KÜTÜPHANE

 PARİS YANDIKTAN SONRA YAPILAN ÜÇKAĞITLAR
 

KÜTÜPHANE

 PARİS YANDIKTAN SONRA YAPILAN ÜÇKAĞITLAR
 (Newsweek - tarih: 20.02.2006 01:08 )
Geniş çaplı isyanlardan 1 ay sonra, Fransa'nın huzursuzluğun "kökten sebepleri"ne ulaşma çabaları sadece göz boyama gibi görünüyor.

Öteki Fransa: Futbol ile uyuştutulmuş beyinler ve iş bulma ihtimalinin sıfır olduğu iş arayışları

Futbol formaları içindeki küçük çocuklar sabahın alacakaranlığında aydınlatılmış bir sahada tur atıyorlar. Paris'in uçlarına püskül gibi eklenmiş duran gri beton sitelerin arasında küçücük benekler gibi görünüyorlar. Nefesi soğuk havada buharlar çıkaran antranörlerinin sesi çevrenin sessizliğinde patlıyor" Kısa yoldan köşe dönmeyin, dalga geçmeyin" Montfermeil'de en fazla göçmenin yaşadığı bu mahalle cennet değil fakat cehennem de değildir. Hikaye aşağıdaki şekilde devam eder:

Geçen ay bu mahalle ve Fransa'nın şehir dışında çok sayıdaki yoksul mahallesi ayaklanma sonucu cehenneme döndü. Clichy-sous-Bois'dan başlayan isyan tam 3 hafta boyunca tüm şiddetiyle sürdü: 10 bin araba ve içlerinde okul, güzellik salonları, spor salonları ve küçük işyerlerinin de olduğu 200'den fazla bina ateşe verildi. Binlerce insan tutuklandı, 400'den fazla kişi hapsedildi, içlerinde 234 polis ve itfaiye görevlisinin olduğu yüzlerce kişi de yaralandı. Bu olaylar bazı Fransız politikacılarının akıbetini ve belki de Fransa'nın geleceğini tehlikeye atmış görünüyordu.

Şimdilik yangın söndürüldü ancak havada hala keskin, acı bir koku asılı duruyor. Bunu Montfermeil'in yüksek tellerle çevrili futbol sahalarından sormak gerekir. Cezayirli bir göçmenin oğlu olan ve civar sitelerden birinde büyüyen antranör Kaddor Slimane, çalıştırdığı takım, her sene oynadığı ligde sportmenlik ödülü alıyor. Yetenekleri sınırlı olduğu düşünülen ve hepsine aynı gözle bakılan "dış dünya"da, bu kişilerin iyi hal ve tavırlar içinde olmaları ne anlama gelmektedir? "Fransızlar ırkçıdır" diyor antranör. Ancak bunu hiçbir zaman kabul etmek istemezler. Kitle gösterilerinde yer alan 24 yaşındaki Ahmet, "Göçmen mahallelerinde yaşamak çocukken fena sayılmaz ancak büyüyüp belirli bir yaşa ulaştığınızda gına gelir, gerçek Fransa'dan sessizce sürgün edilmiş bu yerlerde futbol oynamak ve sağda-solda aylak gezmekten başka yapacak bir şey yoktur" diyor ve ırkçı saldırılardan korktuğu için soyadını vermek istemiyor.

Diğer yandan, şiddet olayları konusunda çekimser ve tereddütlü kalan politikacılar seslerini yeniden yükseltmeye başladılar. Sanki isyan olayları hiç olmamış gibi birçoğu yine kanun ve kurallardan yana yavan sözler etmeye başladılar. İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, 15 Aralık'ta yaralanan polis ve itfaiye görevlileri için yaptığı konuşmada " İsyan olaylarına karışan herkes bugün veya yarın mutlaka yaptıklarının hesabını verecektir" dedi ve ardından siyasi rakibi ve Başbakan Dominique de Villepin ile birlikte dinleyici kalabalığı arasına karışarak onlarla el sıkışıp fotograf çektirdiler.

Kısa bir an için, isyanların hemen ertesi günlerinde, gerçek değişim mümkün gibi görünüyordu. Sanki geçmiş on yılları düzeltmek istercesine Fransız yetkililer karışıklığın "kökten nedenlerini" ortaya koymak için etkili hamlelerde bulundular. Hükümet varoşlardaki bunaltıcı ve yabancılaştıran ruhsuz beton blokları yıkarak yerlerine daha şirin ve etrafı yeşilliklerle dolu siteler yapmak için çalışmalara hız verdi. Sorunlu bölgelerdeki sosyal hayatı destekleme fonu için 2006 bütçesinden ayrıca 100 milyon Euro ödenek ayırdı. Birçok göçmen mahallesinde yüzde 20-40 civarlarında olan işsizlik problemine odaklanan hızlı çözümler üreteceği taahhüdünde bulundu.

Bunlar sadece başlangıç idi. Bir diğer program 70 bin varoş gencine serbest meslek danışmanlığı, stajyerlik desteği ve iş olanağı sağlamayı öngörüyordu. 2006 yılında göçmen mahallesinde eğitim gideri karşılanan çocuk sayısı 30 binden 100 bin'e çıkacak, seçkin Fransız okullarına alınan siyahi öğrenci sayısı artırılacaktı.Hatta ünlü sanatçılar ve rap şarkıcıları 2007 seçimlerinde öncelikle göçmen mahallelerini hedefleyen seçim kampanyalarına katkı sunmak için sahneye çıktılar. Bu türlü önlemler ilan edilirken Başkan adayı De Villepin ülkenin ruhsal durumunu, "Fransa acı tecrübeler yaşamıştır, şimdi önümüzde büyük fırsatlar var" sözleriyle açıkladı. Hikaye şöyle devam etti:

Ancak ülkedeki yoksul ve çoğunluğu Müslüman olan varoş insanları bu
"Biz" kelimesinin içine gerçekten alınacak mıydı ? Evet, herkes yeni önlemler alınmasının acilen gerektiğinde fikir birliği ediyordu. Ancak buna benzer teselliler son 30 yıl içinde öylesine çok kez tekrarlanmıştı ki özellikle bu iyileştirmelerden birincil olarak yararlanması gereken bir çok Fransız vatandaşı bile sadece vitrin dekoru olmuştu. Paris Siyasal Araştırmalar Enstitüsü'nden Siyasi Bilimci Stephane Rozes, "Fransızlar çözümlerin problemlerle aynı değerde olduğuna inanmazlar" diyor. Toplumun şiddetli beklentilerini gerçekleştirmek için ne yapılması gerektiği konusunda ise şunları ekliyor: "Ekonomik büyümenin, mesleklerin ve toplumsal devinimin yüksek oktanlı yakıta ihtiyacı var".

Ne yazık ki bu yüksek oktanlı yakıt az fakat alınacak yol uzun. Brüksel'in baskısı yüzünden Fransız hükümeti kamu harcamalarını dizginlemek için tutulamayacak sözleri verme politikasını benimsiyor ve bir eliyle verdiğini diğer eliyle alıyor. Hiç kuşku yok ki varoşların isyanına dair yaygın önsezi vardı. Örneğin bu hassasiyeti dile getiren toplumsal kuruluşlar için 100 milyon Euro belirlendi ancak hükümet 2002 yılından bu yana uygulanan fon ve yardım programlarını kısıtlama politikasını aynı şekilde sürdürüyor. Benzer şekilde eğitimde "yeni" para uygulaması da el çabukluğu ile uygulamaya koyuldu. Ülkenin en kötü durumdaki okullarına ayrılan ek ödenek -ki kaldırılıyor- "en kötü" eğitim veren okullar listesinden daha yeni çıkmış olan okullara bu ödenek verilmeyecek. Bu durum aslında gelişme sağlayanı cezalandırmaktır. İstiridye kabuğu sembollü saçma oyunlar düzenlemek varoşta güven yaratmaz. Paris'in güneyinde Coluche Halk Merkezi Md. Yrd. Jean-Claude Mas " Bizim sembole ihtiyacımız yok, bizim dipten gelen düzeltme ve gelişmelere ihtiyacımız var" diyor.

Köklü çözümler semboller ile birbirlerini tamamladıklarında memnuniyetle karşılanır. Hükümet 2006 yılında bazı varoşlardaki 30 alış- veriş merkezini yenilemek gibi sadece fiziksel görünümü değiştirme çabalarını hızlandırıyor. Bu tür çarpıcı(!) önlemler düşük gelirli insanların yaşadığı ve uzun vadede yıkılması planlanan dev blokların en fazla olduğu, sadece 1 hafta önce isyanın en keskin alevlendiği yerleşim yeri olan Aulnay-Sous-Bois için öngörülüyor.

Mesele şu ki böyle zaman alan ve dalga dalga yayılmaya bağlı dönüşümler hükümetlerin değişmesine neden olacaktır. Montfermeil'deki mimari kabusun toplumsal sorunlara yol açacağı uzun zamandır bilinmekteydi fakat son 10 yılda karabasan gibi uzayan binalardan sadece 2 tanesi yıkıldı.

Fransız varoşlarında yaşayan çocuklar ve anne-babalarının gözünde, zaman geliştirme ve düzeltme zamanı değil tahrip etme, yıkma zamanıdır. Aynı olaylar bu kez yetkililerin düşüneceğinden çok daha tehlikeli olabilir: 15 Aralık 2005'de polis Clichy-sous-Bois'da bir apartmanın arkasında bir sandık deposu ortaya çıkardı. Bu depoda 1 kilo patlayıcı, 19 dinamit lokumu, 2 suikast silahı, 11 infilak aleti, 2 tabanca, 1 tüfek ve hatta 1 jandarma üniforması bulundu. Ahmet diyor ki " Eğer bir şeyler yapmazlarsa, iş arabaları yakmaktan daha öteye gidecektir" " İşte bu yüzden yetkililere sesleniyorum, hiç ikaz edilmemiş gibi sahtekar davranmayın". Her şeye rağmen Monfermeil'deki çocuklar bile "kısa yoldan köşe dönme"nin kötü bir alışkanlık olduğunu biliyor.

Kaynak: Newsweek/Ülkede Özgür Gündem
Çeviren: İnci Çakır