriyette bu küçük küçük tırtıklamalar yok olmaya mahkûmdurlar.
      Bütün toprağı, köylülere, satın almak zorunda bırakmaksızın verecek olan, bütün halklara âdil bir barış önerecek olan Sovyetlere karşı, İngiliz-Fransız ve Rus burjuvazisinin, Kornilovların, Buşananların,[84] Riyabuşinskilerin, Plehanov ve Potressov ile herhangi bir ittifakı, hiç bir biçimde tehlikeli olamayacaktır, böyle bir ittifak tamamıyla güçsüz bir ittifak olacaktır.
      Burjuvazinin, toprağın ödenmesiz köylülere iadesine, yaşamın başka alanlarında da benzer değişiklikler yapılmasına, âdil bir barışa ve emperyalizme bağların koparılmasına karşı direnmeleri, elbette ki, kaçınılmaz bir şeydir. Ama bu direncin bir iç savaşa varabilmesi için, Sovyetlere karşı savaşabilecek ve onları yenecek yığınlar gereklidir. Oysa, burjuvazi, bu yığınlara sahip değildir ve onları hiç bir yerde bulamaz. Sovyetler ne kadar çabuk ve ne kadar azimle iktidarı ele geçirirlerse, o kadar çabuk "vahşî tümen"den ve Kazaklardan kurtulacaklar, ve yığınlar, o kadar çabuk, önemsiz bir bilinçli kornilovcular azınlığı ile, demokratik ve sosyalist birliğe bağlı pek büyük bir işçi ve köylüler çoğunluğu halinde bölüneceklerdir (çünkü o zaman kesin olarak sosyalizm söz konusu olacaktır).
      İktidarın Sovyetlere geçmesinden sonra burjuvazinin direncinin, her kapitalistin, çıkarları halkın aldatılmasını önlemeyi gerektiren onlarca ve yüzlerce işçi ve köylü tarafından yakından "izlenmesi", gözetilmesi, denetlenmesi ve gözlenmesi gibi bir sonucu olacaktır. Bu ayrıntılı denetimin biçim ve araçları, bizzat kapitalizm tarafından, kapitalizmin bankalar, büyük fabrikalar, karteller, demiryolları, postalar, tüketim kooperatifleri ve sendikalar gibi kurumları [sayfa 170] tarafından hazırlanıp geliştirilmiş ve yalınlaştırılmıştır. Kan akıtılmaksızın burjuvazinin direncini kırmak için, en ayrıntılı bir biçimde hesap vermeyi reddeden ya da halkı aldatan kapitalistlerin bütün mallarının zoralımı ya da kısa bir süre için hapsedilerek cezalandırılmaları, Sovyetlere yetecektir. Çünkü, kesin olarak, bankalar ulusallaştırıldıktan sonra, memur ve müstahdem dernekleri, postalar, tüketim kooperatifleri, sendikalar aracılığıyladır ki, ayrıntılı bir denetim genelleşecek, güçlü, her yerde mevcut ve yenilmez olacaktır.
      Ve Sovyetler, Rusya'nın işçi ve yoksul köylülerinin ittifakı, sosyalizme doğru yürüyüşünde yalnız değildirler. Eğer biz yalnız olsaydık, bu görevi sonuna kadar götüremezdik, çünkü, bu görev, en doğru deyimle, uluslararası bir görevdir. Ama bizim, öteki ülkelerdeki en ileri işçilerin ordusu gibi pek büyük tükenmez bir yedek gücümüz var: Rusya'nın emperyalizmle ve emperyalist savaşla ilişkisini kesmesi, her yanda işçi devriminin, sosyalist devrimin olgunlaşmasını kaçınılmaz olarak hızlandıracaktır.
      İÇ SAVAŞIN "kan dalgaları"ndan söz ediliyor. Kadet-kornilovcuların daha yukarda geçen kararı böyle diyor. Bütün burjuvalar, bütün oportünistler, çeşitli tonda, bu aynı sözü yineliyorlar. Kornilov sorunundan sonra, buna bilinçli işçiler ancak gülerler.
      Ama şu içinde bulunduğumuz savaş döneminde, bu "kan dalgaları" sorunu, vargılar ve sonuçlar göz önünde bulundurularak, güçlerin yaklaşık olarak hesaplanması konusunda konulabilir ve konulmalıdır; bu sorunu, burjuvazinin diktatörlüğünü, toprak sahiplerinin ve krallığın gücünü yeniden kurabilmesi yolunda, Kornilov'un bütün Rusya'yı "kan dalgaları" ile kaplamayı başarabilmesi için, her şeyi yapmış olan kadetlerin ikiyüzlülüğüyle değil, boş ve anlamsız bir söz gibi değil, ciddî bir biçimde ele almak gerekir. [sayfa 171]
      "Kan dalgaları" deniyor bize. Sorunun bu yönünü de tahlil edelim.
      Kabul edelim ki, menşeviklerin ve sosyalist-devrimcilerin duraksamaları uzuyor, iktidarı, Sovyetlere teslim etmiyorlar, Kerenski'yi devirmiyorlar, burjuvaziyle eski kokmuş uzlaşmayı, değişikliği ancak fark edilebilecek bir biçimde yeniden kuruyorlar (örneğin kadetlerin yerine "partisiz" kornilovcular getirilebilir), bugünkü iktidar aygıtının yerine Sovyetler aygıtını koymuşlar, barış önerisinde bulunmuyorlar, emperyalizmle ilişkilerini koparmıyorlar, toprak sahiplerinin topraklarının zoralımına başvurmuyorlar. Bunu, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin şimdiki duraksamalarından ve bugünkü "12 eylül"den çıkış yolu olarak kabul edelim.
      Devrimimizin deneyimi bize açıkça gösteriyor ki, böyle bir durumun sonucu, sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin daha da çok zayıflaması, onlarla yığınlar arasındaki mesafenin genişlemesi, yığınların, nefret ve öfkesinin son sınırına varması ve yığınların devrimci proletaryaya, bolşeviklere karşı sempatilerinin büyük ölçüde artması olur.
      Başkent proletaryası, o zaman, komüne, işçi ayaklanmasına, iktidarın ele geçirilmesine, en yüksek, en kesin biçimiyle savaşa bugünkünden çok daha fazla yaklaşmış olacaktır: 20-21 nisan ve 3-4 temmuz deneyiminden sonra bu sonucun tarih bakımından kaçınılmaz olduğunu kabul etmek gerekir.
      "Kan dalgaları" diye bağırıyor kadetler. Ama bu kan dalgaları, yüzde-doksandokuz bir şansla bu zafer, emperyalist savaş yerine barışı getirecektir; ve bu demektir ki, bugün, kapitalistler arasında kârların ve kazançların (ilhaklar) paylaşılması için kan döken yüz milyonlarca insanın hayatını koruyacaktır. Eğer, 20 ve 21 nisanda bütün iktidar kesin olarak Sovyetlere geçmiş olsaydı ve Sovyetlerin içinde de, zafer, yoksul köylülerle müttefik olan bolşeviklerin [sayfa 172] olsaydı, bu "kan dalgaları"na mal olur muydu? 18 haziran çarpışmalarında can veren yarım milyon Rus askerinin hayatı kuşkusuz kurtarılmış olurdu.
      Bütün bilinçli Rus işçi ve köylülerinin, her yanda üzerinde o kadar gürültü koparılan bu iç savaş sorununu ciddî bir biçimde ele alıp değerlendirdikleri zaman yaptıkları ve yapacakları hesap budur; ve elbette ki, bir sürü deneyimden geçmiş, sorunlar üzerinde kafa yormaya alışmış işçi ve askerler, İstanbul'un, Lemberg'in (Lwow'un), Varşova'nın fethi uğruna, "Almanya'ya karşı zafer" uğruna, yeniden milyonlarca Rus askerinin yaşamını feda etmeye hazırlanan adamların, partilerin, grupların bu "kan dalgaları" üstüne kopardıkları yaygaralarla korkuya kapılmayacaklardır.
      Bir iç savaşta akacak bütün "kan dalgaları", Rus emperyalistlerinin 19 hazirandan sonra akıtmış oldukları kan denizleriyle (iktidarı Sovyetlere devretmekle bu kanların dökülmesini önlemelerinin pek olanaklı olduğunu hesaba katmasak bile) hiç bir biçimde karşılaştırılamazdı.
      Bay Milyukov, Potressov, Plehanov, savaş zamanında, iç savaşın "kan dalgaları"na karşı kanıtlamalarınızda biraz daha ihtiyatlı olunuz; çünkü, askerler, kan denizlerini tanıyorlar, bu kan denizlerini kendi gözleriyle gördüler.
      Bugün, 1917'de, eşine az rastlanır, çetin, halkları bitkin düşüren ve caniyane bir savaşın dördüncü yılında, Rus devriminin uluslararası durumu öyledir ki, iç savaşın galibi bir Rus proletaryası tarafından yapılacak âdil bir barış önerisinin, yeni kan denizleri akıtılmaksızın, bir silah bırakışmasına ve bir barışa varmak için yüzde-doksandokuz şansı olurdu.
      Gerçekte, İngiliz-Fransız ve Alman rakip emperyalizmlerin, Rusya'nın sosyalist proletarya cumhuriyetine karşı birleşmesi, pratik olarak olanaksızdır; İngiliz, Japon ve Amerikan emperyalizmlerinin bize karşı birleşmelerine gelince, [sayfa 173] bunun gerçekleştirilmesi son derece güçtür ve Rusya'nın coğrafya durumu nedeniyle de bizim için hiç de tehlikeli değildir. Ayrıca bütün Avrupa devletlerinde devrimci ve sosyalist proleter yığınların varlığı bir olgudur, evrensel sosyalist devrim, önüne geçilmez bir şekilde olgunlaşmaktadır; bu bütün kuşkuların dışındadır ve bu devrime ciddî olarak yardım edebilecek olan şey, yabancı Plehanovlarla ve Çeretelilerle komedi oynayan Stockholm delegasyonları ve konferansı değil, yalnız Rus devriminin ileriye yürüyüşüdür.
      Burjuvalar, eğer proletarya iktidarı ele geçirirse, Rus Komününün yenilgisinin, yani proletaryanın yenilgisinin kaçınılmaz olduğunu haykırıyorlar.
      Bunlar, sınıf çıkarından doğmuş yalancı yaygaralardır.
      Rus proletaryası, bir kez iktidarı ele geçirdikten sonra, bütün iktidarı korumak ve Rusya'yı, devrimin Batıdaki zaferine kadar götürmek şanslarına sahiptir.
      Çünkü, ilkin, Komünden beri çok şeyler öğrendik ve Komünün işlediği yanılgıları yinelemeyeceğiz. Devlet Bankasını burjuvazinin eline bırakmayacağız, "bizim Versaille'lılarımıza (kornilovculara) karşı kendimizi savunmakla yetinmeyecek, onlara karşı saldırıya geçeceğiz.
      İkinci olarak, zaferi kazanan proletarya, Rusya'ya barışı sağlayacaktır. Hiç bir güç, üç yıldan fazla bir zamandan beri süren bir halklar kıyımının bütün korkularından sonra barış hükümetini, namuslu, içten, âdil bir barışın hükümetini deviremeyecektir.
      Üçüncü olarak, zaferi kazanan proletarya, toprağı derhal ve bedelsiz, köylülere verecektir. Ve hükümetimizin, özellikle "koalisyon" hükümetinin, Kerenski hükümetinin "toprak sahipleri hesabına" çevirdiği "manevralar" yüzünden çileden çıkmış ve bitkin düşmüş köylülüğün pek büyük çoğunluğu, zafere ulaşmış proletaryayı, her şeyiyle, özveriyle ve tam olarak destekleyecektir. [sayfa 174]
      Durmadan halkın "kahramanca çabaları"ndan söz ediyorsunuz, menşevik ve sosyalist-devrimci beyler. Şu son günlerde, sizin Merkez Yürütme Komitenizin organının, İzvestiya'nızın[85] başyazısında bu tümceyle karşılaşmış bulunuyorum. Sizin için bu, ancak bir tümcedir. Ama onu okuyan işçiler ve köylüler onun üzerinde düşünüyorlar, ve Kornilov belasının "deneyimi" ile, Peşehanov'un bakanlık "deneyimi" ile, Çernov'un bakanlık "deneyimleri" ile güçlenmiş olan bütün düşünceleri, onları hiç eksiksiz olarak şu yargıya götürür: bu "kahramanca çabalar", yoksul köylülerin, kendilerine müttefik ve en güvenilir kılavuz saydıkları kentlerdeki işçiler konusundaki güvenlerinden başka bir şeyi ifade etmez. Bu kahramanca çaba, Rus proletaryasının iç savaşta burjuvazi karşısındaki zaferinden başka bir şey değildir, çünkü, yalnız bu zafer, içimizi kemiren bocalamalardan bizi kurtaracaktır, yalnız o, bir çıkış yolu getirecek, toprak verecek, barış verecektir.
      Eğer iktidar hemen Sovyetlere teslim edilerek, kentlerdeki işçilerle yoksul köylülüğün ittifakı gerçekleştirilebilirse ne iyi. Bolşevikler, devrimin gelişmesinin bu barışçı yolunu güven altına almak için her şeyi yapacaklardır. Yok eğer bu ittifak gerçekleştirilmezse, Kurucu Meclis, tek başına, kurtuluşu sağlayamayacaktır, çünkü sosyalist-devrimciler, Mecliste, kadetlerle, Breşko-Breşkovskaya ve Kerenski vb. vb. ile anlaşma "oyun"larını sürdürebilirler.
      Eğer Kornilov sorununun deneyimi bile "demokrasi"ye bir şey öğretmediyse, eğer demokrasi bu uğursuz bocalama ve koalisyon siyasetini sürdürürse, o zaman biz, hiç bir şey bu bocalamalar kadar devrime zararlı değildir diyeceğiz. Şu halde iç savaş korkuluğunu sallayıp durmayınız baylar; eğer Kornilovların ve "koalisyon"un hemen ve kesin olarak hesabını görmezseniz, iç savaş kaçınılmazdır - o zaman bu savaş, sömürenlere karşı zaferi getirecek, toprağı köylülere verecek, halkı barışa kavuşturacak, bütün dünyanın [sayfa 175] sosyalist proletaryasının devriminin zaferine giden gerçek yolu açacaktır.
     

Raboçi Put, n° 12
16 (29) Eylül 1917
İmza: N. Lenin.

[sayfa 176]
     

       

DEVRİMİN GÖREVLERİ


      RUSYA, bir küçük-burjuvazi ülkesidir. Nüfusun büyük çoğunluğunu bu sınıf oluşturur. Bu sınıfın burjuvazi ile proletarya arasında bocalaması kaçınılmazdır. Ve ancak bu sınıfın proletarya ile birleşmesiyledir ki, devrim davasının, barış, özgürlük davasının, toprağın emekçilere geri verilmesi davasının zaferi, kolayca, çabuklukla, barış ve sükûnet içinde sağlanmış olacaktır.
      Devrimimizin gidişi, pratikte, bize bu duraksamaları göstermektedir. Öyleyse, sosyalist-devrimci ve menşevik partiler hakkında hayale kapılmayalım, proletarya sınıfının yolu olan yolumuz üzerinde sımsıkı duralım, bu yoldan ayrılmayalım. Yoksul köylülerin sefaleti, savaşın doğurduğu kötülükler, [sayfa 177] açlığın boğucu sıkıntıları, her şey, proletarya yolunun doğru yol olduğunu, proletarya devrimini desteklemenin vazgeçilmez bir şey olduğunu gittikçe açık seçik olarak halk yığınlarına göstermektedir.
      Devrimin ilerleyişi, küçük-burjuvazinin, burjuvaziyle bir "koalisyon" kurma, onunla bir anlaşma yapma yolundaki "barışçı" umutlarını, Kurucu Meclisin "yakın gelecekte" toplanmasını "rahat rahat" bekleme vb. umutlarını acımasızca, kıyasıya, kesin olarak yıktı. Kornilov serüveni son acı dersti; kapitalistlerin ve büyük toprak sahiplerinin işçileri ve köylüleri, subayların askerlerini ve bunun gibi daha başkalarının başkalarını aldatarak bize vermiş oldukları milyonlarca ve milyonlarca küçük küçük dersi tamamlayan büyük bir dersti.
      Hoşnutsuzluk, kin, öfke, orduda, köylüler arasında ve işçiler arasında büyümektedir. Sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin burjuvazi ile, her şeyi vaat eden ve hiç birini yerine getirmeyen "koalisyonu", yığınları sinirlendiriyor, onların gözünü açıyor, onları devrime itiyor.
      Sosyalist-devrimciler (Spiridonova ve başkaları) ve menşevikler (Martov ve grupları) arasında sol muhalefet büyümekte ve daha şimdiden, bu partilerin "konsey"inin ve "kongre"sinin %40'ına varmaktadır. Ve tabanda, proletarya içinde ve köylülük içinde özellikle yoksul köylülerde sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin çoğunluğu "solda" bulunmaktadır.
      Kornilov serüveni bir derstir. Kornilov serüveni, çok öğretici olmuştur.
      Sovyetlerin, şu sırada sosyalist-devrimci ve menşevik liderlerinden daha ileri gidip gidemeyeceklerini ve bununla devrimin barışçı yolla gelişmesini sağlayıp sağlayamayacaklarını, ya da yeniden yerlerinde sayıp proletarya ayaklanmasını kaçınılmaz kılıp kılmayacaklarını bilmek olanaksızdır. [sayfa 178]
      Bu bilinemez.
      Bize düşen ödev, devrimin barışçı gelişmesine "son" bir şans sağlamak için mümkün olan her şeyin yapılmasına yardım etmek, buna, programımızı ortaya koyarak, programımızın ulusal niteliğini, halkın büyük çoğunluğunun çıkarlarına ve taleplerine uygun olduğunu açıklayarak yardım etmektir.
      Aşağıdaki satırlar, bu programın bir açıklanması, denemesidir.
      Bu program yoluyla en yoksul "en yeteneksiz tabakalara", yığınlara, memurlara, işçilere, köylülere, yalnız bizimle birlikte olanlara değil, özellikle sosyalist-devrimcilere, partisizlere, bilgisi az olan kişilere yaklaşalım. Onları kendi kendilerine düşünüp fikir yürütmeye, kendi kendilerine karar almaya, kendi delegelerini konferansa, Sovyetlere, hükümete göndermeye sevk etmek için uğraşalım; o zaman konferansın sonucu ne olursa olsun emeğimiz boşa gitmiş olmayacaktır. Çabamız, hem konferans için, hem Kurucu Meclis seçimleri için, genellikle bütün siyasal eylem için yararlı olacaktır.
      Yaşam, bolşeviklerin programının ve taktiğinin doğru olduğunu gösteriyor. 20 nisandan Kornilov serüvenine kadar "o kadar kısa zamanda ne çok şeyler oldu".
      Bu zaman içinde yığınların edindikleri deneyim, ezilen sınıfların edindikleri deneyim, onlara bir dolu ders sağladı ve sosyalist-devrimci ve menşevik liderler yığınlardan tamamen ayrı kaldılar. Bunu, yığınlara anlatabildiğimiz ölçüde, mümkün olduğu kadar somut bir program gösterecektir.
     

KAPİTALİSTLERLE ANLAŞMA SİYASETİNİN
ZARARLI SONUÇLARI


      1. Burjuvazinin temsilcilerini, az sayıda olsalar bile, iktidarda bırakmak, Alekseyev, Klembovski, Bagrasyon, Gagarin [sayfa 179] ve öteki generaller gibi Kornilov'un herkesçe bilinen yandaşlarını, ya da Kerenski gibi burjuvazi karşısındaki tam güçsüzlüklerini ve bonapartçı yöntemlerle eğilimlerini tanıtlamış olan kimseleri iktidarda bırakmak, bir yandan, kapitalistlerin bilerek hızlandırdıkları ve ağırlaştırdıkları açlığa ve iktisadî yıkıma, öte yandan da, ordu, emperyalist bir savaşa şevkle katılamayacağına göre askerî yıkıma kapıları ardına kadar açmak demektir. Ayrıca, Kornilov yandaşı generaller ve subaylar, iktidarda kaldıkları takdirde, hiç kuşku yok ki, Galiçya'da ve Riga'da yaptıkları gibi bilerek ve isteyerek cepheyi Almanlara açacaklardır. Ancak şu aşağıda gösterilen yeni ilkelere dayanan yeni bir hükümetin kurulması, bu yıkımı önleyebilir. 20 nisandan beri, bütün deneyimlerimizden sonra, burjuvazi ile, ne olursa olsun bir anlaşma siyasetini sürdürmek, sosyalist-devrimciler ve menşevikler bakımından yalnızca bir yanılgı değil, halka karşı ve devrime gerçek bir ihanet olur.
     

İKTİDAR SOVYETLERE


      2. Bütün siyasal iktidar, belirli bir program temeli üzerinde, ve hükümet, Sovyetler önünde tamamen sorumlu olmak koşuluyla, tüm olarak işçi, asker, köylü vekilleri Sovyetlerinin temsilcilerine geçmelidir. Aynı zamanda, hem devrimin içerik bakımından o kadar zengin olan son birkaç haftası sırasında halkın edindiği bütün deneyimi de hesaba katabilmek için, hem birçok yerlerde düzeltilmemiş olan apaçık haksızlıkları (nispî olmayan temsil sistemi, seçimde eşitsizlikler vb.) ortadan kaldırmak için, hiç zaman geçirmeden Sovyetlerin yenilenmesine gitmek gerekir.
      Demokratik bir biçimde seçilmiş kuruluşların bulunmadığı yerlerde, orduda olduğu gibi, bütün iktidar, hiç bir biçimde kısıtlanmaksızın, yerel Sovyetlere, Sovyetler tarafından seçilmiş komiserlere ve gene seçilmiş olan öteki kuruluşlara [sayfa 180] geçmelidir.
      Ne pahasına olursa olsun, her yerde, devletin tam desteğiyle, işçilerin ve devrimci birliklerin, yani iş başa düştüğünde kornilovcuları tepelemek yeteneğinde olduklarını ortaya koymuş olan birliklerin silahlandırılmasına gidilmelidir.
     

HALKLARA BARIŞ


      3. Sovyetler hükümeti, hemen, bütün savaşan uluslara (yani onların hükümetleriyle işçi ve köylü yığınlarına aynı zamanda olmak üzere) demokratik koşullarla derhal genel bir barış ve derhal ateşkes (ancak üç aylık) kararına varılması önerisinde bulunmalıdır.
      Demokratik bir barışın ilk koşulu, ilhaklardan (fetihlerden) vazgeçmektir. Bu vazgeçmeyi, bütün büyük devletlerin kaybetmiş olduklarını yeniden ele geçirmesi gibi yanlış bir anlamda değil, tek doğru anlamında, bütün ulusal-toplulukların, Avrupa'da ve sömürgelerde, bağımsız ayrı bir devlet kurmak ya da bir devleti oluşturan unsurlardan biri olmak kararını gene kendisinin vermesi özgürlüğüne ve olanağına sahip olması anlamında anlamalıdır.
      Ama, Sovyet hükümeti bu barış koşullarını önerirken, kendisi de koşulların yerine getirilmesi için zaman geçirmeden eyleme geçmelidir; yani çar tarafından imzalanmış olan, Rus kapitalistlerine, Türkiye'nin, Avusturya'nın vb. soyulmasını vaat eden ve bugün bizi hâlâ bağlı tutan gizli anlaşmaları yayınlamalı, açığa vurmalıdır.
      Sonra, Ukraynalıların, Finlandiyalıların taleplerine derhal hak vermek ve onlara Rusya'nın Rus-olmayan bütün öteki halklarına da olduğu gibi ayrılma hakkına kadar varan bir özgürlük sağlamak zorundayız. Bütün Ermenistan'a karşı tutumumuz da böyle olmalıdır; aynı şekilde, birliklerimizin işgali altında bulunan Türk topraklarını da boşaltmaya [sayfa 181] başlamak zorundayız vb..
      Bu barış koşullarına kapitalistler iyi gözle bakmayacaklardır, ama bu koşullar, bütün halklar tarafından öyle bir sempati ile karşılanacak, bütün dünyada öyle büyük bir hayranlık ve soygunculuk savaşının sürdürülmesine karşı öyle yaygın bir öfke uyandıracaktır ki, pek olasıdır ki, bir çırpıda hemen bir ateşkes ve barış görüşmelerinin başlamasına rıza gösterilmesi sonucunu elde edeceğiz. Çünkü, savaşa karşı işçi devrimi her yanda önüne geçilmez bir biçimde büyümektedir; ve savaşa karşı bu devrimi ileri götürecek olan, barış edebiyatı değil (uzun zamandan beri, işçileri ve köylüleri aldatmak için bütün emperyalist hükümetler, bizim Kerenski hükümetimiz de dahil, bu yola başvuruyorlar), yalnız kapitalistlerden kopma ve barış önerisidir.
      Eğer çok küçük bir olasılık gerçekleşir, yani eğer savaşan devletlerden hiç biri ateşkesi kabul etmezse, o zaman bizim için savaş, gerçekten, zorunlu bir savaş, gerçekten haklı bir savaş, bir savunma savaşı olacaktır. Bu olaydan proletaryanın ve yoksul köylülüğün edineceği bilinç, artık savaşın, bizim yönümüzden yalnızca sözlerle değil, ama gerçekte de bütün ülkelerin ezilen sınıflarıyla birlikte, bütün dünyanın ezilen halklarıyla birlikte yapacağımız bir savaş olacağını hesaba katmasak bile, askerî bakımdan bile Rusya'nın kuvvetlerini on katına çıkartacaktır.
      Özellikle, kapitalistlerin, en korkak ve küçük-burjuva öğelerin bazen karşı duramadıkları ve İngiliz kapitalistlerinin ve öteki kapitalistlerin, kendileriyle olan bugünkü soygunculuk ittifakımızı kopardığımız takdirde Rus devrimine büyük bir zarar verebileceklerini ileri süren iddialarına karşı halkı uyanık bulundurmak gerekir.
      Bu iddia baştan sona kadar yalandır, çünkü, bankacıları zenginleştiren "müttefiklerin malî desteği", Rus işçi ve köylülerini yağlı ipin asılan adamı tutması gibi desteklemektedir. Rusya'nın yeteri kadar buğdayı, kömürü, petrolü, [sayfa 182] demiri vardır; bu ürünlerin âdil bir şekilde üleştirilmesini sağlamak için zorunlu olan tek şey, halkı, kendisini soyan büyük toprak sahiplerinden ve kapitalistlerden kurtarmaktır. Bugünkü müttefiklerimizin Rus halkına karşı bir askerî harekâta geçmesi olasılığına gelince, Fransızların ve İtalyanların birliklerini Alman birlikleriyle birleştirebilecekleri ve bunu, Rusya'nın âdil bir barış önerisine karşı ileri sürecekleri tezi, düpedüz saçmadır; İngiltere, Amerika ve Japonya, Rusya'ya karşı savaş açsalar bile (ki, böyle bir savaş, yığınlar arasında son derece büyük bir hoşnutsuzluk yaratacağı gibi, bu ülkelerin kapitalistleri arasında Asya'nın paylaşılması, özellikle Çin'in yağma edilmesi konusunda maddî çıkar ayrılıklarının sonucu olarak da onlar için çok güç bir şey olurdu), bu ülkeler, Almanya, Avusturya ve Türkiye ile savaşın şimdi Rusya'ya mal olduğu zarar ve yıkımın yüzde-birine bile neden olamazlardı.
     

TOPRAK İŞLEYENLERE


      4. Sovyetler hükümeti, geciktirmeksizin, büyük arazilerin özel mülkiyetinin ödenmesiz kaldırıldığını ilân etmeli ve bu toprakları, Kurucu Meclisin kararına kadar, köylü komitelerinin yönetimine teslim etmelidir. Aynı şekilde, en başta ve karşılıksız olarak yoksul köylülerin emrine verilmek üzere toprak sahiplerine ait gereçleri de köylü komitelerinin yönetimine teslim etmelidir.
      Daha uzun zaman öncesinden beri köylülerin büyük çoğunluğu tarafından, gerek kongrelerinin kararlarında, gerek yerel delegelerin yüzlerce yetki belgesinde (ötekiler arasında Köylü Vekilleri Sovyetinin İzvestiya'larında[
86] yayınlanan 242 yetki belgesinin incelenmesinden de anlaşıldığı gibi) talep edilen bu önlemler, âcil ve mutlak bir zorunluluk göstermektedir. Köylülüğün "koalisyon" bakanlığı zamanında o kadar sıkıntısını çektiği şu ertelemelerin, savsaklamaların [sayfa 183] hiç biri artık hoş karşılanamaz.
      Bu önlemleri almakta gecikecek her hükümet, işçi ve köylülerin ayaklanmasının kendisini devirmesine ve ezmesine müstahak olmuş halk düşmanı bir hükümet olarak kabul edilmek zorundadır.
     

AÇLIĞA, VE İKTİSADÎ ÇÖKÜŞE KARŞI SAVAŞIM


      5. Sovyetler hükümeti, geciktirmeksizin, üretimin ve tüketimin, işçiler tarafından denetimini bütün yurt ölçüsünde kurumlaştırmalıdır. Yoksa, deneyimin altı aydan beri bize gösterdiği gibi, bütün vaatler, bütün reform girişimleri boş olur ve daha önce eşi görülmemiş bir yıkımla birlikte açlık haftadan haftaya daha da yaklaşarak bütün ülkeyi pençesi altına alır.
      Bankaların ve sigorta şirketlerinin derhal ulusallaştırılmasından, gene aynı şekilde sanayinin başlıca kollarının (petrol, maden kömürü, metalürji, şeker, vb.) ulusallaştırılmasından vazgeçilemez; aynı zamanda ticaret sırrının tamamen ortadan kaldırılması, devlete yaptıkları malzeme sayesinde zenginleşen, her türlü denetimden ve kârları ve malları üzerine konan her türlü vergiden sıyrılıp kurtulan küçük bir kapitalist azınlığın işçi ve köylüler tarafından sürekli bir denetim altında bulundurulması gerekir.
      Orta köylülerin, Kazakların, küçük zanaatçıların varlıklarından bir kopek bile eksiltmeyecek olan bu önlemler, savaş yükümlülüklerinin herkese eşit olarak bölüştürülmesi bakımından tamamen âdil ve açlığa karşı savaşmak için de ivedilikle alınmaları gereken önlemlerdir. Ancak kapitalistlerin ürün hırsızlığı ve üretimi bilinçli bir şekilde engellemeleri önlendikten sonradır ki, emeğin verimi yükseltilebilecek, herkes için çalışma zorunluluğu konabilecek, tahıl ile sanayi ürünleri arasında âdil bir değişim kurulabilecek, zenginler tarafından saklanan milyarlarca kâğıt paranın hazineye [sayfa 184] girmesi sağlanacaktır.
      Bu önlemler alınmadan, toprak mülkiyetinin ödenmesiz ortadan kaldırılması bile mümkün değildir, çünkü toprak sahiplerinin topraklarının çoğu, bankalara ipotek edilmiş durumdadır ve toprak sahipleriyle kapitalistlerin çıkarları çözülmez bir biçimde birbirine bağlıdır.
      Rusya İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri Merkez Yürütme Komitesi İktisadî İşler Bölümü tarafından kabul edilen son karar (bkz: Raboçaya Gazeta, n° 152), yalnız hükümet tarafından alınan önlemlerin (örneğin toprak sahiplerini ve kulakları zengin etmek amacıyla buğday fiyatının yükseltilmesinin) "zararlı olduğunu" değil, yalnız "iktisadî yaşamı düzenlemek için hükümet tarafından kurulan merkezî organların tam bir eylemsizlik içinde bulunuşlarını" değil, bu hükümetin, "yasaları bile çiğnediğini" kabul ediyor. Sosyalist-devrimci ve menşevik önder partilerin bu itirafı, burjuvazi ile anlaşma siyasetinin cinayet niteliğini bir kez daha doğruluyor.
     

DEVRİM DÜŞMANI TOPRAK SAHİPLERİNE
VE KAPİTALİSTLERE KARŞI SAVAŞIM


      6. Kornilov ve Kaledin ayaklanması, başlarında kadet partisi ("Halkın Özgürlüğü Partisi") olmak üzere toprak sahipleri ve kapitalistler sınıfının tümü tarafından desteklenmişti. Bu durum, Merkez Yürütme Komitesi Haberleri'nde yayınlanan olaylarla daha önce tamamıyla tanıtlanmış bulunuyor.
      Bu karşı-devrimi tamamıyla bastırmak için ve hatta bu konuda bir soruşturma yapmak için ciddî hiç bir şey yapılmamıştır ve eğer iktidar Sovyetlere geçmezse hiç bir şey de yapılacak değildir. Hiç bir komisyon, devlet iktidarını elinde bulundurmuyorsa, ne tam bir soruşturma yürütmek ve ne de suçluları tutuklamak vb. olanaklarına sahip olamayacaktır. Ancak Sovyetlerin hükümeti bu işi yürütebilir [sayfa 185] ve yürütmelidir. Ancak bu hükümet, Kornilov'un generallerini ve burjuva karşı-devriminin elebaşlarını (Guçkov, Milyukov, Riyabuşinski, Maklakov ve hempaları) tutuklayarak, karşı-devrimci derneklerin (Devlet Duması, subay dernekleri vb.) dağıtıldığını bildirerek, bu derneklerin üyelerini yerel Sovyetlerin gözetimi altına vererek, karşı-devrimci birlikleri ordudan atarak, yalnız o, Rusya'yı, "Kornilov" deneyimlerinin kaçınılmaz yinelenmesinden koruyabilir.
      Yalnız Sovyetlerin hükümeti Kornilov'un faaliyeti konusunda, ve buna benzer bütün öteki faaliyetler konusunda, burjuvazi tarafından yaratılmış olsalar bile, tam ve halka açık bir soruşturma için bir komisyon kurabilir ve Bolşevik Partisi, işçileri, yalnız Sovyetler tarafından kurulan bir soruşturma komisyonuna uymaya ve eksiksiz yardımda bulunmaya çağırabilir.
      Yalnız Sovyetlerin hükümeti, halktan çalınan milyonlar sayesinde kapitalistlerin en büyük basımevlerine ve gazetelerin çoğuna el koymaları gibi o kadar apaçık bir adaletsizliğe karşı başarı ile savaşabilir. Karşı-devrimci burjuva gazetelerini (Reç, Ruskoye Slovo[87] ve başkaları) yasaklamak, basımevlerini müsadere etmek, onların özel ilânlarını devlet tekeli haline getirmek, hepsini, sovyetler tarafından yayınlanan ve köylülere gerçeği söyleyen bir tek hükümet gazetesinde toplamak kesinkes gereklidir. Ancak bu yolla, burjuvazinin güçlü silahı, herhangi bir koşula bağlı olmaksızın, halkı aldatmakta, köylülüğü yanıltmakta, ve karşı-devrimi hazırlamakta kullandığı yalan ve iftira silahı burjuvazinin elinden alınabilir ve alınmalıdır.
     

DEVRİMİN BARIŞÇI YOLLA GELİŞMESİ


      7. Bugün, Rus demokrasisinin önünde, Sovyetlerin, sosyalist-devrimci ve menşevik partilerin önünde, devrimler tarihinde son derece seyrek rastlanan bir olanak, yeniden [sayfa 186] ertelemelere kalkışılmaksızın, belli bir tarihte Kurucu Meclisi toplantıya çağırmak olanağı, ülkeyi askerî ve iktisadî bir felâketten korumak olanağı, devrimin barışçı yolla gelişmesini sağlamak olanağı açılmaktadır.
      Eğer bugün, sovyetler yukarda gösterilen programı uygulamak üzere iktidarı, tüm olarak ve yalnız başlarına ele geçirirlerse, o zaman, sovyetler, yalnız Rusya halkının onda-dokuzunun desteğini, işçi sınıfının ve köylülüğün büyük çoğunluğunun desteğini sağlamakla kalmazlar, ordunun, halkın çoğunluğunun büyük bir hayranlığını da sağlamış olurlar, ki bu hayranlık olmadan açlığa karşı, savaşa karşı zafer kazanmak olanaksızdır.
      Eğer Sovyetlerin kendileri, duraksamasalardı, bugün, Sovyetlere karşı, hiç bir muhalefet söz konusu olamazdı. Hiç bir sınıf, Sovyetlere karşı başkaldırmaya cüret etmeyecektir; Kornilov deneyiminden ders alan toprak sahipleri ve kapitalistler, Sovyetlerin ültimatomu karşısında barış içinde iktidarı bırakacaklardır. Kapitalistlerin Sovyetlerin programına karşı direncini yenmek için, onları işçi ve köylülere gözettirmek ve kafa tutanların bütün mallarının zoralımı ve onunla birlikte kısa vadeli tutuklama gibi önlemlerle cezalandırmak yetecektir.
      Bir kez iktidar ellerine geçtikten sonra, sovyetler, şu anda bile hâlâ -ki bu, olası ki onların son şansıdır- devrimin barışçı yolla gelişmesini, halk vekillerinin barış ve huzur içinde seçilmelerini, Sovyetlerin içinde partilerin barışçı savaşımını, pratik yoluyla çeşitli partilerin programının denenmesini, iktidarın, bir çatışmaya girmeden, bir partiden ötekine geçmesini sağlayabilirlerdi.
      20 nisan hareketinden Kornilov serüvenine kadar devrimin gelişmesinin bütün seyri gösteriyor ki, eğer bu olanak elden kaçırılırsa, burjuvazi ile proletarya arasında en çetin bir iç savaş kaçınılmaz olur. Önüne geçilmez yıkım bu savaşı yakınlaştıracaktır. İnsan aklının kabul edebileceği bütün [sayfa 187] verilerle üzerinde düşünecek olursak, bu savaş, ileri sürülen programın uygulanması için köylülüğün kendisine göstereceği destek yardımıyla işçi sınıfının tam zaferiyle sonuçlanacaktır; ama savaş, amansız, çetin ve kanlı olabilir, onbinlerce toprak sahibinin, kapitalistin ve kaderlerini onların davasına bağlayan subayın hayatına mal olabilir. Proletarya, devrimi kurtarmak için hiç bir özveriden geri durmayacaktır, devrimi kurtarmak da yukarda açıklanan programın dışında olanaklı değildir. Ama eğer Sovyetler devrimin barışçı yolla gelişmesini sağlamayı deneselerdi, proletarya, Sovyetleri bütün gücüyle desteklerdi.
     

Raboçi Put, n° 20 ve 21.
26 ve 27 Eylül (9 ve 10 Ekim) 1917.
İmza: N. K.

[sayfa 188]