KÜTÜPHANE

 HİNDİSTAN VE ÇİN'İ KİM DURDURABİLİR ?

KÜTÜPHANE

 HİNDİSTAN VE ÇİN'İ KİM DURDURABİLİR ?

(kaynak:Economist - tarih: 04.12.2005 )
Tahminlere göre, bu yıl Hindistan ekonomisi en az %7 oranında büyümeyi başardı. Bu durum Londra, New York, Tokyo'da olduğu kadar Yeni Delhi ve Bangalor'daki iyimser görüşlü kesimlere, Çin'in gerçekleştirdiği muazzam dönüşümü Hindistan'ın da gerçekleştirmek üzere olduğu umudunu taşıyorlar. Hemen hemen son 30 yıldır yıllık ortalama % 9.5 oranındaki büyüme ve son derece hızlı ve uzağı gören ekonomik dönüşümüyle Çin yüz milyonlarca insanının yoksulluğuna son verdi.

Bu türden sözler ne yazık ki sadece iyimserliktir. Hindistan'ın zeki ve nazik Başbakanı bile böyle olduğunu kabul ediyor. Çin'in büyük ekonomik reformları ve bütünlüklü projeleri yönetmekteki disiplinine hayranlık duyduğunu dile getiriyor ancak diplomatik bir üslupla şunu da ekliyor "Demokrasiye Hindistan'dan daha fazla odaklanmış olan Çin bunun maddi manevi sonuçlarını kaldırabilecek güçtedir". Demokrasinin bedelinin ödenmeye değer olduğunu düşünüyor ancak Hindistan'ın siyasal sistemini değiştirmesini arzu etmiyor.

Şimdilik Hindistan'ın ekonomik reformlarını bir üst aşamaya taşımak için savaş veren Mr. Singh için demokrasi faydadan uzak gibi görünmüyor. 1990'lı yılların başında Maliye Bakanlığı yaptığı dönemde Singh, Hindistan'ın ekonomik büyüme adımlarını sınırlayan önlemleri ortaya koyarak ekonomistlerin sevdiği kişi haline gelmişti. İthalat ve İhracat vergileri büyük oranda düşürüldü, dövize müdahaleden vazgeçildi, yabancı yatırımcının iflahını kesen bürokratik "izin hükümranlığı" büyük çapta yürürlükten kaldırıldı. Geçmişle karşılaştırıldığında bunlar işin kolay kısmıydı.

1990'ların reformları herkesin yarar sağlayacağı fakat kimsenin zarar görmeyeceği şekilde öngörüde bulunmayı gerektiriyordu. Şu anda Hindistan'ın ihtiyacı olan şey kısa vadede yüksek kar oranlarını düşürecek büyük çaplı talep ekonomisine geçmektir. Mr. Singh'in azınlık hükümetinin ayakta kalmasına destek veren Komünist partilerin kontrolünde olan sendikalar bu diyeti alabilecek başlıca kuruluşlardır. Komünistler Mr. Singh'in reformlarını az veya çok durma noktasına getirmiştir. Mr. Singh kar etmeyen devlet işletmelerinin özelleştirilmesini devam ettirecek güce sahip değildir. Özellikle perakende satış sektöründe olmak üzere diğer bir çok büyük sektörde doğrudan yabancı yatırımı sınırlayacak koruyucu sistemin oturtulmasının neredeyse olanaksız olduğunu düşünmektedir. Emek piyasasındaki reformlar ise söz konusu bile olamaz.

Tüm bunlar için sadece Mr. Singh'i suçlamak adil olmayacaktır ancak yine de daha fazla çaba gösterebilirdi. Makamı vardı ancak gücü yoktu. Kendisi Başbakan olmasına karşın büyük kararları alan Congress Parti Başkanı Sonia Ghandi oldu. Onun yönetiminde partisi sola eğilimli ve reformlarla fazla ilgilenmeyen geleneksel duruşuna geri döndü. Bu açıdan sadece muhalefet partisi (Bharatiye Janata Party) gerçek reform yapan ilk parti oldu, her iki tarafın da zarar görmesine neden olan Hindu fundementalizminin hükmünü geçersizleştiren ve belki de bu meselenin özellik ve hassasiyetinin tartışıldığı nihai merkez haline geldi.

Karanlık görünen bu durum abartılmamalıdır. Hindistan bugün şimdiye kadar hiç olmadığı ölçüde dinamizme sahiptir. Yabancı kökenli firmaların inanılmaz artışı, dünya çapındaki müşterilerine tıbbi araç gereç üretimi ve hızla ilerleyen çağrı merkezlerine bakıldığında ilk reformların gücü sürmektedir. Mr. Singh tüm zorluklara rağmen KDV'de ulusal oran uygulayabilmekte, yol yapım şirketlerinde halk-özel sektör ortaklığı ilerlemektedir. Muhtemelen ilk reformlar geçen seçimlerde muhalefeti destekleyen kırsal kesimin fakirliğinin artması pahasına şehirde yaşayanların refahı üzerinde odaklaştı.

İki kesim arasındaki birleşim süreci bu sebeple olumsuz olmayabilir. Er veya geç Hindistan sürüp giden hantallığından kurtulmanın bir çaresini bulmak zorunda kalacaktır. Son günlerde Mr. Singh'in akibeti takdir edilmekten ziyade acınacak biri olacak gibi görünmektedir ki bu güçlü politikaların ekonomiyi nasıl zorlayabileceğine dair bir örnektir.

Bu durum Hindistan için belki ama demokratik haklardan yoksun Çin için kesinlikle olmayacak bir şeydir; ancak bu durum kendi gizli tehlike tehditlerini kendisi üstlenmek özgürlüğü müdür? Bir noktaya kadar evet. Çin çok partili siyasal düzene ve seçimle işbaşına gelmiş bir lidere sahip olmak açısından çok açık bir şekilde demokratik değildir fakat bu halkın gücünün olmadığını söylemekle aynı anlama gelmez. Bir yıl önceye kadar amirane tavırlarla demeçler vermeyi sürdüren Mr. Hu Jintao'nun başkanlığı konusunda gerçekten ilginç olan şey halkın memnuniyetsizliğini idrak ettikçe ne kadar sinirleneceği ve bunu gidermek için yapacaklarının boyutudur.

Çin geçen yıl en azından 74,000 ayaklanma ve gösteriye sahne oldu; bunların bazıları küçük çaplı ve barışçıl idi fakat bir çoğu büyük çaplı olup bir tanesi çok şiddetliydi. Kaçınılmaz olarak tıpkı Hindistan'daki Mr. Singh gibi Mr. Hu Jintao da kıyı kentlerin refahından çok kırsaldaki fakirliğe daha fazla yoğunlaşmak zorunda kalacaktır.

Yolsuzlukların kökünü kazımak ve yönetimin yetkilerini kötüye kullanmasını önlemek birincil öncelik olup kırsaldan alınan vergilerin yükünü hafifletmek ikinci olmak üzere yoksul kesime en az nüfus fazlalığı kadar zarar veren hiç değişmeyen kirlilik sorununa çare bulmak ta üçüncü öncelik olacaktır.

Hindistan'da olduğu gibi gelişimin gerisinde bırakılmış olanlar arasındaki bu memnuniyetsizlik liberalizasyonu uygun hale getiriyor. Çin ekonomisinde liberalizasyona en fazla ihtiyaç duyan sektörün bankacılık olduğu apaçıktır. Dile getirdiğimiz üzere Çin hükümeti bankalarının yetersiz sermayeye sahip olduğunu ve düşük kar elde ettiğini çok net biçimde tespit etti, zaaflarını, en azından borç dağları oluşmasına sebep olan etkenleri açıklığa kavuşturmak ve doğru ve kesin biçimde gidermek için etkili adımlar attı. Bununla beraber henüz yeterince cesur hamleler yapılamamıştır.

Devlet meselenin köküne inememiştir. Büyük bankalar hala ticaret kurallarının aksine devletin kontrolü altındadır. İşte bu yüzden yabancı yatırım - birçok banka açmak suretiyle rekabette üstünlük sağlayacağından- hala Hindistan'da olduğu gibi kısıtlanmaktadır. Bu durum böyle devam ettiği sürece piyasa kurallarının öngördüğü yüksek randımanlı krediler yerine siyasi himayeler temelinde kredi tahsisleri sürüp gidecektir. Özel sektöre idarenin kontrolünü devretmek korkusu Çin'in sinirli sert liderini cesur kararlar almaktan alıkoyuyor. Tüm gövdesiyle yetersiz olduğu görünen bir yönetimi başından defedip kurtulmanın yöntemi farklı farklı olabilir : Çin'de devrim - Hindistan'da seçim

Bununla beraber dünyanın en geniş otokrasisi ile dünyanın en geniş demokrasisi birbirleriyle ortaklaştığında tek başlarına olduklarından daha güçlü olacakları düşünülebilir.

Kaynak: www.economist.com
Çeviren: İnci Çakır