ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EKİM DEVRİMİNİN DÜZENLEYİCİSİ OLARAK PARTİ
BOLŞEVİKLER İKTİDARI ALMALIDIRLAR[
62]
RSDİP(B) MERKEZ KOMİTESİNE, PETROGRAD VE MOSKOVA KOMİTELERİNE MEKTUP
İKİ başkentin işçi ve asker vekilleri sovyetlerinde çoğunluğu sağlayan
bolşevikler iktidarı ele alabilirler ve
almalıdırlar.
İktidarı alabilirler, çünkü, iki başkent halkının devrimci öğelerinin
etkin çoğunluğu, yığınları arkalarından sürüklemek, düşmanın direncini
kırmak, onu yok etmek için, iktidarı ele geçirmek ve onu elinde tutmak için,
iki başkent halkının etkili devrimci öğelerinin çoğunluğu yeterlidir. Çünkü,
bolşevikler, hemen demokratik bir barış önererek, toprağı hemen köylülere
vererek, Kerenski tarafından ayaklar altına alınmış ve yok edilmiş
demokratik kurum ve özgürlükleri yeniden kurarak,
kimsenin
deviremeyeceği bir hükümet
[sayfa 147]
kuracaklardır.
Halın çoğunluğu bizden
yanadır. 6 mayıstan 31 ağustosa ve 12
eylüle
[63]
giden uzun ve çetin yol, bize bunun kanıtını verdi: iki başkentin
sovyetlerinde çoğunluğun elde edilmesinin nedeni, halkın
bizim partimize
doğru evrim göstermesi
sonucudur. Sosyalist-devrimcilerin
[64]
ve menşeviklerin kararsızlıkları, bu iki grup içinde enternasyonalcilerin
güçlenmesi de bunu tanıtlamaktadır.
Demokratik Konferans,
[65]
devrimci halkın çoğunluğunu
değil, yalnızca uzlaşmacı küçük-burjuva
yöneticileri temsil etmektedir. Seçim sonuçlarına ilişkin rakamların
bizi yanıltmasına izin vermemeliyiz, söz konusu olan seçimler değildir:
Petrograd ve Moskova'nın belediye dumaları için yapılan seçimler ile
Sovyetlerin seçimlerini karşılaştırınız. Moskova'daki seçimleri ve
Moskova'daki 12 ağustos grevini karşılaştırınız: bu karşılaştırmalarda
yığınları yöneten devrimci öğelerin çoğunluğu konusunda nesnel veriler
bulacaksınız.
Demokratik Konferans köylülüğü aldatıyor, çünkü ona, ne barış, ne de
toprak veriyor.
Yalnız bolşevik bir hükümet köylülüğü hoşnut edecektir.
NEDEN bolşevikler tam da
bugün iktidarı almalıdırlar?
Çünkü Petrograd'ın pek yakın olan teslimi, şanslarımızı yüz kez daha
azaltacaktır.
Kerenski ve hempaları tarafından komuta edilen bir ordu ile
Petrograd'ın teslimini önleyecek
durumda değiliz.
Kurucu Meclis de artık "beklenemez", çünkü Petrograd'ın teslimi ile
Kerenski ve hempaları, meclisi her zaman
başarısızlığa uğratabilirler.
Yalnız bizim partimiz iktidarı ele aldıktan sonra Kurucu Meclisin
toplanmasını sağlayabilir; iktidarın alınmasından sonra, partimiz, öteki
partileri, Kurucu Meclisin toplanmasını savsaklamış olmakla suçlayacak ve bu
suçlamayı inandırıcı bir biçimde tanıtlayacaktır.
[66]
[sayfa 148]
İngiliz ve Alman emperyalistleri arasında ayrı bir barış önlenmelidir
ve bu önlenebilir de, ama çabuk olmak gerekir.
Halk, menşeviklerin ve sosyalist-devrimcilerin duraksamalarından
bıkmıştır. Yalnız bizim başkentlerdeki zaferimiz, köylüleri arkamızdan
sürükleyecektir.
SÖZCÜKLERİN dar anlamında ayaklanmanın ne "günü", ne de "anı" söz
konusu değildir. Buna karar verecek olan, işçiler ve askerler ile,
yığınlar ile ilişki içinde bulunan kimselerin oybirliğidir.
Söz konusu olan, bugün, partimizin, Demokratik Konferansta, gerçekte,
kendi öz kongresini de yapıyor olmasıdır; bu kongre,
devrimin
kaderine (bunu istesin ya da istemesin) karar vermek
zorundadır.
Partiye, kendi
görevini, Petrograd'da ve Moskova'da (ve bölgede)
silahlı bir ayaklanmayı, iktidarın ele geçirilmesini, hükümetin
devrilmesini gündeme almak görevini açıkça göstermek söz konusudur. Bunu
basında açıklamaksızın, bu amaçla yapılacak propagandanın biçimini düşünmek
gerekir.
Marx'ın ayaklanma üzerine sözlerini anımsayınız ve onlar üzerinde
düşününüz:
"Ayaklanma ...
bir sanattır."[67]
vb..
BOLŞEVİKLERİN "yapmacık" bir çoğunluğa sahip olmayı beklemeleri saflık
olurdu: hiç bir devrim bunu beklemez. Kerenski ve hempaları da beklemiyorlar;
Petrograd'ın teslimini hazırlıyorlar. Kesin olarak "Demokratik Konferans"ın
acınacak bocalamalarıdır ki, Petrograd ve Moskova işçilerinin sabırlarını
tüketmelidir ve tüketecektir! Eğer şu andan başlayarak iktidarı ele almazsak,
tarih bizi bağışlamayacaktır.
Aygıt yok mu? Hayır, bir aygıt var: sovyetler ve demokratik örgütler.
Uluslararası durum
tam da bugün, İngilizlerle
[sayfa
149] Almanlar arasında ayrı bir savaşın
öngününde, bizden yana.
Bugün bile halklara barış önermek,
kazanmaktır. Moskova ve
Petrograd'da (hangisinin daha önce olacağı önemli değildir, önce Moskova'nın
başlaması da olanaklıdır) iktidarı hemen ele geçirmekle,
hiç kuşkusuz,
kesinkes yeneceğiz.
12-14 (25-27) Eylül 1917'de yazıldı,
İlk kez 1921'de Proletarskaya Revolutsiya
n° 2'de yayımlandı.
N. LENİN
[sayfa 150]
MARKSİZM VE AYAKLANMA
RSDİP(B) MERKEZ KOMİTESİNE MEKTUP
AYAKLANMAYA hazırlanmanın ve genel olarak, ayaklanmayı bir sanat
olarak görme biçiminin "blankicilik"
[68]
olduğunu ileri süren oportünist yalan, marksizmin çarpıtılmaları arasında,
en kötü niyetlilerden ve egemen "sosyalist" partiler tarafından belki de en
çok yayılmış bulunanlardan biridir.
Oportünizmin büyük ustası, Bernstein, marksizme karşı blankicilik
suçlamasını ileri sürerek acıklı bir ün kazanmıştı, ve gerçekte, bugünün
oportünistleri, blankicilik diye haykırdıkları zaman, Bernstein'ın yoksul "fikir"lerini
ne azıcık yenileştiriyor, ne de onları en küçük bir şey ile "zenginleştiriyorlar".
[sayfa 151]
Marksistleri, ayaklanmayı bir sanat olarak gördükleri için,
blankicilik ile suçlamak! Ayaklanmanın bir
sanat olduğunu açıklayarak,
onu bir sanat olarak ele almak gerektiğini, ilk başarıları
kazanmak
ve kargaşalık içine düşmesinden yararlanarak, düşmana karşı
yürüyüşü
aksatmaksızın, başarıdan başarıya ilerlemek gerektiğini, vb., vb. söyleyerek
bu konudaki fikrini en belgin, en açık ve en kesin bir biçimde açıklayanın
Marx'ın ta kendisi olduğunu hiç bir marksist yadsıyamayacağına göre,
gerçeğin bundan daha apaçık bir çarpıtılması olamaz.
Başarmak için, ayaklanma bir komploya değil, bir partiye değil, ama
öncü sınıfa dayanmalıdır. İşte birinci nokta. Ayaklanma
halkın devrimci
atılımına dayanmalıdır. İşte ikinci nokta. Ayaklanma, yükselen devrim
tarihinin, halk öncüsünün etkinliğinin en güçlü olduğu, düşman saflarında ve
devrimin güçsüz, kararsız, çelişki dolu dostlarının saflarında
duraksamaların en güçlü oldukları bir
dönüm noktasında patlak
vermelidir; işte üçüncü nokta. Ayaklanma sorununu koyma biçiminde,
marksizmin blankicilikten ayrılması sonucunu veren üç koşul, işte
bunlardır.
Ama, bu koşullar yerine geldikten sonra, ayaklanmayı bir
sanat
olarak görmeyi kabul etmemek, marksizme ihanet etmektir, devrime ihanet
etmektir.
Ayaklanmanın, olayların nesnel akışı tarafından gündeme konmuş
bulunduğunu partinin tam da şu anda
zorunlulukla kabul etmesi
gerektiğini, ayaklanmayı bir sanat olarak ele alması gerektiğini tanıtlamak
için, belki en iyisi karşılaştırma yöntemini kullanmak ve 3 ve 4 temmuz
günleri
[69]
ile eylül günlerini karşılaştırmak olacaktır.
3 ve 4 temmuz günleri, gerçeğe aykırı davranmaksızın, sorun şöyle
konabiliyordu: İktidarı almak daha yeğdir, yoksa düşmanlarımız bizi her
durumda başkaldırma ile suçlayacak ve bize fesatçıymışız gibi
davranacaklardır. Ama bundan, iktidarı o zaman almanın yararlı olduğu sonucu
çıkarılamıyordu,
[sayfa 152] çünkü ayaklanmanın
zaferi için nesnel koşullar gerçekleşmemişti.
1) Devrimin öncüsü olan sınıf henüz arkamızda değildi. Her iki başkent
[70]
işçileri ve askerleri arasında henüz çoğunluğa sahip değildik. Bugün, her
iki sovyette de bu çoğunluğa sahip bulunuyoruz. Bu çoğunluk
yalnızca
temmuz ve ağustos ayları olayları tarafından, bolşeviklere karşı "bastırma"lar
deneyimi tarafından ve Kornilov ayaklanması
[71]
deneyimi tarafından yaratılmıştır.
2) Devrimci coşku henüz büyük halk yığınını kazanmamıştı. Bugün,
Kornilov ayaklanmasından sonra, kazanmış bulunuyor. Taşradaki olaylar ve
iktidarın birçok yerde Sovyetler tarafından alınması, işte bunu tanıtlar.
3) Düşmanlarımız arasında ve kararsız küçük-burjuvazi arasında, o
zaman ciddî bir siyasal genişlikteki
duraksamalar yoktu. Bugün, bu
duraksamalar büyük bir genişlik kazandı: baş düşmanımız, müttefik
emperyalizm, dünya emperyalizmi -çünkü "Müttefikler", dünya emperyalizminin
başında bulunuyorlar- zafere değin savaş ile Rusya'ya karşı ayrı barış
arasında
kararsızlık gösterdi. Halk içinde çoğunluğu açıkça yitirmiş
bulunan küçük-burjuva demokratlarımız, kadetler ile blok kurmayı, yani
birleşmeyi kabul etmedikleri zaman, derin duraksamalar içine düştüler.
4) Bu nedenle, 3 ve 4 temmuz günleri, ayaklanma bir yanlışlık olurdu:
iktidarı ne maddeten, ne de siyasal olarak koruyabilecektik. Her ne kadar
Petrograd zaman zaman bizim elimizde olsa da, [iktidarı
-ç.] maddeten
[koruyamazdık -ç.], çünkü işçilerimiz ve askerlerimiz Petrograd'ı elde
tutmak için
dövüşmeyi, ölmeyi o zaman kabul etmezlerdi:
aynı
zamanda hem Kerenski'lere ve hem de Çereteli'ler ve Çernov'lara
karşı
bu "kızgınlık", bu yatışmaz kin o zaman yoktu; bolşeviklere karşı,
sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin de katıldıkları kıyımların deneyimi
ile insanlarımız henüz yoğrulmamışlardı.
[sayfa 153]
Siyasal olarak 3 ve 4 temmuz günleri iktidarı koruyamayacaktık, çünkü,
Kornilov serüveninden önce, ordu ve taşra, Petrograd'a karşı
yürüyebilirdi ve yürüyecekti.
Bugün durum bambaşkadır.
Devrimin öncüsü, yığınları sürüklemeye yetenekli, halkın öncüsü olan
sınıfın çoğunluğu bizden yana.
Halkın
çoğunluğu bizden yana, çünkü Çernov'un hükümetten
ayrılışı, köylülüğün sosyalist-devrimci bloktan (ne de
sosyalist-devrimcilerin kendinden)
toprak almayacağının, her ne kadar
tek belirtisi olmaktan uzaksa da, gene de en gözle görülür ve en somut
belirtisidir. Başlıca nokta, devrime kendi ulusal niteliğini veren nokta da,
işte budur.
Tüm emperyalizm ve tüm menşevikler ve sosyalist-devrimciler
bloğunun görülmemiş duraksamaları karşısında, partinin kendi yolunu çok iyi
bildiği bir durumun üstünlüğü bizden yana.
Kesin bir zafer bizden yana, çünkü halk artık umutsuzluğun
kıyısındadır, ve biz "Kornilov günleri sırasındaki" yönetimimizin önemini
göstererek, sonra da "blokçular"a bir uzlaşma
önererek ve
onlardan
kendi duraksamalarına bir son vermekten uzak bir
ret yanıtı alarak,
tüm halka aydınlık bir perspektif sunuyoruz.
Uzlaşma önerimizin
henüz reddedilmemiş olduğuna, Demokratik
Konferansın
henüz onu kabul edebileceğine inanmak, en büyük yanlışlık
olurdu. Uzlaşma, bir
parti tarafından
partilere önerilmişti:
bu iş başka türlü de olamazdı. Partiler bu uzlaşma önerisini kabul
etmediler. Demokratik Konferans, yalnızca bir
konferanstır, başka hiç
bir şey değil. Unutulmaması gereken şey, onun devrimci halk
çoğunluğunu,
yoksullaşmış ve kızdırılmış köylülüğü temsil etmediğidir. Bu bir
halk
azınlığı konferansıdır - bu apaçık gerçeği unutmamak gerek. Demokratik
Konferansa bir parlamento gibi davranmak, bizim bakımımızdan en büyük
yanlışlık, en kötü parlamenter alıklık olurdu, çünkü o
eğer kendini
[sayfa 154] parlamento ve devrimin egemen
parlamentosu olarak da ilân etse, her şeye karşın hiç bir şeyi
kararlaştıramayacaktır: Karar
ona değil, Petrograd ve Moskova
işçi mahallelerine bağlıdır.
Başarı ile taçlanmış bir ayaklanmanın bütün nesnel koşulları bir araya
gelmiş bulunuyor. Halkı çileden çıkaran ve gerçek bir işkence oluşturan
duraksamalara,
yalnız bizim ayaklanmadaki zaferimizin son vereceği;
yalnız bizim ayaklanmadaki zaferimizin toprağı köylülüğe hemen
vereceği; devrime karşı ayrı barış manevralarını,
yalnız bizim
ayaklanmadaki zaferimizin
başarısızlığa uğratacağı, bu manevraları,
daha tam, daha adil ve daha yakın bir barış, devrime
elverişli bir
barış açık önerisi ile başarısızlığa uğratacağı bir durumun olağanüstü
üstünlüğü bizden yana.
Ensonu yalnız bizim partimiz, ayaklanmada zafer kazandıktan sonra,
Petrograd'ı
kurtarabilir, çünkü, eğer bizim barış önerimiz kabul
edilmez ve bir silah bırakışması bile sağlayamazsak, o zaman "aşırıcılığın"
asıl yandaşları
biz olacağız,
savaş partilerinin başında biz
olacağız,
en iyi "savaş" partisi biz olacağız ve savaşı gerçekten
devrimci bir biçimde yürüteceğiz. Kapitalistlerin bütün ekmeklerini ve bütün
çizmelerini ellerinden alacağız. Onlara ekmek kırıntıları bırakacak, onlara
çarık giydireceğiz. Bütün ekmek ve bütün kunduraları cepheye vereceğiz.
O zaman Petrograd'ı başarıyla savunacağız.
Gerçekten devrimci bir savaş için, maddî olduğu kadar manevî kaynaklar
da, Rusya'da hâlâ çoktur; Almanların bizimle hiç olmazsa bir silah
bırakışması yapmaları için yüzde-doksandokuz şans vardır. Ve bugün bir silah
bırakışması sağlamak,
tüm dünyayı yenmektir.
DEVRİMİ kurtarmak ve Rusya'yı her iki koalisyon emperyalistlerinin de
istedikleri "ayrı" paylaşımdan kurtarmak için, Petrograd ve Moskova
işçilerinin ayaklanmasının
[sayfa 155] kesinlikle
zorunlu olduğunun bilincine varmış bulunan bizler, ilkin, siyasal
taktiğimizi, Konferansta, yükselen devrim koşullarına uyarlamalıyız; sonra
da, Marx'ın ayaklanmayı bir sanat olarak görmenin zorunluluğu üzerindeki
düşüncesini yalnızca sözde kabul etmediğimizi tanıtlamalıyız.
Sayı ile etkilenmeksizin, kararsızları kararsızlar kampında
bırakmaktan korkmaksızın, Konferansa katılan bolşevik kanada gecikmeden yeni
bir birlik vermeliyiz: kararsızlar devrim davasına
orada [kararsızlar
kampında -ç.] gözü pek ve özverili savaşçılar kampında olduğundan daha
yararlı olacaklardır.
Uzun söylevlerin yersizliğini, genel olarak "söylev"lerin
yersizliğini, devrimin kurtuluşu için ivedi bir eylem zorunluluğunu,
burjuvaziden tam bir kopma, bütün bugünkü hükümet üyelerinin görevden
alınma, Rusya'nın "ayrı" bir paylaşımını hazırlayan İngiliz-Fransız
emperyalistlerinden tam bir kopma kesin zorunluluğunu, bütün iktidarı hemen
devrimci proletarya tarafından yönetilen devrimci demokrasinin eline
geçirme zorunluluğunu en kesin bir biçimde belirten kısa bir bolşevikler
bildirgesi yazmalıyız.
Bildirgemiz, program tasarımız ile bağlılık içinde,
şu vargıyı
en kısa ve en açık biçimde formüllendirmelidir: Halklara barış, köylülere
toprak, yüz kızartıcı kazançlara el koyma ve üretimin kapitalistler
tarafından edepsizce baltalanmasına karşı bastırma.
Bildirgemiz ne denli kısa, ne denli kesin olursa, o denli iyi
olacaktır. Yalnızca bu bildirgede çok önemli iki noktayı daha vurgulamak
gerekir: Halk kararsızlıklar yüzünden çileden çıkmıştır, halk
sosyalist-devrimciler ile menşeviklerin kararsızlığı yüzünden rahatsızdır;
biz bu
partilerden kesinlikle kopuyoruz, çünkü onlar devrime ihanet
etmişlerdir.
Başka bir şey daha: Hemen ilhaksız bir barış önererek, müttefik
emperyalistlerden ve tüm emperyalistlerden hemen koparak, hemen ya bir silah
bırakışması, ya da bütün
[sayfa 156] devrimci
proletaryanın savunmaya katılmasını, ve devrimci demokrasi tarafından,
devrimci demokrasinin yönetimi altında, gerçekten adil, gerçekten devrimci
bir savaşın sürdürülmesini elde edeceğiz.
Bu bildirgeyi okuduktan sonra, sözler değil
kararlar, yazılı
kararlar değil
eylemler istedikten sonra, bütün kanadımızı
fabrikalara ve kışlalara göndermeliyiz: onun yeri oralardadır, devrimin
dirimsel gücü oralardadır, devrimin kurtuluşu oralardan gelecektir,
Demokratik Konferansın itici gücü oralardır.
Ateşli, heyecanlı söylevlerimizde, programımızı oralarda açıklamalı ve
sorunu şöyle koymalıyız: Ya bu programın Konferans tarafından
eksiksiz
kabulü, ya da ayaklanma. Orta yol yoktur. Beklemek olanaksızdır. Devrim
mahvolur.
Sorun böylece konduktan sonra, tüm kanadımız fabrikalar ve kışlalarda
toplanmış bulunduğundan,
ayaklanmanın başlaması gereken zamanı
kararlaştırabilecek bir durumda olacağız.
Ve ayaklanmayı marksistler olarak, yani bir sanat olarak görmek için,
aynı zamanda, bir dakika yitirmeksizin, ayaklanma müfrezeleri
kurmayını
örgütlemeli, güçlerimizi yerli yerine dağıtmalı, güvenilir alayları en
önemli noktalara göndermeli, Aleksandra Tiyatrosunu kuşatmak, Piyer ve Pol
kalesini
[72]
kuşatmak, genelkurmayı ve hükümeti tutuklamak, harp okulu öğrencilerine ve
"vahşi tümen"e
[73]
karşı, düşmanı kentin dirimsel merkezlerine sokmaktansa, ölmeye hazır
müfrezeleri göndermeliyiz; silahlı işçileri seferber etmeli, onları son ve
amansız bir savaşıma çağırmak, telgraf ve telefonu aynı zamanda işgal
etmeli,
bizim ayaklanma kurmayımızı Telefon Merkezine yerleştirmeli,
onu bütün fabrikalara, bütün alaylara, bütün silahlı savaşım merkezlerine,
vb. telefonla bağlamalıyız.
Bütün bunlar, kuşkusuz, yalnızca yaklaşık, ve yalnızca, yaşadığımız
anda,
eğer ayaklanma bir sanat olarak görülmezse,
[sayfa 157] marksizme bağlı kalınamayacağı,
devrime bağlı kalınmayacağı olgusunu aydınlatmaya
yönelik şeylerdir.
13-14 (26-27) Eylül 1917 günleri
yazıldı.
İlk kez 1921'de Proletarskaya Revolutsiya
n° 2'de yayımlandı.
N. LENIN