KÜTÜPHANE | LENIN

V. İ. LENİN

Ne Yapmalı?
(Hareketimizin Canalıcı Sorunları)
[1]

1901 yazıyla Şubat 1902 arasında yazıldı
İlk kez">

KÜTÜPHANE | LENIN

V. İ. LENİN

Ne Yapmalı?
(Hareketimizin Canalıcı Sorunları)
[1]

1901 yazıyla Şubat 1902 arasında yazıldı
İlk kez, Mart 1902'de Dietz tarafından Stuttgart'ta yayınlandı
[Türkçe çevirisi Muzaffer Ardos tarafından yapılmıştır. Sol Yayınları, Mart
1977, Birinci Baskı]
 

E. "KOMPLOCU" ÖRGÜT VE "DEMOKRATÇILIK"


Ama aramızda "yaşam gerçekleri"ne karşı o kadar duyarlı olanlar vardır ki, dünyada bundan korktukları kadar başka hiç bir şeyden korkmazlar, ve burada açıklanan düşünceleri benimseyenleri Narodnaya Volya çizgisini izlemekle, "demokratçılığı" vb. anlamamakla suçlarlar. Elbette, Raboçeye Dyelo tarafından da dile getirilmiş olan bu suçlamaları burada ele almalıyız.

Bu satırların yazarı, St. Petersburglu ekonomistlerin Narodnaya Volya eğilimi suçlamasını Raboçaya Gazeta'ya da yakıştırdıklarını çok iyi bilmektedir (gazete Raboçaya Mysıl ile kıyaslandığında bunun nedeni kolayca anlaşılır). Onun için biz, kısa bir süre sonra, İskra çıkmaya başladığı (sayfa: 164) zaman, X kentindeki sosyal-demokratların İskra'yı bir Narodnaya Volya organı olarak nitelendirdiklerini bir arkadaş bize bildirdiğinde, buna hiç şaşmadık. Elbette, biz, bu suçlamadan ötürü gurur duyduk; çünkü ekonomistler hangi namuslu sosyal-demokratı Narodnaya Volya yanlısı olmakla suçlamamışlardır ki?
Bu suçlamalar iki yanlış anlamanın sonucudur. Birincisi, bizde devrimci hareketin tarihi o kadar az bilinir ki, "Narodnaya Volya" adı, çarlığa karşı kesin savaş ilân eden merkezi bir militan örgüt düşüncesini ifade etmek için kullanılır. Ama 1870'lerde devrimcilerin kurdukları, ve bizim için de örnek olmasi gereken o yaman örgüt Narodnaya Volya tarafından değil, Zemlya i Volya[70] tarafından kurulmuştu; bu, daha sonra, Çorni Peredel ve Narodnaya Volya olarak bölündü. Onun için militan bir devrimci örgüte özellikle Narodnaya Volya niteliğinde bir şey olarak bakmak, hem tarih ve hem de mantık bakımından saçmadır; çünkü eğer ciddi olarak mücadeleye girişmeyi düşünüyorsa, hiç bir devrimci akım böyle bir örgüt kurmadan edemez. Narodnaya Volya'nın hatası, bütün hoşnutsuzları bu örgüt içinde toplamaya ve bu örgütü otokrasiye karşı kesin mücadeleye yöneltmeye çalışması değildi; tam tersine, bu, onun büyük tarihsel erdemiydi. Hata, özünde hiç de devrimci olmayan bir teoriye dayanmaktan ileri geliyordu, ve Narodnaya Volya üyeleri, gelişmekte olan kapitalist toplum içindeki sınıf mücadelesiyle kendi hareketlerini ayrılmaz bir biçimde bağlamayı ya bilmiyorlardı, ya da bunu başaramıyorlardı. Ancak marksizmi anlayamayanlar (ya da onu "struveciliğin" anladığı gibi "anlayanlar") işçi sınıfı hareketinin yığınsal, kendiliğinden yükselişinin Zemlya i Volya'nınki kadar, hatta ondan çok daha iyi bir devrimciler örgütü yaratma görevinden bizi kurtardığını düşünebilirler. Tersine, bu hareket, bu görevi bize yüklemektedir; çünkü mücadele (sayfa: 165) güçlü bir devrimciler örgütü tarafından yönetilmediği sürece proletaryanın kendiliğinden mücadelesi hiç bir zaman onun gerçek "sınıf mücadelesi" haline gelmeyecektir.

İkincisi, birçok kimse, besbelli ki, B. Kriçevski de dahil olmak üzere, (Raboçeye Dyelo, n° 10, s. 18) sosyal-demokratların, siyasal mücadele konusundaki "komplocu" görüşlere karşı her zaman giriştiği polemikleri yanlış anlamaktadır. Siyasal mücadelenin komploculukla sınırlandırılmasına her zaman karşı çıktık ve elbette ki, karşı çıkmaya devam edeceğiz. [83*] Ama bu, güçlü bir devrimci örgütün gereğini yadsıdığımız anlamına gelmez. Nitekim bundan önceki dipnotta sözü edilen broşürde, siyasal mücadelenin bir komploya indirgenmesine karşı, polemiğin ardından, (sosyal-demokrat bir ideal olarak), "mutlakiyete karşı ezici darbeyi indirmek" için gerektiğinde "ayaklanmaya" ve bütün "öteki saldırı biçimlerine başvurabilecek" kadar güçlü bir örgüt anlatılmaktadır. [84*] Otokratik bir ülkede böyle güçlü bir devrimci örgüt, biçim olarak aynı zamanda "komplocu" bir örgüt olarak da, nitelendirilebilir, günkü Fransızca "conspiration" sözcügü Rusça "zagovor" ("komplo") sözcüğünün karşılığıdır, ve (sayfa: 166) böyle bir örgüt, tam bir gizlilik içinde çalışmak zorundadır. Gizlilik bu türden bir örgütün öylesine zorunlu bir koşuludur ki, bütün öteki koşullar (üyelerin sayısı ve seçimi, işlevler vb.) bu birinci koşulla uyum içinde olmalıdır. Onun için biz sosyal-demokratların, komplocu bir örgüt kurmayı istediğimiz yolundaki suçlamalardan korkmasi gerçekten de büyük bir safdillik olur. Her ekonomizm düşmani için, böyle bir suçlama, Narodnaya Volya çizgisini izleme suçlaması kadar gurur verici olmalıdır.

Bu kadar güçlü ve tam anlamıyla gizli bir örgütün, gizli eylemlerin bütün iplerini elinde tutan, ve zorunlu olarak merkezi olan bir örgütün, olgunlaşmamış saldırılara kolaylıkla kalkışabileceği, siyasal hoşnutsuzluğun büyümesinin işçi sınıfındaki öfke ve kaynaşmanın vb. böyle bir saldırıyı olanaklı ve zorunlu kılmasından önce hareketi düşüncesizce şiddetlendirebileceği itirazi ileri sürülebilir. Buna yanıtımız şudur: Soyut olarak konuşulduğunda, militan bir örgütün başka koşullar altında tamamıyla kaçınılabilir bir yenilgiyle sonuçlanabilecek olan bir savaşa düşüncesizce katılabileceği elbette yadsınamaz. Ama bu durumda soyut uslamlamalarla yetinemeyiz, çünkü her savaş kendi içinde yenilgisinin soyut olasılığını taşır, ve bu olasılığı azaltmanın biricik yolu, örgütlü biçimde mücadeleye hazırlanmaktır. Ama eğer Rusya'daki bugünkü somut koşullardan hareket edecek olursak, harekete istikrar kazandırmak ve düşüncesiz saldırılar olasılığını önlemek için, güçlü bir devrimci örgütün mutlaka gerekli olduğu kesin sonucuna varırız. Böyle bir örgütten yoksun bulunduğumuz ve devrimci hareketin hızla ve kendiliğinden büyüdüğü şu anda, iki karşıt ucun meydana geldiğini (ki bekleneceği gibi bunlar, "birleşmektedirler") daha şimdiden görmekteyiz: biri tamamen tutarsız ve aşırı ölçüde ılımlı bir ekonomizm, öteki de birincisinden daha az tutarsız olmayan, "ilerleyen ve güçlenen, (sayfa: 167) ama henüz amacından çok, başlangıç noktasına yakın bulunan bir harekette, yapay olarak bu hareketin nihai noktasının belirtilerini" arayan "kızıştırıcı terörizm" (V. Zasuliç, Zarya, n° 2-3, s. 353). Raboçeye Dyelo örneği, bu her iki aşırı uca da ödünde bulunan sosyal-demokratların eksik olmadığını gösterir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü, öteki nedenlerden ayrı olarak, "işverenlere ve hükümete karşı iktisadi mücadele" devrimcileri hiç bir zaman tatmin edemez, ve karşıt uçlar bu yüzden, şurda burda görüleceklerdir. Ancak sosyal-demokrat siyaseti tutarlılıkla yürüten ve, deyim yerindeyse, bütün devrimci içgüdüleri ve uğraşları tatmin eden bir merkezi militan örgüttür ki, hareketi düşüncesizce saldırılara girişmekten koruyabilir ve başarı vaadeden saldırılar hazırlayabilir.

Burada açıklanan örgüt konusundaki görüşümüzün "demokratik ilke" ile çeliştiği de söylenerek bir başka itiraz öne sürülebilir. Daha önceki iddia nasıl özellikle Rus bir kökenden gelmekte idiyse, bu ikinci iddia da özellikle yabancı bir nitelik taşır. Ancak yurtdışında bulunan bir örgüt (Yurtdışı Rus Sosyal-Demokratlar Birliği) kendi yazıkuruluna şöyle bir talimat verebilirdi:

"Örgütlenme ilkesi: Sosyal-demokrasinin başarıyla gelişmesi ve birliği için parti örgütü içinde geniş bir demokrasi ilkesinin gereğini belirtmek, bunu geliştirmek, bunun için savaşmak gerekir; partimizin saflarında anti-demokratik eğilimlerin belirmesi bunu daha da gerekli hale getirmiştir." (İki Konferans, s. 18.)
İskra'nın "anti-demokratik eğilimlerine" karşı Raboçeye Dyelo'nun nasıl mücadele ettiğini bundan sonraki bölümde göreceğiz. Şimdilik, ekonomistlerin ileri sürdüğü bu "ilke"yi daha yakından inceleyelim. "Geniş bir demokrasi ilkesi"nin iki açık koşulu gerektirdiğini herhalde herkes kabul eder: birincisi tam bir açıklığı, ikincisi bütün kademelere seçimle gelinmesini. Örgütün üyeleri (sayfa: 168) için sınırsız tam bir açıklık olmadan demokrasiden sözetmek gülünç olur. Alman Sosyalist Partisine demokratik bir örgüt diyebiliriz, çünkü bütün faaliyetleri, parti kongreleri bile, açık olarak yapılır; ama üyeleri dışında herkese karşı gizlilik perdesi altında saklanan bir örgütü kimse demokratik olarak nitelendiremez. O halde, "geniş bir demokrasi ilkesi"nin temel koşulu gizli bir örgüt tarafından yerine getirilemezken, bu ilkeyi öne sürmenin yararı ne? Bu "geniş ilke", böyle bir durumda, görkemli ama içi boş bir sözdür. Dahası var. Bu söz, örgütlenmeye ilişkin o andaki ivedi görevlerin hiç anlaşılmadığının da kanıtıdır. Bizim devrimcilerimizin "geniş" yığını arasında gizliliğe ne kadar az uyulduğunu herkes bilir. Bundan, "üyelerin sıkı bir elekten geçirilmesini" (Raboçeye Dyelo, n° 6, s. 42) haklı olarak isteyen B-v'nin nasıl yakındığını gördük. Ama "gerçeklik duyularıyla" övünen kimseler, böyle bir durumda en kesin gizliliğin ve üyelerin en sıkı (yani daha da sıkı) bir elekten geçirilmesi üzerinde değil de, "geniş bir demokrasi ilkesi" üzerinde direniyorlar! Karavana atmak buna denir.

Demokrasinin ikinci koşulu için de, seçim ilkesi için de, durum daha uygun değildir. Siyasal özgürlüğün bulunduğu ülkelerde, seçim ilkesi tartışma götürmez. Alman Sosyal-Demokrat Partisi tüzüğünün birinci maddesi şöyle der: "Parti programının ilkelerini kabul edenler ve partiyi gücü yettiği kadar destekleyenler parti üyesidir." Bir tiyatro sahnesi seyircilerine ne kadar açıksa, siyasal arena da kamuoyuna o kadar açık olduğundan, herkes gazetelerden ve açık toplantılardan şu ya da bu kimsenin partinin ilkelerini kabul edip etmediğini, partiyi destekleyip desteklemediğini bilir. Belirli bir siyasal kişinin işe nasıl başladığını, nasıl bir evrimden geçtiğini, çetin bir anda nasıl davrandığını, ne gibi nitelikler taşıdığını herkes bilir; onun için bütün parti üyeleri, bütün olguları biliyor (sayfa: 169) olduklarından, bu kişiyi belirli bir parti kademesine seçerler ya da seçmezler. Bir parti üyesinin siyasal alandaki her hareketinin (sözcüğün kesin anlamıyla) genel denetimi, biyolojide "en uygunların kalımı" diye adlandırılan ve otomatik olarak işleyen siyasal bir mekanizmayı yaratır. Mutlak bir açıklığın, seçilme hakkının ve genel denetimin sonucu olan bu "doğal seçme", her siyasal kişinin, son tahlilde, "kendisi için en uygun yeri" bulmasını, gücüne ve yeteneklerine en uygun düşen işi yapmasını, hatalarının sonuçlarını anlamasını, ve hatalarını kabul etme ve bunlardan kaçınma yeteneğini herkesin önünde ortaya koymasını sağlar.
Çizdiğimiz bu tabloyu, bizim otokrasimizin çerçevesi içine yerleştirmeye çalışınız! Rusya'da, "parti programının ilkelerini kabul eden ve partiyi gücü yettiği kadar destekleyen" herkesin, gizli çalışan devrimcinin bütün eylemlerini denetlemesini akıl alır mı? İşin çıkarları gereği, devrimci, bu "herkes" dediklerimizin onda-dokuzundan kimliğini saklamak zorunda iken, bu herkesin, devrimcilerden birini belli bir kademeye seçmesi mümkün müdür? Raboçeye Dyelo'nun ortaya attığı görkemli formüllerin gerçek anlamı üzerinde biraz düşününüz, otokrasinin karanlığı ve jandarma egemenliği altında, parti örgütündeki "geniş demokrasinin" yararsız ve zararlı bir oyuncaktan başka bir şey olmadığını görürsünüz. Yararsız bir oyuncaktır, çünkü gerçekte, hiç bir devrimci örgüt, ne kadar isterse istesin, geniş demokrasiyi hiç bir zaman uygulamamıştır ve uygulayamamıştır. Zararlı bir oyuncaktır, çünkü, "geniş bir demokrasi ilkesinin" uygulanması yolunda herhangi bir çaba, sadece, polisin büyük baskınlara girişmesini kolaylaştıracak, bugün hüküm süren ilkelliği devam ettirecek, ve pratik içinde çalışan militanların dikkatini, profesyonel devrimciler olmak için kendilerini eğitmeleri gibi ciddi ve ivedi bir görevden, "kâğıt" üstünde (sayfa: 170) ayrıntılı seçim sistemi kuralları hazırlamaya çekecektir. Bu "demokrasicilik oyunu" ancak etkin çalışmaya katılma fırsatını bulamayan kimselerin sık sık toplandığı yurtdışında, özellikle küçük gruplarda, yer yer gelişebilir.

Raboçeye Dyelo'nun, ilk bakişta akla-yatkın görünen ve devrimci çalışmalarda demokrasi "ilkesini" ileri sürme oyununun ne kadar uygunsuz olduğunu gösterebilmek için, gene bir tanığın ifadesine başvuracağız. Bu tanık, Londra'da yayınlanan Nakanune dergisinin editörü Y. Serebriyakov'dur, ve kendisi Raboçeye Dyelo'ya karşı dostça duygular ve Plehanov'a ve "plehanovculara" karşı da derin bir kin taşımaktadır. Yurtdışı Rus Sosyal-Demokratlar Birliğinde meydana gelen bölünme konusundaki makalelerinde, Nakanune, kesin olarak, Raboçeye Dyelo'nun tarafını tuttu ve Plehanov'a küfürler yağdırdı. Bu durum, Nakanune'nin bu konuda tanıklığını daha da değerli kılmaktadır. "İşçilerin Öz Kurtuluşu Grubu Bildirgesi Üzerine" başlıklı makalesinde (Nakanune, n° 7, Temmuz 1899), Serebriyakov, "ciddi bir devrimci harekette prestij, kıdem, yetkili aréopagus [85*] gibi şeylerden sözetmenin "edepsizlik" olduğunu söylerken, bu arada da şöyle yazıyor:

"Mişkin, Rogaçov, Jelyabov, Mihaylov, Perovskaya, Figner ve ötekiler, kendilerini, hiç bir zaman önder saymamışlardır, ve kimse de onları önder olarak seçmemiş ya da atamamıştır, oysa gerçekte bunlar önderdirler, çünkü propaganda döneminde olduğu gibi hükümete karşı mücadele döneminde de, en çetin işi onlar yükleniyordu, en tehlikeli yerlere onlar gidiyorlardı, ve onların eylemi en verimli olan eylemdi. Ve onlar kendileri istedikleri için değil, ama çevrelerini saran yoldaşları, bilgilerine, (sayfa: 171) enerjilerine ve davaya bağlılıklarına güvendikleri için önder oldular. Hareketi keyfi olarak yönetecek herhangi bir aréopagus'tan korkmak (korkulmuyorsa, sözü niye ediliyor?), çok safdilce bir davranış olur. Böyle bir aréopagus'a kim aldırır ki?"

Okurdan soruyoruz: bu "aréopagus" hangi bakımdan "anti-demokratik eğilimler"den farklıdır? Ve Raboçeye Dyelo'nun "akla-yatkın" örgüt ilkesinin de aynı ölçüde safça ve edepsiz olduğu besbelli değil mi? Safça, çünkü, "çevrelerini saran yoldaşlarının", bunların "bilgilerine, enerjilerine ve davaya bağlılıklarına" hiç bir güvenleri yoksa, bu "aréopagus"a ya da "anti-demokratik eğilimli" bu kimselere kimse aldırış etmez; edepsiz, çünkü bu, bazılarının kendini beğenmişliği, bazılarının hareketimizin gerçek durumu hakkındaki bilisizliği, ve bazılarının da hazırlıksızlığı ve devrimci hareketin tarihi hakkında bilisizliği üzerinde spekülasyon yapan bir demagojidir. Hareketimizde etkin olarak çalışanlar için biricik ciddi örgüt ilkesi, en sıkı gizlilik, üyelerin en sıkı elekten geçirilmesi ve profesyonel devrimcilerin eğitilmesi olmalıdır. Bu nitelikler birleşince, "demokratçılık"tan çok daha değerli olan bir şeye, devrimciler arasında eksiksiz bir yoldaşça karşılıklı güvene kavuşmuş olacağız. Bu, bizim için kesin olarak gerekli, çünkü, Rusya'da, genel demokratik denetimi bunun yerine koymak sözkonusu olamaz. Ve gerçekten "demokratik" bir denetimi gerçekleştirmenin olanaksızlığının, devrimci örgütün üyelerini tümüyle denetim dışı bıraktığını sanmak büyük hata olur. Bunların, demokratçılığın (içerisinde eksiksiz karşılıklı güvenin hüküm sürdügü yakın ve kaynaşmış bir yoldaşlar topluluğundaki demokratçılığın) oyuncak biçimleri üzerinde düşünmeye vakitleri yoktur, ama onlar, zaten lâyık olmayan bir üyeyi saflarından defetmek için gerçek bir devrimciler örgütünün hiç bir şey önünde gerilemeyeceğini (sayfa: 172) deneyimleriyle bildiklerinden, canlı bir sorumluluk duygusuna sahiptirler. Üstelik Rus (ve uluslararası) devrimci çevrelerde, uzun bir tarihi olan ve yoldaşlık görevlerine aykırı davranışları amansız bir sertlikle cezalandıran oldukça gelişmiş bir kamuoyu vardır ("demokratçılık", ama oyuncak demokratçılık değil, gerçek demokratçılık, bu, yoldaşlık anlayışının temel unsurlarından biridir!). Bütün bunları gözönünde tuttuğumuzda, göreceksiniz ki, "anti-demokratik eğilimler"le ilgili bir sürü söz ve bütün bu kararlar, yurtdışındaki generalcilik oyununun siyasal muhacerete özgü küf kokusunu taşımaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bu sözlerin bir başka kaynağı olan safdillik, demokrasi hakkında edinilmiş olan bulanık fikirlerden de doğmaktadır. Bay ve bayan Webb'lerin İngiliz sendikaları konusundaki kitaplarında "İlkel Demokrasi" başlıklı ilginç bir bölüm vardır. Yazarlar, burada, İngiliz işçilerinin, sendikalarının ilk kurulduğu dönemde, bütün üyelerin sendika yönetiminin bütün ayrıntılarına katılmalarını demokrasinin zorunlu bir koşulu saydıklarını anlatıyorlar; bütün sorunlar, bütün üyelerin oyuyla karara bağlanmakla kalmıyor, bütün resmi görevler, sırasıyla bütün üyeler tarafından üstleniliyordu. İşçilerin, demokrasinin bu şekilde anlaşılmasının saçmalığını görmeleri için ve bir yandan temsili kurumların gereğini, öte yandan da bütün zamanını sendika yönetimine sarfedecek görevlilerin gereğini anlayabilmeleri için uzun bir tarihsel deneyim dönemi gerekti. Ancak bazı sendikalar mali iflâsa uğradıktan sonradır ki, toplanan ödenti ve bağışların ne olması gerektiği sorununun yalnızca demokratik oyla çözüme bağlanmayacağını, bunun, ayrıca, sigorta uzmanlarının tavsiyesini de gerektirdiğini işçilere anlatmak mümkün oldu. Bundan başka Kautsky'nin parlamentarizm ve yasama işlevinin halk tarafından yerine getirilmesi konusundaki kitabını alınız ve (sayfa: 173) göreceksiniz ki, bu marksist teorisyenin vardığı sonuçlar, "kendiliğinden" örgütlenen işçilerin uzun yıllar boyunca edindikleri pratik deneyimin bize öğrettikleriyle tam uygunluk halindedir. Kautsky, Rittinghausen'in ilkel demokrasi anlayışına şiddetle karşı çıkıyor; demokrasi adına "halkçı gazetelerin doğrudan doğruya halk tarafından yönetilmesi"ni isteyenlerle alay ediyor; proleter sınıf mücadelesinin sosyal-demokratik önderliği için profesyonel gazetecilere, parlamenterlere vb. duyulan gereksinmeye işaret ediyor; "etkin olabilmek için" doğrudan yasama işlevinin halkın tümü tarafından yerine getirilmesini savunan, ama bu düşüncenin modern toplumda ancak göreli olarak uygulanabileceğini anlamayan "anarşistlerin ve edebiyatçıların sosyalizmi"ne saldırıyor.

Hareketimizde pratik içinde çalışmış olanlar, bu "ilkel" demokrasi anlayışının öğrenci ve işçi yığınları arasında ne kadar yaygın olduğunu bilirler. Onun için bu anlayışın örgüt tüzüklerine ve yayına da girmesine şaşmamak gerekir. Bernştayncı türden ekonomistler, tüzüklerine şunu koydular: "§ 10. Sendika örgütünün çıkarlarını ilgilendiren bütün işler, üyelerin çoğunluğunun oyuyla karara bağlanır." Terörist türden ekonomistler de onların ardından yineliyorlar: "Komitenin kararları ancak bütün çevreler tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer." (Svoboda, n° 1, s. 67.) Dikkat ediniz ki, bu geniş ölçüde uygulanan referandum önerisi örgütün tamamının seçim temeli üzerinde kurulması istemine ek olarak ileri sürülmüştür! Gerçek demokratik örgütlerin teori ve pratiğini inceleme fırsatını pek az bulmuş olan pratik içinde çalışanları, elbette ki, bu yüzden suçlayacak değiliz. Ama önderlik iddiasında olan Raboçeye Dyelo, böyle durumlarda, geniş bir demokrasi ilkesi konusundaki bir kararla yetinirse, bu, salt "etkin olma çabası" dışında herhangi bir başka şey olarak tanımlanabilir mi? (sayfa: 174)

F. YEREL ÇALIŞMA VE RUSYA'YI KAPSAYAN ÇALIŞMA


Burada anahatları çizilen örgüt planına karşı, bu planın demokratik olmadığı ve "komplocu" nitelik taşıdığı yolundaki itirazlar tamamen yersizdir. Bununla birlikte, sık sık ileri sürülen ve ayrıntılı olarak incelenmesi gereken bir başka sorun var. Bu, yerel çalışma ile bütün Rusya'yı kapsayan çalışma arasındaki ilişkidir. Merkezi bir örgütün kurulması halinde, ağırlık merkezinin yerelden bütün Rusya'ya doğru kayabileceği, ve böylelikle çalışan yığınlarla bağlarımızı ve genel olarak yerel ajitasyonun sürekliliğini zayıflatarak harekete zararlı olacağı yolunda korkular dile getirilmektedir. Bu korkulara karşılık olarak diyoruz ki, son birkaç yıl içinde hareketimiz, asıl, yerel militanların yerel işlere gereğinden çok daldıkları için zarar görmüştür; bu yüzden ağırlık merkezini azçok ulusal çalışmaya kaydırmak mutlaka gerekir; ve bu, bağlarımızı ve yerel ajitasyonumuzun sürekliliğini, zayıflatmak şöyle dursun, güçlendirir. Merkezi ve yerel gazeteler sorununu ele alalım. Okurdan istediğim, gazete yayınının bizim için genel olarak çok daha geniş ve çeşitli olan devrimci hareketi gösteren bir örnekten başka bir şey olmadığını unutmamasıdır.

Yığın hareketinin birinci döneminde (1896-1898), yerel devrimci işçiler tarafından bütün Rusya'yı kapsayan bir gazetenin (Raboçaya Gazeta) yayınlanması girişiminde bulunuldu. İkinci dönemde (1898-1900), hareket sınırsız bir ilerleme kaydetti, ama önderlerin dikkati tamamen, yerel yayınlar üzerinde toplanmıştı. Yayınlanmış olan yerel gazetelerin toplam sayısını hesaplarsak, ortalama olarak ayda bir gazetenin yayınlandığını görürüz. [86*] Bu, (sayfa: 175) bizim amatörlüğümüzü açıkça göstermiyor mu? Bu, devrimci örgütümüzün, hareketin kendiliğinden büyümesinin gerisinde kaldığını açıkça göstermiyor mu? Aynı sayıda yayın, dağınık yerel gruplar tarafından değil de, tek bir örgüt tarafından yapılsaydi, sadece büyük emekler tasarruf etmiş olmakla kalmazdık, ama aynı zamanda, çalışmamızda çok daha büyük istikrarlılık ve süreklilik sağlamış olurduk. Etkin olarak hemen hemen yalnızca yerel organlarda çalışan militanlarımız (ve ne yazık ki, bugün de durum çoğunlukla böyledir), ve bu sorunda şaşılacak bir Don Kişot'luk gösteren yazarlarımız, bu basit gerçeği gözden kaçırmaktadırlar. Pratikte çalışan militanlar, çoğunlukla yerel militanlar için bütün Rusya'yı kapsayan bir gazetenin örgütlenmesiyle uğraşmalarının "zor olduğu" [87*] ve gazetesiz kalmaktansa, yerel gazetelerin daha iyi olduğu savıyla yetiniyorlar. Hiç kuşku yok ki, bu sav, tamamen haklıdır ve biz, genel olarak yerel gazetelerin büyük önemine ve yararlılığına pratik içinde çalışanlardan daha az değer biçiyor değiliz. Ama sorun bu değildir. Sorun, Rusya'da, iki-buçuk yıl içinde yayınlanmış olan otuz yerel gazete sayısının açıkça ifade ettiği parçalanma ve ilkelliğin üstesinden gelinip gelinemeyeceği sorunudur. Kendinizi, yerel gazetelerin yararlılığı konusundaki tartışma götürmez, ama çok genel olan sözlerle sınırlamayınız; iki-buçuk yıllık deneyimin gösterdiği olumsuz yönleri de açıkça kabul etme yürekliliğini gösteriniz. Bu deneyim göstermiştir ki, içinde çalıştığımız koşullarda, bu yerel gazeteler çoğu durumda ilkeleri bakımından istikrarsız, siyasal anlamdan yoksun, devrimci güçlerin kullanılması (sayfa: 176) bakımından son derece pahalı ve teknik bakımdan da (elbette ki, burada sözkonusu olan baskı tekniği değil, yayının belli aralıkla düzenli biçimde çıkmasıdır) tamamen yetersizdirler. Bu eksiklikler raslansal değildir; bunlar, bir yandan incelediğimiz dönemde yerel gazetelerin egemenliğini açıklayan ve öte yandan bu egemenliğin doğurduğu parçalanmanın kaçınılmaz sonuçlarıdırlar. Gazetesini, ilkelerde istikrarlılığı muhafaza edebilen bir siyasal organ düzeyine yükseltmek, ayrı bir yerel örgütün kesin olarak gücünü aşar; bütün siyasal yaşamımıza ışık tutacak olan gerekli miktarda malzemeyi toplamak ve bunları kullanmak, böyle yerel bir örgütün gücünü aşar. Özgür ülkelerdeki çok sayıda yerel gazetelerin gereğini desteklemek üzere ileri sürülen bir sav, böyle bir gazetenin yerel militanlar tarafından basılmasının maliyeti düşüreceği ve halka daha tam ve çabuk bilgi sunabileceki savıdır - bu sav, deneyimin de gösterdiği gibi, Rusya'daki yerel gazeteler için geçerli değildir. Bu gazeteler, devrimci güçlerin kullanılması bakımından son derece pahalı olmaktadırlar, ve ne kadar küçük olursa olsun, illegal bir gazetenin yayınlanması, ancak büyük ölçekli fabrika üretimi için olduğu gibi büyük bir gizli aygıtı gerektirmektedir; çünkü bu aygıt küçük, elzanaatına dayanan bir atelyede yaratılamaz. Gizli aygıtın ilkelliği, çok kez polise, bir-iki sayının yayınlanıp dağıtılmasından sonra, geniş tutuklamalara girişmek olanağı sağlamaktadır, bu her şeyi öylesine silip süpürmektedir ki, işe yeni baştan başlamak zorunda kalınmaktadır (pratikte çalışan her militan bunun birçok örneklerini bilir). İyi örgütlenmiş bir gizli aygıt, profesyonel olarak eğitilmiş devrimcileri ve en büyük bir tutarlılıkla uygulanan bir işbölümünü gerektirir. Ama, ne kadar güçlü olursa olsun, yerel bir örgütün, gereken anda bu iki koşulu yerine getirmesi kesin olarak olanaksızdır. Yerel olmayan gazeteler, hareketin (sayfa: 177) yalnızca bir bütün olarak genel çıkarlarına değil (işçilerin tutarıi sosyalist ve siyasal ilkeler içerisinde eğitilmeleri), ama özellikle yerel olan çıkarlara da daha iyi hizmet edebilir. Bu, ilk bakişta, mantığa aykırı gibi görünebilir, ama sözkonusu iki-buçuk yıllık deneyim, bunu kesin olarak tanıtlamıştır. Herkes kabul eder ki, otuz sayılık gazete yayını için kullanılan yerel güçler tek bir gazete için kullanılsaydı, altmış, belki de yüz sayı kolayca yayınlanabilirdi, ve bunun sonucu olarak, hareketin yerel özellikleri daha tam olarak ifadelerini bulmuş olurdu. Böyle bir örgütlenme derecesine ulaşmanın kolay olmadığı doğrudur, ama buna olan gereksinmeyi anlamalıyız. Her yerel inceleme çevresi bu konuda düşünmeli ve dıştan dürtü beklemeden, yerel bir gazetenin, devrimci deneyimimizin de gösterdiği gibi, büyük çapta yanıltıcı olan rağbet görüyor oluşuna ve daha kısa zamanda gerçekleştirilebilmesine kapılmadan bunu başarmak için etkin olarak çalışmalıdır.

Ve kendilerini pratik içinde çalışanlara özellikle yakın sanan kimi yazarlar, söylediklerinin ne, kadar hayali olduğunun farkına varmadan, hem yerel gazeteler olması, hem bölgesel ve hem de bütün Rusya için gazetelerin olması gerektiği yolunda şaşılacak derecede kolaya kaçan ve şaşılacak derecede içi boş sözlerle pratik çalışmaya gerçekten kötülük etmektedirler. Genel olarak konuştuğumuzda, elbette ki, bütün bunlar gereklidir, ama somut bir örgütsel sorunun çözümüne girişildiğinde, herhalde zaman ve koşullar da gözönünde bulundurulmalıdır. Svoboda'nın (n° 1, s. 68) "gazete sorununu ele alan" özel bir makalesinde, "Bizce kayda değer sayıda işçisi bulunan her yörenin kendi öz işçi gazetesi olmalıdır; başka bir yerden ithal edilen gazete değil, kendi öz gazetesi" diye yazması, Don Kişot'ça bir davranış değil midir? Eğer bunun ne demek olduğunu bu satırları yazan düşünmüyorsa, (sayfa: 178) onun yerine hiç değilse okur düşünsün. Rusya'da "kayda değer sayıda işçisi bulunan" kaç yer vardır, ve eğer her yerel örgüt, kendi öz gazetesini yayınlamaya kalkarsa, bu, amatörce yöntemlerimizin ne denli sürekli hale getirilmesi demektir! Bu dağınıklık jandarmanın ("kayda değer" bir çaba göstermeden) daha eylemlerin başlangıcında yerel devrimci işçileri tuzağa düşürme ve onların gerçek devrimciler olmak üzere gelişmelerini önleme görevini nasıl da kolaylaştırır. Bütün Rusya'yı kapsayan bir gazetenin okuru, diye devam ediyor yazar, fabrika sahiplerinin kötü davranışlarını anlatan yayınlarda, "kendi kenti dışındaki kentlerdeki fabrika yaşamının ayrıntılarında" kendisini ilgilendiren pek az şey bulur. Ama "Orel'de oturarı bir kimse Orel'e alt haberleri cansıkıcı bulmaz. Her sayıda kimin 'yakalandığını' kimin 'işkenceye götürüldüğünü' öğrenir ve coşar" (s. 69). Evet Orelli coşacaktır, ama bizim yazarımız da gereğinden çok "coşuyor". Bu gibi ayrıntılarla uğraşmanın taktik bakımdan gerekli olup olmadığını kendi kendisine sormalıdır. Biz, fabrika teşhirlerinin gereğini ve önemini takdir etmekte kimseden geri kalmayız, ama gözönünde tutmamız gerekir ki, artık St. Petersburgluların, St. Petersburg'da yayınlanan Raboçaya Mysıl'daki St. Petersburg haberlerini cansıkıcı buldukları bir aşamaya varmış bulunuyoruz. Fabrika teşhirleri şimdiye kadar hep bildirilerle olmuştur ve bu böyle devam etmelidir, ama biz gazetenin düzeyini yükseltmekle yükümlüyüz, onu fabrika bildirisinin düzeyine düşürmekle değil. Bir gazeteden beklenen şey, "ufak-tefek" teşhirler değildir, fabrika yaşamının bellibaşlı tipik kötülüklerinin teşhiridir, özellikle çarpıcı olgulara dayanan ve bu yüzden de bütün işçilerin ve hareketin bütün önderlerinin ilgisini uyandırabilecek, bilgilerini gerçekten zenginleştirebilecek, ufuklarını genişletebilecek, ve yeni semtlerin ve yeni sanayi bölgelerindeki işçilerin (sayfa: 179) uyanmasi için başlangıç noktası olabilecek teşhirlerdir.

"Üstelik, yerel bir gazetede, fabrika yönetiminin ve başka yetkililerin yaptıkları kötülükler, hemen anında açığa vurulabilir. Uzak bir yerde yayınlanan genel bir gazetede ise, haber gazetenin merkezine ulaşana kadar, haberin kaynağı olan yerde sorun unutulmuş olacaktır. Okur, gazeteyi eline aldığı zaman, 'ne zaman olmuştu, kim anımsıyor ki?' diyecektir." (İbid..) Doğru - kim anımsıyor ki! İki-buçuk yıl içinde yayınlanan otuz gazetenin altı kentte çıktığını aynı kaynaktan öğreniyoruz. Bu, ortalama olarak, kent başına yarım yılda bir sayı eder! Saçmalayan yazarımız, yerel çalışmanın üretkenliğine ilişkin tahmini üç katına çıkarsa bile (ki, bu ortalama bir kent için yanlış olurdu, çünkü bizim elyordamına dayanan yöntemlerimizle üretkenliği kayda değer ölçüde artırmak olanaksızdır), gene de her iki aya bir sayı düşer, yani "hemen anında açığa vurmak" diye bir şey olmaz. Ama,bütün Rusya'da, ufak-tefek olayları değil, gerçekten önemli tipik kötülükleri her onbeş günde bir "açığa vurabilmemiz için", on yerel örgütün birleşerek delegelerini gönderip genel bir gazetenin örgütlendirilmesine katılmaları yeterdi. Örgütlerimizdeki durumu bilen hiç kimse bundan şüphe edemez. Düşmani suçüstü yakalamaya gelince -bundan güzel bir söz olarak değil de, ciddi olarak sözediyorsak-, illegal bir gazete böyle bir şeyi başarmayı aklından bile geçiremez. Bu, ancak bir bildiriyle yapılabilir, çünkü çoğunlukla, bunu yapmak için ancak bir-iki günlük zamanımız vardır (örneğin fabrikada kısa bir grev, bir kavga, herhangi bir gösteri vb. sözkonusu olduğu zaman).

"İşçiler sadece fabrikada yaşamaz, onlar aynı zamanda bir kentlidir de", diyen yazarımız, Boris Kriçevski'ye bile onur verecek bir tutarlılıkla özelden genele geçerek, devam ediyor, belediye meclisleri, belediye hastaneleri, (sayfa: 180) belediye okulları gibi konulara değiniyor ve işçi gazetelerinin genel olarak belediye sorunlarını da atlamamasını istiyor.

Kendi başına kusursuz olan bu istem, yasal gazetelerin çoğu kez ne gibi boş soyutlamalarla sınırlı kaldığını gösteren canlı bir örnektir. Birincisi, eğer Svoboda'nın istediği gibi "kayda değer sayıda işçisi bulunan her yörede" belediye sorunlarına ilişkin ayrıntılı haberler yazan gazeteler gerçekten çıksaydı, bu bizim Rus koşullarımız altında, kaçınılmaz olarak, fiilen ayrıntılarla uğraşmak biçiminde yozlaşır, çarlık otokrasisine karşı bütün Rusya'yı kapsayan bir saldırınin önemi konusundaki bilinci zayıflatır, ve var olmayan parlamentolar konusunda çok konuşup da, var olan belediye meclislerinden hemen hiç sözetmeyen devrimcilere ilişkin o ünlü sözlerin sonucu olarak ortaya çıkmış bulunan -kökü kazınmamış olan, ama şimdilik silinmiş bulunan- eğilimin son derece güçlü filizlerini daha da güçlendirmiş olurdu. Svoboda'nın bunu gerçekten istemeyip, tersine, tersyüz etmek istediğini vurgulamak için, "kaçınılmaz olarak" diyoruz. Ama iyi niyet yetmez. Belediye sorunlarının uygun bir bakışaçısıyla çalışmamızın bütünü içinde ele alınabilmesi için, ilkin bu bakışaçısının açıkça anlaşılması, geleneksel bir istikrar kazanabilsin diye yalnızca tartışmalarla değil, sayısız örnekle iyice yerleştirilmesi gerekir. Biz bundan henüz çok uzağız, ama geniş bir yerel basını düşünmeden önce, bunun sözünü etmeden önce, işe buradan başlamamız gerekir.

İkincisi, belediye işleri hakkında gerçekten iyi ve ilginç yazılar yazabilmek için, bu sorunları sadece kitaplardan değil, gerçekten iyi bilmek gerekir. Oysa Rusya'nın herhangi bir yerinde bu bilgiyi edinmiş olan sosyal-demokratlar hemen hiç yoktur. Bir gazetede (bir halk broşüründe değil) kentin ve devletin işleri hakkında yazı (sayfa: 181) yazabilmesi için, kişinin, işinin ehli biri tarafından toplanmış ve işlenmiş taze ve çok çeşitli malzemeye sahip olması gerekir. Oysa böyle bir malzemeyi toplamak ve işlemek için, herkesin her şeyle uğraştığı ve referandumlarla hoş vakit geçirdiği bir ilkel çevrenin "ilkel demokrasisi" yetmez. Bunun için bir uzman yazarlar ve muhabirler kadrosuna, her yerle ilişkiler kuran, her türden "devlet sırlarını" (Rus devlet memurunun bilmekten büyük gurur duyduğu ve gevezelik ederek her zaman kolayca açığa vurabileceği devlet sırlarını) elde edebilen, "kulislere" sızabilen bir sosyal-demokrat muhabirler ordusuna -"görevleri gereği" her yerde hazır olmak ve her şeyi bilmek zorunda olan bir orduya- gerek vardır. Ve biz, her türlü iktisadi, siyasal, toplumsal, ulusal baskıya karşı mücadele eden parti olarak, bu her şeyi bilen orduyu bulabilir, toplayabilir, eğitebilir, seferber ederek harekete geçirebiliriz, ve bunu yapmak zorundayız. Ama bunu yapmak için, ilkin, bunun gereğini anlamak gerek! Oysa, yörelerin büyük çoğunluğunda, biz, bu yönde tek bir adım atmamakla kalmadık, çok kez bunun gereğinin bilincinden bile yoksunuz. Sosyal-demokrat basınımızda diplomatik, askeri, dini, beledî, malî, vb. vb. gibi büyüklü küçüklü sorunlara ilişkin canlı, ilginç makaleler, mektuplar ve teşhirler bulabilmesi için, kişinin çok uğraşması gerekir. Bu sorunlar konusunda hemen hemen hiç bir şey yoktur. [88*] İşte bunun için "bir adam gelip de bana" "kayda (sayfa: 182) değer sayıda işçilerin bulunduğu yörelerde" fabrika, belediye ve hükümetteki kötülükleri teşhir edecek olan gazetelerin çıkarılması gereği konusunda "güzel ve büyüleyici laflar etti mi, fena halde canım sıkılıyor."

Yerel gazetelerin merkezi basın karşısındaki egemenliği, ya yoksulluğun ya da bir lüksün belirtisi olabilir. Hareket büyük ölçekli yayın için gerekli güçleri henüz geliştirmemişse, amatörlük içinde debelenip duruyorsa, ve "fabrika yaşamının küçük ayrıntıları" içinde batıp kalmışsa, bu, bir yoksulluk belirtisidir. Hareket kapsamlı teşhir ve kapsamlı ajitasyon görevinin hakkıyla üstesinden geliyorsa, ve bu yüzden merkezi organdan başka çok sayıda yerel gazeteler yayınlamak zorunlu bir hal almışsa, bu, bir lüks belirtisidir. Rusya'da yerel gazetelerin bugünkü egemen durumunun hangi anlamı taşıdığı konusunda herkes kendi karar versin. Herhangi bir yanlış anlamaya yolaçmamak için, vardığım sonuçları tam ve kesin olarak formüle etmekle yetineceğim. Şimdiye kadar yerel örgütlerimizin çoğunluğu, hemen hemen yalnız yerel organlar çıkarmayı düşünmüşlerdir; ve hemen bütün eylemleri bu çalışmadan ibaret kalmıştir. Bu anormal bir durumdur; bunun tam tersi olmalıydi. Yerel örgütlerin çoğunluğu bütün Rusya'yı kapsayan bir gazetenin yayınlanmasını başlıca sorunları saymalıydılar ve çalışmalarını daha çok buna yöneltmeliydiler. Bu yapılıncaya kadar, harekete kapsamlı bir basın ajitasyonu hizmeti gören tek bir gazeteyi kurma olanağını bulamayacağız. Ama bu yapıldığı zaman, gerekli merkezi gazete ile gene gerekli olan yerel gazeteler arasında normal ilişkiler kendiliğinden kurulacaktır.
*

İlk bakışta, ağırlık merkezini yerel çalışmadan bütün Rusya'yı kapsayan çalışmaya kaydırmanın gerektiği (sayfa: 183) kararının, özellikle iktisadi mücadele alanını kapsamadığı sanılabilir. Bu mücadelede işçilerin dolaysız düşmanları, en ufak ayrıntısına kadar tek bir iradenin yönettiği Rus hükümetinin -siyasal mücadeledeki dolaysız düşmanımızın- katıksız askeri ve sıkı sıkıya merkezi olan örgütüyle en ufak bir benzerliğe sahip herhangi bir örgütsel bağları olmayan tek tek işverenler ya da işveren gruplarıdır.

Ama durum hiç de böyle değildir. Tekrar tekrar belirttiğimiz gibi, iktisadi mücadele, mesleki bir mücadeledir, ve bundan ötürü işçilerin işyerine göre değil, mesleklerine göre örgütlenmeleri gerekir. işverenlerimiz her türden ortaklıklar ve birlikler içerisinde ne kadar hızla örgütlenirlerse, mesleklere göre örgütlenme de, o kadar ivedi bir zorunluluk kazanır. Bizim parçalanmışlığımız ve amatörlüğümüz, bütün Rusya'yı kapsayan ve bütün Rusya sendikalarına önderlik etme yeteneğine sahip bulunan tek bir devrimciler örgütünün varlığını gerektiren bu örgütlenme işini açıkça baltalamaktadır. Yukarda bu amaç için gerekli olan örgüt tipini anlattık; şimdi de, bununla ilgili olarak, basın sorunumuz üzerinde birkaç söz ekleyeceğim.

Her sosyal-demokrat gazetenin, sendikal (iktisadi) mücadeleye özel bir sütun ayırmasının gereğini herkes kabul eder. Öte yandan sendikal hareketin büyümesi bizi bir sendika basını kurmayı düşünmeye zorlamaktadır. Ama bize öyle geliyor ki, pek seyrek bir-iki istisna dışında, şu anda Rusya'da sendika gazetelerinin yayınlanması sözkonusu olamaz; bu bir lüks oluyor, oysa biz, çok kez günlük ekmeğimizi bile bulamamaktayız. İllegal calışmamızın koşullarına uyacak ve şu anda da gerekli olan sendikal basın biçimi, sendikal broşürlerdir. Bu broşürlerde, belli bir meslek kolunda çalışma koşulları konusunda, Rusya'nın ayrı ayrı bölgelerinde bu yönden gösterdikleri farklılıklar (sayfa: 184) konusunda, belli bir meslek kolunda işçilerin ileri sürdükleri temel istemler konusunda, o meslek koluna ilişkin yasaların yetersizliği konusunda, o meslekteki işçilerin iktisadi mücadelesinin başlıca örnekleri konusunda, bunların sendikal örgütlerinin başlangıcı, bugünkü durumu ve gerekleri konusunda vb. legal [89*] ve illegal malzeme toplanmalı ve sistemli bir çekilde gruplandırılmalıdır. Birincisi, böyle broşürler, sosyal-demokrat basınımızı, ancak belli bir meslek kolundaki işçilerimizi ilgilendiren bir sürü mesleki ayrıntıları yayınlama yükünden kurtaracaktır. İkincisi, bu broşürler, sendikal mücadeledeki deneyimlerimizin sonuçlarını kaydetmiş olacak, şimdi bir sürü bildiri ve parça parça haberlerde dağılıp kaybolan malzemenin muhafaza edilmesini sağlayacak; ve bu (sayfa: 185) malzemeyi özetleyecektir. Üçüncüsü, bu broşürler, ajitatörler için kılavuz olabilecektir, çünkü çalışma koşulları nispeten yavaş değişir ve belli bir meslek kolunda işçilerin istemleri son derece istikrarlı istemlerdir (örneğin Moskova bölgesindeki dokumacıların 1885'te[74] ileri sürdükleri istemlerle kıyaslayınız). Bu tür istem ve gereksinmeleri saptayan broşürler, yıllar boyunca, geri yörelerdeki, ya da işçilerin geri kalmış katları arasındaki iktisadi sorunlarda, ajitatörler için kusursuz bir elkitabi görevini yerine getirebilir. Belli bir bölgede başarılı grev örnekleri, bir yöredeki yüksek yaşam düzeyi konusunda, daha iyi çalışma koşulları konusunda bilgiler öteki yörelerdeki işçileri, tekrar tekrar mücadeleye girişmeye isteklendirecektir. Dördüncüsü, sendikal mücadeleyi genelleştirmek için ilk hareketi sağladıktan ve böylelikle Rus sendika hareketiyle sosyalizm arasındaki bağı güçlendirdikten sonra, sosyal-demokratlar, aynı zamanda, sendikal çalışmanın, sosyal-demokrat çalışmamızın bütünü içerisinde ne çok dar, ne de çok geniş bir yer almamasını sağlayacaklardır. Başka kentlerdeki örgütlerle bağı kopmuş olan bir yerel örgüt, bu ikisi arasındaki doğru oranı tutturmakta çok güçlük çeker ve bazan da bunu yapması olanaksızdır (Raboçaya Mysıl örneği, trade-unionculuk doğrultusunda ne kadar büyük bir abartma içinde bulunabileceğini gösterir). Ama marksizm temeline sıkı sıkıya bağlı, siyasal mücadelenin tümünü yöneten ve bir profesyonel ajitatörler kadrosuna sahip bulunan ve bütün Rusya'yı kapsayan bir devrimciler örgütü, doğru orantıları tayin etmekte hiç bir zaman güçlük çekmeyecektir. (sayfa: 186)

MARksIST Asiv Lenin ne yapmali 6