KÜTÜPHANE

 Güney Afrika’da Enformal Sektörde Çalışan Kadınlar

KÜTÜPHANE

 Güney Afrika’da Enformal Sektörde Çalışan Kadınlar

Ömür boyu süren hayatta kalma mücadelesi: Güney Afrika’da kayıt
dışı sektörde çalışan kadınlar *


Birgit Morgenrath

Güney Afrika’nın Hint Okyanusu kıyısındaki liman kenti Durban sahilinde, siyah
bir delikanlı tekerlekli dondurma tezgahını yolu boyunca itiyor. Karşıdan gelen
meslektaşlarına yol vermek için, birkaç metrede bir kenara çekilmesi gerekiyor.
Haftalarca o otel senin, bu otel benim, iş aramış; ama artık hiç iş yok. Beş kişilik
bir ailesi var ve bir dondurmacının günlük ortalama 10-13 € kazancıyla bu aileyi
geçindirmeye çalışıyor.

Cadde üstünde yan yana dizili çok sayıda işportacı
kadının önünden geçerek ilerliyor dondurmacı. Kadınların sırtı, deniz tarafındaki
lunaparka ve fast food restoranlarına dönük. Restoranlar arasından geçen dar sokaklardan
sahile iniliyor. Tatil kentinin pahalı, parlak otelleri satıcıların karşısında
yükseliyor. Kadınlar ustaca yapılmış boncuk takılar, örgü sepetler, tığ işi örtüler,
süslü bebekler ve hemen tamamı elişi daha birçok şey satıyor. Kuşkusuz egzotik
bir manzara; tezgahları dolaşırken gözü satıcıları görmeyen çok sayıda turist
için. Kadınların bazısı ayaklarını uzatmış, hareketsizce yerde oturuyor. Bazısı
ise yüzükoyun bir örtüye uzanmış, başı ellerinin arasında. Birkaç tanesi sessizce
elişine devam ediyor.

Mutsuzluk, kadere teslim olmuşluk ya da sabır kadınların
yüzüne adeta işlenmiş gibi. Bir de geçmek bilmeyen günlerin verdiği bıkkınlık.
Akşamlarında önlerinde turistlerin zengin sofrasından kalan birkaç gevrekten başkasını
bulamadıkları, 3 veya 4, belki bazen 5 € kazandıkları günler.

Kadınlar sabah
sekizle dokuz arasında siyah plastik tenteleri kuruyor ve mallarını torbalardan
çıkarıp diziyor. Hasır kaplı standlarda sabit bir yer sahibi olanlar, ayrıcalıklı
sayılıyor. “Gogo”, Zulu dilinde ninelere böyle sesleniliyor, da bunlardan biri.
Başında geleneksel başörtüsüyle ufak tefek, zayıf kadın, “bölgesi”ne haddinden
fazla yaklaşan bir rakibi –bir gazoz satıcısını- enerjik bir hareketle kovalıyor.
Gogo’nun gerçek adı Jabulisiswe Manqele. Yaşı 78. 25 yıldan fazladır sokaklarda
satış yapıyor. “Eskiden” diyor, “kadın sendikası SEWU bu tenteli tezgahları 1997’de
kabul ettirmeden önce, rüzgar, güneş ve yaz yağmurları altında çok çektik. Hava
şartlarına karşı tamamen korunmasızdık. Sayısız kez kent meclisine şikayete gittik,
ama sorunlarımızı duymak bile istemiyorlardı.”

Üstelik yeterince sorun vardı:
Tuvalet ve akar su, mal depolayabilecekleri bir yer yoktu; hepsinden önce ticaret
ya da satış yapmak konusunda bir şey bilmiyorlardı. Kronik hale gelen yoksulluk
ise en kötüsüydü; hala da öyle. Hiç para biriktirip biriktiremediğini öğrenmek
istediğimde, Gogo’nun cıvıl cıvıl gözleri gözlük camlarının ardından şaşkınlıkla
bakıyor: “Ben sadece tuvalet için biriktiriyor gibiyim. Para sifonu çeker çekmez
anında görünmez oluyor” diyerek gülüyor. Elinde bir geceden daha fazla para tutamadığını,
zaruri ihtiyaçlar için harcadığını anlatıyor: “İşte bu yüzden daima, tuvalet benim
bankamdır, derim. Çocuklarım her zaman sifonu çeker” diye ekliyor.

Diğer
kadınların durumu da bundan farklı değil. Çaresizlik yüzünden, dünyanın her yerinde
yoksulların başvurduğu bir tasarruf yöntemi bulmuşlar. Durbanlı işportacı kadınlar
dönüşümlü olarak kullandıkları ortak fona “piyango” adını veriyor. Her kadın fona
günde 1 Rand yatırıyor ve sırayla her üye on günde bir bu parayı topluca alıyor.
“Böylece elimize en azından on günde bir daha fazla para geçmiş oluyor” diyor
Gogo.

Karşılıklı yardımlaşma kayıt dışı sektörde ayakta kalma stratejilerinin
bir parçası. Bu nedenle de işportacı kadınlar “hayatta kalmayı başaranlar” olarak
adlandırılıyor. Tıpkı bir şekilde sokakta hayatını kazanan diğerleri gibi; berber,
sebze veya sandviç satıcısı, atık kağıt toplayıcısı ve telefoncu olarak. Erkekler,
hamallık, araba yıkama, kunduracılık veya canlı reklam panoluğu gibi işler yapıyor.
Ancak kayıt dışı sektörde tartışmasız çoğunluğu kadınlar oluşturuyor. Güney Afrika
Çalışma Bakanlığı’nın (1996 yılı) verilerine göre Afrikalı kadınların yarısı (“Asyalılar”
ve “beyazlar” hariç), kayıt dışı sektörde çalışıyor. Buna karşın erkeklerde oran
%17. Kayıt dışındaki kadınların ortak yanı, hiçbir zaman kayıtlı sektörde iş bulmalarını
sağlayacak bir eğitim görme fırsatı bulamamış olmaları.

Tıpkı Jabulisiswe
Manqele gibi. Henüz genç bir kadınken kocası hasta düşünce, onu ve üç çocuğunu
geride bırakarak, memleketi Kwa Zulu’daki Mampumula’dan, daha iyi bir yaşam elde
etmek umuduyla kente gelmişti. Ama bunu nasıl sağlayabilecekti?

“Malavili
bir sevgili bulmayı denedim” diyor ve kıkırdıyor, “yabancı ülke erkeklerinin çocuk
yapmadıkları söylenirdi.” Şimdi bütün yaşadıklarına gülüyor, oysa o zamanlar çok
acı vermiş. Tabii ki Malavili liman işçisinden çocukları olmuş. “İlk üçten başka,
tam sekiz tane! Biz kadınlar için çekecek çok dert var” diye yakınıyor.

13
yıl sonra ikinci kocası Gogo’yu terk edince, çocuklarını tek başına yetiştirmek
zorunda kalmış. Aileyi ekmekle ve Gogo’nun hizmetçilik yaptığı beyaz evin artıklarıyla
beslemiş. 48 yaşına geldiğinde, eviyle işi arasındaki uzun otobüs yolculuklarında
yün başlıklar örmeye başlamış Gogo. Bir işportacı ördüklerini sahilde satıyormuş.
Böylece gelirini biraz artırmayı başarmış.

1970’te ise bu sefer kendisi
sahil yolunu mekan tutmuş. Zaman zaman hapse düştüğü olmuş, çünkü beyazların cenneti
80’li yılların ortalarına kadar siyahlar için yasak bölgeydi. Yine de, hayatta
kalmanın bu yürekli ustası bütün çocuklarını okutmayı başarmış. Buradaki birçok
kadın gibi, o da en çok bundan dolayı gurur duyuyor. Kadınlar çocukları sorulduğunda,
otomatik olarak sadece yaşlarını değil, aynı zamanda öğrenim derecelerini de sayıyor.
Çünkü buralarda kendilerini paralamalarının, eziyet çekmelerinin tek hedefi, çocuklarına
daha iyi bir hayat sağlamak. Ve “Gogolar”ın birçoğu artık torun sahibi olduğundan,
bu kez de onlar için her gün sahile gelmeye devam ediyor.

Kırsal kesimde
yaşayan kadınların işi kentlerdekilerden daha zor. Bu kadınların üçte ikisinin
hiçbir geliri yok. Durban’dan 60 km uzaktaki İnanda’da yaşayan Henrietta Myeza,
toplumun el uzatmadığı bu kadınlarla ilgileniyor: “Çalacak bir kapımız yok. Oysa
buna çok ihtiyacımız var!” Sonra fısıltıyla devam ediyor: “Parmaklarımızın ucunda
yürüyoruz, çünkü korkuyoruz! Kormuş birine kim yardım edebilir? Eğer içeri girebileceğin
bir kapı, ‘Gel, otur ve anlat’ diyen birisi yoksa, sana kim yardım eder?”

60
yaşlarında, şişmanca bir kadın olan Henrietta Myeza evde, döşemenin üzerinde oturuyor.
Biraz önce eski, mekanik dikiş makinesinde “sihirli” elleriyle yarattığı her şeyi
etrafına yaymış: Okul önlükleri, eski elbiselerden diktiği kazaklar, patchwork
yatak örtüleri. Bana kullanılmış naylon torbalardan yaptığı paspası gururla gösteriyor.

Henrietta enerji dolu. Becerilerini komşu kadınlara aktarıyor. Ve hep daha
iyi bir geleceğin hayalini kuruyor, küçük bir “fabrika”nın. Ona heyecan veren
bir şey bu: “Çok sayıda iyi dikiş makinesi olsun isterdim. Dikiş makineleriyle
dolu bir fabrika. Ve ben makine sıraları arasından yürüyorum. İşte benim hayalim
bu!”

Henrietta hayal kurmaktan öteye pek geçemezken, Manqele isteklerinden
birini gerçekleştirmiş bile. Yaşlılık günlerinde yeniden öğrenim görmeye başlamış:
Kadın sendikası SEWU’nun ayarladığı bir İngilizce kursuna gidiyor. Manqele sendikanın
kurucu üyelerinden. “Çok şey öğreniyorum” diyor coşku içinde, “’washing’ ‘elbise
yıkamak’ demek, ‘wash up’ ise “bulaşık yıkamak’”. Yeni öğrendiklerini derhal evdeki
altı torununa aktarıyor.

Böylece ilk adımlar atılmış oluyor. Manqele’yi
akşam üzeri Umlazi’deki evine bıraktığımda, üç gözlü, tipik evi gösteriyor bana.
İki ilave oda henüz inşa halinde. Eğer para artırabilirse, yeni taş satın alacak.
Beni davet ettiği esnada, evde altı torunundan ikisi ve gelinlerinden biri var.
En küçük torun Samgei elinde bir kara tahtayla geliyor ve üstüne ismini yazıyor.
Manqele hayranlık içinde; çünkü küçük kız henüz okula gitmiyor. Büyükannesindeki
akıl ve bilinçten bir şeyler almış olmalı.

Direniş: Güney Afrika’nın
kadın sendikası SEWU


„Kendi Hesabına Çalışan Kadınlar Sendikası“nın
(SEWU) bürosu, Durban’daki büyük alışveriş pasajının ikinci katında. Bu bölge
Warwick Caddesi boyunca uzanan kalabalık bir alışveriş alanı. Beauty ve Patience
öndeki büyük konferans odasında, üyeleri birkaç gün sonraki workshop’a hazırlarken,
diğer küçük odada altı kadın İngilizce dersi yapıyor. Beauty ve Patience SEWU
bölge bürosunun sürekli çalışan elemanı; üye kadınlara danışmanlık yapmak ve yeni
üyeler kazanmakla görevliler. Kağıtları dikkatle katlayıp zarflıyorlar; büyük
bir özen ve neşe içinde. SEWU’da çalışmak kararlılık ve özveri gerektiriyor. 1994‘ten
bu yana, sendikacı kadınlar bir telefon, bir fotokopi makinesi ve bir bilgisayarla
bu kadın sendikasını ayakta tutmuşlar. Sendika „kayıt dışı sektör“de çalışan kadınları
temsil ediyor. Halen örgütlü olduğu bölgeler Kwa Zulu Natal (Durban), Eastern
Cape (Umtata) ve Western Cape (Capetown ve Guguletu).

Aslında kayıt dışı
sektör tam da SEWU’nun kapısının dibinde. „Warwick Üçgeni“ kentten dışarıya açılan
otoban ve yan yolların kesişme yeri. Beton kolanlar arasında gürültü, egzoz gazı
ve binlerce alıcı, satıcı ve gelip geçenin fokurdadığı bir kazan kaynıyor. Yüzlerce
dolmuş, tren ve otobüs siyahların ordusunu kentle banliyöler arasında taşıyor.
Burada tahminen dört bin beş yüz yasal, bin beş yüz kadar da kaçak satıcı iş çeviriyor.
Yaklaşık yüz yirmi bin insan her gün bu yoksul süpermarketini dolduruyor. Yiyecek,
giyim, ayakkabı ve –aspirinden diş macununa- günlük kullanım malzemelerini bulmak,
ayrıca her türlü hizmet satın almak mümkün burada. Kunduracı, sağlıkçılar, berberler,
telefoncular ve sandviççiler hizmete hazır bekliyor. Ayrıca, kaçak satılan silah,
alkollü içecek ve uyuşturucu gibi şeyler de burada el değiştiriyor.

Warwick
Caddesi kadın sendikası SEWU’nun altmışı aşkın yerel grubundan bir tanesi. Her
yerel grubun en az on, en çok iki bin beş yüz üyeyi temsil eden bir komitesi var.
SEWU’nun hikayesi 1993‘lere, yukarda sözünü ettiğimiz sahil yoluna kadar uzanıyor.
78 yaşındaki Manqele birkaç yıl boyunca sahildeki grubun başkanlığını yürütmüş.
SEWU örgütçüleriyle ilk karşılaşmasını hatırlıyor: „Onlara dedim ki, bize durmadan
sözler veren ve sonra hiçbir şey yapmayan örgütlere karnımız tok. SEWU’lu Patience
ve Ntokozo bana şöyle cevap verdi: ‚Buraya, sizler için neler yapacağımızı anlatmaya
gelmedik. Neye ihtiyacınız olduğunu sizden duymaya geldik.‘“ Aldıkları bilgiler
doğrultusunda resmi mercilerle ihtiyaçlar konusunda pazarlık başlar. Kadınlar
her şeyden önce sürekli parasız olmaktan şikayetçidir. SEWU birkaç hafta sonra,
bir sene içinde geri ödemek kaydıyla kadınlara borç verecek güvenilir bir kurum
bulur. Bu adım kadınlar üzerinde büyük bir etki bırakır. „İlk defa bizimle ciddi
olarak ilgilenen bir örgüt bulmuştuk“ diyor Manqele. Gelinen nokta kadınlar açısından
oldukça avantajlı: Sokak satıcısı kadınların başının üzerinde artık bir dam var;
depo, elektrik, su, hatta gecelemek için bir yer bile sağlanmış durumda.

Köln’de
yapılan Alternatif Dünya Ekonomi Zirvesi boyunca NGO Women’s Forum’un konuğu olan
Felicia Ngewu da SEWU üyesi. 48 yaşında, tıpkı Manqele ve milyonlarca siyah kadın
gibi Apartheid döneminde evlerde hizmetçilik yapmış. Sonra „kendi hesabına çalışan“
satıcı olmuş. „Artık kayıt dışı sektördeyim. Deri çanta ve kemer dikiyorum“ diyor.
Kazandığıyla üç çocuğunun geçimini ve eğitimini karşılamaya çalışıyor. Yirmi bir
yaşındaki en büyük oğlu işsiz. Felicia SEWU’ya girmiş, çünkü „SEWU sadece kadınlara
açık bir örgüt. Burada çekinmeden soru sorabiliyor ya da tavsiyelerde bulunabiliyorum.
Erkekler olsaydı, hiçbir şey soramazdım, ya da faal çalışamazdım.“

Felicia
SEWU‘nun hiçkimsenin ilgi göstermediği sorunları çözmede yardımcı olabildiğini
söylüyor: „SEWU’da yeni beceriler edinme imkanı buldum, örneğin ev yapmak için
tuğla hazırlamayı ya da basit elektrik işlerini yapmayı.“ Bunun dışında SEWU’nun
günlük sorunlarda kadınlara yardımcı olan bir danışma servisi var. Şöyle özetliyor
Felicia: „SEWU’ya üye olduğumdan beri kendime güvenim arttı ve aktifleştim. Kendi
yerel grubumda başkanım, ayrıca Western Cape bölgesinin saymanlığını sürdürüyorum;
yanı sıra ulusal yürütme komitesinin delegesiyim.“

Kadınların güçlenmesi


SEWU’nun bir küçük serbest girişimciler birliği değil de, bir sendika olması
tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü işportacılar, ev eksenli çalışan kadınlar,
fahişeler, içki satıcıları veya kağıt toplayıcılar çalışanlar skalasının en altında
yer alıyor. Sendika kurucularından Pat Horn küçük ve orta girişimcileri desteklemenin
bu nedenle SEWU’nun ilgi alanına girmediğini söylüyor. „Kadının güçlenmesine yardımcı
olmak istiyoruz“ diyor, „onlara hareket kabiliyeti sağlamayı arzu ediyoruz. Eğer
hükümet ekonominin çeşitli sektörleri arasında geçişleri olanaklı kılacak bir
politika izlerse, bundan memnunluk duyarız.“ Başka bir deyişle, beyaz erkekler
Apartheid döneminde olduğu gibi şimdi de ekonominin köşe taşlarında baskınken,
siyahlar ve kadınlar kayıt dışında „gettolaşmamalı“ diyor Pat ve devam ediyor:
„Söylemek istediğim şu: Kayıt dışında çalışan insanlar kayıtlıya geçiş yapabilmeli.
Biz kayıt dışının kayıtlı hale gelmesini önemle istiyoruz.“

İşte SEWU kadınların
daha kendine güvenli ve güçlü hale gelmesini bu nedenle istiyor. Bu mücadelede
sendikanın yararlandığı araçlar şöyle sıralanabilir:

-Kayıt dışı sektördeki
çalışma koşulları konusunda kamuoyunu bilinçlendirecek ve bu sektörde çalışan
kadınların durumuna dikkat çekecek kampanyalar düzenlemek.

-Kadınlara, tezgahlar
için tente, umumi tuvalet, depo yeri, akar su elde etmek için kent meclisleriyle
görüşmeler yürütmek konusunda eğitim vermek.

-Özellikle kadın ve insan
hakları ile sosyal hakları kapsayan siyasi bir eğitim vermek.

-Kadınların
kendi kredi kooperatiflerini kurarak, ucuz kredi olanağına kavuşmasını sağlamak.

-Hukuki yardım ve danışma. Bir örnek: SEWU örgütçülerinden Beauty Maningi,
bir seferinde pazarda işverene tuvalete gittiğini söylemediği için bir kadının
dövüldüğünü ve aşağılandığını görmüş. Kadının ağladığını hatırlıyor ve „maruz
kaldığı muameleye göz yummam mümkün değildi“ diyor Maningi. Kadını polise götürür
ve işveren hakkında suç duyurusunda bulunur. Ne var ki daha sonra polisten bir
telefon gelir. Polis kadının şikayetini geri almasını istemektedir; işveren rüşvetle
konuyu kapatmayı teklif etmiştir. İkinci bir polisi memuru soruşturma için „delilleri
yetersiz“ bulur. „Kadınların mevcut hukuk tarafından korunmadığı çok açıktı ve
güçlü adamlar yasaları çıkarları için kullanıyordu“ diyor Maningi. Yine de vazgeçmez
ve sonunda savcının konuya eğilmesini sağlar. Bu dava önümüzdeki günlerde başlayacak.

-Hamilelik,
hastalık ve sakatlık gibi durumlar için sosyal sigorta, ayrıca emeklilik için
planlama yapılmasını sağlamak.

-Kadınlara mesleki eğitim vermek; sadece
dikiş gibi işler için değil, aynı zamanda çoğunlukla erkeklerin yaptığı elektrik
ve tesisat işleri için de. Bir örnek:

SEWU örgütçüsü Ntokozo Mbhele sendikanın
iç bülteninde şöyle soruyor: „Krediye mi, yoksa daha iyi bir eğitime mi ihtiyacımız
var? Kadınların çoğu hala sadece dikiş öğreniyor; oysa çok az kar getiriyor bu
iş. Dikiş iyi güzel, ama rekabet koşullarına bakacak olursak, marangozluk veya
inşaatçılık gibi başka meslekler öğrenmenin neden daha anlamlı olduğunu görürüz.
Dikiş dikmeye devam ettiğimiz sürece, toplumda kadınlar hakkında var olan görüşleri
değiştirebilir miyiz? Böylece kadınların daha güçsüz olduğu yolundaki görüşü kuvvetlendirmiş
olmuyor muyuz? Bütün toplantılarda, ilerici kadın ve erkeklerin bulunduğu oturumlarda
bile, kreşten konuşulduğunda kadınların ortaya fikir atması beklenir. İşte bunlar
hayatımıza egemen olan klişelerdir. Bu anlayışları etkin bir şekilde mücadeleyle
değiştirmezsek, kadınlar hep toplumun en çok çalışıp, en yoksul kalmaya devam
edenleri olacak. Bu yüzden kadınları her zaman elektrikçi, marangoz, inşaatçı
ve kaynak ustası olmaya teşvik ediyorum. Bu konularda kadınların kamu eğitim programları
içine dahil edilmesi için, kent ve eyalet hükümetleriyle görüşmelere başlamalıyız.“

-Sendikanın
ekonomik bağımsızlığını sağlamak. Şu sıra üyeler ayda 5 Rand aidat ödüyor. SEWU
yıllık 500 bin Randlık bütçesinin büyük bölümünü hala Norveç, Finlandiya, Belçika,
Hollanda, Kanada ve ABD’den gelen katkılarla karşılıyor. Ama asıl hedef SEWU’nun
üye aidatlarıyla ayakta durmasını sağlamak. Üye sirkülasyonunun yüksek oluşu bu
hedefe ulaşmayı güçleştiriyor.

Kendi çıkarlarını keşfetmek


Eski büro koltukları üzerinde yaklaşık 200 kadın oturuyor. „Warnick Üçgeni“
yakınlarındaki otelin kırık dökük lobisinde sessizlik hakim. Çok sayıda başörtüsü
ve bere içinde bir tanesi bile kıpırdamıyor. Kadınlar dikkatle kürsüde konuşan
psikoloğu dinliyor. Konu acının çeşitli aşamaları; bir çocuk öldürülürse, tecavüz
ya da tacize uğrarsa veya böyle korkunç olaylara tanık olursa, gibi... Bu gibi
durumlarda ağlamanın doğal bir şey olduğu, iyi bir dostla konuyu konuşmanın işe
yarayabileceği, bastırmanın doğru bir şey olmadığı, hele çocuklarda .... Kadının
biri salonu terk ediyor, diğerlerinin ise gözyaşları boşalıyor. Siyasal şiddetin
yıllarca çok yaygın olduğu Kwa Zulu Natal eyaletinde, neredeyse siyah kadınların
hepsinin böyle travmatik bir deneyimi var veya çok yakından tanık olmuşluğu.

SEWU
üyesi her kadın iki ayda bir böyle bir workshop’a katılabilir. Hepsi çok hevesli.
Hayatta kalma mücadelesinin bu becerikli ustaları, en son ne zaman iki gün aralıksız