ANA SAYFA | KÜTÜPHANE | KRUPSKAYA

Nadejda Krupkaya

Lenin Üzerine

LENİN’İN “MİLİTAN MATERYALİZMİN ÖNEMİ ÜSTÜNE” MAKALESİNE İLİŞKİN ANILAR


“Militan Materyalizmin Önemi Üstüne”[31] makalesini İlyiç 1922 ilkbaharında">

 ANA SAYFA | KÜTÜPHANE | KRUPSKAYA

Nadejda Krupkaya

Lenin Üzerine

LENİN’İN “MİLİTAN MATERYALİZMİN ÖNEMİ ÜSTÜNE” MAKALESİNE İLİŞKİN ANILAR


“Militan Materyalizmin Önemi Üstüne”[31] makalesini İlyiç 1922 ilkbaharında, Korsinkino’da yaşarken enine boyuna düşündü. Vladimir İlyiç kendini kötü hissediyordu. Gorki’de oturmayı Devlet Siyasi İdaresi bu zamanlar tehlikeli buluyordu. Beyaz muhafız izlerine rastlamıştı ve bu yüzden Vladimir İlyiç, Korsinkino’ya —eski bir çiftlik binasına— yerleştirilmişti. Aptalca inşa edilmiş bir evdi. İçerde, zeminden birinci kata dek ulaşan büyük, karanlık bir salon bulunuyordu. Birinci kat hizasında, salonun çevresini dolaşan bir balkon vardı, orada odalara açılan kapılar bulunuyordu. Odalarda Leo Tolstoy’un resimleri asılıydı, ve ayrıca orada yokedilmesi gereken bol miktarda uyuşuk sinek vardı. Ben de bir haftalığına İlyiç’e geldim. Orada bulunmak benim için bir fırsat oldu; çünkü varolan din karşıtı yazını gözden geçirmek gerekliydi. O sıralar Halk Eğitim Moskova şubesi okullarda din karşıtı bir propaganda yürütüyordu. Bu alanda o zamanlar bir dizi kaba hatalar yapılıyordu; bir çocuk yurdunda çocuklardan haçları zorla alınmıştı, ve bir köyde işgüzar bir delikanlı kutsal bir resme ateş etmişti. Din karşıtı propagandanın doğru yollarını bulmak gerekiyordu, bunun için öğretmenler arasında geniş bir aydınlatma kampanyası yürütme zorunluluğu vardı. Bana, dört bölgede, çok büyük öğretmen toplantılarında [sayfa 87] konferans vermek düştü. Beni meraklı bir dikkatle dinlediler. Frunze bölgesinde —o zamanlar daha Hamovniki bölgesi denirdi— konferansımdan sonra yaşlı bir bayan öğretmen içini çekerek dedi ki; “Peki şimdi öbür dünya ne olacak?…” Arada öğretmenler, çocuklar arasında din karşıtı propagandanın nasıl yürütülmesi gerektiğiyle ilgili canlı konuşmalar yaptılar. İş sadece kent içinde iyi gitmedi. Orada başkan, kapayış konuşmamdan sonra, ortaokul öğretmenlerinden birine, bir fen öğretmenine söz verdi ve bu kişi, çağdaş bilimin tanrının varlığını salt olanaklı görmekle kalmadığını, hatta onun varlığını tartışma götürmez biçimde kanıtladığını iddia etti.

Öğretmenler şaşkına döndüler ve tozu toprağa katarcasına dağıldılar. Konuşmacıya karşı çıktığımda artık salonun dörtte üçü boştu. Ortaokul öğretmenleri o zamanlar militan ateizmden çok uzaktı.

Bu dinleyicilerin saflarında dinci ruh hali güçleniyordu. Tüm ciddiyetle akşam yemeğinde şarabın yerine böğürtlen suyunun konup konamayacağı konuşuluyordu. Petrograd’da çıkan “Pedagogiçeskaya Mysl” dergisinde 1921′de Profesör Grews’in “İki Pedagojik İdeal” makalesi yayımlandı, şöyle yazıyordu: “İnsanların beyni ve yüreği, üstesinden gelinemez, doğuştan gelen bir dürtü gereğince manevi, bilimsel ve dinsel ışığa yöneliyor, bu dürtü bağımsız ve kendi kendine yeterlidir, ekonomik ve diğer, kişisel veya sınıfsal çıkarlardan bağımsızdır, yalnızca, insanların ekmek için çektikleri büyük açlık gibi gereksinim duydukları gerçek adınadır.” Biyoloji öğretmenleri arasında anti-Darvinci ve revizyonist akımlar dolaşıyordu. Bunların hepsini İlyiç’e anlattım.

Daha önümde başka konferanslar vardı ve bu nedenle o zamana dek yayınlanmış tüm popüler yazını toparladım, ayrıca İvan İvanoviç Stepanov-Skvorzov’dan Drews’un Almanca baskısını elde ettim. “Kommunistiçeskoye Prosveşçeniye” [sayfa 88] 1922/No. 3′te o zaman varolan broşürler üzerine bir eleştiri yayınlandı ve bunlar tam da benim Korsinkino’ya giderken yanıma aldığım broşürlerdi. Bu broşürler şunlardı: 1) V. İ. Nevski: Hıristiyan Tatil Günleri Ve İşçi-Köylü Tatil Günleri; 2) İ. Stepanov: Doğru Ve Doğru Olmayan İnanışlar Üzerine, Gerçek Ve Sahte Tanrılar Üzerine; 3) İ. Stepanov: Kutsal Akşam Yemeğinin Takdis Merasimi Üzerine; 4) N. Meşçeryakov: Rahipsel Entrikalar; 5) S. K. Minin: Din Ve Komünizm; 6) E. Dayenson: Tanrıya Ve Şeytana Dair; 7) Profesör R. J. Wipper: Hıristiyanlığın Kökeni; 8 ) Hugo Winkler: Babil Kültürü Ve İnsanlığın Kültürel Gelişmesiyle İlişkisi; 9) Paul Lafargue: El Değmeden Gebe Kalış Miti; 10) Calwer: İsa Ve Sosyal-Demokrasi; 11) A. Bebel: Hıristiyanlık ve Sosyalizm; 12) K. Kautsky: Hıristiyanlığın Kökeni; 13) K. Kautsky: Sosyal-Demokrasi Ve Katolik Kilisesi; 14) Paul Lafargue: Dinsel İnanış Akımlarının Oluşması; 15) K. Kautsky: Ahlak Ve Materyalist Bakış Açısı; 16) J. Nikulihin: Tanrıya Niçin İnanmıyorum; 17) P. Blyahin: Papazlar Halkı Nasıl Aptallaştırıyor; 18) N. M. Nikolski: İsa Ve İlk Hıristiyan Toplulukları; 19) M. Brikner: Eski Dünyanın Dinlerinde Acı Çeken Tanrı; 20) W. Wrede: İncil’in Yazılarının Oluşumu. Bu listeyi veriyorum, çünkü bu, o zamanlar basımevlerinin din karşıtı propagandaya ne denli özen verdiklerini gösteriyor.

İlyiç bu broşürlerin tümüne gözattı, biraz mırıldandı ve Drews’i okumaya başladı. O ara bana Upton Sinclair’den, romanları yardımıyla sürdürdüğü savaşımım yazdığı, benim için ilginç bir mektupla büyük bir kitap paketi geldi. Sinclair’in gönderdiği kitap yığınından İlyiç din üzerine “Din ve Kâr” başlığını taşıyan ince bir cilt seçti.

İlyiç İngilizce bir sözlük alarak akşamları okudu. Din karşıtı propaganda açısından kitapçıktan pek hoşnut kalmadı, ama burjuva demokrasisini eleştiri hoşuna gitti.


Gezintilerde İlyiç ve ben din karşıtı konular üstüne çokça konuşurduk. Bahar yaklaşıyordu, tomurcuklar şişmişti ve İlyiç’ le ben, sertleşen kara karşın ormanın derinliklerine gidiyorduk. Kar sulandı, ama üstü bir buz tabakasıyla örtüldü, öyle ki batmadan yürünebiliyordu. İlyiç Drews’den, Sinclair’den, yüzeysel, tek tek eksik şeylerden oluşan din karşıtı propagandanın ve her tür kabalaştırmanın zararlılığından konuşuyordu. Din karşıtı propagandayı fen bilimleriyle, aynı şekilde tekniğin kazanımlarıyla bağlamanın ve dinin sınıf kökenini ortaya koymanın ne denli önemli olduğunun farkındaydı.

Bu konular üstüne konuşmamız ilk değildi. Bizim kuşak, bir yandan okulda ve basında inançsızlıkla ilgili en ufak beyanların sert bir şekilde kovuşturulduğu, ama diğer yandan radikal aydınların dine karşı olası tüm şaka ve esprileri ortaya attığı koşullarda yetişmişti. Papazlarla ve dinle dalga geçen bir dizi aydın folkloru vardı. Hiçbir yerde yazılı olmayan, ama dilden dile anlatılan çeşitli şiir ve fıkralar vardı. Gerçi bunların çoğu yüzeyseldi ve bunları anlatmaya devam edenlerin, yaratıcının büyüklüğü ve bilgeliğinden veya dinin eğitici rolünden sözetmeleri hiç de ender değildi, ama buna karşın bu genç düşünceyi teşvik ediyordu. Gerekli olan dine çok erken eleştiri getirmek ve din sorununu şu veya bu şekilde tek başına çözmeyi denemekti. Vladimir İlyiç onbeş yaşındayken artık, dinin insan buluşu, bilinçli ve bilinçsiz aldatmaca olduğu konusunda kesin inanca sahip olmuştu. Onbeş yaşında bir delikanlı olarak boynundaki haçı koparıp attı. Bu erken olaylar onda iz bırakmadan geçip gitmemişti. Tüm yaşamı boyunca İlyiç, dinle nasıl ve hangi biçimde savaşılacağı, dinsel inanış doğrultularının yığınlar önünde nasıl teşhir edileceği sorununa ilgi duydu. Dinin karşısına materyalist dünya görüşünü koydu. Marx’ın, Engels’in ve yandaşlarının bu sorun üzerine söylediklerini ve çağdaş bilimin bununla ilgili söylediğini özenle inceledi. Lenin’in felsefenin bu alanında ne [sayfa 90] denli büyük bir çalışma yaptığını biliyoruz. Bunun canlı kanıtları Lenin, Toplu Yapıtlar, Cilt IX ve XII [32], aynı şekilde yapıtı “Materyalizm ve Ampiriokritisizm”dir. Felsefe sorunlarını İlyiç dine karşı savaş sorunuyla ayrılmaz biçimde bağlıyordu. Bu, ikinci göçmenlik sırasındaki yazılarından ve A. M. Gorki’ye mektuplarından açıkça ortaya çıkmaktadır. A. M. Gorki’ye 14 Kasım 1913 tarihli mektubunu alalım yalnızca, şöyle yazıyordu: “En özgür ülkelerde bile (Amerika, İsviçre vs.) halkı ve işçileri tam da saf, manevileştirilmiş, yaratıcı tanrı düşüncesiyle aptallaştırmak için gayretle uğraşılmaktadır. Tam da bu nedenle, her dinsel düşünce, her tür tanrıyla ilgili her düşünce, bizzat bir tanrıyla her tür cilveleşme, demokratik burjuvazi tarafından özellikle geniş (ve hatta sık sık hayırhah) karşılanan, haddi hesabı olmayan bir iğrençlik olduğu için - tam da bu nedenle o en tehlikeli iğrençlik, en tiksindirici ’salgın’dır. Fiziksel türde milyonlarca günah, adilik, zorbalık ve salgın geniş yığınlarca çok daha kolay tanınır ve bu yüzden kurnaz, manevileştirilmiş, en muhteşem ‘tinsel’ giysiler giydirilmiş tanrı düşüncesinden çok daha az tehlikelidir. Kızların ırzına geçen bir katolik papaz (bunu rastlantı eseri bir Alman gazetesinde okudum) ‘demokrasi’ için, papaz kıyafeti olmayan bir rahipten, kaba-saba olmayan bir dinin rahibinden, bir tanrı yaratılması ve oluşturulmasını vaaz eden, düşüncelerle dolu ve demokratik bir rahipten çok daha az tehlikelidir. Çünkü bu papazı teşhir etmek, mahkûm etmek ve kovmak kolaydır — ama öbürünü öyle kolayca kovmak mümkün değildir, onu teşhir etmek binlerce kez daha zordur ve hiçbir ‘çelimsiz ve çıtkırıldım kaypak’ darkafalı, onu ‘mahkûm etmek’le hemfikir olmayacaktır.”[33]

İlyiç felsefe alanındaki çalışmalarını dinin ince düşünülmüş biçimlerine karşı savaşla sıkı sıkıya bağlamıştı.

Bugün, İlyiç’in ölümünden on yıl sonra, onun militan materyalizm üzerine makalesini bir daha okuduğumuzda, gözlerimiz [sayfa 91] önünde felsefe alanındaki büyük çalışması diriliyor. Onun, diyalektik materyalizm yönteminin popülerleştirilmesi için yaptıklarını, onu pratiğe, yaşama uygulamayı nasıl öğrettiğini (sadece sendikalar üzerine tartışma sırasında bu nedenle yaptığı açıklamalar düşünülsün), sosyalizmin inşasında fenomenleri diyalektik materyalist bakış açısıyla değerlendirme yeteneğinin nasıl bir silah olduğuna dair işaretini anımsayalım.

Vladimir İlyiç’in militan materyalizm üzerine makalesinde “Pod Znamenem Marksizma” [Marksizmin Bayrağı Altında –red.] dergisi çalışanlarına, Hegel’in nasıl inceleneceği konusunda verdiği tavsiyeler, İlyiç’in bizzat felsefede ve onun halka maledilmesinde yaptığı çalışmanın sürdürücülerini bulması gerektiği şeklindeki —tam olarak açıklanmamış olsa da— ateşli arzuyu barındırıyor. 1922 baharında İlyiç gücünün nasıl yitip gittiğini artık duyumsuyordu ve işin kopmaması arzusundaydı.

Lenin dinsel inancın köklerini toplumsal düzende, küçük üreticilerin küçük mülkiyete dayanan düşünce tarzında görüyordu. 1920 yılında Moskova’nın Preznya semtinde Partisiz işçiler ve Kızılordu erlerinin bir konferansında şunları söylüyordu: “Eskiden şunu söylemeye özen gösterilirdi: ‘Herkes kendi için, tanrı hepimiz için.’ Bundan ne çok acı çekildi!

Buna karşı biz diyoruz ki: ‘Herkes hepimiz için, tanrı olmadan da herhangi bir şekilde idare ederiz!’”[34] Bu düşünceleri ilk yapıtlarında geliştirmişti. Dinsel inancın üstesinden gelmenin yolunu küçük köylü ekonomilerinin ortak, kolektif büyük işletmeler şeklinde birleştirilmesinde görüyordu. Ve biz tarımın kolektifleştirilmesinin hızlı gelişmesinin, dinin her türlü temelini nasıl alıp götürdüğünü görüyoruz. Artan kolektifleştirmeyle birlikte yığınlar içinde dine karşı kayıtsızlık da artıyor. Tarımda ve eskiden küçük işletmelerin (örneğin yemek hazırlamada) sınırsız egemen olduğu ekonomi alanlarında tekniğin yaygın kullanımı aynı yönde etki yapıyor. Din ölüyor.

[sayfa 92]

Ama biz, eski önyargıların, gelenek ve göreneklerin ne denli yedi canlı olduğunu biliyoruz. Kendiliğinden dönüşüm süreci bilincin ışığıyla aydınlatılmalı. İlyiç, çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin tüm eğitimlerinde diyalektik materyalizm ruhunun kemiklerine işlemesi gerektiğini talep ediyordu. Vladimir İlyiç’in, serfliğin “tahsilli” yandaşları ve eski okulun öğretmenleri ile ilgili makalesinde yazdıklarının henüz tümüyle üstesinden gelinmiş değil. Tam da bu cephede özel bir uyanıklığa gereksinim var. Tüm alanların bilimsel güçleri, İlyiç’in vasiyetini yerine getirmek istiyorlarsa, pedagoglara, politik-kültürel aydınlatmanın yöneticilerine, kütüphanecilere, popülerleştiricilere yardım etmeliler, onlara militan materyalizm bayrağını sürekli yukarılara kaldırmakta ve onu yığınlara taşımakta yardımcı olmalılar.

1933

İlk kez 1934′te “Oktyabr” dergisi No: 1, s. 15-18′de yayınlandı.

notlar

[31] Bkz. V. İ. Lenin: Eserler, cilt 33, s. 213 - 223. (s. 86)

[32] Lenin Derlemesi Cilt IX’da ilk kez Lenin’in, Hegel’in “Mantık Bilimi”ne yorumları yayınlandı. (Bkz. V. İ. Lenin: Eserler, cilt 38, s. 77-229.)

Lenin Derlemesi Cilt XII’de ilk kez Lenin’in aşağıdaki özetleri yayınlandı: Marx ve Engels’in yapıtı “Kutsal Aile” (bkz. aynı yerde, s. 3-37); Feuerbach’ın “Dinin Özü Üzerine Dersler” (s. 39-62); Feuerbach’ın “Leibniz Felsefesinin Tanımlanması, Gelişmesi Ve Eleştirisi” (s. 63 - 76); Hegel’in “Tarih Felsefesi Üzerine Dersler” (s. 295 - 306); Noel’in kitabı “Hegel’in Mantığı” (s. 307 - 313); Lassalle’in Kitabı “Efesli Kara Heraklit’in Felsefesi” (s. 321 - 337); Aristo’nun “Metafizik”i (s. 345 - 355).

Lenin Derlemesi Cilt XII’de Lenin’in ilk kez aşağıdaki çalışmaları yayınlandı: “Diyalektik Sorunu Üzerine” (s. 338 - 344); “Hegel Diyalektiğinin (Mantığının) Planı” (s. 314 - 319) ve V. İ. Lenin’in Felsefe ve Doğa Bilimleri üzerine değişik not ve özetleri, (s. 359 -581). (s. 90)

[Türkçe’de bu yazılar “Felsefe Defterleri” adıyla Sosyal Yayınları tarafından yayınlanmıştır. –red. Stalin Arşivi]

[33] V. İ. Lenin: Eserler, cilt 35, s. 99. (s. 90)

[34] V. İ. Lenin: Eserler, cilt 30, s. 295. (s. 91)

Kaynak: Nadejda Krupskaya, İşte Lenin, İnter yay., İstanbul 1995