KÜTÜPHANE | KONULAR | SANAT KULTUR

Yarına giden bir aydın: Adnan Yücel

Yarına giden bir aydın: Adnan Yücel“Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
Soluğumu soluklarına kattım“

A. Yücel

12 Eylül karanlığını başta direngenliği şiar edinmiş devrimciler olmak üzere işçi ve emekçilerin iğneyle kuyu kazarcasına bir çabayla aralamaya çalıştığı bir dönemde tanıştım onunla. Böyle bir dönemde bir aydın ve sanatçının cezaevindeki bir devrimciye mektup yazmasını düşünün. Dahası görüşüne gitmesini..

Atak ve çürüme
Diğer aydın ve sanatçılardan karakteristik özellikleriyle ayrılır Adnan Yücel.

Küçük burjuvazinin kaypak">

KÜTÜPHANE | KONULAR | SANAT KULTUR

Yarına giden bir aydın: Adnan Yücel

Yarına giden bir aydın: Adnan Yücel“Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
Soluğumu soluklarına kattım“

A. Yücel

12 Eylül karanlığını başta direngenliği şiar edinmiş devrimciler olmak üzere işçi ve emekçilerin iğneyle kuyu kazarcasına bir çabayla aralamaya çalıştığı bir dönemde tanıştım onunla. Böyle bir dönemde bir aydın ve sanatçının cezaevindeki bir devrimciye mektup yazmasını düşünün. Dahası görüşüne gitmesini..

Atak ve çürüme
Diğer aydın ve sanatçılardan karakteristik özellikleriyle ayrılır Adnan Yücel.

Küçük burjuvazinin kaypak, döneme uyarlanıcı özelllikleri böylesi dönemlerde turnusol kağıdıdır. Duruş, kişilik ve üretimleriyle onlar üretimsizlik, vazgeçiş, uyarlanma, umutsuzluk vb. özellikleriyle kan ve zulüm hükümranlığının kültürel alt yapısına koşullu yaşarken, kimi daha da ileri giderek devrimci ideallere saldıran “üretimleri”yle karanlığın sözcülüğüne soyunmuşlardı. Onlar bu özellikleriyle yılgınlık ve çürüme edebiyatı yaparak faşizmin en çok gereksinim duyduğu kendini idame ve toplumsal kabul görüşte manipülatör işleviyle aydın ve sanatçı olmanın tarihsel ve toplumsal sorumluluğunu yerine getirmemiş, sınıfta kalmışlardır. Çürüyen çürütür.

Yoksul emekçi bir aileden gelen A. Yücel, devrimci düşüncelerle ‘70’li yıllarda öğrencilik döneminde tanışır.

12 Eylül’ün yılgınlık akıntılarına kapılmaksızın, “Direnenler de var bu havalarda” dediği “rüzgar soluklular“ı aramaya koyulur. Aslolan direnmektir ve tam da böylesi dönemlerde umut ve direngenliği göndere çekerek sağlam bir duruş sergilemek gerekmektedir.

İki karşıt duruş, dünya görüşü ve aydın profili. Bir yanda tüm sınıfsal ve devrimci değerlerimize kültür-sanat cephesinden saldırı, diğer yanda “Saraylar saltanatlar çöker/ Kan susar bir gün/ Zulüm biter /(..)/ Bu günlerden geriye/ Bir yarına gidenler kalır/ Bir de yarınlar adına direnenler” diyen A. Yücel. Aramış ve bulmuştu O, kan kokulu karanlıklarda “yekpare mermer” dediği devrim ve sosyalizmi her koşulda direngenlikle savunanları. Eylül karanlıkları içinden sıyrılıp gelen bir dostluktu bu, ölümün bile engelleyemeyeceği.

’98 yılı, Antakya ve Mersin’de sergilerim var. Yolum bu yörelere her düştüğünde yaptığım gibi A. Yücel’in konuğuyum. Sıcak bir yaz akşamı. Çukurova‘yı tüm görkemiyle kucaklayan evinin balkonundan gün batımını izliyoruz. Bana bizi, o buluşmayı anlatıyor büyük bir coşkuyla. Bir yağmur damlasının nehire ulaşma çabasını.. “O boğucu yıllarda direnenlerin varlığı güç katıyordu bana. Henüz tanışmadan, basından okuduklarımla başladım yazmaya onları. Ve aramaya..” diyor. “Ve nihayet buldum sizi; toprağın suya kavuşması gibiydi, muhteşemdi, çoğaldım, doldum, taştım” diyor kahkahalarla.

Soluğu soluğumuzdu
Bu buluşma sonrası O’ndaki değişimi şiirlerinde izlemek mümkündür.

“Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek“, “Çukurova Çeşitlemesi” kitaplarında umuttan direngenliğe, haykırıştan baş kaldırışa ve toplamına bir çağrı dile gelir. İhanet ve yılgınlığa güçlü vuruşların diğer adıdır “Yer yüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”. “Doruğum” dediği bu kitabında O, tasfiyecilik ve yenilgi ruhuna karşı devrim ve sosyalizmin kaçınılmazlığını konuşturur her dizesinde. Partili sanatın günümüzdeki yetkin örneklerinden biridir bu kitap.

Geleneğimizi ve geleceğe ilerleyişimizi şiire taşıyarak kültürel-tarihsel hazinemize önemli katkılarda bulunmuştur O.
‘70’lerin başlarında öğrencilik döneminde emekleyerek başlayan yazın süreci, demirin suyla buluşup çelikleşmesi gibi, her zorlu dönemeçte yaşamda sınanmış, keskinleşmiş, pişmiştir. 12 Eylül döneminde salt yazmakla kalmamış, dönemin toplumsal, siyasal görevlerinin şiir diliyle altını çizerek yeni mücadele yöntemlerini de önermiştir.

“Sen yürürsün rüzgar yürür/ Sabahlar sığmaz olur gözlerine/ Her adımda çözülür bir karanlık/ Şafaklar çiçek sunar ellerine/ Gün tutuşur” (Acıya Kurşun İşlemez). Bu dizeleriyle yollara çıkan işçi adımlarını, madenci yürüyüşünü anımsamamak mümkün mü? Korkunun saltanat sürdüğü kent meydanlarını işçi adımlarının çınlatmasını düşler, geleceği onlarla tasarlar zihninde. Tarihin kesintisiz akışında mücadelenin yükseleceğine, devrim ve sosyalizmin kaçınılmazlığına inancı o denli büyüktür ki, şiirlerinden taşan bu duygu okuyanı etkiler. Yorgun olan canlanır, umutsuzlara umut aşılar, ufkunu kaybetmişlere tan atımını gösterir coşkulu bir ısrarla.

Tüm duruş, dünya görüşü ve sanatının kristalleştiği dizeler bizim mücadelemizle A. Yücel’in şiirinde kaynaşır, yoğrulur, yoldaşlaşır ve haykırır “Bitmedi daha sürüyor o kavga/ Ve sürecek/ Yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek”

Partili kültür-sanatın, parti ve sanatçı şahsında nasıl etle tırnak olması gerektiğinin anlamlı örneklerinden biridir.

Dönemin ağır baskı ve sansür yıllarında imge diliyle ama daima bizi biz yapan özelliklerimizi anlatmıştır. Kah “soluğu rüzgar olan“, kah “yer altı nehirleri”, “kır çiçekleri“, ”yekpare mermer” tanımlamalarıyla bir şekilde yer açar şiirinin baş köşesinde.

Toplumsal mücadelenin öznesiz olmayacağını anlatır döne döne. İşçi ve emekçileri sınıf mücadelesine çağırır biteviye. Bu özellikleriyle o tüm devrimci harekete mal olmuş, N. Hikmet’ten sonraki ikinci büyük şiir adamıdır.

Daha yaşamında şiirleri mücadelenin yeni ama gürbüz soluğuyla buluşmuş; Gazi barikatlarında nöbet tutmuş, ’96 1 Mayısında proletaryanın soluğuyla buluşmuş, öğrenci eylemlerinden açlık grevlerine, anmalardan F tiplerine, cezaevlerinden kent meydanlarına yarına yürüyüşünü sürdürmüştür.

‘70’lerden günümüze her türlü ekonomik, kültürel, siyasal gericiliğie karşı çıkışın şiirdeki adı ola gelen A. Yücel, günümüz post modern çürüme örneklerine de arı duru dili, bakış açısı netliğiyle şiirlerinden söyleşilerine savaş açmış sanatçılarımızın başında gelir.

Tüm yaşamını devrime, tüm çabasını proleter sanatçı olmaya hasretmiş, adım adım özel yaşamındaki pürüzleri temizleyerek yaşamında ve sanatında partili kültür sanatı örme gayretinde olmuştur.

Günümüzde kimileri onu A.Yücel yapan bu karakteristik özelliklerinden arındırarak, onun sınıf-parti ilişkisini budayarak “kutsama” çabası içindedirler. Bu çabaya soyunanları yıllar önce rüzgar soluklular “kendi düşen ağlamaz” tanımıyla değerlendirmişlerdi. Bir kez daha “kendi düşen ağlamaz“.

O tüm yaşamında düşenleri arkasında bırakarak yarına gitme çabasında oldu.

A. Yücel, yaşamı ve şiirleriyle mücadelemizde, kültürümüzde, soluğu soluğumuzda yaşamaya devam ediyor ve edecek, yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

Ayhan Sağcan

Bu yazı 1 Ağustos 2005 tarihli Ufuk Çizgisi dergisinde yayınlanmıştır.