KÜTÜPHANE

George Soros’un Gerçek Hikayesi
Rothschild Ajanı Olarak Soros
George Soros’un Gerçek Hikayesi

Executive Intelligence Review, Nisan 1997
George Soros yalnızca dünyanın önde gelen megaspekülatörlerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda Doğu Avrupa uluslarına karşı operasyonları düzenleyerek ulusların egemenlik haklarına saldırarak… bütün yaşamı boyunca Anglo-Amerikan monetarist düzeninin pis işlerini yapan bir “tetikçi” vazifesi görmüştür… Soros, Eylül 1992′de, “İngiltere Merkez Bankasıyla dişediş bir mücadele sonucunda” İngiliz poundunu ve İtalyan lirasını yıkıma uğrattı, bu spekülasyondan 12 milyar dolar kazandığını daha sonraki bir röportajında ağzından kaçırdı.

Yüksek faizli borç alarak Soros Almanlardan 40 milyar dolar topladı. Bunu nasıl başardığı bir sır olarak kaldı: ilk olarak, Soros gibi bir spekülatör yüzde beşlik bir oranla borç alabilmektedir, 1 milyon dolara 50 milyon dolar borç alabiliyor. İkinci olarak, Soros’un Bundesbank’ı batırmak isteyen ve aynı zamanda İngiliz poundunun aşırı değerlendiğini düşünen başında Rothschildlerin bulunduğu oligarşik çevrelerle bağları vardır. Üçüncü olarak, Soros, -başında bulunduğu Quantum Fonunun birkaç hamisinden biri olan- Citibank gibi bankalardan yüksek faizli borç alabilmektedir. Dördüncüsü, ABD istihbarat kaynakları, Soros’un, İsrail’deki General Ariel Sharon’un Eretz İsrael (Büyük İsrail) projesini destekleyen “sıcak para” kaynaklarından da gerektiğinde yararlanabildiğini belirtmektedir. Bunlar Soros’un Bundesbank’ın sırtını nasıl yere getirdiğini ve ERM’yi (Avrupa Kur Düzenleme Sistemi) etkisizleştirmeyi nasıl başardığı hakkında bir fikir verebilir.

“Hayırsever” Soros ve Açık Toplum Fonu

Soros Robin Hood değildir. Poundu ve İtalyan lirasını devalüe ederek cebe indirdiği 1-2 milyar dolarlık servetten küçük kırıntıları, von Hayek tarzı “serbest pisaya” ekonomisini yaymak ve ulusları yıkıma uğratmak için dağıtıyor. 1979 yılında kurulan, ilk Soros vakfı olan Açık Toplum Fonu, 1993 Aralık’ından itibaren, bu tarihte kurulan New York- Açık Toplum Enstitüsü bünyesine alındı. Bu enstitü, aynı yıl Budapeşte’de kurulan Açık Toplum Vakfı ve 1995′de kurulan Moskova-Açık Toplum Enstitüsü ile birlikte, Orta ve Doğu Avrupa’da ve Güney Afrika ve Haiti’deki 24 ülkedeki ulusal Soros vakıflarının sinir merkezleridir. Soros’a göre “Açık Toplum özel çıkarın izlenmesini dıştalamaz. Tam tersine, mükemmel bilginin yokluğunda, bireylerin çıkarlarının ne olduğunu belirlemeyi kendisine bırakmak ve pazar mekanizmasının bu çıkarları uzlaştırmasını beklemek en iyisidir.” Soros vakıflarının 1994 yılı toplam harcaması 300 milyon dolar civarında. Açık Toplum Enstitüsü-New York, Soros’un çeşitli vakıfları arasında eşitler içinde birinci konumunda. Eylül 1993′de Soros ATE-New York’un başına Aryeh Neier’i getirdi. (Neier 12 yıldır, Soros’un kurduğu Human Rights Watch’ın (İnsan Hakları İzleme Örgütü) yöneticiliğini yapmış ve bundan önce de 8 yıl Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) ulusal yöneticiliğini yapmıştı.

Hayek Tarzı Serbest Piyasacılığının Yayılması

Aktivitelerini aşağıda özetlediğimiz Açık Toplum Vakıfları yoluyla George Soros, SSCB çökmeden çok önce, Anglo-Amerikan Bankaları ve İMF öncülüğünde Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik ve politik “geçiş süreci” mekanizmasının kurucusu konumuna gelmeyi başarmıştır. Berlin duvarının yıkılmasının ardından, İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher ve onun yakın arkadaşı George Bush tarafından onaylanan “şok tedavi” politikasının ateşli bir savunucusu oldu. Soros, eksi Federal Banka başkanı ve David Rockeffeler’in Triletarel Komisyonu’nun Kuzey Amerika bölümü yöneticisi olan Paul Volcker, bir dönem İMF yönetiminde bulunan Citibank başkan yardımcısı H. Anno Ruding ve Harvard profesörü Jeffrey Sachs’la birlikte Polonya tarzı “şok terapi” modelinin yaratıcıları arasındadır. (Soros’un dikkatini Bolivya’da daha önce İMF tarafından uyguladığı “şok terapi”ye Sachs’ın çektiği belirtilmektedir.(1) ) Soros, Demokrasiyi Garantilemek kitabında Polonya’daki şok terapi deneyimini şöyle özetlemiştir: “Politik dönüşümün mutlaka ekonomik mesafe almakla sonuçlanması gerektiğini düşünüyordum. Polonya bunun başarılabileceği yerdi. Anlaşılır bir ekonomik programın kaba hatlarını hazırladım, üç temel maddesi vardı: para politikasında stabilizasyon, yapısal dönüşümler, borçların yeniden yapılandırılması. Bu üç hedefin hep bir arada gerçekleştirilmesinin ayrı ayrı gerçekleştirilmesinden daha başaralı sonuç vereceğini iddia ettim… Bir tür hisse senedi karşılığı makroekonomik borç önerdim… Planı iktidar değişikliğinden sonra ekonomik yuvarlak masanın başında bulunan Gemerek’e ve Profesör Treziakowski’ye gösterdim, her ikisi de çok beğendiler… Benzer bir programı savunan Harvard Üniversitesi’nden Prof. Jefrey Sachs ile güçlerimi birleştirdim ve onun Polonya’da Stefan Batory Vaktfı yoluyla yürüttüğü çalışmaları finanse ettim… İMF programı onayladı ve 1 Ocak 1990′da yürürlüğe koydu. Halk için zordu ama insanlar gerçek değişimler görmek uğruna büyük acı çekmeye razıydı… Enflasyon azaldı, ama sonuç yine de sallantıdaydı çünkü yapısal düzeltmeler yavaş gerçekleşiyordu. Üretim %30 düştü, ama istihdam yalnızca %3 azaltılabildi. Bu yerleşmiş devlet işletmelerinin fazla mesai yaparak karlılıklarını korudukları ve istihdamı korumayı başardıklarını gösteriyordu, işletme yönetimleriyle işçiler arasında kırılması zor uğursuz bir ittifak vardı.”

Polonya, Macaristan, Rusya ve Ukrayna’da nereye bakarsak, Soros’un bu kökten serbest piyasacı programı teşvik ettiğini ve İMF’nin de bunu mali disiplini sağlamak adına uygulamaya koyduğunu görmek mümkündü.

Shatalin Planı: Eski Sovyetler Birliği’ne “Şok Tedavi” Yaklaşımı

Soros, Sovyet devlet başkanı Mihail Gorbaçov ve Başbakan Margaret Thatcher’ın çağrısıyla, kendisinden, iktisatçı Jeffrey Sachs ve İtalya’dan Romano Prodi’nin de içinde bulunduğu bir ekibi İMF tarzı “şok tedavi”yi esas alan Shatalin planını tartışmak üzere toplaması istendiğinde Sovyetler Birliği üzerindeki etkisinin doruk noktasına ulaşmış oldu. “Soros Soros Hakkında” kitabında “Shatalin Plan’ın büyük bir savunucusuydum” diye yazdı. “Gorbaçov planı kabul etseydi, Sovyetler Birliğinin başında kalabilir ve Sovyetler Birliği dağıtılmak yerine reforme edilebilirdi.”

Demokrasiyi Garantilemek‘te Soros, Sovyetler Birliği ağır sanayisinin “Dev hidroelektrik santrallerini, çelik fabrikalarını, Moskova metrosunun mermer duvarlarını ve Stalinist mimarinin gökdelenlerini modern bir firavun tarafından dikilmiş sayısız piramitler gibi görmek mümkündü” diye yazdı. 4 Ocak 1993′de Washington Post’a verdiği bir mülakatta aynı monetarist temayı işledi:

“Sosyal güvenlik açığı zarar eden işletmelerin kapatılması için önemli bir teşvik oluşturuyordu. Fabrikalar kapatılabilirdi ve üretime gidecek ham maddeler ve enerji ise üretilenden daha pahalıya satılabilirdi.”


Soros böylece birkaç kırıntı karşılığında eski Sovyetler Birliğinin tüm askeri-endüstriyel altyapısını, burada kullanılan enerji ve hammaddeleri yurtdışında haraç mezat pazarlayarak elden çıkarmayı öneriyordu… Rusya’nın altından alüminyuma geniş ham madde rezervleri ve enerji rezervleri, Soros’un March Rich - İsviçreli kanun kaçağı finansçı- gibi dostları eliyle yağma edildi. Aslında March Rich, Rus alüminyumunu Londra Metal Borsasında o kadar ucuza sattı ki, fiyatının yarı yarıya indirdiği halde kar etti. Bu etkinlikler Rus Mafyasının büyümesini hızlandırdı.

İnsan Hakları Mafyası

George Soros’un “insan hakları” konusundaki ilk tecrübesi Helsinki Yurttaşlar Topluluğu’yla yakın işbirliği içinde çalışan Charter 77 diye bilinen grup olmuştu… C77, Soros’un başlıca finansörü olduğu Human Rights Watch gibi “insan hakları” mafyası ağının bir parçasıydı. HRW ve onun yakın müttefiki İngiliz Dışişleri Ofisi’ne bağlı Amnesty İnternational (Uluslararası Af Örgütü) serbest ticaret ve küreselleşmeye direnen uluslara karşı uluslararası vuruş timiyle sıkı bağlantı içinde kurmuşlardır; saldırılarını “insan hakları” ihlallerine karşı müdahale görüntüsü altında gizliyorlar. HRW, 1995 Dünya Raporu “ekonomik bireysel çıkarı ortak refahla eşitleyen bir bakış açısına sahip olan” birey ve hükümetlere karşı şiddetli bir saldırı başlattı ve bu anlayışı kendi “insan hakları” görüşüne karşı bir “merkantilist tehdit” olarak damgaladı.(2)

George Soros’un ardındaki gizli finans şebekesi William Engdahl


George Soros’un arkasındaki gerçek, hakkında özenle yaratılan medya imajından farklıdır… George Soros, Avrupa’nın aristokratik ve kraliyet aileleri tarafından yönetilen geniş ve oldukça kirli bir özel finans şebekesinin yalnızca görünen yüzüdür… Doğrudan devletin gücünü kullanmak yerine hayati önemde jeopolitik amaçlara ulaşmak için gizli içbağlantılı serbest finans çevrelerinin çıkarlarının geniş bir holdingi şeklinde birleşmiş, Batı Avrupa aristokrasisi ve oligarşisi ile bağlantılı. birçok bakımdan 17 yüzyılın İngiliz ve Hollanda Doğu Hindistan Şirketi modelinde. Önemli kaynaklara göre, bu kulübün merkezi eski Britanya İmparatorluğunun finans merkezi olan Londra’dır. George Soros ortaçağda Hofjuden, “Saray Yahudileri” denilen ve eski aristokrat aileler tarafından yönetilen bu güçlü ama gizli şebekenin bir üyesidir… Soros dünya finansal pazarlarında spekülasyon yapmaktadır, Quantum Fonu N.V. bütünüyle “hedge fund” (riskli kağıtlara yatırım yapan fonlar için kullanılan deyim, hedge fundlar günümüzde İnterpol tarafından en hızlı gelişen kara para aklama yolu olarak tanımlanmaktadır) adı verilen fon işletmesidir… Soros’un Quantum Fonu Curacao’da kayıtlıdır, Hollanda Antillerinde, karayip vergi cenneti - böylece hem vergi ödemekten kurtuluyor, hem de yatırımcılarının niteliğini gizleyebiliyor ve bu paralarla ne yapıldığını.)

Merkez bürolarını Curacao’ya taşıyarak, Soros ABD hükümetinin finansal aktivitelerini takibatının önüne geçebiliyor, ABD merkezli bir yatırım fonu zorunlu olarak bu takibatı kabul etmek durumundadır. Hollanda Antilleri, Hollanda Krallığının mülkü, OECD’nin Uluslararası Kapa Para Aklama İzleme Komitesi tarafından tekrar tekrar Latin Amerika kaynaklı uyuşturucu trafiğinden gelen paraların başlıca aklanma merkezi olarak dikkat çekilmiştir. .

Soros, çeşitli fonlarındaki 99 bireysel yatırımcının hiçbirinin Amerikan vatandaşı olmamasına özel bir önem veriyor. ABD güvenlik yasalarına göre, bir hedge fund içinde ancak 99 yatırımcı olabilir, “sofistike yatırımcı” olarak adlandırılan çok zengin bireylerden oluşturulabilir. Yatırım şirketini offshore hedge fundu olarak yapılandırarak Soros, kamu tahkikatından kurtuluyor. Soros’un kendisi Quantum Fonu’nun yöneticiler listesinde bile görünmüyor. Bunun yerine, yasal nedenlerle Quantum Fonu’nun resmi “Yatırım Danışmanı” olarak görünüyor. Soros’a bu konuda herhangi bir soru gelirse rahatlıkla fonun “yalnızca yatırım danışmanı” olduğunu iddia edebilir.

Konuyu bilen kaynaklara ABD’li ve Avrupalı yatırımcılara göre, Soros İsviçre’den yukarda değindiğimiz kaçak metal ve mal spekülatörü Marc Rich ve Tel Aviv’den; İsrailli gizli silah ve mal spekülatörü Shaul Eisenberg, Mossad’ın finans kanadıyla bağlantılı “Kirli Rafi” Eytan’ı ve Jacob Lord Rothschild ailesini de kapsayan çevrenin bir üyesidir.

Haliyle, Soros ve Rothschild ilişkilerini halktan gizlemeyi çıkarlarına daha uygun buluyorlar, Soros’un Londra’daki, İngiliz Dışişlerindeki, İsrail’deki, ABD finans oligarşisindeki dostlarının da adları gizlidir. Bu sayede bir yalnız hareket eden yatırım “dehası” Soros efsanesi yaratılabilmiştir, dünyanın en başarılı spekülatörlerinden biri, pazarlardaki boşlukları saptama konusundaki kişisel dehasına dayanarak. Onu tanıyanlar ve onunla iş yapmış olanların söylediklerine bakılacak olursa, içerden alınacak güvenilir, üstdüzey enformasyon almadan hiçbir önemli yatırım kararını asla almamaktadır.

Soros’un Quantum Fonu’nun yönetim kurulunda adı geçenlerden biri de Richard Katz’dır. Katz, Rothchild’lerin bir adamıdır, aynı zamanda Londra N.M. Rothschild & Sons ticaret bankasının yönetim kurulunda görünüyor ve Rothschild İtalya S.p.A’nın da başındadır. Rothchild’le, Soros’un Quantum Fonu arasındaki bir diğer bağlantı da Nils O. Taube’dir. Tabue, Rothschild’in başlıca iş ortağı olan yatırım grubu, St. James Place Capital’in bir ortağıdır. The London Times gazetesinin köşe yazarı, William Lord Rees-Mogg da Rothchild’in St. James Capital’inin yönetim kurulundadır.

Soros’un Quatum Fonu’nun yönetim kurulunda bulunan bir diğer isim İşviçre’nin en tartışmalı bankasının sahibi, “Cenevre’deki en kurnaz banker” olarak tanınan Edgar de Picciotto’dur. De Picciotto bir diğer Lübnan doğumlu banker, New York Cumhuriyet Bankasını kontrol eden Edmund Safra’nın uzun dönem dostu ve iş ortağı olmuştur. Safra’nın Cumhuriyet Bankası’nın Amerika’da yapılan soruşturmalarda Rusya’daki örgütlü suça bulaşmış, New York’taki Birleşik Devletler Federal Rezervi’nden Moskova’daki mafyanın kontrolündeki bankalara para aktardığı saptanmıştır. Safra aynı zamanda, Birleşik Devletler ve İsveç makamları tarafından Türkiye ve Kolombiya kaynaklı uyuşturucu paralarını akladığı gerekçesiyle soruşturulmaktadır.

Soros’un gizli uluslar arası Rothschild finans çevresiyle bağlantısı sıradan ya da tesadüfi bir bankacılık ilişkisi değildir. Soros gibi bir spekülatörün muazzam başarısını, ve bu adamın sayısız kez yüksel riskli pazarlarda hep “doğru kağıda” oynamayı başarmasını açıklamada çok katkısı olabilir. Soros’un en önemli devletlerde ve önde gelen özel yatırım merkezlerinde “içerden bilgi”ye erişimi vardır. İkinci Dünya Savaşından bu yana, İngiliz finans aygıtının merkezine oturan efsanevi Rothschild finans ailesi, kendisini gizleme ve kendisini kamunun gözünden kaçıran bir perde yaratma işinde büyük mesafe kat etti. Oysa bu perdenin ardında dünyanın en büyük ve en karanlık finans güçlerinden birisi saklıdır. Aile, zengin ama zararsız “centilmen” insanlar imajını yaratmak için kayda değer miktarda para harcamaktadır.

Rothschild ailesi bunların yanında, özellikle, 1948′den bu yana yeni bir İsrail devleti kurma davasının ateşli bir savaşçısı olarak ortaya çıkmakta ve bunun için de özellikle insanlığın Nazilerin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uyguladığı soykırıma karşı duyduğu öfkeyi kullanmaktadır. Gerçekten, İngiliz Dış İşleri Bakanı Arthur Balfour’un 1917 yılında Lord Rothschild’e İngiliz hükümetinin Filistin’de Yahudiler için bir ulusal vatan kurulması girişimini desteklediğini belirten ünlü mektubunu yollamasından itibaren Rothschild ailesi İsrail’in yaratılması işine etkin olarak katılmıştır. Dolayısıyla Soros’un günümüzde İngiliz ve Amerikan istihbaratlarıyla olduğu kadar, İsrail istihbaratıyla da ilişkilerinin olması şaşırtıcı olmamaktadır.

Her ne kadar işin kamuya görünen yüzünde, N.M. Rothschild yalnızca çölü ağaçlandırmak gibi faydalı projelere bağış yapan bir hayırsever rolündeyse de aslında birçok istihbarat operasyonunun merkezinde bulunmaktadır.

N.M. Rothschild ayrıca Tory partisinin Thatcher etrafında kümelenen “serbest piyasa”cı kanadına bağlı İngiliz İstihbarat sisteminin de en etkili gruplarından biri olarak kabul ediliyor. Rothschild & Sons, 1980′lerde Thatcher’ın başlattığı, bugün ise John Major hükümetinin sürdürdüğü milyar dolarlık İngiliz devlet işletmelerinin özelleştirilmesi kampanyasına büyük meblağlarda yardım yaptığı söyleniyor. Ayrıca Rothschildlerin dünya altın ticaretini de yönlendirdikleri biliniyor. Altın ise küresel uyuşturucu ekonomisinin temel aracı durumundadır.

N.M. Rothschild ayrıca uyuşturucu karşılığında silah satılan gizli istihbarat operasyonlarını da doğrudan finanse etmektedir. İngiliz İstihbaratıyla derin bağlantıları sayesinde, BCCI (Uluslararası Kredi ve Ticaret Bankası) tarafından yürütülen bu gizli operasyonlardaki suç ortaklığını büyük ölçüde gizli tutabilmektedir. Rothschildler, 1970′ler ve 80′lerde Nikaragua Kontrgerillalarına uyuşturucu karşılığında silah sağlanması gibi projelerde kullanılan İngiliz MI-6’sı ve Albay Oliver North ve (baba) George Bush’un da içinde olduğu geniş karapara aklama şebekesinin de kalbidir.

8 Haziran 1993′de ABD Senatörler Meclisi Bankacılık Komisyonu başkanı Henry Gonzalez, Reagan ve Bush yönetimlerindeki Amerikan Hükümetlerinin BCCI’ın yargılanmasını sistematik olarak engellemek ve BCCI skandalı hakkında açılan kongre soruşturmaları konusunda işbirliğini reddetmekle suçlayan müthiş bir konuşma yaptı. Gonzalez ayrıca bu skandalın Lavoro Ulusal Bankası’nın (BNL) Atlanta şubesi aracılığıyla Bush yönetiminin Saddam Hüseyin’e Körfez Savaşı’ndan hemen önce 1990-91 yılları arasında büyük bağışlar yolladığı iddialarının üzerinin örtülmesiyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurgulamıştır.

Ancak Batı basınındaki soruşturmalarda yer almayan tek şey, BCCI’ın geniş yasadışı ağının merkezinde Soros aracılığıyla Rothschild grubunun bulunduğu gerçeğiydi.

notlar

1) İMF tarzı “şok tedavi” uygulamasının Bolivya ve Rusya’da yol açtığı sonuçlar bir kaynakta şöyle özetlenmektedir:

Rusya

Rus halkı, IMF programlarıyla ilk kez 1992′de tanıştı, ancak yoksullukta diğer halklara “yetişmekte” gecikmediler. 1996 yılında, ülkenin ulusal geliri yarı yarıya düşmüştü. Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı, aynı sürede 2 milyondan 60 milyona fırladı. Erkeklerde ortalama ömür 65.5′ten 57′ye düştü. Uzmanlar, böylesi bir felakete, dünya tarihinde savaş veya büyük bir doğal felaket dışında rastlanmadığını belirtiyorlar. Büyük bir hızla gerçekleştirilen özelleştirmeler ile bir “özelleştirme mafyası” doğdu. Çeteler ve mafya örgütlenmeleri mantar gibi çoğalarak, iktidar ve medyayı tamamen kontrolleri altına aldılar.

Bolivya

IMF’nin bir diğer kurbanı olan Bolivya’da, tarım ürünleri ihracatı 1980′lerde rekor düzeyde arttı. Bu “mucize artış”ın istatistiki sonuçları ise 1990 yılında alındı: Yoksulluk sınırının altında yaşayan köylülerin oranı yüzde 95′e fırladı. IMF, DB ve DTÖ politikaları sayesinde;

- Yabancı şirketlerin verimli toprakları ele geçirmesine olanak tanındı. Toprakları ellerinden alınan çiftçiler, ölümcül heyelanlara açık bayırlarda tarım yapmaya veya ormanları yakıp kendilerine alan açmaya zorlandılar. Çoğu köylü, şehirlere göçtü.

- Küçük çiftçilere verilen devlet desteği kesilirken, tarımda tekelleşme hızlandı. Tarım alanında sendikalaşma, devlet baskısıyla önlendi.

- Yabancı tekeller, yerli halklar tarafından yüzlerce yılda geliştirilen tarım tekniklerinin patentini aldılar.

- Tamamen ihracata dayalı tarım politikaları, kimyasala bağımlı tarım tekniklerini geliştirdi. Toprak zehirlendi. (http://www.antimai.org/eko/eyapiyol1.htm)

(Stalin Arşivi’nin notu)

2) “Proletarya diktatörlüğü, “tam” demokrasi, hem zenginler hem yoksullar, herkes için demokrasi olamaz “proletarya diktatörlüğü “yeni bir biçimde demokratik (proleterler ve genelde mülksüzler için) ve yeni bir biçimde diktatörce (burjuvaziye karşı) olmak zorundadır” (bkz. Lenin, Devlet ve Devrim, Moskova 1940, s. 25. [s. 46 İnter Yayınları.]). Kautsky ve şürekasının genel eşitlik, “saf” demokrasi, “tam” demokrasi vs. üzerine lafları, sömürülenler ile sömürenler arasında eşitliğin olanaksız olduğu şeklindeki kuşku götür­mez olgunun burjuvaca gizlenmesidir. “Saf demokrasi teorisi, emperyalist haydutlar tarafından evcilleştirilip beslenen işçi sınıfının üst katmanının teorisidir. Bu teori, kapitalizmin çıbanlarını gizlemek, emperyalizmin ayıbını örtmek ve sömürülen kitlelere karşı mücadelede ona moral güç vermek için yaratılmıştır. Kapitalizm altında, sömürülenler için hiçbir gerçek “özgürlük” yoktur ve olamaz, çünkü “özgürlükler”den yararlanabilmek için gerekli olan yapıların, matbaaların, kağıt depolarının sömürücülerin ayrıcalığında olması, tek başına bu bile, “özgürlükler”in yokluğunu tanıtlamaya yeter. Kapitalizm altında, sömürülen kitlelerin ülkenin yönetimine gerçekten katılması yoktur ve olamaz, çünkü en demokratik durumlarda bile kapitalizm koşulları altında hükümetler halk tarafından değil, tam tersine Rothschild ve Stinnes, Rockefeller ve Morgan’lar tarafından kurulduğundan, tek başına bu bile, kapitalizm koşulları altında sömürülen kitlelerin ülkenin yönetimine gerçekten katılmasının yokluğunu tanıtlamaya yeter. Kapitalizm altında demokrasi, kapitalist bir demokrasidir, sömürülen çoğunluğun haklarının kısıtlanmasına dayanan ve bu çoğunluğa karşı yöne­len, sömürücü azınlığın demokrasisidir.

Stalin Arşivi tarafından Türkçeleştirilmiştir.