|
Burjuva Düzeninin Yıkılması Kadının
Özgürleşmesinin Ön Koşuludur

Kadınların ezilmesi
insanlığın en eski ve en uzun süreli utancı olduğu için kadınların
üzerlerin-deki baskı ve sömürüye karşı başkaldırısı her zaman ve her
şekilde meşrudur. Ezilen kadın-ların tarih boyunca verdikleri
mücadeleler meşru bir muha-lefet, bir tepki ve isyan hareketi-dir.
Kimi zaman bireysel, kimi zaman örgütlü bir şekilde verilen bu
mücadele boyunca kadınlar bir çok kısmi kazanımlar da elde
etmişlerdir. Dünyaya sınıfsal ve coğrafi bir bütünlükle bakmayan-lar
bu gün kadınların ev içerisin-deki sömürüsünün azalmasından kadını
bir mal sayan yasaların kaldırılmasına, kadın üzerindeki şiddetin
azalmasından kadının toplumdaki statüsünün artmasına kadar birçok
noktadaki önemli kazanımları sıralıyorlar.
Halbuki burjuva düzeninin
yıkılmadığı koşullarda kadınların kazandığı kısmi kazanımların
tarihi, kadınların sınıfsal ve ulusal düzlemde daha çok sömürülen ve
ezilen kesiminin daha çok sömürülmesinin ve ezilmesinin de
tarihidir. Bugün “artık kadınlar evde ev işlerini yapmak zorunda
kalmıyor” diyenler bu özgürlüğün o işleri yapmak için tutulan göçmen
proleter kadın temizlikçilerin sömürüsü üzerinden kazanıldığını fark
etmiyorlar mı? Bir tarafta kadınların bir kesimi ev işlerini yapma
özgürlüğünden kurtulurken diğer taraftan Moldova'dan Azerbaycan'dan
üç kuruşa çalışmak için getirilen kadın işçilerin ya da varoşlarda
hayatını başkalarının evini temizleyerek, yemeğini pişirerek
kazanan, sorunca da “ev hanımıyım” diyen Kürt kadınlarının
sayısındaki inanılmaz artış nasıl açıklanabilir? Modern toplumda
kadının bulaşık ve çamaşır makinelerinin tüketimiyle özgürleştiğini
düşünenler, bu makinelerin üretilmesinin dünyada milyonlarca
kadının, en düşük ücretlere, en sağlıksız şartlarda çalışmaya mahkum
edilmesiyle gerçekleş-tiğini görmüyorlar mı?
Evet, kadınların bir
kısmının toplumsal statüleri değişiyor. Ama bunun ne pahasına
olduğunu tekstil işçisi kadınlar kendileri anlatıyorlar: “Elbette
kadın deyince tüm kadınların aynı konumda ve aynı sınıfta
olduklarını söylemiyoruz, elbette biz işçi kadınlar, çalıştığımız
işyeri sahiplerinin hem iş yerlerinde, hem de gerektiğinde evlerinde
onların hizmetindeyiz. Burjuva kadınların özel kıyafetlerini
gecemizi gündüzümüze katarak, el emeğimizi göz nurumuzu akıtarak
hazırlarız. Sırf onların bir günlük gösterişli, şaşalı gecelerini
süslemek için bizim hünerli ellerimiz ve göz bebeklerimiz birbirine
karışır, gerekirse sabahçı kalarak kendi hayatımızı unuturuz. Bu da
yetmez, onların her türlü kaprislerini çekerek sırf parasıyla
hükmetmeye alışmış olanların tüm aşağılamalara boyun eğeriz.”
Her sınıftan, her
coğrafyadan kadınlar eziliyor olsa da, her sınıfın ve her ulustaki
kadın mücadeleleri aynı şekilde kazanımlar elde edemiyor. Hatta
burjuva düzeni benzer sorunlardan muzdarip olan kadınların
mücadelelerini ortaklaş-tırmalarını da engelliyor. Kadın
ha-re--ke-tinin bütüncül ve sürekli kaza-nım-lar elde etmesi,
kadınların bölünmeden ve kendi içlerinde ayrıcalıklar yaratmadan
kolektif bir mücadeleye girmesiyle mümkün olabilir. Bu bütüncül
mücadele ise, kadınlar arasında hiyerarşiler üreten sınıfsal ve
ulusal ayrımların ortadan kalkmasıyla yani burjuva düzeninin
yıkılmasıyla gerçekleşe-bilir.
Kadınların tarihin
başından beri kök salmış bütün bu baskılara karşı devlet ve sermaye
düzeni yıkılmadan bütünlüklü ve kararlı bir mücadele veremeyecek
olması, mücadelelerini devrim sonrasına bırakmaları anlamına
gelemez. Asla da gelmemeli. Aksine varolan burjuva düzeni sadece
kadınları değil, tüm kitleleri, bütün insanlığı benzer şekilde
bölüyor. Ve ezilenler kendi mücadelelerinde hep başka ezilenlerle
karşı karşıya getiriliyor. Burjuva düzenini yıkacak bir devrim
öncesinde, kadınların mücadelesi, kadınların en ezilen ve en
sömürülen kadınlarının mücadelesini içerdiği ölçüde insanlığın
kaderini değiştirecek bir potansiyele sahiptir.
Kadınlar üzerindeki baskı
tarihin en eski ve en sürekli baskısıysa, ne sınıf çelişkileriyle ne
de ulusal baskı ve sömürü ilişkileriyle açıklanabilir. Elbette ezen
ulusların burjuva kadınları da sırf kadın oldukları için baskı
görüp, ezilip, sömürülüyorlar. Ama kadınların sırf kadın olduğu için
bile ezilmesi, kadınların sınıfsal ve ulusal düzeyde yaşadıkları
baskı ve zulümü ortadan kaldırmaz. Demek ki, sırf kadın olduğu için
ezilen kadınların yanı sıra bir de işçi olarak ezilen kadınlar var.
Ulusal kurtuluş mücadelesi veren ezilen uluslardaki proleter
kadınlarının gördüğü baskı, zulüm ve sömürü ise bu sorunun en derine
işlemiş olanıdır.
İşte burjuva düzeninin
bölerek birbirine karşıt mücadeleler haline getirebildiği bu haklı
başkaldırının yapması gereken sınıfsal ve ulusal sorunları kendi
sorunlarının kökeni olmadığını bahane ederek görmezden gelmek değil,
aksine bu mücadeleleri destekleyerek mücadelelerine devam etmektir.
Yaşadığımız topraklarda kadın hareketi özellikle varoşlardaki Kürt
işçilerinin mücadelelerine omuz verdiği ölçüde başarıya ulaşabilir.
Bu eylem burjuva düzeni tarafından bölünmüş bırakılan kadın
hareketlerini kendi mücadelelerini askıya almadan birleştirmenin tek
yoludur.
Kadının kurtuluşu yolunda
elde edilen kısmi kazanımlar ise hiç de küçümsenmemelidir. Aksine
bütün kazanımların, kadınların en ezilen ve en sömürülen kesimlerini
kucaklamasına çalışılmalı. Bu yolda kayda değer bir mesafe kat
etmenin ön koşulu ise burjuva düzeninin yıkılması olacaktır. Bu
bakımdan tarihte insanlığın kurtuluşu yolunda atılan en büyük
adımların, ezilen kadınların mücadeleleriyle kesişmesi hiç de
rastlantı değildir.
Burjuva Düzeninin Yıkılması Kadının Özgürleşmesinin Ön Koşuludur
|