KÜTÜPHANE

Orta Asya'da ölüm kalım oyunu
Ocak 18 2007
M. K. Bhadrakumar

Kırgız asıllı tanker sürücüsü Alexander Ivanov’un, Eylül ayında, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’in varoşlarında bulunan Manas Amerikan Hava Gücü’nde görevli Onbaşı Zachary Hatfield tarafından kazayla öldürülmesinin, Birleşik Devletler’in Orta Asya’daki bölgesel politikasında birinci dereceden bir krizi tetiklemesinden korkuluyor.

Manas, Çin’in Xinjiang sınırına yakın olan Orta Asya’daki tek Amerikan askeri üssü. Gariptir, 2006 yılı da bu olayla başladı, çünkü Amerika, Şangay İşbirliği Örgütü’nün Birleşik Devletler’in Orta Asya’daki askeri varlığını geri çekmesiyle ilgili takvimin belirlenmesi çağrısıyla boğuşuyordu.

Kırgız Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev, ulusal televizyonda yayımlanan mesajında, ABD’den Manas üssü ile ilgili anlaşmayı görüşme konusunu gündeme getiriyordu. Kırgız parlamentosundan alınan bir kararda ‘nüfusumuzun büyük çoğunluğunda negatif bir Amerikan algısı var’ deniyor ve Bakiyev, üssün devamlılığı konusunu müzakere etmeleri gerektiğini dile getiriyordu. Dışişeri Bakanlığı, hukuki durumu belli olmadan Hatfield’ın Kırgızistan’dan ayrılmaması gerektiği konusunda bir girişimde bulundu.


Bu, Latin Amerika’daki retorikten oldukça farklıdır. Bakayev daha 2005 Mart ayında ABD’nin desteğindeki ‘Lale Devrimi’ ile iktidara gelmişti. Ama ABD fonlarıyla desteklenen ‘sivil toplum’ kuruluşları bugünlerde Rusya ve Çin ile gittikçe artan dış ilişkilerde bulunmakla suçladıkları yönetime karşı muhalefet kuyruğuna girmiş bulunuyorlar.


Kasım ayında çok gürültülü bir şekilde, kendisini küçük düşürerek cumhurbaşkanının yetkilerini azaltması yönünde baskı kurdular. Yani Washington, perde arkasında kendi iktidarını devirmeye çalışan eylemcilere maddi destek verip onları kışkırtacağına, şu an Bakiyev’e yardım etmenin yollarını aramalı. Bakiyev’in iktidardan uzaklaştırılması ABD’nin Manas’taki kontrol gücünü sağlama alabilir ama bugün yardım eli uzatması ABD menfaatlerini daha da sağlamlaştıracaktır. Hiçbir gerçek bu durumdan daha gerçeküstü olamaz. Hiçbir gerçek Orta Asya’nın jeopolitik karmaşıklığını bu durum kadar canlı bir şekilde yansıtamaz.


Büyük Oyun Yavaşlıyor


Orta Asya’daki büyük oyunun kendisi 2006 yılında epeyce yavaşlamış görünebilir. Ama hiçbir şey bir izlenim kadar aldatıcı olamaz. Doğrudur, bir önceki yıl yaşadığımız karışıklıkların benzeri hiçbir olaya,-‘Lale Devrimine’ ve Özbekistan’daki ‘Andican Ayaklanmasına’ tanıklık etmedik. En güçlü devletlerarasında süregelen rekabet duygusu, tutkularının çoğu karşı karşıya gelmek gibi bir karakter kazanmasa da, hala tutkuyla ve gizlice devam ediyor.


Bu, kısmen Rusya ve Çin’in yalnızca geçen yılki kazanımlarını kaybetmemek ama aynı zamanda bu kazanımları pekiştirmek ve ABD’nin bölgede kaybolan etkisini telafi etmeye çalışmasından kaynaklanan açık biçimde orantısız hale gelmiş jeopolitik etkinlikleri konusundaki çekişmeleriyle de ilgilidir.


ABD diplomasisinin geçen yıl içerisinde bölgedeki tek ‘başarı hikâyesi’, Washington’un, Rusya ve Çin’e, İran İslam Cumhuriyeti’nin Şangay İşbirliği Örgütü’ne asıl üye olarak katılımının, bu iki ülkenin uzun bir dönemi kapsayan kendi menfaatleriyle tutarlı olamayacağı yönündeki hükmünü dikkate almış olmalarıdır. Rusya ve Çin’in ikili ilişkilerde Tahran ile oldukça üst düzeyde görüşmeler yapıyor olmalarından bunun pek de başarı sayılmayacağını söyleyebiliriz. Ama İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, görüşmeye özel davetli olarak katıldı. Örgüt, İran’ın üyeliği konusunu açık bir ‘tehdit’ olarak saklı tutuyor.


Yine bir önceki yıla nazaran Haziran 2006’da yapılan zirvede anti-Amerikancı bir imada bulunulmamış olması Washington için oldukça rahatlatıcı olmalı. Örgütün tavrı, birçok yönüyle Birleşik Devletlerin herhangi bir zamanda Orta Asya’daki jeopolitik duruşuyla ilgili turnusol görevi görmeye başlamıştır. Daha önce ABD’nin yaptığı tahminlerin aksine, Şangay Örgütü, gittikçe Avrasya bölgesinin ana nüfuz gücü olma potansiyeline haiz olduğunu gösteren bir kabadayılık kazanıyor, Avrasya’nın ileri gelen ekonomik ve askeri bloğu olması ise tartışılır. Şangay İşbirliği Örgütü, Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’dan oluşuyor.


Ortak bir coğrafyaya sahip olmak dışında kendilerini birbirlerine bağlayan görünüşte hiçbir etkenin bunmadığı bazıları ümitsiz derecede yoksul olan birkaç azgelişmiş üye ülkeye sahip olan Şangay Birliği, 2001 yılında kuruluşundan geçen beş yıl süresince sadece birbirine tutunmakla yetinmedi, hacim ve etki gücü bakımından da büyüdü.


Başlangıçta Çin’in ‘terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılık’ üçgenine vurgu yapan Şangay Birliği, bugün, hidrokarbon rezervlerinin araştırılması, hidroelektrik güç ve su kaynaklarının ortak kullanımı gibi ortak enerji konuları ve serbest ticaret bölgesi kurulması konusunda konuşmaktadır. Ama ABD perspektifinden bakıldığında Şangay Birliğinin gündemi ABD’nin Orta Asya bölgesindeki jeostratejik niyetleri üzerinde gezen kara bulutlar şüphesi doğurmaya devam etmektedir.


Bu izlenim, Birliğin önümüzdeki yaz Orta Rusya’da, Sovyet sonrası dönemde Sovyetlerin yerini kaplayarak genişleyen Kuzey Atlantik Paktı’na cevaben kurduğu askeri birlik olan Ortak Güvenlik Antlaşması Birliği ile yapmayı kararlaştırdıkları geniş kapsamlı ortak askeri tatbikat ile daha açık şekilde teyit edilmektedir. Ortak Güvenlik Antlaşması Birliği, Rusya, Belarus, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ülkelerinden müteşekkil.


Geçen yıl veya son iki yıldır ABD-Rusya ilişkilerinin tuzu biberi olan ortak askeri tatbikat ve Orta Avrupa’da ve Pasifik Asya’da ABD füze savunma sistemlerini durdurarak yayılma ihtimali olan bu Birlik oldukça anlamlıdır.


Şangay Birliğinin günümüz Varşova Paktı veya Doğu’nun NATO’su olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı konumuzun dışındadır. Aslında önemli olan, ABD’nin belli bir plan doğrultusunda Manas Hava Üssüne yerleşmiş olmasının, Orta Rusya’da ve Çin’in Xinjiang adlı hassas askeri bölgelerinde keşif görevi yapmaya teşebbüs etmesini ortaya çıkarmış olmasından dolayı, Moskova ve Beijing’in kararlılık göstermesi ve Orta Asya’daki ABD askeri varlığının dile getirilen amacının sözle ve canlılıkla yerine getirilmesi konusunda ısrarcı davranarak, yani Afganistan’daki ‘terörle savaş’a sevkıyat sağlamasını sınırladığından dolayı Şangay Birliğinin çerçeve programına uygun şekilde hareket etmiş olmalarıdır.


Daha sonra Kırgız Cumhurbaşkanı olan Askar Akayev ise, ABD’nin, Manas’taki uçaklara AWACS (Havadan Uyarı ve Kontrol Sistemleri) sistemi yerleştirmesi isteğini geri çevirmesini uzlaşmazlık olarak algılayan Washington’un gözü dönmüş ‘Lale Devrimi’ne yol açan süreçle birlikte iktidardan uzaklaştırılmış ve ortada kalmıştı. Ama Şangay Birliği sessiz ve sıkı şekilde bu zemini korudu. Böylelikle anlamlı bir şey yaptı ve bir güvenlik organizasyonu olarak gerginlikten uzak durdu. Yalnız bu değil, Şangay Birliği Haziran 2005’teki zirvesinde yoluna devam edercesine bölgedeki ABD askeri varlığının tatil edilmesi çağrısında da bulundu.


Aslında Birlik bir adım daha ileri giderek ABD’ye Karşi-Hanabad’daki askeri üssünü tatile gönderme çağrısı yapan Özbekistan liderliğinin hareketini de cesaretlendirmek için bir araya geldi. ABD, her iki suçlamaya da,-Manas üssünün kullanımı ile ilgili sınırlamalara ve Karşi-Hanabad’ı tahliye etmeyi uysalca kabullendi. Bişkek, süreç içinde, Manas hakkında birkaç ay önce ikili görüşmeler bile yaptı ve Washington’a yıllık 2.7 milyon dolara kiraladığı üssün kirasını 150 ile 200 milyon dolara yükselten bir anlaşma yaptı.


2006 yılı, böylece ABD’nin Orta Asya’daki tek baskın güç olma ihtimalinin olmadığını gösterdi. Açıkça söylemek gerekirse, Rusya ve Çin birlikte hareket ederek, Şangay Birliği bendini ABD’nin önceden tahmin edilebilir geleceği görmesinde gedik oluşturacak şekilde, bölgedeki etkinliğini sınırlayan bir işleve kavuşturdular. Washington, yıl boyunca genellikle Rusya Ve Çin arasında yanlış anlaşılmalar yaratmaya ve Birlik ülkelerini karşı karşıya getirmeye teşebbüs ederek enerjisini boşu boşuna tüketti.


Konunun göz alıcı noktası, ABD’nin dünya ölçeğindeki diplomasisini başka yöne çeken Irak ve Afganistan’daki kanayan yaralardan daha farklıdır, ABD’nin Orta Asya’daki politikası diğer iki açıdan ciddi derecede engellenmektedir. İlk olarak Taşkent’teki nüfuzunu tamamen kaybetmesi, ikincisi olarak ta Mayıs 2005’te Andican’da yaşanan talihsizlikle ABD’nin bölgedeki diplomasisi baştan sona engellenmiştir.


Özbekistan’ın bölgedeki en önemli ülkelerden biri olduğu inkâr edilemez. Sovyet döneminde, Josef Stalin’den sonra gelen herkes Özbekistan’ın bölgenin jeopolitik merkezi olduğu aksiyomunu bilirdi. Doğrudur, ABD Taşkent ile uzlaşmak amacıyla aracılık etmeleri için birçok sondaj yaptı, hatta son zamanlarda Avrupa Birliği bile bu konuda yardımcı oldu ama Taşkent yerinden kımıldamadı. Özbek ulusal onurunun Andican ile ilgili olarak ABD tarafından incitilmiş olması öylesine acı yaralar açtı ki, bunu affetmek uzun bir süre alabilir ve Andican’daki isyandan dolayı ABD’nin kendi rolünden dolayı pişmanlık duyduğunu itiraf ettirmesini gerektirebilir. Bu arada ABD’ye hiçbir seçenek kalmamış oldu, sadece Rusya ve Çin’in Taşkent’teki etkinliğini hızla arttırmasına seyirci kaldı.


ABD’nin OrtaAsya diplomasisi, Washington’un İran’dan soğutulmasıyla benzer bir şekilde ama daha esaslı bir biçimde ciddi olarak aksatmaktadır. Zbigniev Brzezinski’nin Foreign Affairs dergisinde ABD’nin İran’ı kontrol altına alma politikasının kayıtsız şartsız terk edilmesi yönünde çağrıda bulunmasının üzerinden on yıldan daha fazla bir zaman geçti. Brzezinski, makalesinde parlak bir fikir ortaya atmış ve (daha sonra bölgeye atanan ABD’li kariyer sahibi birçok diplomatın da inanmaya başlayacağı) ABD’nin bölgesel politikası gereği Kafkaslar, Hazar Denizi ve Orta Asya’ya yakınlaşmak için İran ile dostane ilişkiler geliştirilmesi gerektiğini tartışmaya açmıştı. Ama Washington’un İran üzerindeki ablukası devam ediyor.


Bu arada Washington’un geçen Nisan ayında büyük bir hevesle ortaya attığı ‘Büyük Orta Asya’ stratejisi de daha başlamadan bitiverdi. Stratejinin açıkça Rusya’yı ve Çin’i arkadan sararak bölgedeki etkinliğini azaltma niyetiyle ortaya atıldığı itiraf edilmişti. O ay ABD Kongresi önünde tanıklık eden Dışişleri Bakanlığının kıdemli yetkililerinden biri; ‘Bu bölgede yaptığımız şeylerin büyük bölümü bölge ülkelerinin seçim yapabilmeleri için önlerine fırsat koymak ve onları iki büyük güç,-Rusya ve Çin tarafından susturulmaktan kurtarmaktır’ demişti.


ABD yetkilisi, ancak hayal dünyasına ait olabilecek önsezileri akla getiriyordu. “Bişkekli ve Almaatalı öğrenci ve profesörler işbirliği yapabilir, Karaçi ve Kabil’deki arkadaşlarından öğrenebilir, yasalara uygun şekilde, özgürce, Astana’dan İslamabad’a karayoluyla ticaret yapabilir, modern sınır kontrolüyle bu ticaretleri kolaylaştırılabilir ve Almaata’dan Yeni Delhi’ye uzanan bölgesel güç, Kazakistan’dan Türkmenistan’a petrol ve doğaz gaz ile Tacikistan’dan Kırgızistan’a su gücü ile beslenebilir”.


Tabii ki, Orta Asya’da, Washington’un politik yapısının alıcısı yok. Orta Asya devletleri Taliban’ın Afganistan’da yeniden dirildiğinin farkındalar ve barışın uzak bir hedef olduğunun hesabını yapmış bulunuyorlar. Yeni Delhi bile mahcup görünüyor. İslamabad sessizliğini koruyor. Washington’un Orta Asya devletlerini Güney Asyalı müttefiklerine yöneltme paradigmasına hevesli olduğunu gösteren tek başkent Kabil oldu.


Çin ve ABD Yakınlaşıyor mu?


Ama başarısızlıklardan elde edilen sonuç bazen başarıya götürebilir. Bir bakıma şu an bölgede yaşadığı başarısızlıklar önümüzdeki dönem için ABD’ye başka kapılar açabilir. Demek istediğim şey şu: Onları ortaklaşa karşı tedbir almaya teşebbüs ettirerek birbirlerine tutturacak Amerika’nın ciddi bir jeopolitik zamkı olmadan Çin ve Rus kondominyumu (birlikte yönetimi) Orta Asya’da uzun sürer mi? Görünen o ki Çin ve Rusya’nın Orta Asya’daki çıkarlarında uyuşmazlık boy göstermeye başladı bile.


Çin, Şangay Birliği’ni ve yaklaşık olarak 1000 yıldır ilk kez arka bahçesi olan bölgeye dönmek için Orta Asya’daki Rusya’nın etkisini kullandı. Şangay Birliği fikrini başlatanın Beijing olduğunu, Rusya’nın da buna olumlu yaklaştığını akılda tutmak önemli bir noktadır. Çin, Orta Asya’yı kendi ‘yakın yurtdışı’ olarak görür. Çin’in ekonomik kasları geliştikçe Beijing kendisinin etkisini daha çok hissettirdiğini görüyor.


Çin’in hafif gücü şu an bölgede iş başında. OrtaAsya ülkeleriyle ikili işbirliği mekanizmasına başvurma noktasında gittikçe artan bir yetenek edinmektedir. Çin’in, Rusya’nın iyi niyetini veya Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu sırtlamasına gerek olduğu tartışmalıdır. Çin, Şangay birliğini yerel bilgi edinmede ve bölgenin yerli politik, ekonomik ve askeri seçkinleriyle ilişki kurmak için kullandı. Çin’in ilgi ve çıkarlarının Rusya’nın çıkarlarından bariz biçimde ayrılmasında dikkat çeken alan enerji güvenliğidir. 2006’daki eğilime göre, Rusya, bölgenin petrol ve doğal gaz nakliyatı rotasını kontrol ederken, artakalanını Avrupa’da söz verdiği ülkelere ihraç edeceği kendi yerli tüketimi için ihtiyaç duyduğu bölgenin enerji kaynaklarını araştırırken ve bölgedeki enerjiyi fiyatlandırmasını tespit ederken, enerjiden elde ettiği kazanç Çin’in bölgedeki petrol ve gaz için güçlü bir arayış içinde olmasından gittikçe daha fazla etkilenmektedir.


OrtaAsya’daki Çin-Rusya işbirliğinin çelişkili durumunun ilk işaretleri, 2005 yılında Çin Ulusal Petrol Şirketinin 2005 PetroKazakistan petrol şirketini 4.18 milyar dolara elde etmesiyle belirmeye başladı.


Nisan 2006’da Çin’in Türkmenistan ile gaz antlaşması yapması; Kazakistan’dan bir petrol boru hattı tayin edilmesi; Çin’in Orta Asya için bir enerji boru hattı şebekesi döşenmesi ve Xinjiang’e bağlanması teklifinde bulunması; Çin’in Hazar Denizi bölgesi hakkında İran ile işbirliği antlaşması yapması; Çin’in Özbekistan ile gaz antlaşması yapması; Çin’in, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan gaz boru hattına katılımla ilgilenmesi- tüm bunlar bir takvim yılı içinde gerçekleşti ve her biri stratejik anlam aşıladı.


Yine Çin, petrol arayışında olduğu geçen yıl Ocak ayında, İran’ın Kuzey Sondaj Şirketi ve Çin Petrol İşleri Şirketi ile Hazar Denizinin güneyindeki derin sular konusundaki anlaşmazlıkla ilgili bir petrol araştırma anlaşması imzalarken Hazar Denizinin tartışmalı sularından da yürüyerek geçiyordu. Tüm bu gelişmeler, şu veya bu şekilde, Rusya’nın Orta Asya’daki enerji sektörünü azalttı.


Bu bağlamda Çin-Rusya stratejik ortaklığının Orta Asya’dan çok daha büyük bölgesel ve küresel bir mantığı vardır ve Beijing ile Moskova’daki girişim galiba Orta Asya’daki farklılıklarını kontrol dışına çıkıp ters yüz olmadan uyumlu bir hale getirecektir. Yine Moskova ve Beijing, Orta Asya devletlerinin, Çin ile ilişkilerini dengelemek için Rusya ile temas kuracaklarının farkındadırlar.


Bu çelişkili eğilimlerin Şangay Birliği içerisinde ne tür süreçlere gebe olduğu merak konusudur. Açıkça belirtmek gerekirse Amerika’nın Şangay Birliği ile diyalog geliştirmesi için bir fırsat doğmaktadır. 2007 yılında büyük bir buluşma gerçekleşebilir. Washington DC’de bulunan Heritage Foundation’dan(Ç.notu: think-tank kuruluşu) Ariel Cohen yakın bir zamanda şöyle yazmıştı; ‘Şangay Birliği duruş olarak ABD’ye karşı jeopolitik bir karşı denge unsuru olarak kurulduğu için Washington’un birliğe tam üye olma şansı yok gibidir… Ama ABD’li yetkililer Orta Asya ülkeleriyle yakın işbirliği kurmak için birliğe tam üye olmaya da ihtiyaç duymamaktadırlar. Washington’un işine yarayacak yol Şangay Birliği ülkeleriyle yakın temas içinde olmaktır. Böylelikle gözlemci sıfatıyla birliğe müracaat etmek için bir yol bulacaklardır’.


Cohen, ‘ABD, başarı şansını desteklemesi için Orta Asya devletlerine demokraside terfiyi dengelemeli, güvenlik ve enerjiyi de içeren diğer ulusal çıkarlarında da demokratikleştirme vaadinde bulunmalıdır’ diyerek sözlerine devam etmektedir.


Biraz üzerinde düşünülünce önümüzdeki yıl NATO tarafından da bir öneride bulunulabileceğini söyleyebiliriz. NATO genel sekreteri Jaap de Hoop Schaffer, geçen ay People’s Daily (Ç.N: Çin’de yayımlanan günlük İngilizce gazete)’ye verdiği özel demeçte Çin’in Şangay Birliğine üye olmasıyla gelecekte NATO ile işbirliği yapması arasında bir çelişki olmasını gerektiren herhangi bir etken bulunmadığı yönünde enteresan bir fikir ileri sürdü.


Şüphesiz, Çin-Rusya stratejik ortaklığının Birleşik Devletlerin Orta Asya’daki jeopolitik konumu için ciddi bir tehdit olduğunu düşünen ABD için bu anlamda hissedilir bir önemi var, ikinci olarak, Çin’in etkin bir şekilde Orta Asya’nın düzenini yeniden kurması, tehdidi arttırıyor.

ABD Kongresi geçen Eylül ayında ‘Şangay İşbirliği Örgütü: Orta Asya’daki ABD Çıkarlarının Altını mı Oyuyor?’ başlıklı bir oturum düzenledi.

Moskova, ABD’nin gözlemci statüsüyle Şangay Birliğine katılmak için başka bir girişimde bulunduğunu önceden biliyormuş gibi görünüyor ve 2005’te olduğu gibi Beijing’in bu kez karşı çıkmayabileceğini de. Gariptir, Rusya, Eylül ayının sonlarında (Şangay Birliği ile kıyaslandığında) ABD’nin Batı yarımküredeki ekonomik hegemonyasına karşı olma eğilimindeki Latin Amerikan ülkelerinin Mercosur kamplaşması ile (Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay) düzenli politik diyalog geliştirmek için bir mekanizma formülü geliştirdi.


Brezilya’daki durumu ele alan Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, ‘Biz Güney Amerika’daki bütünleşme sürecini hep samimi bir sempati besleyerek izledik ve şimdi de öyle görüyoruz. Bölgenin güçlü hale gelmesi ve kalkınması için bütünleşmenin güçlendirilmesinin tüm problemlerin çok taraflı olarak çözüme kavuşturulacağı daha istikrarlı ve daha adil bir düzen kurulmasının lehine olacağını düşünüyoruz. Rusya ve Mercosur ülkeleri arasındaki bu ortaklığın kesinlikle söz konusu amaca hizmet edeceğini düşünüyoruz’ demişti.


Amerikan tahminlerine göre Çin, Rusya ve diğer Şangay Birliği üyeleriyle gözlemci ülkelerden oluşan cephe aslında arka planda ciddi fikir ayrılıkları barındırıyorlar. ‘Anlaşmazlık’ sözcüğü bu durumu ifade etmede aşırı kaçsa da, ABD’li bir stratejin analizinde belirttiği gibi ‘Şangay Birliği ülkeleri arasındaki birlik cephesi arka planda barındırdığı farklılıkları belirginleştirebilir. Washington jeopolitik üstünlük kazanmak için tüm fırsatları kullanmak için alarmda olmalı. OrtaAsya’daki Yeni Büyük Oyunun politik, ideolojik ve askeri boyutları gittikçe kızışıyorken oyuncular yarışma için henüz bol zaman olduğunu akılda tutmalılar. Şu an zaman Birlik lehine sürüyor olabilir ama böyle bir avantaj çabucak tersine de dönebilir’.

Böylece ABD, Çin’e, Rusya’nın boş yere kendisini anti Amerikancı bir bloğa sürüklediğini ve Orta Asya’da ABD ile Çin’in çıkarları arasında uzlaşmazlık olmasını gerektirecek bir durum olmadığını dile getirecektir. ABD’li strateji uzmanları hem ABD’nin hem de Çin’in bölgenin istikrarıyla ilgilendiklerini, ikisinin de bölgenin aşırı güçlerin nüfuzundan etkilenmesine karşı olduğunu, ikisinin de Orta Asya’nın Pazar ekonomisine geçişiyle ve bölgenin küreselleşmesiyle ilgilendiğini, ikisinin de Orta Asya’nın hidrokarbon sektörünün hızla gelişmesinde, bölgenin enerjisini çeşitlendirerek hızlı ve verimli şekilde dünya pazarına ulaştırılmasında çıkarları olduğunu tartışmaktadırlar.

ABD’nin, petrol fiyatı konusunu da, Rusya ve Çin’i bölmek için takoz olarak kullandığı yönünde belirtiler de var. Yine ABD, Şangay Birliği ülkelerin başkentleriyle (ve gözlemci ülkelerle) Rusya’nın Birliği bir enerji üreticisi kulübüne çevirme çabası içinde olduğunu, birliğin en baskın ülkesi olmaya çalıştığını ve Rusya’nın manevra yapması engellenmezse bunun OrtaAsya enerji üreticilerinin,-hatta Rusya ve Çin’in bile çıkarlarına zararlı olacağı mücadelesini vermektedir. Bunlar, rüzgârda unutulan enteresan esintilere benzemektedir.


Yakın zamanlarda Çin’in ev sahipliği yaptığı Asya ülkelerinin petrol tüketicisi en büyük beş ülkenin (Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve ABD) katıldığı enerji zirvesi, Beijing’in Washington ile birlikte sürdürdüğü Rusya’ya karşı olan petrol tüketicisi ülkeler arasında bir enerji diyaloguna liderlik etme ortak çıkarının en azından kısmi ifadesidir. Bu durum, Beijing’in, Moskova’nın Çin şirketlerini Rusya’nın Sibirya’daki ve UzakDoğu’daki stratejik petrol ve gaz bölgelerinde yatırım yapma fırsatından mahrum etmesinden, hatta Rus boru hattının Çin pazarını idare etmeye çalışmasından dolayı Rusya’ya şikâyet beslediğini akla getirmektedir.


Yine Çin, Gazprom’un Sakalin enerji projelerine katılımda ısrarcı olmasından da rahatsızlık duyuyor olabilir. Exxonmobil, Sakalin 1’den Çin’e gaz boru hattı önerisinin baskısı altındadır. Rusya’nın gaz tekeli, Altai dağlık alanından Rus-Kazak-Moğol sınırı yakınlarından Çin’e uzanan bir gaz hattı planı için bu yarışta indirime gidecek gibi görünüyor. Tercihinin Sakalin 1’den tüm gazı satın almak, böylece Çin’e gaz ihraç eden tek ülke olmak yönünde olduğu gözlemleniyor. Yine Çin, bugüne kadar Rusya’nın en yüksek miktardaki yabancı yatırım projesi olan Sakalin 2’nin geciktirilmesini de şevkle seyrediyor.

Sakalin-1, Sakalin-2, Sakalin-3 ve Shtokman gaz alanları ve Rusya’nın Uzak Doğu’da bulunan büyük miktardaki tüm enerji rezervleri önemli yatırım kararlarının 2007 yılında yapılması bekleniyor. Kremlin’in bu kararları nasıl uygulayacağı Çin düşünüşündeki tavrının anlamını ortaya çıkaracak ve dolaylı olarak Orta Asya’nın jeopolitikasını gölge altında bırakabilecektir.

Bunun yanı sıra son zamanlarda yapılan çalışmalardan ortaya çıkan şu; Rusya, yurtiçi ihtiyaçları ve ihracat vaatlerini yerine getirmek için OrtaAsya’nın gaz üreticisi ülkelerinden (Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan) yıllık 79 milyar küp metre gaz ithal etmeye ihtiyaç duyacaktır. Bunun, Rusya’nın Orta Asya ülkeleriyle kapsamlı politik ve ekonomik bağlarını nasıl etkileyeceği bölgesel çevre üzerinde kayda değer anlamlara sahiptir.


Gazprom’un, Orta Asya’yı öncelikli alan olarak gördüğü aşikârdır. 2006 yılında Orta Asya’daki enerji sektörüyle ilgili en önemli gelişmelerden biri Gazprom ile Özbekneftgaz arasında Özbekistan’da jeolojik bir araştırma yapmaya teşebbüs edileceği kararlaştırılan anlaşmaydı. Gazprom, yalnızca önümüzdeki üç yıl için Özbekistan’daki Ustyurki petrol ve gaz araştırmasından 260 milyon dolar için söz aldı. Yine Rusya ve Kazakistan, Ekim ayında Rusya’daki Orenburg gaz rafinerisini gaz hattıyla birleştirme üzerinde anlaştı,-bu, Kazakistan’ın Rus ekonomisinde yaptığı büyük çaplı ilk yatırımdı.


Bu birleşmeden sonra, 2012 yılında, Rusya ve Kazakistan’ın birleştirerek ilerletmeyi düşündükleri Kazakistan’daki Karachaganak bölgesindeki gaz bölgesinden de 15bcm dâhil 30.6 bcm gaz işlenmesi beklenmektedir.

Niyazov’un Sırrı

Petrol ve gazın kontrolü ve nakliyat rotalarıyla ilgili mücadelenin 2007 yılında şiddetlenerek sıçrama yapacak gibi görünüyor. Orta Asya jeopolitiğinde merkezi konu olmaya devam edecektir. Hazar Denizi Bölgesindeki boru hatları politikalarının da garip yakın arkadaşlıklar kurulmasına neden olması beklenebilir.

Halihazırda Hazar Havzasının jeopolitik şartları Rusya Azerbaycan ilişkilerini keskin derecede kötüleştirmiş bulunmaktadır. Yine Washington’un Kazakistan’a bunca kur yapmasına rağmen Odesa-Brody boru hattı geçen hafta Kazakistan tarafından Rusya’nın duyarlılığı dikkate alınarak belirsiz bir tarihe ertelendi.

En azından, İran da destede ne yapacağı belli olmayan bir kart olarak durmaktadır. Nükleer konusunun 2007 yılında nasıl biçimleneceğine bağlı olarak, İran da, Çin’in, Orta Asya’nın, Hazar Bölgesinin, Kafkasların, Rusya’nın ve Avrupa’nın ve tabii ABD’nin de enerji haritasını güçlü şekilde etkileyebilir.

Ama 21 Aralık’ta Türkmen Cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov’un ani ölümü tamamen yeni bir oyun oynanması gerektiğini akla getirdi. Bu durum Orta Asya’da oynanan oyunda taşların ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Niyazov’un halefine odaklanan politik belirsizlikler Rusya, Çin ve ABD’nin neredeyse Aşkabat’ı kuşatma altına alan önerileri ve Türkmenistan’ın gaz yataklarına ulaşmayı hedefleyen karşı önerileri aşırı derecede ustalık isteyen bir noktaya geldi.


Niyazov’un varisi kendisinin ‘olumlu olarak tarafsız’ olma politikasını sürdürecek mi? Rusya, tekelinde bulundurduğu nakliyatı ve Türkmen gazını yeniden ihraç eden ülke olarak stratejik manivelasını kaybetmemek için çabalıyor. Öte taraftan ABD tarafından desteklenen AB de Türkmen gazından faydalanmak için açık kapı bırakarak Rus tekeline karşı direnç göstermeye çalışmaktadır.

Türkiye ve ABD, 2006 yılında Türkmen gazını Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya ulaştırmak için on yıllık bir proje (sözde Doğu-Batı enerji koridorunun parçası) olan Hazar Bölgesi gaz boru hattını yeniden canlandırdılar. Türkmenistan’ın yıllık gaz üretimi şu an 80bcm civarındadır. Trans-Hazar boru hattının ilk aşamada Türkmen gazının 16bcmlik üretim çıkışı sağlayacağı düşünülürse bu miktar ikinci aşamada 32bcm büyüyecektir. ABD jeostratejisine göre Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmak için proje hayati önem arz ediyor. Niyazov, Rusya’nın muhalefeti yüzünden buna kaçamak cevaplar veriyordu. Peki, Niyazov’un halefinin bakış açısı nasıl olacak?

Öte taraftan Rusya, Aşkaabat’ın 2010’dan sonra söz verdiği yıllık 100bcm (sonraki 25 yıllık dönemde artarak toplamda 2 trilyon küp) gaz ile Rusya’nın 25 yıllık gaz ihtiyacını sağlayacak olan Nisan 2003’teki çerçeve anlaşmasının yerine getirilmesi üzerinde ısrar edecektir. Moskova, şu an Rusya’nın yerel ihtiyacını ve Avrupa’ya yeniden ‘Rus gazı’ olarak ihraç edeceği Türkmenistan’ın gaz rezervlerini derinliklerine kadar işletme peşinde.

Bu arada Türkmenistan da, zaman zaman Türkmenistan-Afganistan-Pakistan boru hattı projesine ilgisini dile getirmenin dışında İran’ın kuzey bölgesine 8-10bcm’lik gaz miktarı ulaştırmayı da vaat etti. Çin de kendi payına Nisan ayında Niyazov ile yaptığı anlaşmayla 2009’dan itibaren sonraki 30 yıl boyunca Türkmen gazının yıllık 30bcm’sini satın almayı, birlikte araştırma yapmayı ve geliştirmeyi karara bağladı.

Çin, Rusya’nın Türkmen gazının kontrolünde bu zamana kadar tekelcilik yapmasına meydan okumanın dışında Türkmenistan ile gaz fiyatını ‘makul ölçüde, adil olma esasına bağlı, uluslar arası pazar fiyatlarıyla kıyaslanabilecek şekilde sabit tutmayı’ vaat ederek Rusya’nın Türkmen gazını ucuz fiyata almasını da engellemiş oldu. Çin’in ilgisi aynı zamanda Batıyı da tehdit etmektedir, çünkü Türkmenistan Avrupa yerine gazını doğu taraflarına göndermeye karar verirse stratejik yönden kaybeden Avrupa olacaktır.

Avrupa Birliğinin 3.400km’lik Nabucco gaz boru hattını yaklaşık 5.8 milyon dolarla 2010 yılında tayin edilerek Türkiye’nin doğusundan Avusturya’ya ve Orta Avrupa’ya ulaştıracak olması bu durumda kesin bir rahatsızlık demektir, çünkü Türkmenistan’ın bunu sağlayan en önemli ülke olacağı beklentisine dayanmaktadır.

Niyazov, Orta Asya’nın politik satranç tahtasında daima gizemli bir figürdü. Ama hiç şüphesiz arkasında bıraktığı en büyük puzzle, ölümünden kısa bir süre önce görüştüğü Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile Aşkabat’ta yaptığı görüşmede Türkmenista’da, Güney Iolotansk’ta 7 trilyon küp metre gaz rezervi olduğu kanıtlanan dev gibi süper bir gaz bölgesi keşfettiklerini söylemesiydi.

Onbaşı Hatfield’ın Kırgızistan’daki Manas hava üssünde nöbetçi asker olarak görev yaptığı sırada neden olduğu gibi, muhtemelen Niyazov da ne tür büyük bir girdap oluşmasına neden olacağının farkında değildi. Güney Iolotansk gerçekten gizli kalmış böylesi hazineler barındırıyorsa, Rusya, Avrupa ve Çin’in enerji haritasına etkisi dramatik olacaktır. Ve kesinlikle Büyük Oyun’un ağırlık merkezi birdenbire doğuya doğru,-Şangay Birliğinden ve diğer tüm yönlerden başkasına,-fablda geçen Ahal-Teke yarış atının vatanına doğru yön değiştirecektir. İşte o zaman, OrtaAsya’daki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
---------------------------------------------------
M K Bhadrakumar, 29 yıldan daha uzun bir süre Hindistan Dışişleri Bakanlığında diplomat olarak çalıştı. Bu süre zarfında Özbekistan’da 1995-98) ve Türkiye’de (1998-2001) büyükelçi olarak çalıştı.

Bu makale Mehmet Aslanoğulları tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.
Makalenin orijinali  The Great Game on a razor's edge
KAYNAK: DÜNYA BÜLTENİ