KÜTÜPHANE | LENIN

V. İ. LENİN

Ne Yapmalı?
(Hareketimizin Canalıcı Sorunları)[1]

F. BİR KEZ DAHA "İFTİRACILAR", BiR KEZ DAHA "ALDATMACILAR"


Okurun anımsayacağı gibi, bu çok edepli deyimler, bizim "işçi sınıfı hareketini burjuva demokrasisinin bir aleti haline getirmek için dolaylı olarak ortam hazırlama" yolundaki suçlamamızı bu biçimde yanıtlayan Raboçeye Dyelo'ya aittir. Raboçeye Dyelo, saflığından, bu suçlamamızın ancak bir polemik yöntemi olduğu kararına vardı: şu kötü dogmacılar, bizim hakkımızda çeşitli kötü şeyler söyleme yolunu tutmuşlardır, burjuva demokrasinin bir aleti olmaktan kötü ne olabilir ki? Ve böylece büyük puntolarla bir "tekzip" yayınlıyorlar. "Düpedüz iftira, başka bir şey değil" (İki Konferans, s. 30), "aldatmaca" (31), "maskaralik" (33): Raboçeye Dyelo, tıpkı Jüpiter gibi, (Jüpiter'e hiç benzemese de) suçlu olduğu için öfkeleniyor, ve ağzından kaçırdığı küfürlerle hasmının uslamlama biçimini kavrama yeteneğinden yoksun olduğunu tanıtlıyor. Oysa yığın hareketinin kendiliğindenliği önünde her türlü boyuneğişin, sosyal-demokrat siyaseti her türlü trade-unioncu siyaset düzeyine düşürmenin, işçi hareketini burjuva demokrasisinin bir aleti haline getirmek için ortam hazırlama sonucuna vardığını anlamak için uzun boylu düşünmenin gereği yoktur. Kendiliğinden işçi sınıfı hareketi, tek başına, ancak trade-unionculuğu doğurabilir (ve kaçınılmaz olarak doğurmaktadır), oysa işçi sınıfının trade-unioncu siyaseti, işçi sınıfının burjuva siyasetinin ta kendisidir. İşçi sınıfının siyasal mücadeleye ve hatta siyasal devrime katılması, tek başına, onun siyasetini sosyal-demokrat siyaset yapamaz. Raboçeye Dyelo bunu yadsıyabilir mi? Bu gazete, herkes önünde, ve kaçamağa sapmadan, açıkça, uluslararası sosyal-demokrasinin ve Rus sosyal-demokrasisinin en ivedi sorunlarını nasıl anladığını artık açıklamayacak mıdır? (sayfa: 119) Hayır, bunu yapmayacaktır. Çünkü, "burada olmaz" yöntemi diye tanımlayabileceğimiz oyuna başvurmaktadır - "ben değilim, beygir de benim değil, sürücü de ben değilim. Biz ekonomist değiliz; Raboçaya Mysıl ekonomizmi savunmuyor; zaten Rusya'da ekonomizm diye bir sey yok." Bu pek ustaca "siyasal" bir oyundur, ama bir tek kusuru var, o da bu oyuna başvuran yayıncıların, çoğu kez, "hizmetinizdeyim efendim" olarak adlandırılmasıdır.

Raboçeye Dyelo, burjuva demokrasisinin, Rusya'da, genel olarak, sadece bir "hayalet" olduğunu sanmaktadır (İki Konferans, s. 32). [69*] Ne mutlu insanlar! Devekuşu gibi başlarını kuma gömüyorlar ve etraflarındaki her şeyin yok olduğunu sanıyorlar. Her ay dünyaya marksizmin bozguna uğratıldığını, hatta yok edildiğini muzaffer bir edayla ilân eden liberal yazarlar; işçilere sınıf mücadelesinin Brentano'vari[62] anlayışını ve siyasetin trade-unioncu anlayışını ileten liberalleri yüreklendiren (St. Petersburgskiye Vedomosti,[63] Russkiye Vedomosti,[64] ve daha niceleri gibi) liberal gazeteler; gerçek eğilimleri Credo'da o kadar güzel açıklanan ve yazınsal ürünleri Rusya'da bir uçtan bir uca tek başına, gümrüksüz, vergisiz dolaşan marksizm eleştiricileri yığını; özellikle Şubat ve Mart olaylarından sonra sosyal-demokrat olmayan devrimci eğilimlerin yeniden canlanması - bütün bunlar, besbelli ki, hayaletten başka bireşey değil! Bunların burjuva demokrasisiyle en ufak bir ilişkileri yok herhalde!

Raboçeye Dyelo ve İskra, n° 12'de yayınlanan ekonomist mektubun yazarları, "ilkyazdaki olayların, sosyal-demokrasinin otoritesini ve saygınlığını artıracağına, bu gibi sosyal-demokrat olmayan devrimci eğilimleri canlandırmasının nedeni üzerinde düşünmelidirler".

Bunun nedeni, bizim, görevimizi yapmamış olmamızdı. İşçi yığınları bizden daha etkindiler. Muhalefet katları arasında hüküm süren hava hakkında tam bilgisi bulunan ve harekete önderlik edebilecek, kendiliğinden bir gösteriyi siyasal bir gösteri haline dönüştürecek, onun siyasal niteliğini genişIetecek vb. yetenekte yeterince eğitilmiş liderlerden ve örgütçülerden yoksunduk. Bu koşullar altında bizim geriliğimizden, kaçınılmaz olarak, daha hareketli ve daha enerjik olan sosyal-demokrasi dışındaki devrimciler yararlanacaklardır, ve işçiler, polise ve askeri birliklere karşı ne kadar enerjik ve özverili bir biçimde savaşırlarsa savaşsınlar, hareketleri ne kadar devrimci olursa olsun, sosyal-demokrat öncüyü değil, ancak o devrimcileri, burjuva demokrasisinin artçısını destekleyen bir güç olmakla kalacaklardır. Örneğin bizim ekonomistlerimizin sadece zayıf yanlarını taklit ettikleri Alman sosyal-demokratlarını alalım. Almanya'da niçin tek bir siyasal olay olmaz ki, sosyal-demokrasinin otoritesine ve saygınlığına bir şeyler eklemesin? Çünkü, sosyal-demokrasi, belirli bir olayin en devrimci değerlendirmesini yapmada ve zulme karşı her protestoyu savunmada her zaman ötekilerin önüne geçmeyi bilmiştir. Alman sosyal-demokrasisi, iktisadi mücadelenin, işçileri, her türlü siyasal haklardan yoksun olduklarını düşünmeye yöneltecegi ve somut koşulların işçi sınıfı hareketini kaçınılmaz olarak devrim yoluna sürükleyeceği savlarıyla kendisini avutmaz. Toplumsal ve siyasal yaşamın bütün alanlarına ve bütün sorunlarına müdahale eder; Kayzer Wilhelm, belediye başkanı seçilen bir ilerici burjuvayi atamayı (sayfa: 121) reddettiği zaman, duruma müdahale eder (bizim ekonomistlerimiz bunun gerçekte liberalizmle bir uzlaşma olduğunu Almanlara ögretmeye henüz fırsat bulamadılar!); ve "müstehcen yayınlara ve resimlere karşı" yasa hazırlandığında, hükümet, profesörlerin seçimini etkilemeye kalkıştığında, vb. vb., müdahale eder. Bütün sınıflar arasında siyasal hoşnutsuzluk yaratarak, miskinleri harekete geçirerek, geride kalanları şevklendirerek, proletaryanın siyasal bilincini ve siyasal eylemini geliştirmek için zengin malzeme sağlayarak, sosyal-demokratlar, her yerde ön saftadırlar ve bunun sonucu, bu savaşçı öncü Örgüt, sosyalizmin düşmanlarının bile saygısını kazanmaktadır, ve sadece burjuva çevrelerden değil, saraya bağlı bürokratik çevrelerden bile gelen önemli bir belgenin, bilinmez bir mucizeyle Vorwärts gazetesinin bürolarına ulaşması oldukça sık görülen bir durumdur.

Raboçeye Dyelo'nun kavrayış düzeyini aşan ve ellerini havaya kaldırarak "Maskaralık!" diye haykırmasına neden olan görünürdeki "çelişkinin" sırrı buradadır. Hele bir düşünün: Biz, Raboçeye Dyelo, yığınsal işçi sınıfı hareketini ön plana alıyoruz (ve bunu, büyük puntolarla, ilân ediyoruz!); herkesi, kendiliğinden unsurun önemini küçümsemeye karşı uyarıyoruz; iktisadi mücadelenin kendisine -kendisine- bir siyasal nitelik kazandırmak istiyoruz; proletaryanın mücadelesiyle sıkı ve organik bağlar kurmak istiyoruz. Ve gene de, bizim, işçi sınıfı hareketini burjuva demokrasisinin bir aleti haline getirmek için ortam hazırladığımız söyleniyor! Ve bunu söyleyen de kim? Her "liberal" soruna müdahale ederek ("proletaryanın mücadelesiyle organik bağı" anlayamamak bu kadar olur!), öğrenciler ve hatta (ne dehşet verici bir şey!) zemstvolar üzerinde bu kadar durarak liberalizm ile "uzlaşan" kimseler! Çabalarının (ekonomistlere kıyasla) daha büyük bir kısmını nüfusun proleter olmayan sınıfları (sayfa: 122) arasındaki eyleme harcamak isteyen kimseler! Bu "maskaralık" değil de nedir?
Zavallı Raboçeye Dyelo! Acaba bir gün bu zor bilmecenin çözümünü bulabilecek mi?