|
Proleter
Devrimciler Tarihinde Kadın Hareketi
8 Mart bir
mücadeleler tarihidir. Kadın mücadelesinin, diğer toplumsal
mücadelelerin ve devrimsel anların kıvılcımı oluşunun tarihidir. Ve
bu tarih bize göstermiştir ki kadınların mücadelesi insanlığın da
mücadelesidir. Bunun ilk örneğini tarihteki ilk proletarya
diktatörlüğü olan Paris Komünü’nün kurulmasında görebiliriz.
1871’de Almanlarla
yapılan savaş esnasında Fransa’da tam bir ekonomik çöküş
yaşanmaktaydı. Savaş nedeniyle erkek işçilerin hemen hepsi silah
altındaydı. Bu dönemde çalışan erkeklerin çoğu için tek gelir
kaynağı Ulusal Muhafızlara ödenen, 1.50 Frank’lık ücretti. Erkek
işçilerinin çoğunun askerde olması kadınları çalışmaya çekmişti. Ne
var ki kadınlara erkek işçilere ödenen ücretin ya yarısı ya da üçte
biri ödenmekteydi. Kadınlar arasında bir taraftan iş bekleme
kuyrukları artarken öte yandan da bir meslek olarak fuhuş
yaygınlaşmaya başlamıştı.
Bütün bu baskı ve
sömürü içerisindeki proleter kitlelerin Ulusal Muhafızlar nedeniyle
silahlanmaya başlaması başkenti terk etmiş olan Thiers Hükümeti için
de tehlike oluşturmaktaydı. Kendi başkentinde otoritesini kabul
ettirmek isteyen Thiers, Paris’i kontrol altına almak istiyordu.
Thiers’e bağlı birlikler 18 Mart 1871’de, başkenti Almanlara karşı
savunmak üzere kurulmuş silahlı halk milisleri olan Ulusal
Muhafızlara ait topları ele geçirmek amacıyla bir saldırı plandı.
Ama plan istedikleri gibi yürümedi.
18 Mart gecesi ise
Parisli kadınlar, çocuklarını yanlarına alarak sokaklara çıktılar.
Ulusal Muhafızları yanlarına alan kadınlar o gece ulusal muhafızları
hükümete karşı ayaklandırdı. Tarihin ilk proletarya diktatörlüğünün
kurulması işte Parisli proleter kadınların bu mücadelesiyle
kazanıldı. Ama proleter kadınların asıl rolü belki de bu devrime ön
ayak olmaları değildi. Proleter kadınlar devrim sonrasında her
organda, her aşamada rol alarak tarihin de akışını değiştiriyordu.
Paris Komünü, kadın
erkek eşitliği konusunda tarihin o zamana dek gördüğü en kayda değer
gelişmeleri hayata geçirmiştir. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik
Parisli emekçi kadınların dilinde bu sefer burjuvazinin değil,
proletaryanın iktidarının sloganları olmuştur. Bu da kendisini
devletin ve sermayenin iktidarına dayayan kadınların değil, devlete
ve sermayeye karşı mücadele verilmesi gerektiğini pratik
yaşamlarında anlayan proleter kadınların bir ürünüdür.
Tarihte proleter
kadınların proleter devrimlerin en dinamik öznesi olmasının tek
örneği Paris Komünü değildir. 1917 Şubat Dev-rimi’nin de
alevlenmesinde en büyük rol Petrograd varoşlarındaki kadın
işçilerindi.
Rus Çarlığı 1917
yılına girdiğinde savaş şiddetlenmiş, dondurucu kış soğukları ve
kıtlık baş göstermiş, grevler, gösteriler ve çatışmalar Rusya’yı
sarmaya başlamıştı. Devrimci çalkantıların Petrograd sokaklarını
sardığı bir dönemde, Rus takvimleri 23 Şubat’a, yani 8 Mart’a
yaklaşırken devrimci çevreler de her sene yaptıkları gibi
Uluslararası Kadınlar Gününde toplantılar yapmak, bildiriler
dağıtmak için hazırlanıyorlardı. Ama bu kez 8 Mart çok daha farklı
olacaktı.
Her coğrafyada
olduğu gibi Rusya’da da kadınlar, yaşamın her alanında üzerlerindeki
baskıyı hissediyorlardı. Çalışan kadınların büyük bir kısmı
hizmetçilik yapıyor, evlere temizliğe gidiyordu. Tekstil ve
konfeksiyonda da çocuklar ve kadınlar vardı. Çalışma saatleri onaltı
saati buluyordu ve bu kadınlar çok zor şartlarda yaşıyorlardı.
Kazandıkları paraysa karınlarını bile doyurmaya yetmiyordu. Tarımda
çalışan kadınların durumları daha iyi değildi. Rus egemen sınıfları
savaş nedeniyle erkek işçilerin büyük bir kısmını askere alsa da,
son yıllarda büyük şehirlerdeki işçi oranı da ciddi bir artış
göstermekteydi. Rus Çarlığı’nın yeni proleterleri köylerden kentlere
sürüklenen ve çoğunluğu kadın olan göçmen işçilerdi. 1914 yılı ile
1917 yılı arasında büyük şehirlerdeki kadın işçilerin sayısı iki
katına çıkmıştı. Bu işçiler arasında okuma yazma oranı son derece
düşüktü.
İşte 1917 yılının 23
Şubat’ı yaklaşırken proleter kadınlar, Uluslararası Kadınlar Günü
için örgütleniyor, fabrikaları eylemlerine taşıyorlardı. 18 Şubat
günü Petrograd’taki Putilov fabrikasında başlayan grevlerin bütün
şehre yayılması tekstil işçisi kadınların 23 Şubat eylemine diğer
fabrikaları katmalarıyla olmuştu. Kitleselleştikçe kendisini
çatışmada bulan kadın ve erkek işçiler artık çarlığın, otokrasinin
yıkılmasını, emperyalist savaşın bitmesini talep edip sınıf savaşını
yükseltiyorlardı.
1917 yılı eski Rus
Takviminde Şubat ayına gelen, 8 Mart gösterileriyle Şubat
Devrimi'nin çakışması bir tesadüf değildir. Şubat devrimine varan
süreçte proleter kadın işçilerin mücadelesi, aynı Paris Komünü’nde
olduğu gibi, sınıfsız, sınırsız özgür bir dünya için mücadeleyle
kadının özgürleşmesi arasındaki ilişkinin somut bir örneğiydi.
8 Mart ne ağlanacak
ne de bayram edilecek bir gündür. 8 Mart bir mücadeleler tarihidir.
8 Mart’ı 8 Mart yapan işçi kadınlar, bu günü direnişlerle,
grevlerle, eylemlerle, örgütlenerek ve savaşarak yarattılar: 1857
yılının 8 Martı’nda Newyorklu kadın işçiler “eşit işe eşit ücret” ve
8 saatlik iş günü talebiyle greve girmişlerdi. Çalıştıkları
fabrikayı işgal eden kadın işçilerden 128 tanesi fabrikada çıkan
yangın sonucunda yaşamını yitirdi. 1910 yılında toplanan İkinci
Enternasyonal de, Clara Zetkin’in önerisiyle ve çalışmalarıyla, 8
Mart’ı Uluslararası Kadınlar Günü olarak ilan etti.
8 Mart tarihini
mücadeleleriyle yaratanların amacı kadın sorununu belirli gün ve
haftalara eklemek ve yılın bir günü kadınlara karanfillerle sunmak
değildi. Onlar, dünyanın tüm kadınlarına, kadınların kendilerini ve
tüm insanlığı özgürleştirmek için yıllarca mücadele ettiğini
hatırlatacak ve bu temelde örgütlenmenin önemine işaret edecek bir
mücadele günü adamak istediler. 8 Mart’ı Uluslararası Kadınlar Günü
olarak ilan eden İkinci Enternasyonal ise hiçbir zaman kadınlar
yararına ortaya konan ilkelerin ve taleplerin uluslararası planda
gerçekleştirilmesi görevini üstlenecek olan bir organ oluşturmadı.
Kendilerini İkinci
Enternasyonal’in oportünizminden kararlı bir şekilde ayıran
Bolşevikler ise, kadınların mücadelesinin insanlığın kurtuluş
mücadelesine dönüşmesi için bu hareketlerin kendilerini iki yüzlü
burjuva ideolojisinden ve her türlü oportünizmden kurtarması
gerektiğinin ve burjuva diktatörlüklerini alaşağı etmeyi
hedeflemesinin öneminin altını çiziyordu. Bugün insanlığın
kurtu-luşu kadının özgürleşmesinden de geçiyorsa, kadının
özgürleş-mesi da ancak en ezilen ve sömürülen kadınların
mücadelesinin desteklenmesinden ve varolan burjuva düzeninin
yıkılmasından geçer.
Proleter Devrimciler Tarihinde Kadın
Hareketi
|