KÜTÜPHANE

KÜTÜPHANE

Anti-emperyalist kampta FARC temsilcisinin yaptığı konuşma, Asisin (İtalya), Ağustos 2002

İlk olarak değineceğim nokta, Kolombiya'nın Latin Amerika'nın bugüne kadar gelen en eski savaş bölgesi olduğudur. İkinci olarak değineceğim nokta , gerilla hareketindeki politik amaçlarının yitirilişi üzerine yapılan tartışmalardır. Kolombiya'da devam eden silahlı mücadeleyi açıklamaya çalışarak başlayacağım. FARC, Plan Kolombiya'ya benzer bir askeri projeye karşı 1964'te doğmuştur. Devlet güçlerinin ABD'nin desteğiyle askeri olarak güçlendirildiği donemde köylülere karşı biyolojik bir savaş da söz konusuydu. Bu savaştan sonra geride kalan yoldaşlara karşı hükümet gerilla hareketini 8 gün içinde bitireceğini ilan etmişti.9 Kasım 1990'da Kolombiya hükümeti halkın baskısı sonucu seçimlere gitmeyi kabul ettiği gün, Kolombiya ordusu FARC'ın merkez üssüne saldırı düzenledi.Sovyetler Birliği'nin yıkılışı ve Berlin duvarının çöküşüyle halk mücadelelerinin artık bir anlamının olmadığı çok sık söyleniyordu. çünkü zaten tarih sona ermişti. Bu nedenden dolayı bazılarına göre artık silahlı mücadelenin bir geleceği filan da kalmamıştı. Fakat çöküşten 12 yıl sonra bunun tam tersinin gerçekleştiğini tarih gösterdi. (özellikle vurgulamak isterim ki gerilla bırakın 8 gün içinde yenilmeyi muazzam ölçüde güç kazanarak süreçten çıktı) 91'in sonları 92 baslarında Kolombiya oligarşisi, ABD ve Kolombiya ordusu yeniden gerilla hareketini 48 saat içinde bitireceklerine dair açıklama yaptılar. Bu yönelim gerillayı yenmek için yapılacak büyük bir saldırıyla barış surecinin bitirilmesi olarak görüldü. Akabinde, özellikle de vaat edilen 48 saat içinde gerilla kamplarına yönelik 280 bombardıman gerçekleştirildi. Ordu ve müttefikleri sadece gerilla kamplarını değil ayni zamanda gerillanın kontrolündeki bölgelerdeki yolları, okulları ve hasta haneleri de hedef aldı. Açıkçası gerilla denetimindeki her şeye karşı yapıldı bu saldırı. saldırının başlamasından 8 gün sonra gerillayı alt edebilmek için 15 güne daha ihtiyaç olduğu açıklandı. Bu surenin sonunda sureyi iki ay daha uzattılar. Çünkü Gerilla hareketini doğuran koşullar varlığını sürdürmekteydi.

Şimdi size bu ayaklanmaya neden olan üç nedeni açıklayacağım.

Birincisi,
her zaman devletin şiddet ve terör mekanizmasının Kolombiya'daki kapitalist ekonomik gelişmeyi sağlayan bir yöntem olarak kullanılması.
Kolombiya oligarşisinin elinde yoğunlaşan topraklar, köylülerden topraklarının gasp edilmesi ile sağlanmıştır. Bu gasp sureci 1948'ten beri sürmektedir. 1948-53 arasında egemen sınıflar arasındaki çelişkiler ve bu gasp surecinde Kolombiya'daki toprak mülkiyetinin yapısı kökten değişmiştir. 300 binin üzerinde insanin can verdiği çok kanlı bir süreçti. Bunu sonucunda ekonomik yapılanma küçük kahve üretiminden oligarşinin elinde yoğunlaşan muazzam bir tekelci toprak mülkiyetine dönüştü. Kolombiya oligarşisi çift başlı bir canavara benzetilebilir. Oligarşi içindeki liberal ve muhafazakar kanat aslında ayni politik bakış açısına sahiptir. 1948-53 arasındaki sınıf savaşımında köylülerden bir grup bu toprakların kendilerine ait olduğunu ve burada özgürce yasama isteklerini silahlı mücadeleye başvurarak gösterdiler. Ayrıca ayni donemde ilk paramiliter örgütlenmelerde ortaya çıktı. Paramiliter örgütlerin ortaya çıkışı aslında gerilla örgütlenmelerinden çok önceye rastlar. Bu yüzden bu örgütlenmelerin gerillaya karşı ortaya çıktığını söylemek büyük bir yalandan başka bir şey değildir.

ikincisi,
Su anda Kolombiya nüfusunun %0.02 si ekilebilir toprakların % 40'na sahiptir. % 4'u ise ekilebilir toprakların % 80'ine sahiptir.
Ekilebilir toprakların geçirdiği bu evrim sureci benzeri sanayide de meydana gelmiştir. Bu alanda ortaya çıkan zenginlikte ancak şiddet yöntemlerine başvurarak gerçekleştirilmiştir. Bu yüzdende BM'lere bağlı uluslararası işçi örgütü Kolombiya'nın sendikacılar için dünyanın en tehlikeli yeri olduğunu söylemiştir. 2002 yılının ilk sekiz ayına kadar toplam 150 sendikacı öldürülmüştür. 2001'deki dünyadaki toplam ölen sendikacıların % 90'ni Kolombiya'dadır. (bu rakam yaklaşık olarak 200'un üzerindedir.)

üçüncüsü,
1957'de iki büyük parti olan muhafazakarlar ve liberaller iktidarın aralarında dönüşümlü olarak paylaşılmasını sağlayan bir anlaşmanın yapılmasına karar vermişler. Bu anlaşma o donemde Franko tarafından finanse edilmiştir. Bu birlikteliğin adini Ulusal Cephe koymuşlardır. Resmi olarak bu birliktelik 1972'de sona erdiği söylense de gerçekte hala sürmektedir. Bunlar dışındaki partiler, bırakın iktidara talip olmayı en küçük demokratik hakka bile sahip değildirler.

Bunun en bariz örneği Yurtsever Cephe'dir. 1985'te FARC ile hükümet arasında yapılan anlaşma sonucunda kurulmuş ve kurulur kurulmazda Kolombiya halkı için gerçek bir alternatif olmuştur. Ama bir yıl içerisinde 4.000 üzerinde Yurtsever Cephe kadrosu katledilmiştir. Son seçimlerde Uribe ayni yöntemleri kullanarak iktidarı gasp etmiştir. Özellikle çatışmaların yoğun olduğu alanlarda yasayan insanlar tehdit edilmişler ve Uribe'nin seçilmesi için bu insanlara muazzam baskı uygulanmıştır. Yapılan katliam tehditlerine rağmen Uribe'ye geniş anlamda bir destek çıkmamıştır.

Paramiliter gruplar artık sistemin bir parçası haline dönüşmüşlerdir. Eğer gecen secimin sonuçlarına bakarsak bu olguyu daha iyi anlarız. Şöyle ki seçilen parlamenterlerin % 35'inin direk olarak bu grupla ilişkisi olduğu görülecektir. ABD Latin Amerika'ya olan bakış açısını özellikle 1959'da gerçeklesen Küba devriminden sonra iyice değiştirmiştir. Çünkü Latin Amerika ülkelerinin içinde bulunduğu durum giderek devrimcileşiyordu. Kapitalizmle sosyalizm arasındaki dengeyi kapitalizm lehine çevirebilmek için Latin Amerika koşullarına uygun bir yaklaşım gerekiyordu. Bu yüzden İlerici İttifak kurulmuştur. Tabi ki bu girişimin amacı bu ülkelere yönelik yatırımları arttırmıştır. Açıkçası, bu yatırımlar içerdeki düşmanı yenebilmek için Latin Amerika'nın askerileştirilmesine yönlendirilmiştir. Bunun akabinde 1964 kurulan FARC'ı ortadan kaldırmak için Kolombiya hükümetine çok yoğun bir baskı uygulanmıştır.

ABD'nin Ulusal Güvenlik Stratejisi bu tip gerilla hareketleriyle süreç içinde mücadele etmek yerine daha ortaya çıktıklarında başlarını ezme üstüne kurulmuştur.

Kolombiya jeo-stratejik önemi yüksek olan bir ülkedir. Çünkü Güney Amerika'ya giriş kapısı olmasının yanında Atlantik ve Pasifik okyanusunda kıyısı vardır. Ayrıcada Orta Amerika ve Güney Amerika arasında bir köprü görevi görür. İçinde petrolünde olduğu zengin doğal kaynakları vardır. Kolombiya Önleyici Savaşın çok güzel bir örneği olarak ele alindi ve su anda Plan Kolombiya denen şey bu anlayışın uzantısıdır. Aslında bu plan Latin Amerika'yı ABD'nin kölesi haline getirmek için öngörülen ilhak hareketinin bir parçasıdır.

Kolombiya Direniş güçleri su anda geçmişte olduklarından çok daha güçlüdür. Geçenlere sona eren barış sureci diğer barış girişimleri gibi basarisiz olmuştur. Hükümetin barış görüşmelerini kullanıp gerillayı silahsızlandırıp tasfiye etmek gibi bir geleneği hep olagelmiştir. 90'la 91 arasında gerilla hareketleri tasfiye edildiler. Bir kısmi satın alınırken diğerleri fiziksel olarak ortadan kaldırıldılar. 84'te FARC'ın içine girdiği barış sureci politik bir örgütlenme ortaya çıkardı. Ama silahlar bırakılmadı çünkü tarih onlara silahları teslim etmenin intihar etmek olduğunu göstermişti. Somut politik kazanımlar olmadığı surece bu ise girişen gruplar 90-91 de olduğu gibi sadece tasfiye olacaklardır. Bu deneyim Kolombiya'ya özgü değildir tüm Latin Amerika'ya uyarlanabilir. Son gerçeklesen barış görüşmelerinde FARC asla silahları bırakmak gibi bir tartışmaya girmemiştir.Silahlar kazanılmış hakların tek güvencesidir. Sadece bu mücadele yöntemi ile gerilla hayatta kalabilmektedir.

Barış ve savaş bir karşıtlık oluşturmazlar, diğer bir deyişle biri diğeri için elzemdir. Kolombiya için gerekli olan şey fikirleriniz için politik bir alan bulabilmektir. Bizim örneğimizde bu sosyalizm için mücadeledir.

Biz Marksist-leninistiz. Bizim için Marksizm çözümleme yöntemidir, eylem kılavuzudur bir dogma değildir. Biz Kolombiya'da sosyalizmin bir olasılık değil bir gerçeklik olduğunu düşünüyoruz.

Devletle olan barış görüşmelerinde de biz tüm toplumu kapsayacak en temel demokratik hakların üzerinde ısrarcı olduk. Bu anlamıyla görüşmelerde öz olarak işsizlik, özelleştirme ve neo-liberal politikalar üzerinde yoğunlaştık. Bu söylediklerimizi neo-liberalizmin çözme şansı yoktur. Bu çelişki bize zaten görüşme surecinin en zayıf yanını gösterdi. Eğer barış görüşmeleri sırasında bu temel demokratik haklar garanti altına alınmazsa karşılaşılacak tek bir şey vardır: kitlelerin silahlı ayaklanması.

Kitleleri kazanmadan gerilla hareketini kontrol altına alamayacakları açıktır. Bilindiği gibi gerilla kitleler üzerinde yükselmektedir. Bu barış süreci ABD'nin ihtiyaçlarına denk düşmediği için bitmiştir. Bu anlamda FARC'ın kendisi yabancı müdahaleye karşı büyük bir engeldir. Daha da önemlisi FARC simdi çok daha güçlüdür. Çünkü neo-liberalizme karşı savaşmış ve aynı düşünceleri ve duyguları paylasan insanları birleştirmiştir.

Bu günlerde ABD'nin bir takıntısı var. Eğer Latin Amerika'da herhangi bir şey ABD'nin çıkarlarına ters düşerse bu Fidel Castro, Hugo Chavez ve FARC'ın ortak komplosudur.

Kolombiya hükümeti son görüşmeleri gerillanın ulusal sanayileşmeden, issizlere yardımdan ve sosyal hizmetlerden söz ettiği ve bunları masaya getirdiği için bitirmiştir. Bu öneriler doğal olarak kitlelerin çıkarlarını yansıttığı için dile getirilmiştir. Aynı zamanda bu önerilerle oligarşiye ve onun neo-liberal politikalarına karşı durulmuştur.

FARC'ın Kolombiya'nın güneyindeki kurtarılmış alanındaki Caguan'da ülkenin başka hiçbir yerinde rastlanmayacak bir ekonomik ve sosyal kalkınma sağlamıştır. Bu kalkınmada halkın doğrudan bir katılımı söz konusudur ve bu bölge yozlaşmadan arındırılmış bir alan haline getirilmiştir. Böylesi bir örnek tabi ki devlet ve paramiliter güçler tarafından hedef seçilmiştir. Bu alana yönelik sürekli ve aralıksız bir bombardıman vardır. Doğal olarak Kolombiya devleti bu deneyimi ezmeye kararlıdır. Bu deneyim göstermiştir ki alternatif kitlesel demokrasi Kolombiya halkının gereksinimlerini karşılayacak kapasiteye sahiptir.