KÜTÜPHANE

KÜTÜPHANE

 NKP Maoist

Giriş,
Monthly Review, 5 Eylül 2002 de Nepal iç savaşında devrimci güçlerin liderlerinden olan Dr.Bahattarai'den kendi güvenilir kaynaklarında doğruladığı bir mektup almıştır. Dr.Bahattarai ile 9 ay önceki son iletişimimizden beri (http://www.monthlyreview.org/0102bhattarai.htm), iç savaşın boyutları genişledi, terör ürkütücü boyutlarda şiddetlendi ve ülkenin bir ucundan diğer ucuna yayıldı. Nepal Krallık Ordusu yüzlerce- belki binlerce-çocuğu büyük kentlerin dışındaki yerleşim bölgelerine yönelik hava bombardımanlarında, sahte kayıtlarla "kaybolmalarla katletti.Böyle bir atmosfer içinde sağ kanat Kongre Parti'sinin çoğunluğu dahil olmak üzere varolan bütün demokratik güçler olağanüstü halin kanuni olarak uzatılmasını reddettiler.Olağanüstü hal düşünce ve ifade özgürlüğünü,örgütlenme özgürlüğünü,basın özgürlüğünü,gözaltına alınmaya karşı hakları,bilgiye ulaşma özgürlüğünü ve ordu tarafından islenilen her turlu suca karşı hukuksal dava açma hakkini ortadan kaldırmaktadır.Kralın hukuk dışı diktatörlüğünü uygulayan liderliğini Sher Bahadir Deuba'nın yaptığı Kongre Partisinin azınlık kanadı ortaya çıkan bu sonucu kabul etmedi.27 Mayıs 2002 günü parlamento feshedildi,olağanüstü hal mahkeme kararıyla uzatıldı ve 13 Kasım tarihi için secim kararı alindi. Olağanüstü Hal Uygulaması mahkeme kararına göre sözde 28 Ağustos’ta sona erdi,ancak raporlar hiçbir şeyin değişmediğini göstermektedir. Bütün bunlar, Dr. Bhattarai'n Nepalin şu andaki durumuna ilişkin açıklamasıdır.

Mahkemelerin kitle katliamı yapan askeri güçlerin suçlarını örtbas ettiği, örgütlenme ve basın özgürlüğünün olmadığı bir ortamda "demokratik" seçimlerden söz etmek sadece gülünçtür. Diktatörlüğün mahkemeleri kontrol ettiğini hukuksal dava konusu yapmak fazla bir şey ifade etmemektedir:Nepal Anayasa Mahkemesi büyük bir çabayla parlamentonun dağıtılması,olağanüstü halin uzatılması ve yüzkarası acil "seçimlerin” yapılması kararlarını onayladı.

Gelinen bugünkü duruma ilişkin sorunlara Dr.Baburam Bhattarai'nin yaklaşımı, Nepal’da Kralcılar ve Demokratik güçler arasında sure giden iç savaş, ülkenin bütün bilinçli vatandaşları ve politik güçleri ile uluslararası toplumda ciddi bir ilgi noktası haline gelmiştir.Katmandu da görüşmeler yoluyla tam veya kısmen ortak bir çözüme varılmasını isteyen güçlerin "ortak açıklamaların”da ki sayısal artış ile çeşitli uluslararası güçlerin bu doğrultudaki gizli ve açık yeni girişimleri bu savın doğrulanması için yeterlidir.Ancak kullanılan birçok temel kavram göz ardı edilemeyecek eksiklikler taşımakta ve bazılarının da ele alınması kaçınılmaz olan yanlışlıklar vardır. Bu uzun olağanüstü hal koşullarının, bilgiye ulaşma hakkını da kapsayan vatandaşlık ve demokratik hakların rafa kaldırıldığı ve krallık ordusu tarafından kontrol edilen medyanın desteklediği uzun bir bilinçsizleştirme politikasının izlendiği koşullarda son derece doğaldır.Bu yanlış değerlendirmelerin ve gerçek olmayan saptamaların gizemlerini ortadan kaldırmak,açıklığa kavuşturmak ve somut saptamaları gündeme getirmek bir zorunluluktur,ancak böylece katmerleşen problemin samimi politik çözümü yolundaki taslar dizilebilir.


"İç savaş" Gerçeği,
Süre giden problemin çözümündeki ilk adim sorunun doğru tanımlanması ve teşhisidir.Pasifistlerin sorun konusundaki tanımlamaları kor adamın "fil" için söylediklerinden daha az garip değildir.Bu "terörizm”imidir? Yoksa bir "başkaldırı”mıdır? Semantik akrobatlığa gerek duymaksızın,bunun her tarafı saran bir iç savaş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Eğer "savaş”ın tanımlamasını ve kategorisini uluslararası herhangi bir hukuk kitabına göre veya Cenova antlaşmalarına göre dürüstçe ve bilinçlice yaparsanız, bunun, Nepal Krallık Ordusu (NKO) ve Halk Kurtuluş Ordusu (HKO) arasındaki dişe diş bütün ülkeyi kapsayan bir iç savaş olduğunu kabul etmekten başka bir anlam çıkaramazsınız. Ülkenin iki ordu arasında bölündüğü,iki devletin olduğu,iki ekonominin olduğu ve iki kültürün olduğu gerçeği bir sır değildir. NKO bölgesel merkezlerde,metropol merkezlerinde ve ulaşımın iyi olduğu yerlerde hakimken,HKO diğer bütün alanları ,diğer bir deyişle ülkenin 2/3’ünden fazlasını kontrol etmektedir.İki rakip ordu arasındaki sürekli düzeydeki çatışmaların 75 bölgeyi kapsadığı rapor edilmektedir.Bölgesel halkın gücü, NKP(Maoist) önderliği altında Halkın Merkezi Hükümet Yürütme Komitelerinin çekirdeğini teşkil edecek olan Devrimci Halk Komiteleri (MHYK)arasındaki bağda somutlaşmaktadır. Böylesi devrimci politik bir hareketi görmemek,"terörizm?" demek sadece kendilerinin geniş bir kitle desteğine sahip olduklarını düşünmektedirler.Belçika hükümetinin, 1998 Yaptırım Koduyla Ülke içi silahlı çatışmalarda taraf olan partilere silah satışının yasaklanması kararına tamamen ters düşercesine NKO'ya sofistike silahları verme kararı soruna bu objektif perspektiften bakmayışından ve sorunu daha da karmaşıklaştırmaktan başka bir şey değildir.Baylar,eğer bu "iç çelişki" değilse nedir? Uluslararası siyasi camianın iki hasım güç arasında sure giden silahlı çelişkiyi "iç savaş" veya "ülkede iki devlet arasındaki savaş" olarak algılamaması NKO'nun yüzlerce savaş tutsağını sorgusuz sualsiz katletmesi,binlerce tarafsız insanin kirli savaş yöntemleriyle katledilmesi,yoğun işkence,sıradan vatandaşlara tecavüz ve mallarının kundaklanması gibi savaş suçları islemesini daha fazla teşvik etmiştir. Birçok yerli ve uluslararası insan hakları kurulusu bu tur savaş suçlarının kronolojisini çıkarttılar,olağanüstü hal koşullarında bu tur suçlar rahatlıkla gizlenebiliyordu.
Görüşmeler yoluyla bir antlaşmaya ulaşılması için caba sarf eden dürüst pasifistlerin her şeyden önce,ilk sorumluluğu varolan
çelişkinin bir "iç savaş" olduğunu kabul etmeleri ve böylesi savaş suçlarının uluslararası hukuk ,uluslararası antlaşma ve protokollere göre incelenmesi için caba sarf etmektir.


Temel Mesele: Monarşiye karşı Demokrasi

İkinci olarak çelişkinin ana yönü ,savaşın esas politik gündemi objektif olarak kavranmalıdır.Carl Von Clauswitz'in formüle ettiği gibi 'savaş politikanın başka araçlarla (yıkıcı vs..) devamıdır'.Bu savaşın doğası ve temel amacı üzerine taban tabana zıt iki yanlış kavramlaştırma söz konusudur.Bu kesimlerden birisi (yanlış bilgilenmeyle) bu savaşın sonsal amacının bir çeşit komünist cumhuriyet kurmak olduğuna inanmaya devam ederken ,diğeri de monarşik sistemde daha fazla avantajlar elde etmek için baskı taktikleri olduğu melodisini çalmaktadır.Her iki görüş de sadece objektif gerçeklikten çok uzak olmakla kalmayıp ayni zamanda problemin tatmin edici bir çözümü için anlamlı bir diyalogu ustaca örtmüşlerdir.
Partinin ve Birleşik cephenin resmi dokümanlarını,kamuoyu açıklamalarını ,1996 da başkan Prachanda'ya sunulan, çok iyi bilinen Birleşik Halk Cephesinin 40 temel talep metnini(bugünkü MHYK'nin ilk taslak metni) takip eden herkes burjuva(kapitalist özellikte) demokratik devrimin, politik gündemin ilk meselesi olduğunu ve monarşinin ortadan kaldırılmasının da bütün projenin asıl amacı olduğu sonucunu çıkarmakta güçlük çekmez.Diğer bir ifadeyle acil taleplerin somutlaştığı olgular:Geçici bir hükümet,yasal bir parlamento için secim ve cumhuriyetin kurumlarının inşası.Feodal Otokratik Monarşi hedef seçilmiştir,zira o sınıf ,hiyerarşi,cins,milli,bölgesel ve dini baskıların tarihsel kaynağı,sürdürücüsüdür;politikanın, ekonominin,toplumun ve kültürün demokratikleşmesindeki temel engeldir.

Netleştirmek gerekir ki,bu üç talep birbirlerinden ayrılmazlar,demokratik devrimin politik gündeminin bütünlüğünü sağlarlar ve her zaman için de bu böyledir.Eğer bir kişi bundan başka bir şeye inanıp, aptallar cennetinde yasamak istiyorsa,bu onun tercihidir.

Uluslararası Çelişkinin Ekseni

Üçüncü olarak pasifistlerin Nepal'in iç çelişkisini daha geniş uluslararası çelişkinin içine sokmaya çalışmasındaki tehlikeye değinmek istiyoruz.Eğer uluslararası güçlerin ülkenin iç politik dinamiklerinde ki rolünü doğru tespit edemezsek,sorunun samimi politik çözümünü bulmak bizim için mümkün olmayabilir.Kralcı güçlerin uluslararası güçlerle işbirliğinin yıkıcı boyutlarda dal budak saldığını görmeyen onun yerine devrimci güçleri asli astarı olmayarak suçlamaya çalışan entelektüalizmin tutumu oldukça moral bozucudur.Bu bağlam da ,hain uluslararası güçlerin 1 Haziran 2001 saray darbesinin gerçekleşmesinde kabul edilemeyecek rolünü görmek gerekmektedir.Bu aşamada CIA'nin darbedeki rolünü gösteren kanıtlarda artış gözlenmektedir.(Wayne Madsen,"Amerika’nın yakın zamanda karıştığı darbeler arasındaki karsılaştırma").Nepal Mahkemesinin Sher Bahadur Deuba lehindeki kararı ile Venezüella Anayasa Mahkemesinin basarisiz ordu darbesinin planlayıcıları lehine verdiği karar (31 Ağustos -13 Eylül ,2002 Frontline) arasındaki benzerlik CIA'nin bu hukuksal olayları maniple ettiğini göstermektedir.Herkesin görmesi gereken Amerikan Devletinin NKO'nu kendi çizgisinde benimsediği ve onun işbirlikçilerini de (uyduları) bu yönde teşvik ettiğidir.

Ancak dünyanın esas süper güçlü devletinin böylesi müdahaleci yaklaşımı, Hindistan ile Çin arasında jeo-stratejik duyarlı bir bölgede tampon durumunda olan ülkenin doğal olarak kısmı derecede evrensel bir çelişkinin içerisine girme tehlikesini de taşımaktadır.
ABD Emperyalizminin Nepal'de giderek boyut kazanan stratejik olarak yanlış olan davranışı esas olarak Çin'i çevrelemek ve Hindistan’ı da kontrol etmek için tasarlanmıştır. Böylelikle iki dev komşu ülke kışkırtılacak , Nepal istenmez konuma sürüklenecek ve herkes için bir uzlaşmazlık teşkil edecektir. Kısa dönem de ABD yanlısı kralcı güçler bütün yabancı güçlerin desteğini çekse dahi,bu geçicidir ve yakın zamanda rejim herkes tarafından soyutlanacaktır.Hindistan'da dahi ,Hindu Köktenci BJP önderliğinde ki rejime karşı giderek artan bir muhalefet oluşmakta,Hindistan’ın yayılmacı hakim sınıfları tarafından kralcı güçlere verilen destek de uzun omur taşımamaktadır.

Bu bağlamdadır ki CPN(Maoist) ve MHYK bütün yabancı güçlere ,özellikle de iki dev komşumuz Hindistan ve Çin'e otokratik rejime arka çıkmamaları ve ülkede ki demokrasi surecini gölgelememeleri yönünde çağrıda bulundu.Feodal Monarşinin
istikrar ve barış faktörü olduğu günler artık gerilerde kaldı ve simdi sadece
tamamen demokratik cumhuriyetçi bir Nepal barışı garantileyebilir,Himalayalar bölgesine istikrarı getirebilir.Paralel olarak ,Nepal halkının kendi geleceğini kendisinin belirlemesi ,yabancı güçlerin bundan uzak tutulması bu aşamadaki çelişkinin tatmin edici çözümüdür.

Hepsinden ,öncelikle baylarımızın "Amerika'da ki Nepallılar Derneği”nin bu gerçeği kavraması gerekir.

Olağanüstü Hal uygulamaları ve secimler birbirlerine karşıttırlar,

Dördüncü olarak,olağanüstü Hal Yasası ve seçimlerin bir arada olup olmayacağına ve bizim kasım ayında yapılacak ara donem seçimlerine iştirak etme şansının olup olmadığına ilişkin soruları sorulmaktadır.

Her ikisinin de yalın ve kesin cevabı "Hayır”dır.
Halkın vatandaşlık ve tüm demokratik haklarını ortadan kaldıran olağanüstü hal uygulamalarının her turlu secim biçimiyle bağdaşmayacağı gerçeği sağduyu gereğidir.Dahası,olağanüstü hali reddeden eski parlamentonun törensiz olarak dağıtılması ve olağanüstü hal koşullarında yeni seçilecek bir parlamentonun ileride oylamaya konulabilecek olağanüstü hal uygulamalarını tekrar kabul etmesini not etmek oldukça komiktir.Eğer NKO'nun arzu ve talepleri doğrultusunda sürekli olağanüstü hal varolacaksa seçimlerin ve parlamentonun ne anlamı vardır?Sadece bilinçsiz kamuoyunu ve uluslararası camiayı yanıltma Hiçbir aldanma olmasın,1990 da halkın mücadelesiyle kazanılan sinirli demokratik haklar ve parlamento NKO üzerinde tekelci gücü olan otokratik monarşi tarafından gerçek yasamda ustaca torpillendi,ve onların tekrar kazanılması ve genişletilmesi ayni RNA'nin kanatları arasında yapılacak oyuncak seçimlerle değil halkın yeni hareketinin daha yüksek boyutlara ve yoğunluğa ulaştırmakla mümkündür.
RNA barakalarının sınırları içerisinde eşit yapılan bu sözde seçimlere katilim sorusuna ilişkin yanıt,onların kraliyet ordusunun diktatörlüğünü meşrulaştırmaya yaradığıdır.Girija Prasad Koirala'nin liderliğini yaptığı Kongre Partisinin çoğunluğu
krallığın gizli oyununu su ana kadar doğru değerlendirmiş ve son kararını saklı tutmuştur,muhalefet olan NKP(BML)-Nepal Komünist Partisi(birleşik Marksist-leninist) ise manevracı ve alçakça bir anlayışla ,hızlı biçimde
secimin bando kervanına katılmıştır.Bu oportünist,revizyonist kliğin ,krallık otokrasisine liberal bir yüz kazandırmak ve devrimci güçlere karşı "pırlanta kesen pırlanta " misali kullanılmak üzere krallık sarayı ve yabancı güçlerce umutlandırıldıklarına inanmak için akla yatkın birçok sebep vardır.Bu taktirde,bu sadece BML kliğinin dejenerasyonunu sosyal faşist bir çizgiye sürükler,onun trajik sonunu da sadece gelecek gösterecektir.
Bu bağlamdadır ki CPN(Maoist) ve MHYK, krallık ordusunun diktatörlüğünü karşı olan politik partiler,organizasyonlar ve kişilerden oluşan kapsamlı bir politik konferans önerdiler.Parlamento içi ve parlamento dışı demokratik güçlerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi bakımından iktidarı ellerine almaları için zaman olgunlaşmıştır.

Savaş ve barış aynı süreçte varolabilir.

Beşinci olarak ,eğer biz politik bir çözüm için görüşmeleri bir araç olarak devamlı öne sürüyorsak ,o taktirde tek taraflı ateşkes ilan etmemiz ve 16 Eylülde genel grev "Nepal Bandh" çağrısından vazgeçmemiz konularında sorular
sorulmakta bu yönde önerilerde bulunulmaktadır.Biz bunlara da net olarak "hayır" diyoruz.Çünkü biz savaş ve antlaşmaların ayni süreçte varolabileceğine inanıyoruz.

Savaş ve antlaşmaların politik bir sonuç elde etmek için değişik araçlar olduğu iyi bilinmektedir.Büyük devrimlerin geçmiş tarihi bu iki aracın birbirleriyle çelişkide olmadığını birbirlerini tamamladıklarını doğrulamaktadır.Bizim örneğimizde hükümet 40 maddelik talep deklarasyonunu reddettiğinden beri halkın savaşı başlamış(PW),bazen savaş bazen antlaşmalar iç içe geçmiştir,amaçlanan politik sonuç elde edilinceye kadar bu böyle gidecektir.Parlamento partilerinden onu Himalaya SJB Rana'nın önderliğini yaptığı bir düzüne "akilli insan" ve diğerlerinin görüşmeler yoluyla bir antlaşmaya varılması çağrısını olumlu karşılıyoruz,ancak eğer ellerimizden biri cevap vermiyorsa diğer elle nasıl alkış çalabileceğimizi anlayamıyoruz.

En son olarak resmi görüşmeleri bizim askıya aldığımızı ve görüşmeleri tekrar başlatma iyi niyetini de bizim göstermemiz gerektiği sürekli yinelenmektedir.Yine bu tur ince oyunları net olarak kabul etmediğimizi belirtiyoruz.Böylesi önermelerde bulunurken ,çok bilgiç politik karakterlerin gözden kaçırdıkları ,hasım iki güç arasında ki müzakereler bir cay partisi değil ,ortak sorunlara nesnel politik çözümler bulmak içindir.Diğer taraf bizim politik önerilerimizi kabul etmeyerek (ilk sekliyle 3 maddelik talep,daha sonraları iki maddelik talebe düşürülmüştür) ve alternatif öneriler getirmeyerek herhangi politik bir çözümün kapısını kapatmış ,görüşmeleri baltalamıştır.Resmi olarak bunu silahlı mücadeleyi başlatmadan iki gün önce kapsamlı olarak açıkladık. Deuba tarafının bu konuda bize karşı tekrar tekrar atıfta bulunması son derece ilkeldir. Ülke genelinde ki kitle hareketleri ve önerilen 16 Eylül genel grevi "Nepal Bandh",RNA tarafından islenen geniş ölçekli savaş suçlarına karşı bu aşamadaki meşru protesto hareketleridir."Nepal Bandh" kitlelerin uzun yılları kapsayan çabalarının doğal sonucu olarak gelişmiş politik kitle grevidir ve bize göre en çok da bugünkü politik duruma denk düşmektedir.

Askeri ve Politik Kanatlar farklı düşündüğü söylentileri üzerine,

Son olarak ,partinin politik ve askeri kanatları diye söylenenler ve aralarında bir uyuşmazlık bulunduğu üzerine sürekli yürütülen bir yalan kampanyasına değinmek gerekir.Tekrar söylüyoruz bu tamamen asilsiz, gerçekdışı ve zararlıdır.Dahası,çağdaş devrimci kampta hareketimizin belki de en fazla bütünlük arz eden ve merkezi yapıya sahip olduğunu gururla iddia ediyoruz,bizim partimizde askeri ve askeri olmayan her eylem kolektif karar ve planlara göre uygulanmaya konar. Karşıtlarımızın kavrayamadıkları şey birleşik politik-askeri bir mekanizmamızın varlığı, ayrı ayrı 'askeri' ve 'politik' kanatların çokça spekule edildiği üzere olmayışıdır.Organizasyon olarak yüklendiğimiz sorumluluk merkeziyetçi bir parti inşa etmektir,ordu ve birleşik cephe partinin mutlak ve merkezi önderliğindedir ,parti ve ordu arasında ki ilişki üzerine çok iyi bilinen bir deyimle:'Parti silahları kontrol eder'.Dolayısıyla politik ve askeri cepheler arasında bir sürtüşmenin bulunması için hiç bir objektif neden yoktur.

Israrlı bir söylem de yoldaş Badal'ın 'Askeri Komutan' olduğu ve parti önderliğine karşı olduğudur.RAW salon toplantılarında boy gösteren Hindistan Ordusundan emekli Tuğgeneral Ashok Mehta'nin da bu tur yalan üretme kampanyasına katılması oldukça ilginçtir.Sayın Bay biz senin bu acizane bilgi kaynaklarına sadece acıyoruz.Kendi kendini aldatma ve aptallar cennetinde yasamakta tamamen özgürsün;Yoldaş Badal kıdemli bir parti önde gelenidir, o 'Askeri Komutan' olmadığı gibi hiçbir zaman parti önderliğine zıt düşmemiştir.Şayet siz halen yalan değirmeninde un öğütmek istiyorsanız,o sizin bileceğiniz istir.


4 Eylul 2002

(Yazar NKP (Maoist)'in yürütme komitesi üyesi ve Birleşik Devrimci Halk Konseyleri Örgütleyicisidir..)